Alexa

ŞİİR Mİ?.. O, ÖLDÜ!..

Karadeniz 3. Kitap Fuarı'ndayım...Bunca kalabalık, inanınız ki, takdirin üzerinde...Böyle bir kitap iştahına asla rastlamadım ve görmemin de mümkün olabileceğini düşünmüyordum.

Bir de şu var; kitap fuarı, üniversitenin bulunduğu muhite tam ters istikamette... Buna rağmen, kalabalık!..

Ben, buna, 'şölen' denmeliydi diyorum.

Bizde bir şey var; biri, bir lâf ediyor, herkes onun sakız yapıp âdeta çiğniyor.

Ne demek "Kitap Fuarı?"

Fuar, Türkçe mi? Hayır!..

F(ı)ransızca lugâtta, "Foire, n. f., panayır, pazar, fuar" demek.

Misâlli Büyük Türkçe Sözlük'te ise şu târîf var: "Fuar ( Fr. foire) Belli zamanlarda ve belli yerlerde birkaç gün veya birkaç hafta müddetle mal sergilemek için açılan büyük pazar, panayır. " (Kubbealtı Lugâtı, İlhan Ayverdi, İstanbul 2011, Sf. 393)

Bu târîflere göre, "Kitap Fuarı" yakışıyor mu? Bana göre, hayır!..

Bu durumda, 'kitap şöleni' yakışır mı? Bir evvelkine göre, evet!..

Kitap mekânı, bir zevk, bir huzur sahası, bir gönül sofrası, bir nezâket , his ve düşünce muhiti olmalıdır. Zihinlere öyle telkin edilmeli, öyle yerleştirilmelidir ve öyle hazırlanmalıdır.

Kitap denilince, akla, bilginin de ötesinde muhabbet kadar muhakeme, üstün idrâk ve istişâre gelmelidir. Aklı kullanmak, gönlü genişletmek, zamanla kucaklaşmak gelmelidir.

Elinizde sâdece bir kitap vardır ammâ, nice kişilerle, nice değişik muhitlerde ve zamanlarda gezmekte, yüzmekte, uçmaktasınız!..Bundan daha hârika ne olabilir!..

Panayıra, pazara, çarşıya gitmekle, kitapçıya/kütüphâneye gitmek arasında bir fark olmalı, değil mi? Kabak, biber, domates almıyorsunuz!..

Güzellikler san'atının en şâhikasında bulunan şiir, hangi pazarın veya panayırın malı olabilir, söyler misiniz?

Târîf edilmezliğiyle târîf bulan başka san'at var mıdır ki, onu, bir mal gibi teşhire tâbi tutalım?

Kitaba duyulan bunca sevgiden duyduğum memnuniyet ve hazzı, samimiyetle söyleyeyim ki, lâyıkiyle tadamadım. Niçin mi?..

Kitap almak için sıralananlara baktığımda, şiire dâir hiçbir emâreye rastlamadım da onun için!.. Birkaç romancının birkaç alıcı kişisi hâricinde de, edebiyât adına, fazla bir görüntü yoktu desem yalan olmaz!..

Yalnız ve yalnız, bilhâssa son zamanların siyâsî yazarlarına olan rağbet gerçekten takdire şâyândı...

Bunlar da, daha ziyâde, 'subay yazarlar'dı: Em. Korgeneral Engin Alan ve Em. Kur. Alb. Mustafa Önsel gibi...

Onların hâricinde, Adnan İslâmoğulları ve İsmail Saymaz gibi...

Kalabalığın ortasında, dönüp dönüp şiir aradım...O muhteşem Türk şiiri, bunca kalabalık içersinde kendine bir yer bulamamıştı. Niçin?

Her zaman söyler ve iddia ederim: Türk şiiri muhteşemdir!..Şu anki mevzûm bu değildir!..Fakat...

Bu hâli müşâhede edince, ister istemez, zihnimden şu ifadeler geçti:

- Şiir mi?

- O öldü!..

Bu durumla asla muhatap olmamalıydım!.. Böyle bir p(i)sikolojiyi yaşamamalıydım!..Bir yerlerde, belki de pek çok yerde sıkıntılar var ki, maksada ulaşamıyoruz.

Ve hiç şüphem yok ki, şiirimiz yerinde sayıyor, kanaatine varıyorum...Yeni bir şey yok!..Bunu söylemek istiyorum...Maalesef!..Olanlarda, piyasaya (!) çıkamıyor...Niçin bilemem!.. Fakat şunu diyebilirim ki, okuyucu, şiire, o kadar uzaklaştırılmış ki, adı anılınca bile şaşkın şaşkın bakıyor...

Meşgûl olanlarsa, hakîkî şiirin varlığından habersiz!..

Şunu da söylemeliyim ki, hiçbir zaman şiir kitabı aramadım...Şiir aradım...Yazdıklarımda da, şiire ulaşmak için gayret gösterdim...Sâdece göstermek, arayış içinde bulunmak, bir yol üzerinde yürümek de önemli değil demek ki!..

Esas olan ulaşmaktır!..

Hissiz, fikirsiz, şiirsiz kitabı neyleyeyim!.. Boşuna kâğıt israfı ve yük!..

YORUM EKLE