Uludere, MİT'ten gelen resmî istihbarat raporlarıyla yaşandı
 Eski İçişleri Bakanı ve bağımsız Ordu Milletvekili İdris Naim Şahin, 34 kişinin hayatını kaybettiği Uludere olayının MİT’ten gelen birden fazla resmî istihbarat raporları ve telefon bilgileri üzerine yaşandığını söyledi. Uludere olayı vasıtasıyla TSK’nın terörle mücadelede operasyon yapmasının nisbi olarak önüne geçildiğinin altını çizen Şahin, böcekler üzerinden iftira atılan Emniyetin, istihbarat sağlaması ve operasyon yapmasının peyderpey sınırlandırıldığına dikkat çekti. 

Meclis'te basın toplantısı düzenleyen Millet ve Adalet Partisi (MİLAD) kurucu üyesi Şahin, sözlerine Öğretmenler Günü'nü kutlayarak başladı. Türkiye'nin son günlerde içinden geçmekte olduğu vahim süreçte kişiler, kurumlar, siyasi partiler ve Türk Silahlı Kuvvetleri gibi devletin ve demokrasinin vazgeçilmez unsurlarını hedef alan açık-örtülü operasyonlar ve saldırılar karşısında bu açıklamayı yapma zorunluluğu olduğunu dile getiren Şahin, yakın geçmişte yaşanan bazı olayları, bugün tanıklık ettiğimiz son gelişmeler perspektifinden okuyunca 'muhteşem tesadüfler', 'gerçek tuzak ve kumpas ustaları' ve bunların amaçlarının çok daha net görüldüğünü ifade etti.

"Bazı gelişmelerin arka planını, olayların sıcaklığında görmek mümkün olsa bile bunu başkalarının da görebilmesi, zaman alabilmektedir." diyen Şahin, resmin bütünlüğünü yakalamak ve bunu başkalarına gösterebilmenin de bazen yeni gelişmelerle mümkün olabileceğine dikkat çekti. 2011 yılı sonundan bugüne kadar ortaya çıkan gerçekler yan yana koyulduğunda o dönemde İçişleri Bakanlığı, asker ve polis olmak üzere devletin üç kurumuna kurulmuş olan tezgâhın, kamuoyu açısından bugün çok daha rahat okunur hale geldiğini anlatan Şahin, "O dönemde yürütülen istihbarat çalışmaları ve güvenlik kuvvetleri tarafından gerçekleştirilen başarılı operasyonlarla Bölücü Terör Örgütünün (BTÖ) KCK şehir yapılanması ve silahlı kanadı bitme noktasına doğru yol alırken, 27 ve 28 Aralık 2011 tarihlerinde maalesef, Devletimiz aleyhine önemli kırılmalar gerçekleşmiştir. Bugün gelinen noktada ise BTÖ, mevcut iktidarın kendi milletvekillerini dahi isyan ettirecek şekilde bölgede etkili hale gelmiştir. O dönemde yaşanan olaylara kronolojik olarak bakıldığında, kurulan tezgahın boyutları çok net bir şekilde görülmektedir." diye konuştu.

"OSLO GÖRÜŞMELERİ ÖRGÜTÜN ELEBAŞLARI TARAFINDAN KASTEN YAYINLANDI"

13 Eylül 2011 tarihinde, BTÖ'nün yayın organı Dicle Haber Ajansına, Oslo’da yapılan görüşmelerin ses kayıtlarının düşmesiyle MİT içerisindeki bir kliğin, dönemin Başbakanını ikna ederek, bölücü örgütün elebaşlarıyla müzakere masasına oturduğunun anlaşıldığını dile getiren Şahin, şöyle devam etti: "Bugün daha net görülmektedir ki, bu ses kayıtları, yapılan müzakerelerin alenileşmesi ve böylelikle bu müzakerelerden habersiz istihbarat ve operasyonel çalışmalar yapan güvenlik güçlerinin durdurulması ve örgüte meşruiyet kazandıracak sürecin başlatılması için, örgütün elebaşları tarafından kasten yayınlamıştır. Müzakere masasında örgüte verdiği sözleri yerine getirmek zorunda kalan bu klik, 27 ve 28 Aralık 2011 tarihlerinde güvenlik kuvvetlerimize ve şahsıma yönelik karalama ve etkisizleştirme operasyonlarına girişmiştir."

