İstanbul ve Mafya
 İstanbul’da 5 binin üzerinde hatlı minibüs var.Bir nevi özel sektör.Ciddi bir rant.Çalışanıyla, patronuyla yaklaşık 20.000 aile. Ve tahminen 80.000 insanı ilgilendiren bir konu. Azımsanamayacak bir insan topluluğu ve milyonlarca doları bulan bir rant.

Eskiden de mafya vardı..

Vardı da çoluk çocuğunun nafakasını helalinden kazanan insanlarla işleri olmazdı.

En azından az çok delikanlılık nedir bilenleri bulaşmazdı.

Mafya dediğin oradan buradan kapıp kaçanlara konardı.

Dönem değişti. Şartlar değişti. Mafya da değişti.

Konumuz İstanbul’daki hatlı minibüsler.

Hatlı minibüslerin ruhsatları her yıl belediye tarafından yenilenir.

Bu yüzdendir ki minibüsçüler kendilerini belediyeye, özellikle de İstanbul taşımacılığını planlama yetkisine sahip olan UKOME’ye  (Ulaşım Koordinasyon Müdürlüğü) mahkûm hissederler.

Bunun farkında olan kudretli efendiler de durumdan çıkar sağlamak için fırsatı değerlendirdiler. Yeri geldiğinde üslubuyla tehdit ederek, yeri geldiğinde göz korkutarak ve gerektiğinde zorla.

İstanbul’da 5 binin üzerinde hatlı minibüs var.

Bir nevi özel sektör.

Ciddi bir rant.

Metro ağının yaygınlaşmasıyla düzenlenmesi gereken bir iş kolu.

Normalde pek çok alternatifle ve basit düzenlemelerle tereyağından kıl çeker gibi çözümlenebilecek bir mesele.

Fakat yazının ilerleyen bölümlerinde anlayacağınız gibi ortada büyük bir rant ve yağma olduğundan mafyamatik metotların devreye girdiği bir konu haline gelmiş durumda.

Çalışanıyla, patronuyla yaklaşık 20.000 aile. Ve tahminen 80.000 insanı ilgilendiren bir konu. Azımsanamayacak bir insan topluluğu ve milyonlarca doları bulan bir rant.

Metro ağının yaygınlaşmasıyla metronun uzandığı güzergâhlarda bulunan minibüsler UKOME kararıyla kaldırılıyor.

Oysa aynı hatlarda ve tali güzergâhlarda İETT ve halk otobüsleri harıl-harıl çalışmaya devam ediyor. Konu minibüsler olduğunda kaideler değişiyor ve kaldırılan hatlardaki minibüsler başka hatlara dağıtılıyor.

Kaldırılan hatlardaki araçların ortalama değeri 400 bin ile 700 bin lira arasında.

Bu dağıtılan hatlardaki araçların gönderilmek istendiği kimi duraklardaki araç bedelleri ise 2 milyona hatta 2.5 milyona kadar çıkabiliyor.

Yani arada milyon dolarları bulan bir fark var. Araç başına.

Bu araçların dağıtılmasında ortaya sunulan ilk argüman

‘Efendim, esnaf mağdur olmasın.’

Hangi esnaf?

Bu araçları gönderdiğiniz duraklarda oluşmasına sebep olduğunuz iş kaybı binlerce esnafın mağduriyetine sebep olmuyor mu?

Bir an bu hatların gerçekten kaldırılması gerektiğini düşünelim. Bu hatlardaki esnafların da mağdur edilmeden üretilebilecek ve bir çırpıda sayılabilecek onlarca çözüm var.

Fakat bu büyük ranta gözünü dikenlere, bu büyük pastadan pay almak isteyenlere çözüm önerilerini anlatabilmeniz mümkün değil.

Ezberledikleri ve her sıkıştıklarında dile getirdikleri ikinci bir kaçış noktaları daha var.

Trafiğin rahatlatılması.

Hakaret eder gibi, insan zekâsıyla alay edercesine dile getirilen ucuz bir yalan.

