MHP'li Yeniçeri:''PKK’nın Taleplerini Yerine Getirmenin Adı AKP Sözlüğünde Barıştır!''
 

MHP Ankara Milletvekili Prof. Dr. Özcan Yeniçeri parlamentoda düzenlediği basın toplantısında Diyarbakır'daki nevruz kutlamaları ile ilgili değerlendirmelerde bulundu. Yeniçeri'nin Basın Açıklaması şu şekilde:

PKK Terör Örgütünün Amacı Nedir?
  
PKK terör örgütü, “Barışçıl bir ortamda hergün bir ulus olarak eriyip yok olmaktansa, savaşla ve savaş içinde dirilmek” ilkesini esas almıştı. Bunun için de “şiddetin Kürdistan’da yalnızca bir toplumun dünyaya gelmesine ebe misali yardımcı olmayacağı her şeyi yeniden yaratacağı”na inanan bir stratejiyi esas almıştı.
  
Kemal Burkay’ın Kürdistan Sosyalist Partisi PSK’sı ise Kürt halkının ulusal kurtuluşunu, halkımızın kendi kaderi özgürce tayin etmesinde görür… Kürt halkı kendi kendisini yönetmelidir.
  
Burkay diyor ki “Partimiz, Kuzey Kürdistan için bunun iki biçimde olabileceği görüşündedir. Kürt halkı ayrılıp kendi devletini kurabilir veya Türk halkıyla demokratik bir birliği geçebilir. İkinci durumda, birlik eşit eşit haklara sahip iki cumhuriyetli bir federasyon biçiminde olmalıdır. Kürdistan ayrı bir cumhuriyet halinde örgütlenmeli, kendi parlamento hükümeti olmalı ve her bakımdan Türkiye ile eşit haklara sahip olmalıdır!”
  
PKK’nın saldırı ve cinayetlerinin üzerinden yirmi yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra Öcalan, ortaya KCK adlı dört parçalı bir paralel devlet yapısının temel esaslarını belirlemiş ve stratejisini şöyle belirlemiştir: “Kürt halkının demokratik konfederasyon temelinde birliğini esas almak, bölge halklarıyla eşitlik ve kardeşlik temelinde Demokratik Toplumcu Ortadoğu Konfederasyonunu gerçekleştirmek”tir. KCK bu manada “Demokratik Özerk Kürdistan”ı hedefliyor, Kürtleri “doğu ve batısıyla biz yöneteceğiz” diyordu. Öz savunma gücü, iki dilli devlet ve Kürtlere statü gibi kavramları ortaya atıyordu. 
  
Öcalan, “Batıdaki Kürtlerin doğuya gitmesini, Batı da bazı yerlerde il ve kent konseyleri kurulması” gerektiğinden söz ediyordu.
  
Karayılan ise bu bağlamda “Bağımsız Kürt Devleti” istemediklerini ancak “Iraktaki Kürtlerden mülhem bir dereceye kadar otonom bir yapı istiyoruz” diyordu.
  
Bütün bunlar “şimdilik” kaydıyla kayıtlara geçiriliyordu. Her şey konjonktürün izin verdiği ölçüde rasyonel bir biçimde değerlendirmeye dahil ediliyordu.
  
Nereden Nereye?
  
21 Martta Diyarbakır’da kutlanan Nevruz,  “kazasız-belasız” geçtiği için şükrediliyor ve İmralı canisi Öcalan’ın “barış” (!) içeren mesajı ile birlikte “tarihi” bir dönem olarak niteleniyor. 
  
Diyarbakır’da 21 Mart Nevruz günü manzara aynen şöyleydi: Meydanda yüzbinlerce insan,  PKK bezleri, Öcalan afişleri var ancak Türk Bayrağı ve Atatürk gibi Türkiye’ye ait simgelerden eser yoktu. Mehmetçik ile girdiği çatışmalarda ölen PKK’lıların portreleri alanı dolduran kalabalıkların ellerindeydi. Öcalan’a “özgürlük” naraları atılmıştı.

