MHP'li Yeniçeri: Herşeyi PKK açıklıyor...
 MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında, çekildiği söylenen PKK'nın aslında çekilmediğini, halkın arasına karıştığını iddia etti. 

PKK'nın, karakol şantiyelerini ateşe verip işçileri kaçırdığını ifade eden Yeniçeri, "Cizre'de sözde asayiş birimi kurup kontrol yapıyor, Bu asayiş birimlerinin Diyarbakır'da da kurulduğuna ilişkin haberler geliyor" diye konuştu.  Yeniçeri'nin açıklamaları şu şekilde:

Sanal Çözüm Sahte Çekilme! 
 
Hükümetin bütün umudunu bağladığı PKK’nın çekilmesi ve silah bırakma süreci iflas etmiştir. Güneydoğu’da meydana gelen terörist ve bölücü faaliyetler kamuoyuna duyurulmayarak sözde barış sürecinin devam ettiği duygusu yaratılmaya çalışılmaktadır. Gazete köşeleri ve Türk medyasının her yanı AKP’nin propaganda makinesinin bir dişlisi haline getirildiğinden bölgede olup-bitenlerden halkın haberi olmamaktadır.
 
Saklanamayacak ölçüdeki olaylar, boyutu küçültülerek ancak servis edilebilmektedir. Son zamanlarda bölgede basılan şantiye, yakılan araç, kaçırılan asker, teknisyen ve görevli sayısında ciddi bir artış vardır. Sokak ortasında katledilen korucu, evi yakılan şehit imam ve saldırıya uğrayan karakollar aslında her şeyi açıklıyor. 
 
Çekildiği Söylenen PKK’dan Son On Günde 47 Saldırı!
 
Özellikle karakol şantiyelerinde iş makinelerini ateşe verip işçileri kaçıran teröristlerin son 10 günde yaptığı saldırılar, güvenlik güçlerinin kayıtlarına yansıdı.
 
Şırnak'ın Cizre ilçesinde sözde asayiş birimi kurup yol kontrolü yapan, Diyarbakır Lice'de karakola baskın girişiminde bulunan PKK'nın son 10 günde 47 şiddet içerikli eylem gerçekleştirdiği belirlendi. 
 
Güvenlik güçlerinin kayıtlarına yansıyan bilgilere göre, eylemler Adana, Ankara, Diyarbakır, Hakkâri, İstanbul ve Mersin'de yoğunluk gösterdi.
 
 Molotoflu saldırılarla 7 bina kullanılamaz hale getirildi, 6 polis aracı ve 1 Jandarma karakolu tahrip edildi. Terör örgütü, yapımı devam eden baraj inşaatları ile yeni yapılan karakolları hedef seçti. Bölgede bazı şantiyelere saldıran teröristler iş makinelerini yakıp işçileri kaçırdı. Hakkâri'de 9 yaşındaki çocuk patlayıcıyla eyleme götürülürken parmakları koptu.
 
Şehir merkezlerinin yanı sıra kırsalda da sivil halka yönelik saldırılar dikkat çekti. 20 Haziran 2013 günü akşam saatlerinde Diyarbakır'ın Kutlu köyüne 8 araçla gelen 25 kişilik PKK'lı grup, köy halkına propaganda yaptı. Ardından muhtarı ve 3 bin liralık ziynet eşyası bulunan aracı kaçırdı. 23 Haziran'a kadar 50 bin dolar getirmesini istedikleri muhtarı, ailesini öldürmekle tehdit ettiler. Muhtar 19 Haziran'da serbest bırakıldı.
 
17 Haziran'da Hakkâri'de Kamışlı köyünde bir kişi kaçırıldı. 11 Haziran'da Şırnak'ın Silopi ilçesine bağlı Ballıkaya köyünde, köy yolu açma çalışması yapmak için gelen 4 işçiyi tartaklayan teröristler iş makinesini yakıp olay yerinden kaçtı. Aynı gün Şırnak merkeze bağlı Milli köyünde, yol yapım işlerinde çalışan şantiyeye ait 2 iş makinesi, 1 dozer ve 1 ekskavatör ateşe verildi. 15 Haziran'da Bingöl'ün Yayladere ilçesine gelen 5 PKK'lı bölgede çalışan işçileri tehdit edip, 30 ton odunla, 5 aracı yaktı.
 
