Nevin Taşlıçay: Tarihten Günümüze Türk Kadını
'Türkiye Cumhuriyeti kadın konusunda dünyada çok önemli ve istisnai bir tarihi sürece sahip. Kadınların haklarını elde etmeleri adına bugün gelinen nokta, başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere tarihten süregelen karar ve uygulamaların ürünüdür.'

Milliyetçi Hareket Partisi Kadın Kollarının organize ettiği 8 Mart Dünya Kadınlar Günü programına  tüm il kadın kolları başkanları iştirak etti.

Büyük bir coşkuyla geçen programda, Kadın Kolları Genel Koordinatörü Nevin Taşlıçay’ın açılış konuşmasının ardından “Tarihten Günümüze Türk Kadını” konulu konferans gerçekleştirildi. Kadın Kolları tarafından hazırlanan “Kadın” Dergisinin dağıtıldığı program Muhammed Kalem’in şiir dinletisiyle son buldu.

Nevin Taşlıçay Türkiye'nin içinde bulunduğu sıkıntılı sürçten bahsederek; '
Milletçe içinde bulunduğumuz karanlık günler; evinde anne, iş yerinde çalışan, toplumda saygın bir fert olan kadını 2. sınıf insan konumuna düşürmekte ve her geçen gün tarihten günümüze kalan Türk Kadını imajını yok etmektedir. Dünya Kadınlar Günü de bu münasebetle milletçe kendimizi muhasebeye çekmemiz için bize eşsiz bir fırsat sunmaktadır. Bu sorunları dillendirmeden, kaynağını tespit etmeden ciddi bir muhasebe mümkün gözükmemektedir. 'dedi.

Taşlıçay: 'Türkiye’de kadını merkeze alarak toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın istihdamı, kadına şiddet, kadınların eğitimi, kadın sağlığı ve aile başlıklarında var olan sorunları belirlemek ve bu sorunları aşmak için çalışmalar yapmak Milliyetçi hareket Partisi Genel Merkez Kadın Kolları olarak kendimize edindiğimiz en büyük görevdir. Ülkenin yangın yeri olduğu dönemde bir de kadın tecavüz ve cinayetlerinin ayyuka ulaşması ise bu manada ne kadar çok çalışmamız gerektiğinin göstergesidir.'dedi.

'Gün geçmiyor ki, kadın taciz ve tecavüz haberleri ile güne uyanmayalım.' 

KADIN KONUSUNDA DERİNLEMESİNE ÇALIŞMA YAPMAYI KENDİMİZE ŞİAR EDİNDİK

Memleketçe içinde bulunulan kaotik ortam sebebiyle, söylem bazında “kadın sorunlarına” savaş açılmış olsa da bunun meselelere hiçbir çözüm getirmediğini belirten Taşlıçay; 'Özellikle kimi siyasiler ve çeşitli sivil toplum örgütleri mangalda kül bırakmazcasına söylemler geliştirerek kadın sorunlarını oya tahvil etme yarışına girseler de sonuç tüm samimiyetsizliği göstermektedir. Ülkemizdeki akıl tutulmasının gündelik söylemlere kurban edilemeyeceği gerçeğiyle, özellikle Genel Başkanımızın da gösterdiği hedef üzere kadın sorunlarında derinlemesine çalışmalar yapmayı kendimize şiar edindik. Kadın sorunları ile baş edebilmek için alanında liyakat sahibi kişilerle yüzeysel olmayan raporlar hazırlıyor ve çözüm yolları arıyoruz. Yoksa bu meselelerin çok daha uzun yıllar oy avcılığına kurban edileceği ve bir arpa boyu yol alınamayacağı kaçınılmaz bir sondur.' dedi.

Taşlıçay konuşmasına şöyle devam etti:


Toplumsal cinsiyet eşitliği, kadın istihdamı, kadına şiddet, kadınların eğitimi, kadın sağlığı ve aile gibi kadınların başlıca meselelerinde hazırladığımız raporlar da göstermektedir ki Türkiye görünenden çok daha ciddi sıkıntılarla karşı karşıyadır. Bu çerçevede Türkiye’de kadınların serüveninden ve istatistiksel durumlarından kısaca bahsedip ana başlıklarıyla kadın sorunlarına değineceğim.