Bağcılar’da trafik yoğunluğu gerekçe gösterilerek kaldırılan minibüs Beşiktaş’a, Şişli’ye gönderilerek İstanbul trafiğinde rahatlama sağlanacak!

Yerseniz…

Açıkçası trafik de işin hikayesi...

300-500 minibüsü Esenlerden Beşiktaş’a; Bağcılardan Şişli’ye göndererek trafiği falan rahatlatamazsınız.

Mesele 400 bin ile 700 bin lira arasında rayiç bedeli bulunan minibüs plakalarının 2 ile 2.5 milyon lira arasında ederi olan hatlara kaydırılırken arada oluşan farktan nasiplenebilmek.

Araç başına on milyon dolarları aşan bir rantı oluşturabilmek.

Öte yandan trafik çilesini dile dolayarak bu kirli planlamayı hazırlayanlar bu uygulama ile doğacak yeni sorunlar hakkında da tek kelime etmiyorlar.

Bağcılardan, Esenlerden Şişli’ye Beşiktaş’a gönderilen bu araçlar nerede depolanacak? Şehrin ve trafiğin en yoğun olduğu bölgelerde zaten mevcut duraklara sığmayan minibüslere yenilerini de ekleyerek trafikte oluşacak açmazlara ne gibi çareler üretiliyor?

Gözünü rant bürümüş kudretlilerin bu konularda ortaya koyduğu bir düzenleme, bu konularda hazırladıkları tek bir plan da yok.

Peki, adında koordinasyon olan bu müessesenin yaptığı bu sorumsuz ve pek çok farklı tehlikeyi de barındıran bu uygulamanın sonunda trafik ile ilgili nasıl bir tablo oluşacak?

Zaten bir keşmekeşe dönen İstanbul trafiğinde duraklara sığmayan minibüsler. Aksayan trafik. Korna-klakson sesleri. Ve hepimizi deliye döndüren minibüsçü esnafı.

Oysa konunun bir de bilmediğiniz yönü var.

Minibüsçü esnafı yıllardır UKOME’ YE ve ilçe belediyeler de dahil olmak üzere Büyükşehir Belediyesine minibüslere de otobüsler gibi indirme-bindirme alanları ayrılması için defalarca başvuruda bulundular.

Duraklara zaten sığmayan minibüslerin depolama alanlarının ıslah edilmesini, bu ıslah çalışmaları için belediyelerden bütçe istemediklerini, kendi imkânlarıyla bu alanları düzenleyebileceklerini, gerekli bütçeyi minibüs esnafının duraklarda kendilerinin karşılamaya hazır olduklarını, sadece bu alanların planlamaya alınmasını ilgili makamlara defalarca bildirdiler.

Sonuç?

Değişen bir şey yok.

Zihniyette değişen bir şey yok. Trafikte değişen bir şey yok. Planlamada değişen bir şey yok. Duraklarda değişen bir şey yok.

Koordinasyon merkezinin minibüslerle ilgili koordine ettiği tek uygulama ise milyonlarca doları bulan bir rant.

.İyi de diyelim ki adaleti rafa kaldırdınız. Hak gözetmediniz. Vicdanınız da yok.

Esnafı esnafa hasım ettiğinizde oluşacak tablodan da mı rahatsızlık duymuyorsunuz?

Olmaz ya. Bir de empati yapmaya çalışalım.

Sayın Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Nişantaşı’nda, İstiklal Caddesi’nde, İstanbul’un değerli pek çok yerinde muhallebici dükkânları var. Ve pek çok yerde belediyeye işgaliye ödeyerek dışarıda, kaldırımlarda masa sandalye bulunduruyor.

Hak nedir bilmeyen, şeriat nedir gözetmeyen bir kudretli efendi kafasına göre bir planlama ile Kasımpaşa’da, Hacıhüsrev’de yeni ruhsat vermediği herhangi bir muhallebicinin masalarını Nişantaşı’nda, İstiklal Caddesi’nde Saray muhallebicisinin önüne koymaya kalksa sayın Topbaş ne der acaba?

‘Meslektaş değil misiniz? Koyver gari.’ deyiverse bu kabul edilir bir durum mudur?