Dün Tunceli ’ye 25 kilometre uzaklıktaki Geyiksuyu Köyü yakınlarında, özel bir şirkete ait şantiye silahlı 4-5 PKK’lı tarafından basılıhp, silah tehdidi ile işçileri bir yerde topladıktan sonra şirkete ait kamyon ateşe verip yakıldı. Olayın duyulmasının ardından güvenlik güçleri bölgeye operasyon düzenledi. Bölgede operasyon sürürken, ağaç kesimi yapan işçilerden henüz bir haber alınamadı.
 
Yine, terör örgütü PKK Bitlis'in Tatvan ilçesinde bastığı taş ocağında çalışan 3 operatörü kaçırmıştır.
 
AKP İktidarı Kamuoyunu Yanıltıyor!
 
AKP iktidarı, PKK “çekildi, çekiliyor” diyerek kamuoyunu yanıltıyor. Çekilen PKK yok, araziye uyan, yerleşim birimlerine sızan, halkın arasına karışan PKK var. Diyarbakır’ın Lice ilçesi Kayacık Köyü’ndeki karakol inşaatının protesto edilmesi olayları sırasında yol kesen PKK’lıların kaçırdığı Uzman Çavuş Yetkin Beğen’in ifadeleri Bugün gazetesinde var.  Beğen, PKK’nın sözde Diyarbakır sorumlusu Mehmet Şah Yeldeniz’in kendisini sorgulandığını söylüyor: Sorgusunun ikinci gününde terör örgütü üyelerinin elinde kendisine ait nüfus kütüğünü getirdiğini anlatan Beğen, PKK’lıların elindeki kağıtlara bakarak konuştuklarını söyledi. Bu kağıtlarda kendisiyle ilgili nüfus kayıt örneği dahil detaylı bilgilerin bulunduğunu ifade eden Beğen, PKK’lı Yeldeniz’in kendisine; ‘Çalıştığı yerler, görev yaptığı birimler, girdiği çatışmalar, ailesinin çalışma durumu, askerin bölgede karakollardaki sayısal durumu, mayınların yerleri, askerin kullandığı araçların teknik kabiliyetleri ve zaafları, bölgede son dönemde gerçekleştirilen ve örgüt mensuplarının zayiat vermesine neden olan operasyonlar’ hakkında sorular sorduğunu söylüyor.
 
Bu bilgiler, dikkatleri bir yıl önce başta Hakkari olmak üzere çeşitli illerde, PKK adına çok sayıda fişleme yapan nüfus memurlarına yönelik operasyonlara çevirdi. 
Beğen’in ifadelerinde çözüm sürecinde PKK’nın çekilmesine ilişkin bilgiler de yer aldı. Beğen, örgüt üyelerinin, “PKK’lılar sürece güvenmiyor ve tam kadro sahada faaliyet göstermeye devam ediyor. Hiçbir yere çekilmedik ve alanı terk etmeyeceğiz” dediğini belirtti.
 
Devlet Bölgeden Çıkarılmaya Çalışılıyor!
 
Cizre'de sözde asayiş birimi ile gündeme gelen ve adına Yurtsever Devrimci Gençlik Hareketi (YDGH) denilen yapılanmanın dağıttığı bildirilerde kullanılan ifadeler de dikkat çekici. "Çözüm süreci nedeniyle rehavete kapılmayın" uyarısının yapıldığı bildirilerde, Ordu ve polisiyle devletin bütün kurumlarının bölgeden çıkarılacağı ileri sürülüyor. Köy ve mahalle muhtarları ile sivil toplum örgütlerini dolaşan örgüt üyelerinin, 'bize katılmazsanız seçime giremezsiniz' şeklinde tehditler savurduğu dile getiriliyor. PKK'nın, köy korucuları ile örgüte destek veremeyen vatandaşları ise "ajan, kelleci, kontra" gibi tanımlamalarla baskı altına almaya çalıştığı vurgulanıyor. 
 