MİLLETİMİZİN EN BÜYÜK GURUR KAYNAĞIDIR

Türkiye Cumhuriyeti kadın konusunda dünyada çok önemli ve istisnai bir tarihi sürece sahip. Kadınların haklarını elde etmeleri adına bugün gelinen nokta, başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere tarihten süregelen karar ve uygulamaların ürünüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu 1923’ten sonra çok kısa bir zaman zarfında kadının vatandaşlık haklarına sahip olması; kadınlarla erkeklere eşit eğitim imkanı, medeni kanunla kadının aile içinde erkekle eşit konuma gelmesi, seçme ve seçilme hakkını elde etmeleri birçok Batı ülkesinden bile önce tanınmıştır. Bu manada kadının yeri ve önemi Türkiye için oldukça kadim bir tarihe sahiptir. Demokrasimiz adına milat olan 5 Aralık kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesi tarihi, bu ölçüde milletimizin en büyük gurur kaynağıdır. Batı'da kadının adının olmadığı bir dönemde sırasıyla kadınlarımıza önce seçme sonra seçilme hakkının verildiği 1930, 1933 ve 1934 yılları ile öncesinde gelişen olaylar iyi irdelenmelidir. Tanzimat’ın ilanıyla birlikte Osmanlı Devletindeki idari, siyasi, eğitim ve mali alanlardaki düzenlemelerin getirdiği değişimler; 1859 yılında açılan Kız Rüştiyeleri, 1870 yılında açılan Kız Sanayi Mektebi ve yine aynı yıl açılan Öğretmen Okulu gibi yenilikler 5 Aralık 1934'ün gelişinde büyük katkılar sağlamıştır. O dönem aydınlarının çabalarını görmek ve haklarını teslim etmek gerekir. Dönemin aydınlarının, Osmanlı Devletinin Avrupa karşısında geri kalması üzerine yazdıkları yazılarda, nüfusun büyük bir kısmını oluşturan kadınların eğitimsizliğinden dem vurmaları tüm dikkatleri bu alana çekmiştir. Görülür ki, o dönem kız çocuklarının okutulması, iyi terbiye görmesi, kültür seviyelerinin yükseltilmesi gibi meseleler köşe yazıları, makaleler ve romanlarda bolca işlenmiştir. Namık Kemal'in kadın haklarını savunan yazıları, 1893'te "Kadınlara Mahsus Gazete" çıkartılması, çok kadınla evlenmenin eleştirilmesi ve nihayet 1917'de Aile Hukuku Kararnamesi ile kadına evlenme sırasında mukavele ile tek eşliliği şart koşma hakkının tanınması azımsanamaz bir mücadelenin ürünüdür.

TÜRK MİLLETİ ADINA ÖNEMLİDİR

Halide Edip'in romanlarında da çok net görülür ki, kız çocuklarının eğitimi ve kadın erkek eşitsizliği o dönemin kanayan yaralarındandır. Kız çocuklarının eğitimi neredeyse pek çok aydının diline pelesenk olmuştur. Cumhuriyetin kurucu fikrini taşıyan Türk milliyetçisi aydınlardan Ziya Gökalp'in Malta sürgününde kızına yazdığı mektupta "Yeni hayat ne zaman başlayacak? Ne zaman ki, kadınlar da erkekler kadar tahsil görerek, cemiyetin idaresindeki rolleri icraya başlarsa." sözleriyle bu sorunlara ne denli önem verdiği görülmektedir. Rahatlıkla diyebiliriz ki, ilk dönem Türk Milliyetçilerindeki bu hassasiyet 5 Aralık sürecini hazırlamakta müthiş bir etki yaratmıştır. Bu mücadeleyi ve kazanımları iyi okumak Türk milleti adına önemlidir. Toplum hayatında elde edilen kazanımlar kolay elde edilmemektedir. Büyük bir azim ve kararlılık gerektirmektedir. Düşünün ki dünyaca ünlü Cambrige Üniversitesi 1947 yılında kız öğrencileri eğitime daha yeni başladığında bizde 25 yıldır Tıbbiye’de kız çocukları eğitim görüyordu zaten. Fersah fersah önde başlayan kadın erkek eşitliğimizin bugünkü haline ise hüzünle değineceğim.

İSTATİSTİKLER...

