Yeni çeri:
 Değerli Basın Mensupları

TBMM halkın oy verdiği, ancak yasal durumları nedeniyle tutuklu bulunan sekiz milletvekilinden eksik olarak bir yasama dönemini kapatmıştır.
TBMM son olarak çıkardığı yeni yasayla tutuklu milletvekillerine özgü özel bir düzenleme yapmamış, genel bir düzenleme ile takdire bağlı olarak sorun çözülebilir bir konuma getirmiştir. Yapılan bu değişiklikle tutuklu milletvekilleri konusu ülkenin gündeminden çıkarabilir bir hale gelmiştir. Yapılan yeni düzenleme ile tutuklu milletvekilleri sorununa doğrudan değil dolaylı olarak bir çözüm getirilmiş bulunmaktadır.


Umulur ki tutuklu milletvekilleri sorunuyla doğrudan ilgili olan ve TBMM’nin yaptığı son yasal değişiklikle kaldırılan ÖYM’ler verecekleri son kararla kamu vicdanını rahatlatırlar.


Son olarak TBMM, yasada yaptığı değişiklikle ağır ceza gerektiren suçlarda adli kontrol ve denetimli serbestlik için öngörülen üst sınırı kaldırmıştır. Daha önce bu üst sınır üç yıldı. Mahkeme tutuklu milletvekillerinin üç yıldan daha fazla ceza gerektiren suçlardan yargılandıkları için tutuksuz yargılanmalara yönelik talepler sürekli olarak reddediliyordu. Bu yeni bir durumdur.


TBMM ve hükümet açıkça mahkemenin takdirine bağlı olarak milletvekillerinin tutuksuz yargılanmalarından yana bir irade ortaya koymuştur. Yapılan yasal değişiklikle takdirin mahkemeye bırakılması doğal bir durumdur. TBMM ve hükümetin bu düzenlemeye ihtiyaç duyması iradesinin tahliye yönünde olduğunu göstermektedir.


Bu durum “tutuklu milletvekilleri” konusunda ciddi bir irade değişikliğinin kanıtıdır.
Sekiz milletvekili tutuklu yargılanan bir Türkiye’nin demokratik hukuk anlayışı tartışmaya açıktır.
Konuyla ilgili olarak TBMM Başkanı Sayın Cemil Çiçek, “Özel yetkili mahkemeler kaldırıldı. Meclis, tutuksuz yargılama ve halen yargılanan tutuklu sanıkların tahliyesi konusunda yargının elini güçlendirdi. Yargı bunu dikkate alacaktır” dedi. Başbakan yardımcısı Bekir Bozdağ, “serbest yargılama esas olmalıdır. Tutuklu vekillere bakıldığında ise biz adli kontrolün üst sınırını kaldırdık, yeni bir imkân verdik. Buna artık mahkemeler karar verecektir” demiştir.


Kuvvetlerin ayrılığı ve erklerin birbirlerinin sınırlarını müdahale etmemeleri demokratik hukuk devletinin gereğidir. Yargının yasamanın sınırlarına girmemesi ve millet iradesine saygı göstermesinin kanıtı olarak tutuklu milletvekilleri konusunda gereği yapılacaktır.


Yasaları sanık aleyhine yorumlama, yetkilerin çok geniş olarak kullanılması ve uzun tutukluluk süreleriyle Özel Yetkili Mahkemeler adeta özdeşleşmiştir. Yapılan yeni düzenlemeyle Türkiye, Özel Yetkili Mahkemelerin ürettiği sonuçları artık taşıyamayacağını ortaya koymuş bulunmaktadır.


Türkiye’nin gerilime, kamplaşmaya ve kutuplaşmaya değil sükûnete, toleransa ve karşılıklı hoşgörüye olan ihtiyacı her zamankinden daha fazladır.


Konuyla ilgili bütün tarafların bu hassasiyet içinde hareket ederek Türkiye’yi geren ve kutuplaştıran tavırlardan kaçınılması toplumsal bir zorunluluk halini almıştır.


Bu bağlamda MHP’nin yüz binin üzerinde oy alarak seçilmiş İstanbul Milletvekili Engin Alan’ın yasada yapılan değişiklik çerçevesinde tahliye edilmesi için yetkili mahkemeye başvuru yapılacaktır.


Yetkililerin bu konuda yasa koyucunun amacına uygun biçimde davranarak gereğini yapacaklardır.


Değerli Basın Mensupları
Son bir yıl içinde meydana gelen, can ve mal kaybına neden olan birkaç olayı size hatırlatmak istiyorum.


-Bir süre önce İstanbul İkitelli'de Basın Ekspres yolunda gece başlayan sağanak yağış nedeniyle sel meydana geldi. İstanbul'da sel sularına kapılan 26 kişi hayatını kaybediyor. Aynı süreçte Tekirdağ'da da meydana gelen sellerde de 5 kişi hayatını kaybetti.


-24 Şubat 2012 tarihinde Adana'nın Kozan ilçesinde Gökdere Barajı inşaatında patlama meydana geldi. Olayla ilgili yapılan açıklamada 10 işçinin kayıp olduğu bildirildi.


