M. Halistin Kukul’la Son Kitabı “Darbelerde Harbiyeli Olmak” Hakkında Konuştuk

ÇAĞLAR - Hayat hikâyenize ve yazdıklarınıza baktığım zaman gördüm ki, ilk defa değişik bir türde yâni hâtıra türünde kitabınız yayınlandı. Önce, bu hususta bir değerlendirme yapar mısınız? KUKUL - Çocukluğumdan değil de, gençliğimden...

09 Nisan 2021, 22:33 Ramazan Çağlar
M. Halistin Kukul’la Son Kitabı “Darbelerde Harbiyeli Olmak” Hakkında Konuştuk

ÇAĞLAR - Hayat hikâyenize ve yazdıklarınıza baktığım zaman gördüm ki, ilk defa değişik bir türde yâni hâtıra türünde kitabınız yayınlandı. Önce, bu hususta bir değerlendirme yapar mısınız?

KUKUL - Çocukluğumdan değil de, gençliğimden beri çok okuyan biriyim. Çünkü, okumak, bâzen bir çevre işi oluyor. Zaman içinde, okudukça ve yazdıkça, bilhassa mektup, hâtıra, sohbet ve mülâkat yazılarını okumak çok hoşuma gitti. Çünkü, bunlarda, bâzı hususî sırlar gizlidir ve onlar keşfedilir. Hâliyle, dîğer yazı türlerine göre daha samimî, daha cana yakındırlar.

ÇAĞLAR - Sebep sâdece bu mudur?

KUKUL - Elbette ki, bu değil...İnsanı mecbûr eden hâller de vardır. Elinde olmayan hâllerdir bunlar. Yaşadıklarımız hep irâdemizle mi olmuştur? Bizi çekip çevreleyen sürükleyen hâdiseler yok mudur? İşte öyle!..Ömür sürdüğümüz süre içersinde yaşadığımız bir hâli, tekrar yaşamamız mümkün değildir. Değişim, bir mecbûriyettir. Elimizde değildir. Hem çevre değişiyor, hem kendimiz değişiyoruz. İstesek de istemesek de bu oluyor!..Yâni, her şey durmadan değişiyor. Her gün, her ay, her sene değil, her saniye her şey değişiyor. Kâinat, her ân yaratılışla ve ölüşle, yenilenmeyle karşı karşıyadır!.. Her değişim, ya bir gelişmeye veya bir gerilemeyi getirir. Fakat, şöyle veya böyle, mutlaka bir adım attırır...

ÇAĞLAR - “Darbelerde Harbiyeli Olmak” bu adımlardan biri midir, diye sorsam ne dersiniz? Niçin, bugüne kadar böyle bir adımı atmadınız?

KUKUL - Elbette, biridir derim!..Fakat, ikinci soruda iş değişiyor...Her gayret, bir adımdır, ileri gidiştir. “Bugüne kadar” ifadeniz ise farklı bir cevabı gerektirir. Zaman içinde hep düşünmüşümdür. Birilerini okudukça da düşünmüşümdür. Çok kıymetli şâir ve yazarlarımızın çok kıymetli hâtıraları, mektupları ve mülâkatları bulunmaktadır.

Herbirini imrenerek, içim giderek okumuşumdur. Acı veya tatlı hâtıralar, câzib veya üzücü sözler, çileler, sevinçler, korkular hep bunların içine sinmiştir. Sözünü ettiğim dört şey var: Mektup, hâtıra, sohbet ve mülâkat!..Okuyunuz Tanpınar’ın Mektupları’nı, okuyuz Mehmet Kaplan hoca’nın Âli’ye Mektupları’nı, Cahit Sıtkı Tarancı’nın Ziyâya Mektuplar’ını, Albert Camus’nün Bir Alman Dosta Mektuplar’ını, Rıza Akdemir’in Türk Gençliğine Mektuplar’ını, Anna Masala’nın Türkiye’ye Aşk Mektuplarım’ını...daha eskilere gidelim.. İmam-ı Rabbani hazretlerinin, Hazret-i Mevlâna’nın mektuplarını bakınız zevke, bakınız düşünce âleminin genişliğine...