Bugün Türkiye’nin toplam nüfusu 2014 yılı sonu itibariyle 77.695.904’dür. Türkiye nüfusunun % 49,8’i kadındır, yani ülkemizde 38.711.602 kadın vardır. 2014 yılında toplam kadın nüfusunun %71,3’ü 18 ve daha yukarı yaştadır. Okuryazar olmayan kadınların oranı % 9,4 iken lise ve dengi mezun kadın oranı % 14,4’tür. Yüksekokul veya fakülte mezunu kadın oranı % 10,7’dir. Kadınlarda ilk evlenme yaşı 23,6 iken % 13,8’inde gelinin yaşı damattan büyüktür. Hane halkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre, 2014’te Türkiye’de 15 ve daha yukarı yaştaki nüfus içerisinde kadın istihdamı % 26,5’tir. İşgücüne katılma oranı ise % 30,5’tir. Eğitim durumuna göre okuryazar olmayan kadınların işgücüne katılım oranı % 17,4, lise altı eğitimli kadınların %26,3, lise mezunu kadınların %32,1, mesleki veya teknik lise mezunu kadınların %39,3 iken yükseköğretim mezunu kadınların iş gücüne katılım oranı %72,2. Türkiye’de 2014 yılında kamusal alanda üst düzey kadın yönetici oranı % 9,4, kadın hakim oranı %36,9 iken kadın profesör oranı %28,7’dir. TUİK 2014 verilerine göre Türkiye’de mutlu olduğunu beyan eden bireylerin oranı %60,4’tür. Kendi geleceklerinden umutlu olan kadınların oranı ise %74,7’dir.

İstatistiklerden de göreceğiniz gibi Türkiye’de kadınlar çalışma yaşamına yeterince katılamamaktadırlar. Katılsalar da kayıt dışı çalışma oranı çok yüksek oranlarda seyretmektedir. Bu durumun nedenleri arasında ise Türkiye’deki refah rejiminin aile merkezli bir refah rejimi olması en başat sebep olarak sunulabilir. Öyle ki, toplumda yaşlılara ve çocuklara bakımın aile içinde ve kadın tarafından gerçekleştirilmesi beklenir. Bu yüzden de 12 milyon civarında kadın tüm zamanını herhangi bir ücret almaksızın ev içindeki işleri yaparak geçirmekte, herhangi bir ücret karşılığında çalışmamaktadır. Kadınların çalışma koşulları, aldıkları düşük ücretler, güvencesiz çalışmaların yaygınlığı, bakım hizmetlerinin yüksek ücretlerle sunulması gibi nedenler de kadınları daha çok çalışma hayatının dışına itmektedir.

TÜRKİYE'DE KADIN İSTİHDAMI NE DURUMDADIR?

Türkiye’de kadınların istihdama katılım oranı sadece düşük değildir, aynı zamanda düzensiz ve adaletsizdir. Düşük eğitimli ve mesleksiz kadınlar tarımda ücretsiz aile işçisi, ev hizmetlerinde sosyal güvencesiz ev hizmetlisi, imalatta kaçak işçi olarak Türkiye’de karşımıza çıkmaktadır. Bu sonuçlar pek tabi sosyal güvenlik sisteminin kadını dışlayan yapısından kaynaklanmaktadır. Mesela prim tutarlarının yüksekliği, prim ödeme sürelerinin uzunluğu bu dışlamanın temel nedenlerindendir.

Batılı ülkelerde kadının emek piyasasına girişi Sanayi Devrimine dayanırken Türkiye’de bu süreci 1915 Balkan Savaşlarıyla birlikte erkek işgücündeki azalmanın işgücü talebini kadınlara yöneltmesine dayandırabiliriz. Bu durumla birlikte artık kadınlar emek piyasasında aktif olarak yer almaya başlamışlardır. Ancak Türkiye’de kadının gerçek manada ekonominin bir parçası olması 1950’li yılların sonlarına rastlamaktadır. Peki bu tarihi serüvenin sonucunda bugün rakamlarla Türkiye’de kadın istihdamı ne durumdadır?


