Alexa

AMERİKA YANILMIYOR

Yanılmayalım...Gerçekleri görelim!..Ben de, yanılmayayım ve yanıltmayayım... 

Dünyada yanılmayanlar var ise, biz de yanılmayalım...Başkalarının hâinlikte yanılmadıkları gibi, biz de, gerçekleri görmekte, doğrulukta yanılmayalım!.. 

Yanılmak, lugatte, "Hatâ etmek...Bir hatâ ve kabahatte bulunmak, istemeyerek  yanlış yapmak" olarak târîf ediliyor. (Hayat Büyük Türk Sözlüğü, Sf.1236) 

Şâyet, biri, yanılmıyor ise, "hata yapmıyor, isteyerek yanlış yapmıyor" demek değil midir? 

Demek ki, Amerika, hata yapmıyor yani isteyerek yanlış yapmıyor.. 

Onun tavrını, yanlış diye biz görüyor ve söylüyoruz...Ya kendisi? 

Bunun için, ben de, kimseyi yanıltmıyorum yani kimseye, 'hata ettirmemek' ve kimseyi,  'şaşırtmamak ve yanlış fikirlere sürüklemek' istemiyorum. 

Biz, ona yani Amerika'ya , "Sen, şöyle şöyle şöyle yapıyorsun...hata ediyorsun, yanlış yapıyorsun vs." diyoruz... 

O da, bâzen cevap veriyor, bâzen de cevap vermeden susma hakkını kullanıyor ve  'kendi doğruları üzerinde" yürüyor..Yani, kendi doğruları üzerinde yanılmıyor...Yani, kendine göre... Demek istediğim budur!.. 

 Benim, senin...bizim, ona, yanılıyorsun dememiz, sâdece havaya söylenmiş söz olarak kalıyor.. 

Amerika yanılmıyor...Çünkü, tiyneti, cibilleti bu...Bu idrâksizlik, bu iz'ânsızlık, bu basiretsizlik, demokrasi -insan hakları savunucusu görünümlü sahte tavır, bu içten pazarlıklı oluş, onun temel istikameti.. 

Tek hedefi var: Sömürmek!..Bu istikamette yanılmıyor!.. 

Bâzıları çıkıp diyebilirler ki, bak, biz, bunu senelerdir söylüyorduk d, siz, inanmıyordunuz!..Hayır,  iş, öyle değil!..En az elli sene evvelinden bahsediyorum...Lütfen dikkat buyurun!.. 

Biz, bunu söyleyenler gibi,  sâdece Amerika demiyorduk...Diyorduk ki; ne Amerika, ne Rusya, ne Çin...Bir defa, bu iyi anlaşılmalıdır!..Sırtımızı; ne Coni'ye, ne Marks'a-Lenin'e, ne Mao'ya yaslıyorduk... 

Neydi yaslandığımız: İslâm Ahlâk ve Fazîleti...Türklük Gurur ve Şuûru!..Aynı yerdeyiz!.. 

Amerika ile, ilk defa muhatap oluşumuza, yani gerilere gidelim: 4 Temmuz 1776 târihinde bu devletin kuruluş günlerine...İngiliz sömürgeciliğinden kurtulup, istiklâlini elde ettiği zamanlara... 

 İlk cumhurbaşkanları George Washington... 

O zamanlar, Akdeniz bir Türk gölü...Kuzey Afrika, boydan boya Türk hâkimiyetinde... 

Padişah, Üçüncü Mustafa'nın oğlu Üçüncü Selim Han... Üçüncü Selim, başarılarından ötürü, -aslen Tekirdağlı olan- Cezayirli Gaazi Hasan Paşa'yı önce İsmail Kalesi'ne Serasker/komutan, sonra da Serdar- ı Ekrem/Başkomutan ve ardından da Sadrazam tâyin eder. 

1783 yılına gelinmiştir. Amerikalı denizciler, dış denizlere açılırlar ve  Türk hâkimiyetinde bulunan Akdeniz'de Türkler tarafından yakalanırlar. 

7 Mart 1796'da, Amerika, Osmanlı Devleti'ne, resmen vergi ödemeye başlar. Cezayirli esirlerin iadesi, Atlantik'te ve Akdeniz'de  Amerika bayrağı taşıyan hiçbir gemiye dokunulmaması  karşılığında 642 bin altın ve yılda 12 bin Osmanlı  altını ödemeyi kabul eder. 