ÇAĞLAR - Meselâ, sizin de, Post-Nişîn’e Mektuplar’ınız var, değil mi?

Evet, mektup türündeki tek eserim odur. Zaman zaman onu okur, dinlenirim. Tabiî ki, Ergun Göze’nin İçimizden 30 Kişi” adlı çok hoş bir sohbet eseri ve Halit Fahri Ozansoy’un ‘Edebiyatçılar Çevremde’ , Mehmet Çınarlı’nın Sanatçı Dostlarım ile Hâtıraların Işığında ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Gençlik ve Hâtıraları, Hızırbek Gayretullah’ın Uzaklara Balam ve babası Kaynaş Gayretullah’ın Dumanlı Yıllar isimli kitapları da çok mühimdir...Elbette ki, ben de hâtıra türünde geç kalmış olabilirim. Fakat, netîce itibariyle, ister mektup olsun, ister mülâkat, bunların hepsi de, bize intikal eden birer hâtıra’dır.

ÇAĞLAR -- Siz, bunlardan ilham alarak mı böyle bir teşebüse giriştiniz?

KUKUL - Sâdece bunlar değil ammâ elbette ki bunlar öncü isimler!.. Benimkisi, biraz şâir kıskançlığı demeyeyim de imrenmesi, hasreti, diyeyim!.. Ne bileyim... Biraz da zaman mes’elesi... Vakit buldum da yazmadım diyemem. Hiç vaktim olmadı. Geç kaldım deyişim de bundandır.

ÇAĞLAR - Vakit, şimdi mi geldi? Nasıl oldu?

KUKUL - İnsan, belli bir yaştan sonra, belki de ihtiyaç hissediyor. Şahsen, hâtıralarımı yazmayı eskiden beri çok arzu ediyordum. Fırsatım olmadı. Demek ki, Allah, insanın karşısına bir fırsat çıkaracakmış ve çıkardı da!..

ÇAĞLAR - Nasıl yâni?

KUKUL - Kitabımın Önsöz’ünde de yazdım. Em. Kurmay Albay, hani Balyoz Dâvası mağdurlarından, köylüm Mustafa Önsel, bana Ankara’dan telefon etti. Samsun’a geleceğini ve mutlaka görüşmemiz gerektiğini söyledi. Bir yerde buluştuk. Sohbetimizin esâsını, henüz 20’li yaşlarımda iken, mecbûren katıldığım iki darbe teşebbüsü teşkil ediyordu. Gecenin ilerleyen saatinde, karar verip dedik ki, bu iş, böyle olmayacak.

Bu konuda, benim, bâzı hâtıralarımı yazılı olarak kendisine göndermemi kararlaştırdık. Bir başlangıç oldu. Önsel’in, kısa sürede yazıp yayınladığı “1 Köy 4 Adam 6,5 Darbe” kitabındaki dört kişiden biri olarak kayda alındım. Kitabı çok ilgi gördü...

Önsel’e gönderdiğim notlarımın üzerinde tekrar durup, önündeki ve ardındaki yaşanmışlıklarımı da ele alarak, ilk p(i)ânda Kara Harp Okulu’ndan atılışıma kadarki hayatımın ilk yirmi yıllık dönemini ele aldım.

ÇAĞLAR - Yâni; hayatınızın ilk yirmi yılındaki hâdiselerle 197 sayfalık bir eser meydana getirmiş mi oldunuz?

KUKUL-Tamamen öyle!..İnsan, altmış-yetmiş yıl evveline gidince bir başka oluyor. O zamanı, bugünden değerlendirmek de istemiyorum. O zamanı, kendi şartlarında değerlendirmek lâzım. Herkes, aynı pencereden bakıyor ammâ farklı şeyler görüyor. Mâzîyi de böyle sunmak gerekir. Hayat böye bir şey!..

ÇAĞLAR  - Zor günler, hattâ zor yıllar yaşamışsınız diyebilir miyim?

KUKUL - Dünyâ hiç kimse için keyif çatma yeri değildir. Bu bakımdan, ahlanıp vahlanmaya da gerek yoktur. Her insan, hattâ her canlı, bu kadere boyun büker. İnsanoğlu, Âdem aleyhisselâm dan beri bu endîşe-sevinç, sıkıntı-huzur veya iyilik-kötülük üzerinde yalpalar fakat yine de bir yol alır... Öyle yaratılmışız. Başkalarının zor şartlarını değerlendiremeyenler hep kendi zorluklarından söz ederler. Şu var ki, her devrin, zorluğu da şatafatı da farklıdır.

