Milliyetçi Hareket Partisi Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı  Şefkat Çetin : "SOMA’YA YETİŞMEYENİN SOMALİ’DE İŞİ OLAMAZ" dedi

Milliyetçi Hareket Partisi Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı  Şefkat Çetin yazılı bir açıklama yaparak  Bir avuç kömür için alın teri dökerken hayatını kaybeden işçilerin görev şehidi olduğunu vurguladı.

Çetin'in açıklaması şöyle:


Soma’da yaşanan maden faciası Türkiye’yi çok büyük bir acıya boğmuştur. Bir avuç kömür için alın teri dökerken hayatını kaybeden işçilerimiz görev şehididir.

Vicdanları kahreden Soma’daki bu vahim olayın bir kaza değil cinayet olduğu Savcılar tarafından yürütülen soruşturmalarla daha net ortaya çıkmaktadır. İnsan hayatının bu kadar hafife alınmasından, ihmaller ve suiistimaller sonucu 301 işçimizin hayatını kaybetmiş olmasından Milliyetçi Hareket Partisi olarak duyduğumuz derin teessürü yineliyoruz.

Vatan evlatlarının toprak altında can verdiği bu elim olaydan sonra bütün yurda yayılan matem havası milletimizin zor günlerde nasıl birlik olabildiğini göstermiştir. Kaybettiğimiz insanlarımızın acısının yanı sıra geride bıraktıkları ailelerini de perişan eden Soma faciası, hiç değilse bizlere millet olduğumuz gerçeğini hatırlatmıştır. Soma’daki insanlarımızın acısı Türkiye’nin her yerinde aynı şiddette hissedilmiş, yaşananlar üzücü olsa da insanlarımızı birbirine kenetlemiştir. Zaten milletleri bir arada tutan daha çok ortak yaşanmışlıklar ve bilhassa acılardır. Türk milletinin tarihi ise baştan sona hep zorluklara karşı mücadele ve dayanışmayla doludur. Soma’daki kayıplarımızın insanlarımızı kenetlemesi, oraya düşen ateşin Anadolu’daki bütün yüreklerde hissedilmesi son derece anlamlıdır.

Türk milletinin her ferdini derinden etkileyen Soma faciasının başta Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP hükümeti açısından ise yüz kızartıcı sonuçları vardır. Tayyip Erdoğan’ın Soma’ya yaptığı ziyaret esnasında canı yanan vatandaşların gösterdiği tepkiye öfkeyle ve şiddetle cevap vermesi Türkiye Cumhuriyeti başbakanlığı sıfatına yakışmamıştır. Kameralar önünde Gazze’ye, Mısır’a gözyaşı döken AKP’lilerin sıra Türk insanına gelince gözlerinden bir damla yaş akıtamaması, yetmezmiş gibi tekmeler, yumruklar ve tehditlere başvurulması çok acıdır. Yıllardır 36 etnik unsur gibi zırvalarla bölmeye çalıştığı Türk milletini karşısında tek yürek olarak gören Tayyip Erdoğan, Türkiye’yi birleştiren duygudaşlığı paylaşamayacak kadar kendini kaybetmiş ve öfkesine yenilmiştir.

Soma’daki soruşturmanın maden işletmecileri üzerine yoğunlaştırılması, kamuoyunda hükümete yönelik oluşan tepkilerin yönünü değiştirmiştir. Ancak böylesi büyük bir facianın yaşandığı işletmenin Bakanlık tarafından yapılan denetimlerden geçebilmiş olması düşündürücüdür. Belli ki maden işletmesinin yanı sıra denetim yapması gereken bakanlık da sorumluluklarını yerine getirmemiştir. İdari ve adli sorumluların peşine düşmekle meselenin kapatılamayacağı, bu facianın siyasi sorumluluğunu da bütün medeni ülkelerde olduğu gibi birilerinin üstelenmesi gerektiği çok açıktır.

Asıl sorgulanması gereken, AKP hükümetinin maden ocaklarının özelleştirme aşamasından başlamak üzere denetim mekanizmalarını işletmesine kadar her aşamadaki sorumluluklarını ne kadar yerine getirdiğidir. Taşeronlar elinde adeta birer köleye dönüştürülen işçileri miting meydanlarında siyasi figür olarak kullanan, bedava kömür dağıtabilmek için işçiler üzerinde neredeyse kölelik düzenine göz yuman bir iktidarın çalışma koşulları, iş güvenliği ve sosyal haklar meselesinde sınıfta kaldığı ortadadır.