Türkiye, 1970’lerden beri kadın istihdamında dünya çapında gözlenen artışa nazaran bir istisnayı oluşturmaktadır. Tarım dışı sektörlerde kadın istihdamı çok küçük bir artışa sahne olsa da genel olarak ekonomik faaliyetlerdeki kadın istihdamı giderek düşmüştür. 1990 yılında %34 civarında olan kadınların işgücüne katılma oranı, 1995 yılında %30,6’ya, 2000 yılında %26,6’ya, 2004 yılında ise %25,4’e kadar gerilemiştir. 2004 yılından sonra ise özellikle evde bakım hizmetleri kapsamında kadının işgücüne katılım oranı artış göstermiştir. Kadın istihdamında ise 2014 yılında %26,5 oranında kalarak OECD ülkelerindeki %60 olan ortalamaya en uzak ülke olmaktan kurtulamamıştır Türkiye. Yani Türkiye kadın istihdam oranında 31 OECD ülkesi arasında sonuncu olmuştur. İşgücü içinde istihdam edilen kadınların oranının en yüksek olduğu ülke %72,5 ile İsveç iken en düşük olduğu ülke %39,9 ile Yunanistan’dır. AB üye ülkelerinin ortalama kadın istihdamı oranı ise %69,4’tür. Türkiye’de kadınların işsizlik oranı ise % 13’tür. Eğitim durumuna göre işgücüne katılım oranı incelendiğinde, kadınların eğitim seviyesi yükseldikçe işgücüne daha fazla katıldıkları görülmektedir. Okuryazar olmayan kadınların işgücüne katılım oranı %17,4 iken yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılım oranı %72,2 seviyesindedir. Türkiye’de kadın istihdamı ile ilgili dikkat çeken bir diğer husus ise az önce de değindiğim gibi kamusal alanda üst düzey kadın yönetici oranının %9,4 gibi acınacak seviyelerde olmasıdır.

İş dünyasında kadınlarla erkekler arasındaki en belirgin farklardan birisi de ücret eşitsizliğidir. Kadınlar aynı işi yaptıkları erkeklerin aldığı ücretin %60’ını alabiliyor Türkiye’de. Bu oran Almanya’da %76,3, ABD’de %73,3 seviyelerinde bulunuyor. Kadınlarda kayıt dışı istihdam oranı ise SGK verilerine göre % 48.44 oranında. Yani neredeyse 2 çalışan kadınımızdan 1’i sigortasız çalıştırılıyor. Kayıt dışının en fazla görüldüğü sektör ise tarım sektörü olarak karşımıza çıkıyor. Türkiye’de kadınların istihdama katılım oranının düşüklüğünü birkaç başlığa sıkıştırmak doğru olmayacaktır. Geleneksel algılar da kadın istihdamı önünde ciddi engeller oluşturmaktadır. Mesela “Çalışan bir anne, en az çalışmayan bir anne kadar çocuğuyla yakın ve güven dolu ilişki kuramaz.” diyenlerin oranı Türkiye’de %48 iken bu oran Almanya’da %3,8’dir. Bu verilerin aksine Türkiye’de kadının evin gelirine katkıda bulunması gerektiğini düşünenlerin oranı %67’dir. Kadının evde oturmasını isteyenlerin yine kadının hane gelirine katkı sağlamalarını istemeleri arasındaki çelişki ise sosyolojik bir olgu. Çok net görülmektedir ki kadının geleneksel yapı içerisinde kalmasını isteyen toplum, geçim derdiyle de kadının para kazanmasını kaçınılmaz bulmaktadır.

Türkiye’de pek tabi kadın sorunları, istihdamla sınırlı değil. Dünyanın dört bir yanında olduğu gibi Türkiye’de de kadınların insan hakları her an ihlal edilmektedir. Öyle ki, mesele kadına şiddet olduğunda diğer sorunları dahi mumla arar oluyoruz. 2015 yılında kadın olduğu için 303 kardeşimiz öldürüldü. Ve dahi ülkemiz öyle bir akıl tutulması yaşıyor ki, kadın tecavüz ve cinayetleri için insanlarımız geçerli sebepler bulmaya çalışıyor. Gece 3’te dışarıda olduğu için tecavüze uğramak normalleştiriliyor. İnsanlık dışı bir olay dahi böyle sıradanlaştırılırken ise meselenin ne denli ağır olduğu ortaya çıkıyor. Yine rakamlarla Türkiye’de kadına şiddeti anlatacak olursak durum içler acısı. 2014 yılı araştırmalarına göre Türkiye’de her 4 saatte 1 kadın tecavüze uğruyor veya erkek şiddetine maruz kalıyor. Aynı yıl en az 294 kadın, erkek şiddetiyle hayatını kaybederken bunlardan 5’te 4’ü silah ve kesici aletle öldürülmüş. Kanımızı asıl donduran ise öldürülen 5 kadından 1’inin ayrılmak istediği için kocası tarafından öldürülmesi.