Ya Hacıhüsrevde, Kızılay Meydanında kaldırılan masa-sandalyenin kaldırılma gerekçesi olarak Kasımpaşa’da yoğun yaya trafiği gösterilse ve bu GÖTÜRMENİN Kasımpaşa’daki yoğun trafiği rahatlatmak için gerçekleştirildiği öne sürülse.

Yani Kasımpaşa’nın yoğun trafiğini rahatlatmak için İstiklal’e kaydırıyoruz yalanını dile getirseler.

Anladınız mı?

Küfür eder gibi. Hakaret eder gibi. Utanmadan. Zekânızla alay edercesine.

Üstelik bu kaldırılması kapalı kapılar arkasında planlanan ucuz semt muhallebicilerinin bazı açıkgözler tarafından önceden satın alınarak Nişantaşı’nda, İstiklalde işletmenize ortak olmayı garanti gördüklerini bilseniz.

Geçtim hepsini sayın Kadir Topbaş Nişantaşı Valide Konağı Caddesi’nde bir masadan ayda 100 lira kazanırken, Kasımpaşa’da bir masadan sadece 10 lira kazanabilen bir muhallebicinin, yandaşlarını da devreye sokarak ve uydurarak-kaydırarak masasını getirip Nişantaşı’ndaki Saray Muhallebicisinin önüne sıkıştırmasına ne dersiniz acaba?

Uzatmaya lüzum yok.

Vicdanın, ahlakın olduğu, Hak nedir bilinen hukuk nedir gözetilen bir yönetim anlayışında bunların olması mümkün değil.

Ama bu değerlerden nasipsiz insanlar karar merciideyse?

500 küsur araç dağıtıldı.Yeni 50 küsur minibüsü daha dağıtmaya çalışıyorlar. Tüm İstanbul kaynıyor. Yakında 800 küsur aracı daha dağıtmayı planlıyorlar.

Tahmini olarak el altında dönen-dönecek para yaklaşık 100 trilyon.

Hatlar arasındaki fiyat farklarından bahsetmiyorum. Bu adaletsiz uygulamada el altından dönen paradan bahsediyorum.

Yaklaşık 5 yıldan beri suskunluğunu koruyan minibüsçü esnafı kazan kaldırmış durumda.

Pek çok yerde gönderilen araçlar hakkında yürütmeyi durdurabilmek için minibüsçüler mahkemeye başvurdu.

Bu süreçte mahkemeye başvuranlar UKOME tarafından fişleniyor. El altından, ulaklar vasıtasıyla tehdit ediliyor. Yeni düzenlemeye karşı olan durakların ilk fırsatta dağıtılacağı ve büyük zarara uğratılacakları üfleniyor. Ve günün sonunda kata-kulliyle işi olmayan temiz minibüsçü esnafı dahi birbirine düşman ediliyor.

Hatlarına araç gönderilen minibüs esnafı isyanda. Pek çok şey biliyorlar. Haklarını aramak zorundalar. Ve dağıtılarak gelen herkese, hatları kaldırılan tüm minibüs esnafına bu dalavereden çıkar sağlamaya çalışan kunduz gözüyle bakıyorlar. Diğer yandan haklı olarak ekmeklerini bölüşmek de istemiyorlar.

Diğer yanda gerçekten mağdur olan pek çok da esnaf var. Evini satmış, köyünü satmış, minibüs almış. UKOME ekmeğini elinden almış. Arada kalmış. Çare arıyor.

Pek çok hat ve pek çok esnaf UKOME’nin bu adaletsizliğine karşı sonuna kadar hakkını aramakta kararlı.

Görünen köy kılavuz istemiyor. Çok yakında bu olaylardan dolayı İstanbul’da kan akacak. Ki ufak tefek aktı da.

E şimdi soruyoruz biz de.

Tehdit var. Şantaj var. El altından dönen trilyonlar var. Adaletsizlik var. Mafyamatik tüm argümanlar var. Kan var.

Mafya deyince sizin aklınıza ne geliyor?

 

RÜSTEM FIRAT/ Gazete 2023



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211