AKP, “Çözüm süreci” ile halkı oyalar, KCK’lıları serbest bırakır ve bölgedeki askeri birlikleri geri çekerken, PKK var gücüyle yerleşim bölgelerine sızmış, gücünü pekiştirmiş ve halkın üzerindeki baskısını artırmıştır.
 
PKK’lı teröristler artık askerle değil, şantiyelerle, baraj ve karakol inşaatlarıyla savaşır hale gelmişlerdir.
 
PKK bölgeyi bir yandan kurtarılmış bölge haline getirmeye çalışırken diğer yandan var gücüyle uyuşturucu ticareti ve kenevir ekimine yönelmiştir. TSK’nın binlerce askerle kenevir tarlalarına yaptığı operasyonlar sembolik ve göstermelik bir boyutta kalmaktadır.
 PKK, Türkiye Cumhuriyeti devletini bölgede formaliteye indirgemeye çalışıyor. PKK, bölgede fiilen hakim olduğunu göstermeye çalışmaktadır.
 
Diğer yandan Murat Karayılan yerine, örgüt içi infazlarıyla ve şahin tavırlarıyla tanınan terörist Cemil Bayık’ın gelmesi de PKK’nın yeni bir strateji devreye soktuğunu gösterir, niteliktedir.
 
Terörist Başının Serbest Bırakılması!
 
Bu arada terörist başı Öcalan’ın serbest kalabilmesi için formül üzerine formül ortaya atılıyor. Bunların içinde en başta geleni Öcalan’ın sağlık durumunun bahane edilerek serbest bırakılmasıdır. Bölücü kaynaklarda bu konudaki haberlerde ciddi artış var. Özellikle bu hususa tekrar dikkat çekiyorum!
 
 Demokratik Toplum Kongresi Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk’un sözleri bu konuda yapılmak istenenleri ortaya koyar niteliktedir. Tuğluk, "Sürecin ilk aşaması tamamlanmış durumda. Ancak bu tarihsel dönemin hayati niteliğiyle tamamen zıt, mevcut sürecin sağlıklı ilerlemesini engelleyici menfi bir durumla karşı karşıyayız" dedi. "Bir yandan Öcalan’la müzakerelerin yürütülmesi, bir yandan da kendisinin en ağır tecrit koşullarında yaşamaya zorlanıp sağlığının bozulması adil değildir… İmralı’ya bir an önce bağımsız bir doktor heyeti gitmeli. Öcalan’ın ilerlemiş sağlık sorunları nedeniyle önce muayene edilmeli, ardından tedavi için her ne gerekiyorsa bir an önce vakit kaybetmeden yapılmalıdır".  
 
MISIR’DAKİ DARBE DENGELERİ ALT ÜST EDECEK NİTELİKTEDİR
 
1991’de Cezayir 2013’de Mısır
 
Mısır’da Müslüman Kardeşler hareketine karşı gerçekleştirilen askeri darbeyi duyanların aklına Cezayir’dekiİslami Selamet Cephesinin başına gelenleri gelmemesi mümkün değildir. Bilindiği gibi  Cezayir'de 26 Aralık 1991'de gerçekleştirilen genel seçimlerin birinci turunda oyların resmi kaynaklara göre % 55'ini İslami Selamet Cephesi (FIS) almıştı. İslâmi Selamet Cephesi'nin bu başarısından endişelenen Batı'nın açık tahrikleri ile Cezayir ordusu, 16 Ocak 1992 tarihinde yani seçimlerin ikinci turunun yapılacağı tarihe beş gün kala askeri darbe ile yönetime el koydu. Seçimlerin ikinci turunu iptal etti ve genel başkan Prof. Abbasi Medeni başta olmak üzere FIS ileri gelenlerinin çoğunu tutuklattı. 
 