2014’te öldürülen 100 kadından 9’unun koruma talebinde bulunmasına rağmen öldürülmüş olması devletimizin bu konulardaki acziyetini gösteriyor.

Toplumumuz akıl tutulması yaşıyor. Devletimiz ise gerekli önlemleri almaktan uzak.


Kadın ölümleri 2013’e göre 2014 yılında %31 arttı. 2014 yılındaki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın raporuna göre evli kadınların % 36’sı eşinden şiddet görmüş, kadınların %38’i yaşamının bir döneminde fiziksel ya da cinsel şiddete maruz kalmış. Her 10 kadından 3’ü ise hayatında en az 1 kez telefonla, mesajla, sosyal medya ile tacize uğramış. Tecavüze uğrayan 3 kadından 1’i 12-17 yaş aralığında,
% 4,5’u ise engelli.

Utanç tablomuz, erkeklerin karnesi tam da burada en büyük kırık notu alıyor. Ancak üzülerek eklemeliyim ki bu canileri yetiştiren, biz anneleriz.

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Türkiye’de kadınlarla erkekler arasındaki eşitsizliklerin toplumsal algının sonucu olduğu ve eğitimle ilgili eşitsizliklerin de ancak bu algının dönüştürülmesi ile giderilebileceği malumdur. Toplumsal algı ise yine ancak eğitimle dönüştürülebilecektir. Bu çerçevede toplumsal cinsiyet önyargılarının yok edilmesi, erken yaşlardan başlayarak mücadele edilerek, öğrencilere ve öğretmenlere farkındalık eğitimi verilerek elde edilebilecektir. Milliyetçi Hareket olarak bunu çok önemsiyoruz. Bir diğer kanayan yaramıza gelirsek, tabi ki “Eğitimin temel sorunlarından biri olan okullaşma oranlarındaki yetersizlik”. Bu mesele de halen çözülemedi ve biz bunun takipçisiyiz. Bazı kampanyalardan sonuç alınmış gibi görünse de ilkokula başlama oranı yüksek olmasına rağmen ortaokula ve liseye başlama oranı ilkokula başlama oranına göre oldukça düşük. Çünkü ilkokula başlama oranındaki yükseklik, bir aldatmacanın ürünü. Okula devam ile okula başlama oranlarını karşılaştırdığımızda da aldatmacanın ciddiyeti ortaya çıkıyor.

Türkiye’de kadının eğitim hayatı da bildiğiniz gibi rakamlarla sınıfta kalmaktadır. Yetişkin okuryazarlık oranlarındaki toplumsal cinsiyet eşitsizliğine göre 152 ülke içinde 111. sırada güzel ülkem. 2013 yılında 25 yaş ve üzerinde okuma yazma bilmeyen kadın oranı %9,4’tür. Bunu tekrar tekrar söylüyorum, çünkü bu oran bir fecaatin habercisi. Ve ne yazık ki bu oran okuma yazma bilmeyen erkeklerin 5 katına tekabül ediyor. Bu oranlarla Türkiye, AB üyesi ülkelerin en altında yer almaktadır. Eğitime erişimde de Türkiye, toplumsal cinsiyet uçurumu endeksinde 128 ülke arasından yine 111. sırada kalarak boynumuzu büküyor.

Milliyetçi Hareketin Kadınları,


Liselerde kız çocuklarının okullaşma oranı %79,26 ülkemizde. Yükseköğretimde kız çocuklarının okullaşma oranı ise % 41,1’dir. Ancak bu oranın yanında yükseköğrenim mezunu kız çocuklarının işsizlik oranına bakıldığı vakit kız çocuklarına üniversite okuttuğumuzu ancak çalıştırmadığımızı görüyoruz.