 Türkçe olarak yazılan yirmi iki maddelik  anlaşmaya, taraflardan imza koyanların kimler olduğunu  yeni duyuyorsanız, şaşırabilirsiniz. Biri, ABD Cumhurbaşkanı George Washington; dîğeri ise, Cezayirli Gaazi Hasan Paşa'dır. 

Yani; ABD Cumhurbaşkanı'nın muhatabı, Osmanlı Padişahı değil, bir Osmanlı Paşası'dır!.. 

Besmele ile başlayan  anlaşma şu şekilde netîcelenir: "Bu vesîka, dünyanın hâkimi, denizlerin ve karaların hükümdârı, kıralların efendisi, sultanların sultanı, imparatorların imparatoru, Sultan Mustafa Han'ın oğlu Sultan Selim Han'ın dikkati nazarı altında imzalanmıştır. Allah, O'nun hükmünü dâimî eylesin." 

Osmanlı Türk Cihân Devleti'nin bir Beylerbeyi'ne muhatap edilen Amerika Cumhurbaşkanı'ndan, bugün gelinen safhadaki  hâle bakarsak, Amerika'nın yanıldığını söyleyebilir miyiz? 

Amerika yanılmıyor...Tıpkı, bu çağın emperyalist güçlerinin, insan hayatını hiçe sayan sömürgeci ihtiraslarını tatmin için her türlü vasıtayı meşrû görmeleri gibi, yanılmıyor... 

Çünkü yanılma, istemeyerek, bilmeyerek, çekine çekine, arzu etmeksizin, dalgınlığa gelerek, bir anlık gaflet ile, bir an boş bulunarak, gayrı ihtiyarî ...yapılan bir  iştir. 

Amerika'ninki veya diğerlerininki böyle midir? 

Rusya, Çin yanılıyor mu? Eline fırsat geçen, irili ufaklı menfaat g(u)rupları yanılıyorlar mı? İngiltere, F(ı)ransa, Almanya, İsrail...başka mıdır? Ve yanılıyorlar mı? 

Senelerdir,  Müslüman Türkleri süründüren,  katleden Rusya, bugün, niçin, Orta Doğu bölgesinde pusudadır ?  

Çin, hâlen Doğu Türkistan'ı kasıp kavuran icraâtlarıyla, yanılıyor mu yoksa meşrebine uygun bir hâl içinde midir? 

Meselâ; Amerika, 1945'te, Hiroşima ve Nagasaki'ye atom bombası atıp yetmiş binin üzerinde insanın ölümüne sebebiyet verdiği zaman yanılarak mı hareket etmişti? 

Meselâ; Rusya/SSCB, 1956'da Macaristan ve 1968'de Çekoslavakya'ya tanklarını sürdüğü zaman, oralara turistik bir gezi mi tertiplemişti? 

Meselâ; Çin, 1969'da, Tiananmen Meydanı'nda, gençlerle istişâre toplantısı mı yapmıştı? 

Meselâ; Almanya'nın Hitler'inin, Yahudi soykırımı yapıp, toplama kamplarında insanları fırınlarda yakması, hayâlî  bir masal mıdır? 

Meselâ; F(ı)ransa'nın; Cezayirli Müslümanları aldatarak, kurşunlaması, onların hümanizm hasretinin bir netîcesi miydi? 

Meselâ; Hitler'in soykırımına mârûz kalmış Yahudîlerin İsrail devletinin, Filistinli mâsûmlara misket bombası yağdırmasının sebebi, insanî hak icâbı mıydı? 

Ne dersiniz? Bunların hepsi, birer "yanılma" mıdır yoksa modern dünya mensubu vasıflı sahtekârların vahşî çehrelerinin ifşâsı mı? Görülüyor ki, hiçbiri, " Yanılıyoruz!" demiyor.  

Amerika'yla ikinci karşılaşmamız değil, kucaklaşmamız, Stalin'in İkinci Cihan Harbi sonrası, Türkiye'den Kars ve Ardahan'ı  istemiş olmasıyla başlayan yakınlaşmadır. Yani; bir sömürgeci ve istilâcıdan kaçıp diğerine yamanma mâcerâmız... 

 Yardım adı altında yürütülen Marshall p(i)lânıyla, iktisâdî sömürmenin/sömürülmenin önünü açma safhası... 

Amerika'nın, bizi, Kore'ye çektiği yıllarda, bize, bağış adı altında yedirdiği  dondurulmuş tavuklarını ve içirdiği süt tozlarını, niçin yediğimizi ve niçin içtiğimizi çok geç anladık...Türkiye'ye yolladığı  "Barış Gönüllüleri"nin, Türk çocuklarını nasıl yoldan çıkardıklarını anladığımızda, çok şey kaybetmiştik!.. 

