Şefkat Çetin'den Basın Açıklaması

Milliyetçi Hareket Partisi Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı  Şefkat ÇETİN’in, “Alo Fatih’in yanı sıra Alo Apo, Alo Kandil hattı var mı?” başlıklı yazılı basın açıklaması:


“ALO FATİH’İN YANI SIRA ALO APO, ALO KANDİL HATTI DA VAR MI?”

AKP hükümetinin yolsuzluk, hırsızlık ve rüşvetlerle anılır hale gelmesi, ülkedeki toplumsal huzur ve adalete olan güven açısından başlı başına endişe verici bir durumdur. Yolsuzluğa bulaşmış siyasetçi tablosuna dünyanın her yerinde rastlamak mümkün olmakla birlikte, ne yazık ki ülkemizi 11 yıldır idare eden kadrolarda bu durum bir salgın vaziyetindedir. Başka ülkelerde bu tür iddialarla muhatap olan isimler ve hükümetler derhal görevlerinden el çekerek yargılanırlar. Ancak Türkiye’deki durumun vahameti ve eşine az rastlanırlığı, yolsuzluk ve rüşvetten suçüstü yakalanan bu kadronun yaptığı işten utanmamasıdır. Hırsızlıktan daha vahim bir durum, utanmaz hırsız vakası var. 
Hırsızı yakalayan polisi, kanıtları toplayan savcıyı, mahkemeyi yapacak hâkimi tarumar ederek, Türkiye’nin adli ve idari işleyişini bozarak suç örtülmeye çalışılmaktadır.AKP’nin bakanları ve başbakan Tayyip Erdoğan’ın delilleri ortalara dökülen suçlamalar karşısında hiçbir utanma belirtisi göstermemesi, aksine bir de üste çıkarak yeni suçlar ve suçlular icat etmeye çalışmaları ibret vericidir.

İki aydır her biri bir hükümet devirecek vahamette birçok kirli ilişki ortalara dökülmesine ve adeta hırsızlıkları sıradanlaşmasına rağmen, Tayyip Erdoğan başka bir ülkede yaşıyormuş gibi davranmaya devam etmektedir. Bakanların, bakan çocuklarının evlerinde, Bilal’in vakfı etrafında dönen paralar Başbakanın gündemine nedense hiç girmemektedir! Son 11 yılda elde ettikleri servetin yanı sıra, devlet ihalelerinin dağıtıldığı işadamlarından toplanan paralarla satın aldıkları medyanın desteği ve tek başına hükümet olmanın sağladığı büyük kamu gücü AKP’nin gözünü karartmıştır. Tayyip Erdoğan güç zehirlenmesi yaşamakta ve kendisine olağanüstü vasıflar yükleyen çevresinin verdiği gazla her şeyi meşru saydığı kendine has bir ahlaki anlayış sergilemektedir. Tayyip Erdoğan’ın suçüstü yapılan hırsızlıkları savunabilmesi, pek çok insani vasfının yanı sıra hayâ duygusunu kaybetmesiyle ilgilidir.

Hırsızlığın sıradanlaştırılması ve hırsızların utanmazlığının yanı sıra ülkemiz için daha vahim bir iddia vardır ki, o da bu ahlaksızlığa karşı toplumda tepki oluşmadığı düşüncesidir. Kendilerine dini ve siyasi gizli bir ajanda oluşturan ve kutsal değerleri gayrimeşru işlerinin üstünü örtmek için kullanan bu kadro, milletin yapılan yanlışa din adına müsamaha göstereceği propagandasının ardına sığınmaya çalışmaktadır.Oysa din adına çalmak, din adına yalan söylemek, yüce dinimiz İslam’a yapılacak kötülüklerin en büyüğüdür. Bu ülkede hiçbir ana baba evladını hırsızlığı överek yetiştirmez. Milletimiz, yüce dinimizin saydığı en büyük günahlar arasında devlet malını ve başkalarının hakkını yemek olduğunu gayet iyi bilir. 17 Aralık’ta ayakkabı kutularından taşan ahlaksız düzenlerini, hiçbir kitaba uydurmak mümkün olmayacağı gibi Müslüman Türk milleti de onaylamayacaktır. Çalıyoruz ama dinimiz için çalıyoruz diyenler, milletimizin vereceği cevabın ne olduğunu sandıkta göreceklerdir.