Güvenlik güçleri, PKK’nın zafer kazanmış kahraman gibi dağdan indirdiği bir kısım militanlarının halkın arasına karışmasına izin vermişti. Alandan güvenlik güçleri uzak bir mesafeye çekilmiş, alanı dolduran halkın güvenliğini BDP’nin 5 bin milisi sağlamıştı. İşin doğrusu alanda BDP var, devlet yoktu!

Sonuçta 40 bini aşkın insanı katleden bir terör örgütü ele başısının “barış” (!) mesajı meydanı dolduran kalabalıklara okunmuştur. 

Manzara budur: Bu manzarayı milat, barışın kurulduğu an, tarihi bir gün olarak niteleyenleri gerçekleriyle başbaşa bırakalım. 

Diyarbakır’da Öcalan’ın “barış” mesajı okunurken atılan “savaşa da barışa da hazırız” sloganı aslında barıştan daha çok bir meydan okumayı içeriyor!



PKK’nın Kandil’deki ele başısı Murat Karayılan, “Egemen devletler hazır ise biz de barışçıl yollarla Kürdistan’ın özgürleştirmeye hazırız. Herkes bilmeli ki, PKK savaşa da barışa da hazırdır. 2013 yılı savaş ya da barışla çözüm yılı olacak” diyor.

“Barışçıl yollarla Kürdistan’ın özgürleştirilmesi” cümlesi belirleyicidir. İmralı cenahı ve Kandil barıştan silahla değil siyasetle “Kürdistan’ın özgürleştirilmesi”ni anladığı anlaşılıyor.

Öcalan ise silahlı unsurların sınır ötesine çekilmesini “son değil, yeni bir başlangıç… mücadeleyi bırakmak değil daha farklı bir mücadeleyi başlatmak” olarak ifade ediyor.

Konjonktürel, taktik ve stratejik ihtiyaçlar için yapıldığı anlaşılan bir açıklamaya içermediği anlamları yüklemek yanlıştır. Öcalan’ın okunan mesajında mümkün olabilen içerikler ihtiva ettiği açıktır. 

Terör ele başısı ve örgütün ana amaç ve yürüdüğü eksende bir değişiklik yapmamıştır. Bir defa İmralı canisi öldürdüğü ya da ölümüne neden olduğu insanlardan dolayı bir pişmanlık ifade etmemiştir. İşlediği ya da işlettiği kitle katliamları için İmralı canisi, “halk için” fedakarlık olarak niteliyor. “Bu fedakârlıkların bu mücadelelerin hiç biri boşa gitmedi. Kürtler öz benliğini, aslını ve kimliğini yeniden kazandı kutlu olsun” diyor.

40 bini aşkın insanın ölmesine, binlerce insanın sakat kalmasına ve kaynakların heba olmasını sağlayan caniyane eylemlerini hala kutsuyor. 

Pişmanlık Belirtisi Yok!

Kitle Katliamcısının ‘silahları bırakın ve en yakın karakola teslim olun’ diye bir talimatı da yoktur. 

Kan dökmekten, döktürmekten bıktım, yoruldum ve pişman oldum anlamına gelen bir cümlesi yoktur. Terörle sonuç almış, silahla demokrasiye ve siyasete diz çöktürmüş bir kahraman (!) gibi görüşlerini iktidara ve topluma dikte ettiriyor.

Ne diyor: Silahlı direniş sürecinden, demokratik siyasi sürece kapı açılıyor… Demokratik hakları, özgürlüğü, eşitliği esas alan bir anlayış gelişiyor”. Demokratik siyasi sürecin silahlı direnişin sonucu olduğunu ifade ediyor. 