Okul öncesi okullaşma da ise özellikle 4+4+4 değişikliğinden sonra çok daha büyük bir gerileme yaşadı. 2011-2012 eğitim öğretim yılında 5 yaş grubunda % 65,16 olan kız çocuklarının okullaşma oranı 2014-2015 eğitim öğretim yılında %52,21’e geriledi. Bu oran 3-5 yaş grubunda ise %32,2 seviyesindedir. Yani ülke olarak zorunlu yükselişi bile yanlış hamlelerle tersine çevirmek için çaba harcıyoruz.

Dünya Ekonomik Forumu’nun 2014 raporuna göre, toplumsal cinsiyet eşitliğinde, Türkiye 142 ülke arasında 125. sırada yer almakta. Ekonomik katılım ve fırsat eşitliği, eğitim, sağlık ve siyasi güçlenme konularında toplumsal cinsiyet eşitliğinin incelendiği raporda, ekonomik katılım ve fırsat eşitliğinde 132., eğitimde 105., siyasi güçlenmede 113. sırada yer alıyor Türkiye. OECD ülkeleri arasında ise son sırada yer almaya devam ediyor. Türkiye’nin bu raporda 142 ülke arasındaki detaylı karnesi yarınlarımız adına endişe duymamız için büyük bir belge. Allah sonumuzu hayretsin diyoruz.

Gönüldaşlarım,

Kadın sağlığına gelince, bu konu da pek çok ülke gibi Türkiye’de de çok önemli bir sorun olarak karşımızda. Ve bu sorunun ortadan kaldırılabilmesi için kadın ve kız çocuklarının sağlığının, genel sağlık kavramı içerisinde ayrı bir yeri ve öneminin olması gerekmektedir.
Kadınlar ve erkeklerin üreme problemleri karşılaştırıldığında, kadınların üreme sorunlarını erkeklerden çok daha fazla yaşadıkları ve bu durumun özellikle üreme çağında daha da arttığı görülmektedir. Yani, artık kadın sağlığı veya hastalık durumlarının erkeklerden farklı olarak cinsiyet faktöründen etkilendiği ortadadır. Bunun yanı sıra eğitim, bireyin genetik özellikleri, sosyal ortam, çalışma ortamı, aile ilişkileri, doğurganlık davranışları ve sağlık hizmetlerinin kalitesi gibi pek çok parametreden de doğrudan veya dolaylı olarak etkilenmektedir.

Kötü koşullarda çalışma ve psikolojik şiddete maruz kalma gibi toplumda kadınların çok daha fazla maruz kaldıkları hallerin yanında sağlıksız yaşam şekli de belirli sağlık sorunlarını beraberinde getirmektedir. Böylece kadın sağlığı hususunda psiko-sosyal süreç oldukça öne çıkmakta ve toplumsal cinsiyet kavramını önemli kılmaktadır. Bu itibarla, kadın sağlığının da geniş çerçevede çalışmamızın önemli bir parçası olduğunu ifade etmek isterim.

Ülkücü-Milliyetçi Hareketin Asenaları,

Son olarak kadın ile özdeşleşen aile mevzuna gelindiğinde de söyleyecek sözümüz hiç az değil. Aileyi toplumun temeli olarak tanımlayan Anayasamız, bu tanımlamayla ailenin millet hayatındaki önemini ortaya koymaktadır. Zaten düşünce örgümüzde de aile, kültürün devamlılığını sağlamakta ana etken rolü üstlenmektedir. Milletin kültür kodlarını kuşaklara aktarmakta, tüm değer yargılarının korunmasını ve düşünce yapısının sürdürülmesini sağlamaktadır. Toplumsal yapının temelini oluşturan bu kurum, değerlerin yaşatılması ve aktarılmasının yanı sıra toplumun birlik ve beraberliğini de sağlamaktadır. Bununla birlikte eğitimin ailede başladığı göz önünde bulundurulduğunda ailenin bir başka önemi daha ortaya çıkacaktır. Ailenin şekillendiricisi, temel direği, şüphesiz kadındır. Kadın, erkeği, çocukları çekip çevirendir. Bu tarihten bugüne böyle olmuştur.