-12 Mart 2012 İstanbul Esenyurt'ta bir inşaat şantiyesinde işçilerin yatakhane olarak kullandığı üç çadır yandı ve 11 işçi hayatını kaybetti.


-7 Nisan 2012 günü 970 metre uzunluğundaki Çaycuma Köprüsü’nün yaklaşık 100 metrelik bölümü çöküyor. Köprünün çöken bölümüyle Filyos Çayı’na düşen minibüsteki 10 kişi ve köprünün üzerinde yürürken Filyos Çayı'na düşen 5 yaya ile birlikte toplam 15 kişi ise ölüyor.


- Elazığ’ın Maden İlçesi'nde, 9 Nisan 2012 günü bir Hortum meydana geliyor ve bu hortumda 6 işçi hayatını kaybediyor.


- Samsun'da Canik ilçesindeki Mert Irmağı'nın taşması sonucu su baskını yaşanıyor. Sel nedeniyle 7'si çocuk 10 kişi yaşamını yitiriyor.


Hemen her doğal felaketin arkasından aynı tür konuşma ve savunmalar yapılıyor, gerekçeler ileri sürülüyor. Böylece sorun zamana yayılıyor ve bir süre sonra da unutulmaya terk edilmiş oluyor.
Son olarak Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı (TOKİ), selin meydana geldiği Samsun'un Canik ilçesi Gazi Mahallesi'ndeki alanda uygulanan kentsel dönüşüm projesiyle ilgili olarak yaptığı açıklama vahametin boyutunu gösterir niteliktedir. TOKİ yetkilileri “gecekonduların yıkılıp yerine imar yönetmeliğine uygun konutların yapılmasıyla, olası daha vahim sonuçların önüne geçildiğini” söylüyorlar.


Bu ifadeler aslında suçüstü yakalanmanın ve sorumsuzluğun itirafıdır. Savunma “Gecekondular yıkılıp, dönüşüm gerçekleştirilmeseydi daha fazla ölüm olacaktı” şeklindedir. Bunun nasıl bir savunma olduğunu birisinin çıkıp açıklaması gerekir. Daha az ölüme sebebiyet vermekle bir kurum yaptıklarını ve kendisini savunabilir mi?


Derenin içine yapılmış gecekonduları yıkarak bu defa derenin kıyısına apartman dikmek TOKİ’nin yetkililerini sorumluluktan kurtarmaya yetmez. Nitekim Bakan Erdoğan Bayraktar, "Sorumluluk bizimdir. Sorumluluktan kaçmıyoruz. Bir suçlu varsa başta ben olmak üzere bir hatası olan varsa herkes cezasını çekmelidir" diyor.


Ancak burada da bir sorun var. O da sorumluluğu ortaya çıkaracak kimseler bakana bağlı bürokratlar ise gerçek sorumlular hiçbir zaman ortaya çıkmaz!


Son zamanlarda ülkemizde meydana gelen doğal felaketler ve bu felaketlerin sonucunda yaşanan can kayıpları herkese yaptığı işi iki kez düşünmeye zorluyor. İnsani ihmaller, sorumsuzluklar, kar hırsı ve ön görememek doğal olayları felakete dönüştüren temel nedenlerdir.


Meydana gelen olayları bir süre sonra unutan, konuyu suç ve ceza bağlamında değerlendiren kamu yöneticileri bu felaketlerin başlıca müsebbipleridir.


Olağanüstü, akla gelmeyen felaketlerin üst üste gelmesi konunun derinlemesine irdelenmesine gerekli ve zorunlu kılıyor. Yaşananların kader olarak algılayıp bir biçimde üstünün örtülmesi, benzer felaketlerin sürekli yaşanmasına neden olmaktadır.


Doğal felaketlere karşı kimsenin garantisi olamaz, her zaman yaşanabilir. Doğal felaketler karşısında çok sayıda yurttaşımızın hayatını kaybetmesi ise, üzerinde önemle durulması gereken bir husustur. Ancak Türkiye’de her doğal felaketin aynı zamanda sosyal bir felaket halini dönüşmesini engelleyecek önlemler alınmalıdır.


İnsanlarımızın hayatına mal olan çoğu kaza, sorumluların görevlerine gerekli özeni göstermemelerinden kaynaklanmaktadır. Sorumsuz yetkili, kontrolsüz iş ve kötü yönetim meydana gelen felaketlerin başlıca nedenleri arasındadır. İnsanı değil kazancı iş hayatının merkezine koyan anlayışlar bu tür felaketlerde kaybın artmasına neden olmaktadır. İşini birinci sınıf yapmayan yönetimlerin faturasını insanlar canlarıyla ödemektedir.


Meydana gelen doğal felaketlerin doğal olmayan insani kayıpları, üzerinde çok yönlü olarak durulması gereken bir husustur. Felakete neden olan ihmaller, yetersizlikler ve özensizlikler dikkatle incelenip sorumluları hakkında gerekli işlemini yapılması şarttır. Doğal felaketlerin sosyal maliyetini engellemenin başka yolu yoktur.



Anahtar Kelimeler:
Sel FelaketiAkpYeniçeri
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211