“Silahlı unsurlarımızın sınır ötesine çekilmesi aşamasına gelinmiştir” diyerek de kan döken çetelerine yerlerini değiştirmesini istiyor. Adeta ‘sınırın ötesine geçiniz, şimdilik cinayetlere son veriniz, yeni bir emre kadar orada kamufle olunuz’ demeye getiriyor. 

Neden Silahlar Bırakılıp Teslim Olunmuyor da Sınırın Ötesine Çekilmekten Söz Ediliyor?

Demokratik hukuk devletinde ya da anayasal sistemde suç işlemek için örgütlenip dağa çıkarak kan dökmüş olan bir örgütün elini-kolunu sallayarak çıkıp gitmesi için izin verilebilir mi?

Sınırları açarak suç işleyenlere, sırtlarındaki silahlarıyla ellerini kollarını sallayarak gitmesine izin verenler suç işlemiş olurlar!

Sınırın öte yanına gitmek yeni şartlara uygun strateji geliştirmeye yöneliktir. Zira sınırın öte yanında Barazani’nin Peşmergeleri Irak’ta merkezi hükümete karşı elleri tetikte bekliyor. Öcalan onlara adeta Peşmergelerin arasına karışınız, enerjik ve aktif halde bekleyiniz’ demiş oluyor. Suriye’de ise kan gövdeyi götürüyor. PKK’nın özdeşi olan PYD Kuzey Suriye’de bazı bölgelerde fiilen egemenlik tesis etmiş bulunuyor. O bölgeleri elde tutmak için oraya PKK, Türkiye’den oraya yeni güç ikmali yapmış oluyor. Bu nedenle Türkiye’deki militanlarına “sınır ötesine çekil” talimatı veriyor. 

“Artık silahlar sussun fikirler konuşsun noktasına geldik (...) Silah değil siyaset öne çıkıyor”…Artık sınır ötesine çekilme aşamasına gelinmiştir”. Bu sözlere kutsallık yüklemenin ne anlamı var?

Neden sınırın ötesi işaret ediliyor? Sınırın bu tarafında silahların bırakılması niçin düşünülmüyor? Burada sınırın öte yanına gidiniz, görevinizi yapınız ve gerektiğinde sınırı geçip bu yana gelirsiniz! Denmiş olmuyor mu?

Sınırın öte yanında her zaman silahların namlusunu Türkiye’nin ensesine dönük biçimde tutunuz, bizim pazarlık gücümüz artsın deniyor!

Bu tavır silah bırakma, devletin adaletine teslim olma ve silahtan siyasete geçme tavrı değildir. Bu yeni bir strateji ve taktiktir. Sorun çözen değil büyüten bir stratejidir.

Sınırın ötesine çekilmeyi büyük bir taviz ve önemli bir jest olarak sunan Öcalan’ın kuyruğuna takılanlar da bunun için gereğinin yapılmasını istiyorlar!

Misak-ı Milli ile ne kast ediliyor?

Öcalan, “Misak-ı Milli’ye aykırı olarak parçalanmış ve bugün Suriye ve Irak Arap Cumhuriyeti’nde ağır sorunlar ve çatışmalar içinde yaşamaya mahkum edilen Kürtleri, Türkmenleri, Asurileri ve Arapları…kendi gerçeklerini tartışmaya, bilinçlenmeye ve kararlaşmaya çağırıyorum” diyor.

Bebek katili Öcalan mesajında, Kürtler için ulus devletten vazgeçtiğini beyan ediyor, -Türkiye’nin de milli devletinde vaz geçtiğini kabul ederek- buna mukabil “Ortadoğu’nun iki stratejik gücü” olarak nitelediği Türklerle Kürtlerin –Araplar’ı dışlıyor- kendi ortak geleceklerini Misak-ı Milli çerçevesinde yeniden kurmaları gerektiği fikrini savunuyor.