Hele de hem devletin ihaleleriyle semirtilen hem de millete küfretme cüretini gösteren şerefsizler, büyük Türk milletinin tepkisinden korkmalıdır. AKP’nin iktidarda bulunduğu 11 yıl boyunca en büyük devlet ihaleleriyle ödüllendirdiği işadamının millete yönelik ağır küfürleri, Milliyetçi Hareket Partisi’nin asla kabul edemeyeceği ve millet adına mutlaka hesabını soracağı bir alçaklıktır. Bu hükümet sayesinde ülkenin rantını yiyen zevatın, kendi soyları ve nesepleri nedir bilinmez ama millete küfretmesinin tevili mümkün değildir. Hükümetin ihale zengininin alçakça küfürlerinin hesabını sorması gereken Tayyip Erdoğan, Türk milleti yerine küfürleri ortaya çıkarılan işadamlarının itibarını düşünmekle bu suça ortaklığını açık etmiştir. Ağzından bir türlü Türk lafını duyamadığımız başbakan ve çevresi, belli ki Türk’e ait her türlü değere düşmanlığı kendileri için yol edinmişlerdir. İşadamı kılıklı bu müptezelin millete ettiği küfürden gocunmadıklarına göre, Tayyip Erdoğan ve şürekâsının hangi millete mensup olduklarını açıklamalarının zamanı gelmiştir. Büyük Türk milletinin ekmeğini yiyip ona ihanet edenlerin bu topraklarda aldıkları her nefes haramdır. Milletin sırtında bir kene gibi beslenen, ona her türlü kötülüğü etmekle yetinmeyip bir de üstüne küfredenlerin millet nazarında da, Allah katında da hesabı ağırdır.

Bu bağlamda, son günlerde Tayyip Erdoğan ve onun besleme medyasının kamuoyuna yansıyan MHP korkuları şaşırtıcı değildir. Tayyip Erdoğan’ın “Alo Fatih” hattı üzerinden besleme medyasına sürekli MHP sansürü uygulatması, Milliyetçi Ülkücü Hareket için bir şeref madalyasıdır. Siyasi parti olarak 45. yılımızı geride bıraktığımız şu günlerde, Türkiye’nin görüp görebileceği en gayrı milli kadro olan AKP tarafından gizli-açık her türlü engellemelere maruz bırakılmak MHP’nin doğruluğunun şaşmaz delilidir. Barzani’nin, Apo’nun dostlarından MHP’ye destek açıklaması bekleyecek değildik elbette. Türkiye’yi bölünmenin eşiğine sürükleyen AKP’nin, Türk milliyetçilerinin büyümesinden rahatsız olması eşyanın tabiatı gereğidir. Milliyetçi Ülkücü Hareket, Tayyip Erdoğan’ın besleme medyası, vatansız sermayesi ve etnik bölücü ortaklarının Türkiye’de kurduğu düzeni başlarına yıkacak inancın adı olmaya devam edecektir.

Hırsızlığın ve yolsuzluğun ustalarının ellerindeki büyük gücü kullanarak MHP’nin yükselişini önlemeye çalışmaları, hesabını veremeyecekleri ölçüde günaha ve suça battıklarını göstermektedir.Apo ile bir masada oturmuş Fatih’le Tayyip’i buluşturan aynı sevdadır. Millete küfredenlere en büyük ihaleyi veren zihniyetin, MHP’nin anketlerdeki yükselişine ve hatta ekrandaki bir alt yazıya dahi endişeyle bakmasına şaşmamalıdır. Ağızlarına sakız ettikleri milli irade masalına rağmen MHP oylarını çalanlar, yatak odalarındaki para sayma makineleriyle milletin parasını sayarken yakalanmışlardır. MHP’nin sesini kısmakta bu kadar ısrarcı olduğuna bakılırsa, Tayyip Erdoğan’ın bu korkusunun ardında daha başka kabahatler de gizlidir. Bu yüzden soruyoruz: Ey Tayyip Erdoğan, Alo Fatih hattının yanı sıra, Alo Kandil, Alo Apo gibi kaç tane hatta sahipsin? Milletin seçilmiş temsilcisi misin, yoksa bir paralel örgütün lideri misin?