"MİT YETKİLİSİ ISRARLA BİLGİNİN DOĞRULUĞUNU TEYİT ETMİŞTİR"

27 ve 28 Aralık 2011 günleri, üç tezgahın eş zamanlı gerçekleştirildiği bir tarih olduğunun altını çizen Şahin, "27 Aralık tarihinde şahsım hakkında hakaretler içeren, Bakanlık görevimden alınmam gerektiği minvalinde yazılar yayınlanmış. 28 Aralık sabahı Başbakanlık Ofisinde Polisin koyduğu iddia edilen böcekler bulunmuş. Ve aynı günün akşamı MİT kanalıyla ısrarla teyit edilen tuzak istihbarata bağlı olarak gerçekleştirilen operasyon sonucunda çok üzücü bir olay yaşanmış ve 34 sivil vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. MİT tarafından gönderilen yazılar ve üst düzey MİT görevlisi tarafından Türk Silahlı Kuvvetleri telefonla bizzat aranarak, Bahoz Erdal’ın hudut hattını geçmekte olduğu bildirilmiştir. Silahlı kuvvetlerin yetkilileri, bilginin doğru olup olmadığını defaatle sormasına rağmen, MİT yetkilisi ısrarla bilginin doğruluğunu teyit etmiştir. Sonuçta, MİT’ten gelen birden fazla resmî istihbarat raporları ve telefon bilgileri üzerine maalesef Uludere olayı yaşanmıştır.

Basın yayın organlarında şahsını hedef alan yazılar yayınlandığını ifade eden Şahin, iyi niyetli olduğunu bildiği pek çok gazeteci ve yazar arkadaşın da farkında olmadan bu kampanyanın etkisi altında kaldığına dikkat çekti. 

"BÖCEK, ÖZELLİKLE SUÇLAMA YAPABİLMEK İÇİN EMNİYET İSTİHBARAT TEKNİK PERSONELİNİN KONTROL YAPTIĞI ODAYA KONULMUŞTUR" 

28-29 Aralık 2011 tarihinde Başbakanlıkta iki yerde MİT ekibi tarafından, Emniyet istihbarat personelinin yerleştirdiği iddia edilen böcekler bulunduğunu hatırlatan Şahin, şunları söyledi: "Daha sonra TÜBİTAK raporundan, kamuoyuna böcek olarak ta tanıtılan dinleme cihazının, 4-5 Aralık tarihlerinde bulunduğu yere konulduğu ortaya çıkmıştır. Emniyet teknik istihbarat personeli ise 24-25 Kasım 2011 tarihlerinde böcek taraması yapmışlardır. TÜBİTAK’ın verdiği tarih, böceklerin Emniyet taramasından çok sonra oraya yerleştirildiğini göstermektedir. Böceği bulan ekipte yer alan MİT yöneticisi ( Basri AKTEPE ), Başbakanlık müfettişlerine verdiği ifadede, 'MİT müsteşarı Hakan Fidan'ın kendisini arayarak, Başbakanlık'tan aranacağını ve gereğinin yapılması yönünde talimat verdiğini, yaklaşık 20 gün bu şekilde beklemelerinin ardından Başbakanlığa giderek aynı gün böcekleri bulduklarını' belirtmiştir. Hakan Fidan’ın MİT mensubuna ( Basri AKTEPE ), böcek aramasına gidileceğini söylediği 8 Aralık tarihi, TÜBİTAK’ın böceklerin konulduğunu belirttiği 4-5 Aralık tarihinden 3 gün sonrasına tekabül etmektedir. O güne kadar MİT personeline hiç verilmemiş olan bu görevlendirme talimatı, dikkat edildiğinde böceğin oraya konulduğunun birileri tarafından bilindiğini göstermektedir. Öyle anlaşılmaktadır ki, böceği koyan ve bulduran ekip, TÜBİTAK’ın böceklerin konulma tarihi hakkında bu kadar net bir rapor sunabileceğini hesaba katmamıştır. TÜBİTAK’ tan istifaya zorlanan Başkan Yardımcısı Hasan PALAZ, böceğin koyuluş tarihini geriye çekmesi için kendisine baskı yapıldığını söylemiştir. 
Bu husus, kamuoyunun ve basınımızın da malumudur. Böcek, özellikle ve suçlama yapabilmek için Emniyet İstihbarat Teknik personelinin kontrol yaptığı odaya konulmuştur. Eğer bu personel, bir başka ofisi veya konutu kontrol etmiş olsaydı, anlaşılıyor ki cihaz ( böcek ) oraya konacaktı. İlginçtir ki, 28 Aralık 2011’de bulunan böceklerle ilgili dosya Savcılığa intikal ettirilmemiş, konuyu öğrenen Savcının açtığı dosyanın kapatılması için Adalet Bakanlığı üzerinden baskı yapılmış, TÜBİTAK’ ın verdiği rapor işleme konulmamıştır. Ne zaman, uygun savcı ve bilirkişi ayarlandıktan sonra tozlanmış dosya, ancak 2,5 yıl sonra raftan indirilmiştir. Bugün böceği önce koyup sonra bulanlar, böcek konusunu sürekli ve sadece siyasi rant malzemesi olarak kullanmaktadırlar."