Bu Misak-ı Milli Irak Kürdistanı’nı da içeren Misak-ı Milli’nin modern zamana denk düşen formu, eşitlikçi temelde bir Türk-Kürt ittifakıdır.Öcalan’ın burada vurguladığı Irak ve Suriye’deki Kürt bölgelerini de Türkiye’nin kapsam alanına almasıdır. Böylece Türkiye, bu bölgeleri denetim altına alarak Türkiye’nin Güneydoğusuyla entegre etmelidir. 

Zamanı gelince de halkların kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde yapılacak bir halk oylamasıyla KCK’nın öngördüğü Birleşik Büyük Kürdistan kurulma imkanına sahip olacaktır.

Kitle katliamcısı Öcalan, “yoksayan inkar eden dışlayan modernist paradigma yerle bir oldu” derken önerdiği yeni model ise “demokratik modernizm”dir.

Öcalan’ın demokratik modernite diye önerdiği model yalnız Türkiye’yi değil bütün Ortadoğu’yu içine alıyor. ‘Ortadoğu Halklar Konfederasyonu’ ya da “Demokratik Toplumcu Ortadoğu Konfederasyonu” hayal ediyor.

Gerçekte kitle katliamcısı Öcalan’ın KCK sözleşmesinde ifade ettiği bölge halklarıyla eşitlik ve kardeşlik Demokratik Toplumcu Ortadoğu Konfederasyonu görüşünü burada da tekrar ettiği görülmektedir.

BDP’li ve diğer bölücülerin zaman zaman ifade ettikleri “Demokratik Türkiye, Özgür Kürdistan” söylemlerinin altında bu vardır.  Kışanak, Anayasa referandumu sırasında sıklıkla “birgün bizim yazdığımız yeni anayasayla Kürt halkına özgürlük ve demokratik özerk Kürdistan gelecek” sözlerini tekrar etmişti.

Nihai hedef Bağımsız Birleşik Kürdistan’dır. Bunun şimdilik zor ve riskli olduğunu gördükleri için demokratik Türkiye Özerk Kürdistan söylemlerini etmişlerdir. Öcalan Misak-ı Milli kavramını da kullanarak yeni bir Ortadoğu hayal ediyor. Demokratik Toplumcu Ortadoğu Konfederasyonunu teklif ediyor.

Özünde Kitle Katliamcısı Öcalan’ın görüşlerinde ve hedeflerinde yeni ve değişen bir şey yoktur! 

Kitle Katliamcısı Öcalan Hidayete mi Erdi?

Bülent Arınç’ın Öcalan için “namaz kılardı”, mütedeyyin birisiydi anlamına gelen sözlerini işitmiş olacak ki Öcalan dinlerin ve İslam dininin mesajlarındaki hakikatlerden bahsederek şunları söylüyor: “Ortadoğu halkları kökleri üzerinden yeniden doğmak ve ayağa kalkmak istiyorlar. Bu Nevroz hepimize yeni bir müjdedir. Hz Musa, Hz İsa ve Hz Muhammed’in mesajlarındaki hakikatler bugün yeni müjdelerle harekete geçiyor. İnsanoğlu kaybettiklerini geri kazanmaya çalışıyor”. 

“Saygıdeğer Türkiye halkı, bugün kadim Anadolu’yu Türkiye olarak yaşayan Türk halkı bilmeli ki, Kürtlerle bin yıla yakın İslam bayrağı altındaki ortak yaşamları, kardeşlik ve dayanışma hukukuna dayanmaktadır”.

Öcalan, Kürtlerle Türkler arasındaki inanç müşterekliği üzerinden üretilen ortak yaşam, kardeşlik ve dayanışma duygularına dikkati çekiyor! 

Çok açıktır ki, kitle katliamcısı inanmadığı şeylere inanıyor, inandığı değerlere de inanmıyormuş gibi görünmeye çalışıyor. Söylemlerin taktik ve strateji gereği olarak ifade edildiğini onun gerçek görüşlerini bilenler çok iyi anlayacaklardır.