Batılı mahfiller, Cezayir’deki gelişmeler üzerine Siyasal İslam’ın Müslüman ülkelerdeki rolünü, çok daha yoğun bir biçimde entelektüel/akademik/stratejik anlamda tartışmaya açmışlardır. Graham E. Fuller ve Ian O. Lesser’in 1995’de kaleme aldığı “Kuşatılanlar: İslam ve Batı Jeopolitiği” adlı çalışmada yaptığı tespitler dikkat çekicidir:
 
“Müslüman ülkelerin iç politikasında İslam’ın rolü muhtemelen büyüyecektir. İslami politika, ancak politik sürecin etkilerine açık olur ve bu sürece daha fazla katılırsa, sonunda bugünkü çekiciliğini yitirip normale döner… Çoğu Müslüman ülkede kurulu düzeni en çok tehdit eden siyasal İslam’dır, hem de Batı’yı tehdit ettiğinden çok daha fazladır. Siyasal İslam, eski düzenin yarattığı küskünlüklerden yararlanarak iktidara gelme, statükoyu yıkma hedefi güden bir gündem peşindedir. Biz bu tehdidin ancak İslamcı güçlerin şu ya da bu şekilde politik sisteme dahil edilmesiyle kesin biçimde bertaraf edilebileceği inancındayız… İslamcıların politik sisteme başarılı biçimde dahil edilmesi de karmaşık ve çetrefilli bir iştir. Yanlış yönlendirildiğinde politik düzende önemli bir istikrarsızlaşmaya yol açabilir”.
 
Süreç içinde ABD, İslamcı güçleri, daha doğrusu siyasi İslam’ı,  politik sisteme dahil ederek “ılımlı” daha doğrusu kendisine bağımlı hale getirmeye çalışmıştır. Bu strateji, Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da çürümüş diktatörlerin iktidarlarına son vermeyi zorunlu kılıyordu. Böylece politik sisteme dahil edilerek radikalliğini kaybeden İslam ülkeleri, rahatlıkla küresel sisteme eklemlenebilecekti.
 
ABD ve İsrail Destekli Darbe!
 
Hiç kuşkusuz Arap Baharının en stratejik ülkesi Mısır’dı. Çünkü Mısır, İsrail’in varlığı ve hayati çıkarları için en önemli ülkedir. Küresel güç ABD ise “her şart altında İsrail’in yanında” olduğunu açıkça ifade etmektedir.
 
Mursi’nin devrilmesine,  izlediği Gazze ve İsrail politikasının neden olduğu da açıktır. 
 
Gazze’yi boğup, dize getirmeye çalışan İsrail ablukasını Mursi, izlediği politikalarla fiilen işe yaramaz hale getirmiştir. Gazze’ye inşaat malzemeleri ve yardımlar göndermiştir. Mısır Ordusu, İsrail’in duyduğu rahatsızlık nedeniyle defalarca Mursi'ye tüm Gazze tünellerini kapatması yönünde uyarıda bulunmuş ama Mursi ablukanın kaldırılmasını reddetmiştir. Mursi ayrıca Hamas’ın uluslararası izolasyona tabi tutulmasına karşı bir duruş da sergilemiştir.
 
‘Demokrasi havarisi’ ABD’nin gelişmeler karşısında sorunu önce “darbesiz” çözmeye çalıştığı anlaşılıyor. Nitekim ABD basını Washington’un Mursi’den muhalefeti hükümete dahil etmesini istediğini, Obama’nın Aralıkta Haddad’a muhalif Muhammed el Baradey veya Amr Musa’nın başbakanlığa atanmasını önerdiğini ve bunu reddedildiğini, yazdı.
 
Mursi’ye Göreve Getirdiği General İndirdi!
 
Bunun üzerine ABD, Mursi’nin işini Mısırlı generallere havale ettiği anlaşılıyor. Mısırlı Generaller de askeri darbeyle görevden uzaklaştırdıkları Mursi’yi “Hamas İşbirlikçisi” olarak niteleyerek “ülke güvenliğini tehlikeye atmak”la suçlamışlardır. Hatta son gelen haberler Mursi'nin Gazze politikası nedeniyle yargılanabileceği yönündedir.
 
İşin ilginç tarafı şudur: Mursi’yi destekleyerek ona iktidar yolunu açan Genel Kurmay Başkanı Anan ve Savunma Bakanı Tantavi’yi Mursi görevden aldı. Mursi’nin göreve getirdiği  Abdülfettah Sisi ve  Sıdki Subayhi de askeri bir darbe ile onu görevden uzaklaştırdı. Bu durum Mısır ordusunda generaller arasında bağımsız değişken rolünde kimsenin bulunmadığını gösteriyor. Bağımlılık ABD’ye olunca generallere getir denilince getiriyorlar, indir denilince de indiriyorlar. İşin diğer kısımları ayrıntıdır.
 