"28 ARALIK 2011 TARİHİ TERÖRLE MÜCADELEDE DÖNÜM NOKTASI"

28 Aralık 2011 tarihinin Türkiye’nin terörle mücadelesinde bir dönüm noktası olduğunu belirten Şahin, "Bu ne muhteşem bir tesadüftür. MİT içerisindeki kliğin ürettiği ısrarlı ve kasıtlı istihbarat nedeniyle Uludere olayı yaşanmış, aynı gün Başbakanlıkta yine MİT tarafından böcekler bulunmuş ve şahsen hakkımda tezvirat kampanyası başlatılmıştır. Olayların kronolojisi ve oluş şekli bütün bunların tesadüf olamayacağını açıkça göstermektedir. Uludere olayı vasıtasıyla TSK’nın terörle mücadelede operasyon yapmasının nisbi olarak önüne geçilmiş, bulunan böcekler üzerinden iftira atılan Emniyetin istihbarat sağlaması ve operasyon yapması peyderpey sınırlandırılmıştır. 28 Aralık 2011 tarihi; TSK, Emniyet ve şahsıma kurulan tezgâhla, ülkenin teröre teslim edilme sürecinin dönüm noktası, adeta başlangıcı olmuştur. 6 – 10 Ekim 2014 olaylarında 60’ tan fazla vatandaşımızın faili meçhul cinayetlere kurban gitmesi, sokakların teröre terk edilmesi de bu başlangıcın devamıdır. Bizans entrikalarıyla devleti yönetmek için 34 vatandaşımızı vurdurtan zihniyet ve aktörler ile Türkiye’yi Suriye’de savaşa sokmak için türlü entrikalar çeviren zihniyet ve aktörler aynıdır. Böyle bir devlet yönetme ve böyle bir istihbarat anlayışını reddediyor ve kınıyorum. Bu zihniyetin ülkemizi sürüklediği ağır sorunlar batağı ortadadır. Kurumlara, kişilere, siyasete, millete tuzak kurularak devlet yönetilmez. Türkiye, maalesef ülkeyi yönetenlerle istihbarat örgütünün ortaklaşa kendi devlet kurumlarına, siyasete ve vatandaşlarına kumpaslar kurulan, siyaset kurumuna operasyon yapılan bir muhaberat devletine dönüşmüştür.

İktidar ve istihbarat örgütü ortaklığında kurulan bu kirli tezgahlar, her şeyden önce milletimize ve demokrasimize ağır darbeler vurmaktadır. Adeta iktidar ve istihbarat teşkilatı, ülkemizi kumpaslar ve tezgahlar sarmalı içine hapsetmiştir. Bu vesileyle Millet ve Adalet Partisi (MİLAD) olarak tezgahçı ve kumpasçı siyaset anlayışını değil, siyasette insanı merkeze alan, şeffaf, hukukun üstünlüğüne inanan yeni bir anlayışı getirecek bir miladı temsil ettiğimizi ifade etmek isterim. Demokrasimize ve milletimizin huzuruna darbe vuran her türlü hukuksuzluğa ve gayri meşruluğa karşı Milletimizin yanında olduğumuzu belirtiyorum." şeklinde konuştu.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211