Ancak, günümüzde aile ile ilgili sorunlar baş göstermeye başlamış ve aile kavramı değişimle karşı karşıya kalmıştır. Çözülme baş göstermiş ve aile kavramındaki çöküşler tüm toplumu etkisini altına almaya başlamıştır. Bu çözülmede ailenin kendisini ve aile fertlerini sürecin dışında tutmak mümkün olmamaktadır. Haz ve özgürlük eksenli kurgulanan varoluş, ailenin direncini kırmakta ve aileyi hızla önemsizleştirmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak aile kurumunun karşılaştığı tüm sorunların farkında olduğumuzu ve bunlarla mücadelede etkin yöntemlerin arayışında olduğumuzu da ifade etmek isterim.

Bilincindeyiz ki, milli kültürün taşıyıcısı ailedir, ailenin de temel taşı kadındır. Ve güçlü kadın güçlü Türkiye demektir.
Kıymetli yol arkadaşlarım,


Kamu kurumlarından sokağa, hastaneden pazara, meclisten tarlaya kadının tacize, şiddete uğramadığı bir yerin kalmadığı ülkemizde, kadınların yaşadığı tüm bu sorunlar pek tabi Türk milliyetçilerinin de sorunlarıdır. Milliyetçi Hareket Partisi de bu sorunlara en güzide kadroları ile kafa yormakta ve çözüm aramaktadır.

Tarihte Bacıyan-ı Rum ile dünyada ilk defa teşkilatlanan iş kadınlarımız, İnebolu’dan Ankara’ya kağnılarla mermi sandıklarını getirme iradesini de sergilemekten geri kalmamışlardır. Dünyanın en nadide eserlerinden Tac Mahal’e ilham olurken Gevher Nesibe ile de dünyanın ilk tıp medresesinde vücut bulmuştur. Hanlar Hanı Cengiz Han’dan “Han’ım” kavramını alırken yalnızca evinin mahkumu olmamış aynı zamanda toplumun bir parçası olarak pek çok vazifeyi üstlenmiştir. Dün ata binen, kılıç kuşanan, keçisini sağan, çocuğunu beleyen Türk Kadını bugün de özüne dönük olarak hem iş hayatında hem de toplumda aktif olarak var olmak zorundadır. Yoksa ünlü sosyolog Ziya Gökalp’in Türkçülüğün Esasları adlı eserindeki Aile bahsinde de geçtiği gibi kadının geri kalması durumunda milletin ilerlemesi duracak ve dahi millet gerileyecektir.
Bu bilinçle ekonomiden aileye, şiddetten toplumsal cinsiyet eşitliğine kadar geniş yelpazede kadın çalışmalarımız devam etmektedir. Kadınlara karşı uygulanan her türlü fiili ve hukuki ayrımcılığa son vermek de başlıca hedefimizdir. Başta aile içinden gelenler olmak üzere kadına yönelik şiddet konusunda toplumsal farkındalığı güçlendirmek için geliştirdiğimiz projelerimizi önemsiyoruz. Bunların dışında şiddet ortaya çıktıktan veya risk oluştuktan sonra mağdurlar için koruyucu hizmetler, kadınların şiddete maruz kalmasına yol açan kültürel, sosyal, psikolojik ve ekonomik nedenler, sivil toplum kuruluşları ve medyanın yaklaşım ve yöntemleri üzerine derinlemesine çalışmalar da kadına şiddette önem verdiğimiz diğer başlıklar.

Kadınların saygınlıklarına gölge düşüren, temel hak ve özgürlüklerini kısıtlayan, istismarlarına yol açarak toplumda geri planda kalmalarına sebep olan her türlü çağ dışı uygulamalarla mücadele edilmesi de öncelik verdiğimiz son derece önemli bir konu. Şiddete, tacize ve istismara uğrayan kadınlara, yasal yollardan hak araması sırasında adli yardım desteği sağlamak, davaların zaman aşımından ve mahkeme harç ve masraflarından muaf tutulması da yine gündemimizde olan diğer çalışmalar. Kadın sığınma evlerinin fiziki şartlarının yükseltilmesi, personel sayılarının artırılması ise gördüğümüz eksiklikler sebebiyle vardığımız bir netice.

Kadınların işgücüne katılımını desteklemek, istihdam edilebilirlikleri geliştirmek, iş hayatında ve karar alma mekanizmalarında daha fazla rol almalarını sağlamak adına da çalışmalarımız devam ediyor. Çalışmayan ev hanımlarının mesleki beceri kazanmalarını ve kadınların aile bütçesine ve ülke ekonomisine katkıda bulunmalarını önemsiyoruz. Girişimci kadınlara %50’si hibe olmak üzere finans desteği vermek üzerine yaptığımız çalışmaları ise bu çalışmaların ön ayağı niteliğindedir.

