20 Ocak Bakü Katliamı
Dünya siyasi tarihine kara bir leke olarak yazılan 20 Ocak katliamı hala yüreğimizde kanayan bir yaradır. Takvimler 1990ları gösterdiğinde çatırtılar artık kopmalara doğru ilerliyordu. Ruslar Sovyetler Birliğini artık bir arada tutmakta güçlük çekmekteydiler. Doğu Avrupa’da bulunan halklar bağımsızlık hareketlerine başlamışlardı. Rusya yönetimi ise onlara hoşgörülü davranıyordu. Ama aynı olay ne yazık ki Türkler için bu şekilde gelişmeyecekti, özellikle de Azerbaycan Türkleri için…

 

Sovyetler Birliğindeki çatırdamalardan yukarıda bahsetmiştik. Bu olaylar Kafkaslar bölgesini de kaynar kazan haline getirmişti. Ermenilerin bağımsızlık isteklerinin yanında Azerbaycan sınırları içerisinden de toprak talepleri ateşi körükler nitelikteydi. Yıllar önce yaptıkları gibi Rusları arkalarına alan Ermeniler şımarıkça hareket etmeye başlamışlardı.1920’de Rus işgaline uğrayan ve o günden beri bağımsızlığı bekleyen Azerbaycan Türkleri teşkilatlı bir şekilde bağımsızlık için hazırlıklar yapmaktaydılar.

 

Çözülmekte olan Sovyet Rusya yaralı bir hayvanın çırpınışlarını andıran çırpınışlar yapıyor ve kimi zaman kendi milletinden insanların da zarar görmesine sebep oluyordu. Ama çözülme kaçınılmaz bir son olarak Sovyet Rusya’nın yüzüne çarpılacaktı.

 

Azerbaycan’da yanan bağımsızlık ateşi her gün daha da kuvvetleniyordu. Türkler bir bütün olmuş Azerbaycan Halk Cephesi etrafında Ebulfez Elçibey’in etrafında kenetlenmiş bağımsızlığa koşuyorlardı. Kafkaslar bölgesinde cirit atan KGB ajanları ise durumu yakından takip edip istihbaratı başkentteki istihbarat toplama merkezine uçuruyorlardı. İstihbari faaliyetlerin yanında grupların içerisine sızan ajanlar Ermenilerle Azerbaycan Türklerini karşı karşıya getirmek için ellerinden geleni yapıyorlardı. Amaç Azerbaycan Türklerini haksız çıkarmak ve kendi güdümlerinde olan Ermenilere Azerbaycan topraklarını dağıtmaktı.

 

Sonunda istenen olmuş KGB ajanlarının kışkırtmalarıyla Azerbaycan’da Ermeniler ve Azerbaycan Türkleri karşı karşıya gelmişlerdi. Yaşanan olaylar sonucunda Ermeniler kendi topraklarına ve Rusya’ya göç etmeyi tercih etmişlerdi. 350 bine yakın Ermeni’nin Azerbaycan topraklarından göç etmesi bize bazı planlar hakkında ip ucu vermektedir. Şu soru akıllara gelebilir, Azerbaycan topraklarından bir seferde göç eden Ermeni sayısı 350 bin ise o topraklarda toplamda kaç bin tane Ermeni vardı ? Ermenistan dururken o kadar Ermeni’nin Azerbaycan’da ne işi vardı? Bu soruların cevabı çok açık bir şekilde görülebilir. Kafkaslarda Türk hâkimiyetini kesinlikle istemeyen Sovyet Rusya kademeli olarak Ermenileri Azerbaycan topraklarına yetiştirmiş ve bir nüfus üstünlüğü çalışması yapmıştır. Tıpkı Karabağ’ın işgalinin ardından bölgeye yerleştirilen ve halen yerleştirilmekte olan Ermeniler gibi o günde Azerbaycan topraklarına binlerce Ermeni yerleştirilmişti.

 

Yaşanan çatışmaların kontrolden çıkmaması için Elçibey liderliğindeki Azerbaycan Halk Cephesi büyük mesai harcıyordu. Onların amacı Ermenilerin en az zararla Azerbaycan topraklarını terk etmesiydi. Çünkü aksi her hangi bir durum Azerbaycan Türklerini haklı oldukları davada haksız konuma düşürecek, Ermeniler yine ‘’mazlum’’ Türkler yine katil olacaktı. Sovyet Rusya’nın da eline koz vermek istemeyen Azerbaycan Halk Cephesi sağ duyulu davranmayı kendisine ilke edinmişti.

Bu çatışmanın fitilini ateşleyen Kremlin elbette ki rahat durmayacaktı. Zaten onlarında aradığı bu şekil bir kaos ortamıydı. Bağımsızlıktan başka hiçbir istekleri ve dilekleri olmayan Azerbaycan Türkleri yeniden saldırılara maruz kalacaklardı. Kremlin’e doluşmuş Ermeni bürokratlar Kremlinin koridorlarında sabahlamış ve Devlet Başkanını sürekli Kafkaslar konusunda dolduruşa getirmişlerdi.