Kitle katliamcısı Öcalan’ın gerçekte İslam ve semavi dinlerle ilgili görüşleri şunlardır: “Oligarşik Cumhuriyet Gerçeği” adlı kitabından:

“...Binlerce yıl öncesinin gelişmemiş bilim ve tekniğin ürünü olan, en  büyük kutsallık olarak ve anlamını da hiç bilmeden tapınış konusu yapmak,  herhalde en büyük toplumsal ve bireysel hastalıktır...”

“...İslam dini ve milliyetçilik Araplar, Farslar ve Türkler'i milliyet ve  ulus olarak güçlendirip devletleştirirken, Kürtler'in asimilasyonunda ve  ezilmelerinde temel rol oynamıştır.”

“...Hz. Muhammed'in kişiliği, özce dile getirilen dönem koşullarının  etkisi altında oldukça çelişkili bir gelişim göstermektedir.”

“...Öyle sevgili kulun cennete gitmesi gibi kavramlar, işin fantezi  kısmıdır, edebi kısmıdır.”
“İslamiyet bir Türk şovenizmidir!”

“Kürtler İslamlaştıkça Kürtlüklerini unutuyorlar!”

“Kürt din adamları Kürtlüğe ihanet ediyor!”

“İslam, Kürtlüğe ihanet ediyor!”

“Camiler ve benzeri yerler o yörenin bilim sanat merkezleri rolünü  oynayabilmeli ve soylu tiyatro eserleri oynatmalıdır. Unutmamak gerekir ki  namazın kendisinde ilk drama oyunlarının daha sonraki biçimidir. Namazın  kendisi de genel anlamda bir tiyatrodur.”

“Allah bir nevi ortaçağın feodal manifestosudur, temel yasası ve  bildirgesidir.” (Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, s. 313)

“İslam inancı bir hastalık!”

“Tek tanrılı din ideolojileri, baştan sona siyaset ideolojileridir. Dini söylem, Allah, peygamber ve melek gibi kavramlar dönemin siyasi literatürüdür.”(Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1, Aralık 2001, s. 204)

BİZİM DİN İLE İLİŞKİMİZ YOK. HALKIMIZ TANRIDAN, İDEOLOJİDEN KOPMALIDIR.

“Ben çok uğraştım sonunda TANRIDAN KOPTUM. TANRIYI AŞTIM.Böylece Abdullah
Öcalan olabildim.”(Sümer Rahip Devletinden Demokratik Uygarlığa, Cilt 1,
Aralık 2001, s. 354)

Bu söylemlerin ve görüşlerin sahibi olan birisinin bir anda semavi dinlerin hakikati ve İslam’ın ürettiği ortak paydadan söz etmesi, ancak olanın bitenin farkında olmayanları ikna edebilir. Müsait olanlar inansınlar!

Kitle Katliamcısı Öcalan İle Birlikte Türkiye’ye Karşı Komplo Kurmak!

Kitle katliamcısı Öcalan’a ait olarak kitlelere okunan mesajın, iktidarla yapılan görüşme/anlaşma/helalleşme bağlamında kaleme alındığı anlaşılıyor. 

Görüşmelerin belirli aşamalarında Öcalan ile Türkiye’nin kudret elitleri arasında dışarıyla telefon teması kurulduğu da ortaya atılan iddialar arasındadır.

Öcalan’nın hidayete erdiği, yeni şeyler söylediği yolundaki görüşler doğru değildir. Kitle katliamcısı Öcalan’ın ortaya attığı görüşlerde değişen ya da daha önce dile getirilmemiş bir düşüncesi Diyarbakır’da okunun metinde yoktur.