1991’de Cezayir’de 2013’de ise Mısır’da olanlar özünde aynı şeydir. Cezayir’de Medeni’ye, Mısır’daMursi’ye yapılanlar da aynıdır. Darbeyi teşvik ve destek yönünden de ABD ve Batı’nın durduğu yer hiç değişmemiştir. 
 
 Mısırdaki Darbe Ezber Bozdu!
 
Günümüz dünyasında herhangi bir Ordu komutanın dış destek olmadan, belli ölçüde meşru görülmeden darbe yapmak ya da darbeye teşebbüs etmek ihtimali yoktur. Bu durum, Mısır’da vuku bulan askeri darbe için iki defa daha gerçektir. Arap ülkelerinde nam-ı diğer “Arap Baharı” başladığında Brezinski, “ABD, bu olayların arkasında değilse de önünde olmalıdır” demiştir. Mısır’da vuku bulanlara bu yönden bakıldığında ABD’ye rağmen Abdulfettah Es-Sisi'nin orduyu hareket geçirip bir darbe yapmasından bahsetmek söz  konusu bile olamaz. 
 
Bir süre önce dünyada “darbe dönemleri kapandı” diyenleri, Mısır’daki darbe fena halde yanıltmıştır. Bu yaklaşım sahipleri ABD ve Batı’nın artık dünyada darbe istemediğini iddia ediyorlardı. 
 
Batı ve ABD “benim darbem iyidir” Diyor!
 
Batının jargonunda, küresel ihtiyaçlara uygun ne terör, terörden ne de silahlı müdahale darbedensayılıyor. Batı bir kez daha “benim darbem iyidir” demiş oluyor. Yeri gelmişken, Mursi’nin iş başına gelmesine neden olan Tahrir ile Mursi’yi iş başından götüren Tahrir arasında hiçbir farkın olmadığının da altını çizmek gerekir. Bu nedenle Tahrir’i geçmişte kutsayanların bugün lanetlemeleri çelişki şaheseridir. Aynı şeyi Batılı ülkelerin desteğine sahipken övünenlerin kösteğine ya da köteğine muhatap oluncadövünmeleri için de söylenebilir.
 
Batılı ülkelerin demokrasi ya da ileri demokrasi tutkunu olduğunu sanmak, insan hakları ve evrensel değerleri her şeyin üstünde tutarak hareket ettiğini düşünmek yanıltıcıdır. Bu başından  bu yana böyleydi. ABD’nin, Saddam’ı ya da Kaddafi’yi -bu ülkelere demokrasiyi yerleştirmek için değil- çıkarlarını kurumsallaştırmak için ortadan kaldırdığını herkes biliyor.
 
ABD’nin İktidar-Muhalefeti Birlikte Kullanması!
 
Diğer bir bahis de ABD ya da Batılıların özellikle Ortadoğu’da –İsrail Hariç- Katolik nikâhıyla bağlı olduğu bir ülke ya da rejimin olmaması hususudur. Özellikle ABD hem darbe yapan hem de darbeyle alaşağı edilenlerle, derecesi farklı olmakla birlikte ilişkilerini  sürdürmektedir. Bu konuda küresel güçlerin izlediği politika, başarılı olana “mutlak haklısın”, başarısız olan tarafa ise “haksız değilsin” demekten ibarettir. Böylece ABD, her iki tarafa karşı da çıkarlarını belli ölçüde koruma imkânı elde edebilmektedir. 
 
ABD ya da küresel mahfiller,  bir rejime yakın olacakları ya da karşı duracakları zamanı çok iyi hesaplamalarıyla meşhurdurlar. Şah Rıza İran’ıyla ABD’nin ilişkileri bu konuda yeterli kanaati oluşturacak kadar ilginçtir. ABD’nin jandarmalığını onlarca yıl boyunca yapan Şah Rıza, iktidarı kaybedince ABD’nin desteğini de kaybetti. Şah Rıza’nın tedavi için bile ABD’ye girişine izin verilmedi.
 