 

Takvimler 19 Ocak 1990’ı gösterdiğinde binlerce Azerbaycan Türkü o günkü adıyla ‘’Lenin Meydanı’’ olan şanlı direnişlerin ardından ‘’Azadlık Meydanı’’ adını alacak alanda toplanmışlar ve ‘’azadlık’’ isteklerini en üst perdeden haykırmaya başlamışlardı. Nereden bilebilirlerdi ki azadlık çığlıkları mübarek kanlarıyla kutsanacak ve o gece yüzlercesi Peygamberin dizinde soluğu alacak…

 

Planlar tamamlanmış ve kanlı bir senaryonun sahneye koyulması için Rus Silahlı Kuvvetleri yola çıkmıştı. Bakü’de Azadlık Meydanında mahşeri bir kalabalık haykırıyordu ‘’AZADLIK , AZADLIK’’ diye, derken şehir üç taraftan Rus tankları ile kuşatılmıştı. Azadlık çığlıklarının yerini bir anda top ve tüfek sesleri aldı. Tankların paletlerinden çıkan sesler bir savaş narasıydı adeta.

 

General Yazov komutasındaki tanklar sokakları inlete inlete Azadlık Meydanına yaklaşıyordu. Kurulan barikatlar, yolu kapatması için devrilen çöp kutuları tankların paletleri altında dümdüz oluyordu. Sovyetler kan kusarak Azerbaycan Türklerinin üzerlerine saldırıyorlardı. Gecenin ilerleyen saatlerinde başlayan bu saldırıya bir çok Azerbaycan Türk’ü yataklarında yakalanmıştı. Erkekler aile, eş ve çocuklarını korumaya aldıktan sonra. Ellerine geçirdikleri sopalar ve baltalarla koca koca Rus tanklarına karşı savunmaya geçtiler. Ama ne yazık ki namlularından kan kusan tankların hiç acıması yoktu. Bakü o gece kana bulanmıştı, sokaklardan bir kızıl ordu geçmişti İslamı ve Türk’ü vurmuştu kızıl kurşunlar…

 

Tankların yanı sıra 35 bin kişilik bir ordu ile saldıran Ruslar genç yaşlı, kadın-çocuk demeden Azerbaycan Türklerini katlettiler. Bakü ve özellikle Azadlık Meydanı tarihe geçecek bir katliama ev sahipliği yapmanın utancını yaşıyordu. O gece kan ve göz yaşı yağmur oldu aktı Azadlık Meydanına. Çığlıklar ve haykırışlar gök gürültüsüydü o gün Azadlık’ta…

 

Bu kanlı geceden sonra Azerbaycan’da olağan üstü hal ilan edildi. Yüzlerce Azerbaycan Türkü suçsuz yere tutuklandı daha sonra çoğundan haber dahi alınamadı.

 

Bahtiyar Vahapzade 20 Ocak Katliamıyla ilgili konuşmasında radyodan haykırıyordu: “Men cırmışam (yırttım) o partiya kağızını (komünist partisi kimlik belgesi), mene lüzumu yohtur onun. O alçahlar alçağı Gorbaçov’a da bildirmişem bunu.” O elim cumartesi gecesinden sonra, yine Vahabzade bu sefer müjdenin habercisi oluyordu; “Söylenenlere göre, cumartesi günü Azerbaycan doğum evlerinde dünyaya gözünü açan her 10 çocuktan 8’i erkektir. Allah o gece ölen gençlerimizin yerini doldurdu. Allah bizimledir…”

 

Azerbaycan’da olağan üstü hal durumu ilan edilmişti fakat Azerbaycan Türkleri bu durumu yok saymış, Rusların kararlarını hiçe saymışlardır. Türklerin sert duruşları sonucunda Ruslar Azerbaycan topraklarından çekilmek zorunda kalmışlardı. Günün ağarmasıyla yaşanan vahşetin bilançosu daha açık şekilde ortaya çıkmıştı. Acı katliamın yaşandığı gün Azerbaycan Türkleri için bir son değil aksine bir başlangıçtı. Saldırıdan dersler çıkarmayı bilen Türkler daha teşkilatlı şekilde bir direnişe girmişler ve büyük bir mücadele sonucunda Azerbaycan’ın bağımsızlığını sağlamışlardır.

 

1918 yılında kurulan Azerbaycan Devletinin kurucusu Büyük Önder Mehmed Emin Resulzade’nin sözü 1990larda Ebülfez Elçibey’de vücut bulmuştur. Resulzade’den Elçibey’e ulaşan millet bayrağı için aynı slogan tekrarlanmıştır : “Bir kere yükselen bayrak bir daha yere inmez !”

Can Güleçoğlu



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211