Sözgelimi 2010 yılının Aralık ayında avukatlarıyla görüşen Öcalan şunları söylediği basına yansıyanlar arasındadır:

“Daha önce bahsettiğim Hakikatleri Araştırma Komisyonu Mart ayına kadar mutlaka kurulmalıdır…Burada önemli olan toplumsal statüdür. Biz demokratik özerklik konusunda 1921 Anayasası'nı referans alıyoruz. Her ilde her bölgede demokratik özerklik geliştirilmelidir. Her yerin kendisine ait bir demokratik özerklik projesi olmalıdır. Örneğin Dersim'de Dersim'e ait bir demokratik özerklik statüsü olur… Şimdi bütün bunlar olmazsa, demokratik çözüm ve barış gelişmezse ne olur? İşte o zaman tehlikeler büyür. Süreç tıkanırsa devrimci halk savaşı devreye girer”.

Kitle katliamcısı Öcalan’ın “Hakikatleri Araştırma Komisyonu”, Gerçekleri Araştırma Komisyonu kurulması adı altında Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun raporunda yer almıştır. Bu komisyonunun kurulması ile Öcalan talebinin yerine getirildiği anlaşılıyor.

David Philips’te Atlantik Konseyi Raporu’nda “Özerk Kürt Bölgesi” kurulması için yasaları ve Anayasayı değiştiriniz. Bölünme havası vermemek için, bunu yerinden yönetim, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi adı altında yapınız” demişti.

AKP hükümeti, “Demokratik Özerklik” talebinin karşılanması için Büyük Şehir Yasasının çıkardığı da açıktır. Nitekim Oslo’daki görüşmeler sırasında Hakan Fidan sorunun bu şekilde aşılacağına ilişkin sözler etmişti. 10 Ocak 2008 tarihinde Zaman Gazetesi Avrupa’da şöyle bir haber çıkmıştır: “DTP Grup Başkanı Ahmet Türk, önceki günkü grup toplantısında “Akil Adamlar Komisyonu kurulsun” önerisini gündeme getirdi. Türk, “Başbakan bize projenizi getirin diyor. Biz projemizi ortaya koyduk” dedi. Ancak bu teklifin İmralı Cezaevinde tutuklu bulunan Abdullah Öcalan’a ait olduğu ortay çıktı. Teröristbaşı, bu düşüncesini bir gün önce avukatlarına söyledi. Ertesi gün terör örgütüne bağlı Fırat Haber Ajansı tarafından yayınlandı ve yaklaşık 2 saat sonra TBMM’de “DTP Projesi” olarak açıklandı. Öcalan’ın şunları söylediği açıklandı: “Ben somut bir öneri sunuyorum; Hemen bir akil adamlar komisyonu kurulmalıdır. Bu akil adamların kimlerden oluşacağı önemli. Ben sadece biz seçelim bizim seçdiğimiz insanlardan oluşsun demiyorum. Devletin de seçeceği kişilerden oluşan bir komisyon olur” diyor.
  
Bir süre önce CHP tarafından dile getirilen ve bugünlerde Başbakan’ın dahi katıldığı“Akil Adam” tartışması gündeme girmek üzeredir.
  
PKK’nın Taleplerini Yerine Getirmenin Adı AKP Sözlüğünde Barıştır!
  
Başbakan sorun çözülüyor diye “kuduruyorlar” diyor. Hiçbir söz vermeden, taahhütte bulunmadan sorunu çözülmeye başlıyor diyor. 

Sayın Başbakan hiç söz vermeden bunlar yapılıyorsa, bir de söz verirseniz neler yapılır onu da kamuoyuna açıklamanız gerekir.
  
Her söylediğinin tersini yapan bir iktidar ve anlayışla Türkiye karşı karşıyadır. Bir zamanlar “kim ki Öcalan ile görüşüyor diyorsa şerefsizdir…” diyen de bu zihniyetti. Şimdi alenen İmralı ile görüşmelerini tarifeye bağlamış bulunmaktadır.

Öcalan ne diyordu: “Çekilme parlamento kararıyla olacak, TBMM onaylayacak, Hakikatler Komisyonu kurulacak, Akil Adamlar Komisyonu kurulacak” diyor… Bugün gazetelerin başlıkları bu konularla ağzına kadar doludur.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211