Milliyetçi Hareketin Özveri ve Vefa İle Çalışan Asena'ları;

Her Şehit Haberini Evladını Kaybetmişçesine Acıyla Karşılayan Anadolu Yürekli Kadınlarımız,
Vatan Uğruna Evladını Askere, Düğüne Bayrama Gönderir Gibi Gönderen; Elleri Öpülesice Analar, Bacılar,
Beni dikkatle dinlediğiniz için hepinize teşekkür ediyor ve sözlerime son vermeden önce tüm bu karanlık tabloya rağmen sizlere ümitvar cümleler kurmak istiyorum.

Çünkü siz var iseniz, genel Başkan'ımız başımızda ise Ümit var demektir.
Yeis'e yer yok demektir.
Ülkücü hareket dün olduğu gibi bugün de mazlum Türk dünyasının teminatı demektir.
Aziz Dava Arkadaşlarım,
Ne büyük şans ki, nezaketiyle, ileri görüşlülüğü ile kadınlarımıza kol kanat geren bir liderimiz var. Kadınları ötekileştirmeyen, onları eksik görmeyen, kadınsız bir millet geri kalır diyen bir Genel Başkanımız var. Ne büyük şans ki, sizler gibi gece gündüz demeden didinen kadın kollarımız var. Ne evini ne çoluğunu çocuğunu ne milletini başı boş bırakmayan Türk kadını var. Ne Mutlu ki Dava yolunda kimse yoksa, canımla, malımla ben varım diyen sizler, Aziz ülkücü Türk kadınları var.
Kadın kadının kurdu değildir efendim.
Kadın kadının düşmanı hiç değildir.
Kadın kadına güç verir. Kadın kadına kuvvet verir.
Ve kadın isterse, kadınlar hep birlikte bir milleti diriltir.
Kadın isterse Halide Edip olup, zor zamanlarda meydanları inletir,
Şerife bacı olup kağnısını düşmanın üzerine sürer,
henüz 9-10 yaşında Onbaşı Nezahat diye dünyaya ün salar.
Ülkücü şehit olur, isimsiz kahramanlar listesine adını yazdırır.
Fırat'lar yetiştirir, ölüme düğün bayram gibi giden Mehmetçikler yetiştirir de bu vatanı kimseye bırakmaz.
Kadın isterse arkadaşlar, Türk'ü tekrar diriltir. Türkü yine cihangir eyler.
Cümlelerimi her ümitsizliğe düştüğümde dinlediğim ve amin dediğim Genel Başkanımızın duasıyla bitirmek istiyorum:
Biz, kısık sesleriz; minareleri ezansız, gökyüzümüzü bayraksız bırakma Allah’ım.
Müslümanlık ve Türklükle yoğrulan yurdumuzu çaresiz bırakma Allah’ım.
Biliyoruz hasma karşı koymasını, bizi cansız bırakma Allah’ım.
Bizi sevgisiz, susuz, havasız ve vatansız bırakma Allah’ım.
Bizi yersiz, yurtsuz, yarınsız ve yalnız bırakma Allah’ım.
Biz ki, bin yıllık kardeşlik dedik, bizi ayrı düşürme Allah’ım.
Biz ki, bağımsızlıkta karar kıldık, bizi esaret altında bırakma Allah’ım.
Kötülerle mücadelemizde bizi bir başımıza bırakma Allah’ım.
Musibetleri al başımızdan, felaketleri at hanemizden, bizi garip koyma Allah’ım.
Milletimi yaşat, devletimi var et, insanımı huzurlu ve saadetli et; sen bizden yardımını esirgeme Allah’ım.
Bozkurdun başını dik, Ülkücünün alnını açık ve Üç Hilal’in geleceğini kutlu et Allah’ım.
Günahlarımızı affet, bize sevdiklerinden ve sevenlerinden olabilmeyi nasip et Allah’ım.
Mutlu Kadın Mutlu Türkiye yolunda nice 8 martlara diliyorum.
Ne Mutlu Türk'üm diyene.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211