Milliyetçi Hareket Partisi, Tayyip Erdoğan’ın “Soma’ya da Somali’ye de yetişiriz” yaklaşımını samimiyetsiz bulmaktadır. Komşu ve akraba devletlerle yakınlaşmanın önemini fazlasıyla idrak etmiş bir parti olarak MHP, her zaman evvela Türkiye ve Türk insanı düsturunu esas kabul etmektedir. Türkiye’de insanımız ağlarken, açken, işsizken devletimizin birinci ve asli görevi buradaki sorunları gidermektir. Bunun için ise yöneticilerimizin kendilerini evvela Türk insanıyla hemdert hissetmesi gereklidir. Başka coğrafyalardaki insanları kendisine yakın gören, Mısır’da Rabia’ya ağlayan yöneticilerin sıra kendi insanımıza geldiğinde yara sarmak ve gönül yapmaktan uzak durması kabul edilemez. Bizim anlayışımıza göre, Soma’ya yetişmeyenin Somali’de işi olamaz, olmamalıdır. Türk’e sırt çeviren, derdine ve neşesine ortak olmayanların başka milletlere yönelik duygusal bağlılıkları şaşırtıcı ve düşündürücüdür.

Diğer taraftan Soma’daki zafiyetleri dile getiren gazetecilerin Tayyip Erdoğan tarafından hedef gösterilmeleri ve işten atılmaları için gazete patronlarına yapılan telkin dikkat çekicidir. Basın özgürlüğüne olan tahammülsüzlüğünü her fırsatta gösteren Tayyip Erdoğan, TİKA’nın değişik ülkelerdeki projelerinin anlatıldığı toplantıda, gazetecilerle ilgili olarak medya patronlarına “Eğer bunları hala kapıya koyamıyorsan sen de o zihniyetin mensubusun” sözlerini sarf etmektedir. Tayyip Erdoğan’a göre, gazetesindeki köşe yazarının fikirleri gazete patronunu bağlamaktadır.

Tayyip Erdoğan’ın sorumluluk anlayışındaki çarpıklık ve ikiyüzlülük çok açıktır. Gazete patronlarına ayar veren Tayyip Erdoğan, yolsuzluk yapan ya da dinimizle alay eden bakanı ve ayakkabı kutularına para istifleyen bürokratıyla ilgili kendi sorumluluğunu hiç hatıra getirmemektedir. Çünkü kendisi her konuda yetkisi sınırsız ancak sorumsuz bir başbakandır. Kabinesinin dörtte biri kendi çocukları da dahil olmak üzere rüşvet ve yolsuzluğa batsa da, yandaşa teslim edilmiş maden ocağında yüzlerce insan ölse de ortalarda sorumluluğu alacak bir başbakan ya da kabine üyesi yoktur. Vatandaşa tekme atarken incinen dizi için rapor alan müşavirine sahip çıkan bir başbakanın zihniyeti ayan beyan ortadadır. Facialar yaşanmadan tedbirleri almayan, sorumluları cezalandırmak yerine sahip çıkan Tayyip Erdoğan’ın kürsüde sarfettiği süslü sözler samimiyetten uzaktır. Lafa değil icraata bakıldığında, Soma faciasında hükümet sınıfta kalmıştır.

Anayasa ve yasalar herkes için uygulanması gereken kurallar bütünüdür. Güçlünün kendi nizamı ve zayıfın farklı hukuku olan toplumlara demokrasi değil, diktatörlük denir. Yetkilerini en küçük bürokrat atamasına ve ihalelere varıncaya kadar kullananların sorumluluk almayı akıllarından dahi geçirmemelerini hiçbir vicdan ve hukuk kabul etmez.

Sorumluluklarını yerine getiremeyen yöneticilerin hatalarının bedelini artık milletimizin evlatları canlarıyla ödememelidir. Köşe yazarının yazdıkları için gazete patronunu sorumlu tutan Başbakan, 301 insanımıza mezar olan Soma’daki siyasi sorumluluğunu kabul etmelidir. Madeni özelleştiren, çıkarılan kömürü devlet olarak ihalesiz satın alma güvencesini veren, denetimlerde olumlu raporlar vererek faciaya yol veren bürokrat ve bakanlarının hesabını vermelidir.

Millet olarak yüreğimizi kanatan 301 vatan evladımızın canına mal olan bu tür kazalar kader olmamalıdır. Yaşanan facianın sorumlularından mutlaka hesap sorulmalıdır. Fakat daha önemlisi insanca bir yaşam için iş güvenliği ve çalışma şartları ile ilgili reformların derhal yapılmasıdır.

Aksi takdirde işçilerimizin ellerindeki kömür karası, politikacıların yüreklerinden ve yüzlerinden bir ömür çıkmayacaktır.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211