Gayri milliliği tescil edilmiş AKP hükümetinin haklı olarak korktuğu Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’de yaşanan devlet krizinin ve tıkanan sistemin aşılması için yegâne milli güçtür. Bütün politikasını basit tüccar mantığı üzerine kuran ve devleti rant kapısına çeviren AKP hükümeti, Türkiye’deki birlik ve bütünlüğe zarar verecek açılım adımlarının yanı sıra bilhassa dış politikada geri dönüşü güç hatalar silsilesine bir yenisini eklemek üzeredir. 2004 yılında Annan Planı ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini gözden çıkaran ve Rum kesiminin AB üyeliğine onay veren AKP hükümeti, bugün yarım kalan işini tamamlamak üzere yeniden harekete geçmiştir. Yıllar önce “yavrusunu satan anasını da satar” diyerek tespit ettiğimiz üzere, AKP hükümeti hem Kıbrıs’ta, hem de Türkiye’de satışa açık politikalarıyla hafızalarımızda yer etmiştir.Rahmetli Denktaş’ın bütün direnişine rağmen Kıbrıs’ı Türkiye’den koparacak planları hararetle savunan AKP, zengin enerji kaynaklarına sahip Doğu Akdeniz’deki güç savaşlarında büyük devletlere Kıbrıs’ı altın tepside sunmuş, ancak Rum şımarıklığı bu alış verişi yarım bırakmıştır. Tayyip Erdoğan hükümetinin büyük baskılarıyla referandumda evet diyerek lağvedilmek üzere olan KKTC, Rumlar’ın hayır demesiyle varlığını koruyabilmiştir.

Türkiye’nin ihtilal gibi en karışık dönemlerinde, Yunanistan’ın NATO’ya alınması gibi açıklanamaz ve kabul edilemez adımların atıldığı hatırda tutulmalıdır. Bugün yolsuzluk tartışmalarının odağı olmuş bir Tayyip Erdoğan figürü karşısında Kıbrıs meselesinin birden bire karşımıza getirilmiş olması, bu nedenle son derece düşündürücüdür. Tayyip Erdoğan hükümeti gidicidir ancak gidişinin önüne Kıbrıs’ın pazarlık masasına konması çok çirkin bir alış veriştir. Kıbrıs’ta Türkiye’nin garantörlüğünü sonlandırmayı ve adanın bir bölümünde Türk egemenliğini AB’nin, Yunanistan’ın ve Rumlar’ın insafına bırakmayı amaçlayan bir anlaşmanın, güven erozyonuna uğramış AKP eliyle hayata geçirilmesine müsaade edilmemelidir. Yaralı ve çıkış için her yolu deneyebilecek AKP’nin önünde taviz koparabilmek için kuyruğa giren Kıbrıs, PKK-Barzani cephesi ve 2015’teki Ermeni hazırlıkları karşısında, seçim atmosferi nedeniyle yeni adımlar atılmaktan vazgeçilmeli ve bu devasa sorunların üstesinden gelecek milliyetçi bir hükümete Türkiye teslim edilmelidir. Önümüzdeki üç seçim sona erdiğinde, milli güçlerin temsilcisi Milliyetçi Hareket Partisi’nin Türkiye’yi yönetmesi halinde ancak beka sorununun üstesinden gelinebilecek ve Türkiye’ye rahat bir nefes aldırılabilecektir.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211