DARBELERDE HARBİYE OLMAK, bir ülkü uğruna, çocuk denilebilecek bir yaşta ve çok zor şartlarda hedefini belirlemiş bir gencin önüne adâletsizlikle set çekilmesinin, kendi cephemden kayda geçirilmesidir. Sözünü ettiğiniz zorluğu adâletsizlikle değerlendirmek isterim.

ÇAĞLAR - O hâlde biraz daha acı bir soru sorayım...Acıtıcı ve sıkıntılı bir soru: Darbe deyince ne anlıyorsunuz?

KUKU L- Meşrûiyetsizlik anlıyorum. Yâni, kanuna, nizâma, adâlete başkaldırma anlıyorum. Bir şey daha söyleyeyim: Şâyet, kanun, nizam, adâlet tahakkuk ediyorsa, başkaldırma da olmaz. Bir cemiyetin düzenini/nizâmını sağlayan yegâne unsur, muallakta bulunan ve târîfi kişiye göre değişebilen hukuk değil, hakikî mânada adâlet’tir.

Buna rağmen, bizde kullanılan ifadeleriyle, darbe, ihtilâl, muhtıra, işgal, kalkışma veya hükûmete el koyma, asla tasip edilemez bir fiildir. Çünkü; demokrasi denilen sistem, ahlâk üzerine inşâ edilmelidir; şâyet âdil bir tarzda tahakkuk ettirilmiş ise, yine aynı usûlle yâni âdil bir şekilde el değiştirmelidir.

ÇAĞLAR - Kırgın mısınız?

KUKUL - Devlet için, hiçbir zaman bu hissi taşımadım. Zerre kadar!..Ancak, Devlet’i idâre makamında bulunanlara, kitabımda da ifade ettiğim gibi, elbette ve sonuna kadar!..

ÇAĞLAR - Niçin?

KUKUL-İdâre kudretini kendinde görmeyenler bu işe tâlip olmamalıdır. Kinle, kızgınlıkla, hırsla, oyalamayla... devlet idâresi olmaz da onun için!.

ÇAĞLAR - Takriben altmış yıl evvelini -hattâ daha evvelini-konuşuyoruz. Bugün için tavsiyeleriniz nedir?

KUKUL - DARBELERDE HARBİYELİ OLMAK, hayatımın ilk yirmi yılını ihtiva eden bir hâtıra kitabıdır, dedim. Dîğer bir cepheden bakınca, bu kitabım, aynı zamanda, benim, siyâsî mânada kaleme aldığım bir kitaptır. Bunun, başka türlü bir îzahı yoktur.

Bu vesîleyle; bu eserimi yazmamın ilk kıvılcımını, belki de zihnimde teşekkül etmesine sebep olan Em. Kurmay Albay Mustafa Önsel kardeşime ve büyük fedâkârlıkla onu basıp yayınlayan PANKUŞ YAYINLARI’na da teşekkürlerimi ifade etmek isterim.

Elbette ki, Devlet’i idâre etme makamında bulunanların, gençleri iyi anlamalarını tavsiye ederim. Gençlerin de çok okumalarını ve istikbâl için çok çalışmalarını!..

ÇAĞLAR -  Siyâsî mes’lelerden bahsetmek sizi rahatsız ediyor mu? Devamlı olarak, bu kitabınızın bir hâtıra olduğunu söylüyorsunuz?

KUKUL - Hayır, rahatsız etmiyor ve üzmüyor. Çünkü, herkes kadar benim de siyâset yapma hakkım vardır ve en azından, bâzıları kadar da bu işi bilirim. Kimse, bana, kendi kafasına göre, bir düşünceyi paylaşmayı telkin edemez. Ancak; polemikleri/ağız dalaşlarını, yalancılığı sevmem, kaba ve çirkin sözlüleri muhatap almam. Hakkı gözetir, hakîkatten şaşmam. Gördüğümü naklederim. Bunlar, müşahhas numûnelerdir. Tahlil de, elbette hakkımdır.