Mursi’nin iş başına gelmesiyle birlikte bütün dış yardımların kesilmesi, IMF kredilerinin askıya alınması beklenilen bir durumdu. Mursi’nin iş başından uzaklaştırılır uzaklaştırılmaz bütün dış yardımların serbest bırakılması, benzin, ekmek ve elektrik kuyruklarının sona erdirilmesi de eşyanın tabiatına uygundur.
 
Müslüman Kardeşlerin kurucusu İmam Hasan El Benna’nın oğlu Seyfülislam El Benna, eski rejimin bürokraside kalan kadrolarının yeni rejime itaat etmediğinden söz ederek olan bitenden eski rejimin kalıntılarını sorumlu tutması da anlaşılırdır. Mısır’daki askeri müdahaleyi, Suudi Arabistan ve Kuveyt’in desteklemesi de öyledir. Tarihin çöplüğü, bir şey değişince her şeyin değişeceğini sananların kadavralarıyla ağzına kadar doludur.
 
Mursi, Sonrası Mısır!
 
Mısır’daki askeri darbeyi Türkiye ile birkaç ülke haricinde hiçbir ülke “darbe” olarak nitelendirmedi. Batı darbeyi ‘geç bile kalındı’ havasında karşıladı. Arap monarşileri ise darbeden çok memnun oldular. AB ve ABD ise ordunun seçilmiş bir Başkanı silahla görevinden almasına darbe diyemedi.
 
Darbenin arkasında açıkça ABD var… Batı var. Dolaylı olarak darbenin sahibi ise İsrail’dir. 
 
Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan'ın Mısır'daki askeri cuntaya kredi yardımıyla da destekleyeceği açıklandı. 
 
Bu  arada Körfez ülkelerinden şimdiye kadar sadece Katar'ın Mısır'daki Müslüman Kardeşler yönetiminekredi sağlamış olması dikkat çekmektedir.
 
 Mısır’daki askeri darbeyi yapan ve yaptıranların darbenin geleceği konusunu da da hem fikir oldukları anlaşılıyor. Türkiye’nin bundan böyle Mısır’da ve bölgede işi çok daha zor.  
 
Mursi’ye yapılan darbe taktik olarak Suriye’de Esad’ın ve Ortadoğu’da İran’ın manevra sahasını genişletmiştir. İsrail’e derin bir nefes aldırmıştır. 
 
Müslüman Kardeşler’in iktidardan uzaklaştırılması, Türkiye’nin Suriye politikasını da olumsuz etkileyecek. Mısır’daki gelişme, Suriye’deki rejime büyük bir nefes aldıracaktır. 
 
Mısır ve bölge için yeniden askeri nitelikli rejim devreye girmiştir. Selefi akımlar giderek güçlenecek ve Suriye'den Türkiye'ye kadar uzanan bir hattı etkilemesi söz konusu olacaktır. Mısır’da iç çatışma ise riski ise büyüktür. 
 
Mısır’daki darbe Realpolitik açıdan Türkiye’nin bölgedeki gücünü, etki ve manevra alanını çok ciddi olarak sınırlandırmıştır.
 
 Ayrıca, Mısır’da Müslüman Kardeşler’in bir yıllık iktidarının son bulmasının, kapı komşusu Filistin-Gazze’de Hamas’ın gücünü kendiliğinden sarsmış olması, Filistin ve bölge politikasını büyük ölçüde Hamas üzerinden okuma eğilimindeki AKP iktidarını, o alanda da zora sokacaktır.
 
AKP’nin Ortadoğu’daki uluslararası Cami avlusunda bulduğu iki nur topu gibi evladı olmuştur. Birincisin adıEsat diğeri ise General Sisi’dir. Mursi’nin akıbeti AKP’nin sürdürdüğü dış politikanın da iflası anlamına gelmektedir. Bu gelişmelerden sonra Dışişleri Bakanı Davutoğlu, “Türkiye Ortadoğu’da oyun kurucu ülkedir!” sözünü ‘Türkiye Ortadoğu’da oyuna gelen ülkedir’ şeklinde düzeltmesi gereklidir.  


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211