Alexa
banner322

Adı Üzerinde Mahkum!

Adı bile çaresizliği, tutsaklığı, esareti anlatmıyor mu?..

Seni, sevdiklerini, hayatını mahkûm ettim diyor. Artık bundan sonra esirsin...

Ve şunu bil ki, artık istesen de normal bir hayat süremezsin;  buna izin vermem diyor..  Dediği gibi izinde vermiyor…

Her hayatta bir sürü hikayeler, yaşanmışlık ve pişmanlıklar var..

Kiminin babası, kiminin eşi kiminin evladı mahkum...

Peki sonra…Öncesi nimi konuşmalı yoksa sonrasını mı?.

Biz ve bizim gibiler için hayat hapishaneden önce ve sonra diye devam eder…

Bizim için miladı odur.

Her gün, her saat, her dakika dualar geçer içinden kimsenin hissetmediği anlamadığı yakarışlar…

Bazıları için basit olan hatta hiç önemi olmayan hayata dair şeyler senin umudun olur, yaşama sebebin olur..

Eşin, oğlun senin mahkûmun,  seni arar o gün dünyanın en mutlu insanısındır. Bütün haftanın hasretini 10 dakikada anlatması anlatman lazımdır..Zaman geçsin isterken o gün o dakika zaman dursun istersin.. Ama o kadar hızlanır ki dakikalar, sana inat her şeye inat telefonun nasıl kapandığını bilemezsin…

İyiyim merak etme dersin..Seni seviyorum her şey düzelecek dersin..Sen emin olmasan da öyle söylersin ona.. o iyi mi gerçekten diye beynini kemiren soruların yine başlar…

Bu tabi ki de işin iyi saymamız gereken tarafı…

Ya o hafta aramazsa..?

İşte bu bir insana yapılabilecek en büyük işkencedir…

Neden aramasın ki?

 Yoksa...

Yoksa bir şey olmazsa bir aksilik olmazsa, başına bir şey gelmezse neden aramasın ki…

Çaresizce beklersin. Her gece kabuslarına kabuslar katarak beklersin…

Allah'a dua edersin…  “Tamam Allah'ım haftaya aradığında yalnızca iyi olduğunu bileyim başka hiçbir dileğim yok senden.. Sana söz Allah’ım ben her şeyin üstesinden gelirim” dersin..

Şükredersin, seni, eşinin oğlunun sesine kavuşturan Allah’a.. Çoğu kadın, çoğu adam, çoğu insan akşam eşinin işten eve gelmesini, evladının okuldan gelmesini beklerken  bunun gibi günlük işleri ne kadarda sıradan karşılıyor oysa..

Sizin aklınızın ucundan geçmeyen, gözünüzün görmediği olaylar bizim hayallerimiz umutlarmız ve yaşama sebebimiz...

Hapishaneden gelecek bir iki satır yazının kokusunu kim anlayabilir bizden başka..

O yazıları nasıl yazdı?..oda ağladı mı yazarken?..

Öyle güzel kokar ki o mektuplar..Sabah uyandığında evinin kokusu gibi kokar..

Sabah ailece onlarla birlikte yaptığın kahvaltı gibi çay gibi kokar… Buram buram aile gibi kokar..

Derki sana:

Ben senin ailenim senin burda asla aklından çıkarmaman gereken bir ailen var.. Sana kokumu yazımı duygularımı gönderdim der... Ben senin bir parçanım beni unutma , eğer sende unutursan buradan çıkamam, hayal kuramam der...

Çoktur her gece aynı saatte, dakikada gökyüzüne bakanlar.. Aynı gökyüzünün altında ayrı ayrı yerlerde ama aynı kalpte.. Bir şarkıda, bir hatırada birleşen kalpler anılar hatıralar…

Hep gözünün önüne içeri girmeden evdeki son sabahı gelir..

Bilir miydi bunların olacağını?

Bilse yapar mıydı, gider miydi?

Yapmazdı, gitmezdi…

Sen mahkûmsun bunları yaşamaya, direnmeye, defalarca ölüp tekrar canlanmaya mahkumsun… Kimsenin seni anlamayacağını bilerek, kadınlık gururunu, adamlık onurunu, annelik duygularını bir kenara bırakıp, bir umut için yalvarmaya mahkumsun..

Adı üzerinde mahkum..

Gülüşlere huzura içindeki çocuğa hayallere, özgürlüğe mahkum..

Gökyüzünde uçabilen her şey kutsaldır bizler için..

Kanadı olan her şey, bu yüzdendir onların gökyüzüne sevdası..

Kim bilir belki de o kuşlar ailesinin yanından gelmiştir…

Kuşlar kadar özgür olabilmek, insanlık kadar nefes alabilmek ümidiyle...

Merve Ecesu Karaoğlu

YORUM EKLE