1964 yılında, bizi tehdit eden Johnson Mektubu ve 1974 Kıbrıs Harekâtı sonrasında, bu ABD, Türkiye'ye  uyguladığı  silâh ambargosunu "istemeye istemeye, yanılarak" mı yapmıştır? 

Onun da meşrebi, tıpkı diğer sömürgeciler gibidir!..Tekrar ediyorum, kafalarıyla ve bedenleriyle bir yere bağlanarak lâf edenler, lütfen, artık başkalarını suçlamaktan vazgeçsinler...Bilsinler ki; her şey bir ölçü ve anlayış içinde yürür. Hele de milletlerarası münâsebetler!..İşte, bu sebeple, senelerden beri; ne Amerika, ne Rusya, ne Çin, ne İngiltere, ne F(ı)ransa, ne İsrail, ne Suûdî  K(ı)rallığı, ne Almanya...diyoruz!.. 

Son birkaç seneki gelişmelere bakınız..2003'te, Irak'taki "çuval" hâdisesi ve  ardından, çok yakın zamanda söylenen "Türkiye ile hiç olmadığımız kadar yakınız" sözünden, bu ana kadar, Türkiye, ne hasımlık yaptı ki, bugün, hâlâ "müttefiklik"  peçesine sarılmış bir ihânetle karşı karşıyayız!.. 

Ya, lâfla geçiştirdikleri, terör örgütlerine yaptıkları yardımlara, bizim, sâdece meydanlarda nutuklarla zaman kayıplarımız...Ve... 

Bugün îtibâriyle, biz, yanıbaşımızdaki  devletlerin hiçbiriyle yakınlaşamazken; Rusya, hedefi olan Akdeniz'e indi mi? İndi!..Amerika, bilmem kaç bin kilometre uzaktan gelip, bize sınır komşusu oldu mu? Oldu!.. 

Peki, saymadıklarımız hâriç, bu kaçıncı Amerika tokadıdır ki, biz, ona, "Osmanlı tokatı"ndan bahsediyoruz. 

Lütfen, aklımızı başımıza devşirelim!..Lütfen!.. 

Amerika, yetmişikibuçuk milletten bir millet inşâ etmişken; biz, hâlâ "Türklük" ile uğraşmakta ve isimsiz bir millet inşâ etmek peşindeyiz...Ne hazîn!.. 

Mâzîsi, ikiyüz elli yılı bulmayan Amerika millet oldu da, Hunlar, Uygurlar, Göktürkler, Selçuklular, Osmanlılar..Yani Oğuz Boylu, binlerce yıllık mâzîsi olan Türkler bir millet olamadı öyle mi?! 

Amerika; en azından, bizimle ilk irtibatı olduğu Cezayirli  Gaazi Hasan Paşa'dan îtibâren, hedefine doğru, kendi ilkelerini titizlikle koruyarak, sağlam basarak, acele etmeden yürüyor. 

Peki; Amerika yanılıyor mu, sözler misiniz? Hayır!..Yanılanlar; aldatılan, aldanan, kandırılan, onun sözüne inananlar oluyor.. 

Tekrar edeyim; Amerika yanılmıyor...Her şeyi, titizlikle p(i)lânlanmış, uzun vâdeli belli güzergâh üzerinde, belli hedeflere kilitlenmiş vaziyette, gayet şuûrlu bir şekilde yapıyor... 

Bizden ve dünyadan intikam almak istiyor...Ve alıyor da!..Ümit ederim ki, şu andaki hâli, bu husustaki son durağı olur...İnşâ-Allah!..Olacaktır!..Çünkü, Türk milleti, millî mücâdele rûhuyla tekrar buluşuyor... 

Bilinmektedir ki; milletler arası münâsebetlerde, karşılıklı millî menfaatler  esastır. Elbette ki, hiçbir ülke ile, irtibatımızın kesilmesi arzu edilen bir husus değildir.  Millî çıkarlarımız neyi emrediyorsa o yapılmalıdır. 

Türk milletinin, vatanını, bayrağını, dilini, dînini velhâsıl mukaddesatını koruma azmi, onda, mayasından gelen târihî bir vasıftır. Bu vasıf ile, karşısındakilerin de haklarına riâyet ederek,  millî menfaatlerindeki tâvizsiz tavrını da, mfuhakkaktır ki, her zaman sürdürecektir. 

Rabb'im, Türk milletinin yâr ve yardımcısı olsun!..Âmîn!.. 

YORUM EKLE