Ve tabiî ki, hiçbir siyâsetçinin yaptığı kötü bir faaliyeti mâzur görmek gibi bir tercihte de bulunmam/bulunamam.

ÇAĞLAR - Şu andaki darbe tartışmaları hakkında ne düşünüyorsunuz?

KUKUL - Günlük siyâseti beğenmiyorum. Fakat kitabımda, geniş olarak yazdım: Adına ne dersek diyelim, ister darbe, ister ihtilâl, ister muhtıra, ister kalkışma veya başka bir şey denilsin, bunlar, ‘Dâima zayıf hükûmetlere yapılır’. Çünkü; güçlü hükûmet, her şeyden önce darbeye/ihtilâle/işgale/muhtıraya/kalkışmaya ‘fırsat vermeyen hükûmet’tir.

Güçlü hükûmet, adâleti sağlayan ve bu adâlet üzerinden, tâviz vermeyen hükûmettir. Yâni; darbeyi, ister bastırsın, ister bastıramasın, ‘fırsat vermek’ başlıbaşına bir zaafiyettir.

ÇAĞLAR - Tek başına, büyük bir halk oyu çokluğu ile iktidara gelmiş bir hükûmet için bunu söylemek mümkün müdür?

KUKUL - Mümkündür!..Ve yapılan darbelerin ve darbe teşebüslerin bâzıları, bu tür hükûmetler döneminde, bunlara karşı yapılmıştır. Kuvvetli hükûmet demek, çok oy alan hükûmet demek değildir. Dünyâ, bunda şaşırıyor. Sosyo-kültürel ve târihî gerçeklikleri unutuyor. Kuvvetli/kudretli hükûmet demek, aldığı oyu, hakkaniyetle kullanan, adâletle hükmeden hükûmet demektir. Adâletin bulunmadığı yerde hiçbir şey olmaz. Bu, bilinmelidir!..

ÇAĞLAR - DARBELERDE HARBİYELİ OLMAK, bir hâtıra kitabıdır dediniz. Siyâseti bundan ayrı mı görelim, ne dersiniz?

KUKUL-Yaşanmışlıklar, ister siyâsî olsun, ister başka bir beşerî hâl olsun hâtıradır. Acısıyla tatlısıyla, bu, böyledir. Benim ve arkadaşlarımın çektiklerini, siz; sizin çektiklerinizi de ben yaşayamam, bilemem. Bunlar, ancak bu tarz yazılarla birer ibret olarak sunulabilir. Benim yapmaya çalıştığım da bu olmuştur. Tabiî ki, bu kitabımda, yaşadığım çevrelerin sosyal hâdiselerini de dile getirdim. Edebî hayatımın ilk safhası da bu dönemde geçmiştir, bunu da ifade etmek isterim.

ÇAĞLAR - Son bir sorum olacak: 1961 yâni Kara Harp Okulu’na girişinizin üzerinden tam altmış ve oradan ayrılışınızın üzerinden de 58 yıl geçti. O dönemin bir genci olarak, o günlerden bugüne bakarak, neler söylemek istersiniz?

KUKUL - Teşekkür ederim, Sayın Çağlar!.. Hârika bir soru sordunuz. Çocuklarına ve gençlerine gerekli ilgiyi göstermeyen milletler, tabiî ki, Devlet, mevcut zamanda çok başarılı gibi görünse de vazifesini yapmış olmaz/olamaz. Gençlik, şefkat ister. Himâye ister. Keşif ister ve teşvik ister. Gençlerinin zekâsını değerlendiremeyen milletlerin sonu hazîndir. Çocuklarına ve gençlerine sevgi, şefkat, nezâket ve hatta hürmet göstermeyen, onlara kitap sevgisini aşılamayan Devlet, cehâleti alkışlıyor demektir.

Tabiî ki, bir de, en başta adâlet, gelir!..Çünkü; adâlet olmayınca, hiçbir şey olmuyor!..Hani deriz ya, “Önce sağlık!” diye. Doğrudur. Ancak, adâlet olmayınca, maalesef sağlıkta olmuyor!..

Yorumlar (0)