Zirve Yayınevi davasının 111. duruşması...
Dava için tutuksuz yargılanan ve elektronik kelepçe ile adli kontrol altında olan sanık Emre Günaydın, Salih Gürler ve Abuzer Yıldırım, polis eşliğinde adliyeye getirildi. Tutuksuz sanıklar Mehmet Ülger, Haydar Yeşil, Ruhi Abat, Levent Ercan Gelegen, Abdullah Atılgan, Murat Göktürk ve Hüseyin Yelki ile taraf avukatları katıldı. Yine tutuksuz yargılanan ve elektronik kelepçe ile adli kontrol altında tutulan sanıklardan Cuma Özdemir Darende Adliyesi’nden, Hamit Çeker ise Elbistan Adliyesi’nden görüntülü sistem ile duruşmaya katıldılar. Duruşmaya tutuksuz sanıklar Hurşit Tolan, Mehmet Çolak, Adil Akçay, Adem Gedik katılmazken, davanın tek tutuklu sanığı Varol Bülent Aral ise duruşma salonundaki hareketleri nedeniyle mahkeme kararı ile duruşmalara alınmıyor.

Duruşma başında Mahkeme Başkanı Vedat Koç, dosyaya yeni gelen belge ve işlemler hakkında bilgi verdikten sonra, “Dosyaya girmesi gereken bütün dosyalar geldi. Sadece bir dosya kaldı. Yaklaşık 9 yıldır süren bir dava. Esas hakkındaki savunmaları alıp dosyayı karara bağlamayı düşünüyoruz” dedi.

SANIK ARAL BAŞKA SUÇTAN 2021’E KADAR HÜKÜMLÜ


Davanın tek tutuklu sanığı olan Varol Bülent Aral hakkında Adana F Tipi Ceza İnfaz Kurumu’ndan gönderilen yazıda, bu şahsın halen başka suçtan hükümlü olduğu, Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nce 18 Ocak 2013 tarihli tutuklama müzekkeresinin hiç infaz görmediği, Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen tutukluluğun devamı yönündeki kararlarının da hiç infaz görmediği belirtilerek, Adana Cezaevi’nin yazısına göre; Varol Bülent Aral’ın hükümlü olduğu suçtan koşullu salıverme tarihinin 5 Aralık 2018, hak ederek tahliye tarihinin ise 7 Ağustos 2021 olduğu kaydedildi.

Duruşmaya katılan öldürülen Uğur Yüksel’in annesi Hatice Yüksel, “Bu dosyanın karara çıkartılmasını ve sanıkların en ağır şekilde cezalandırılmalarını istiyorum, ayrıca tutuklanmalarını da istiyorum” diye konuştu.

SAVCI MÜTALAASINI OKUDU: ÖRGÜT SUÇU YOKTUR, ÖRGÜTTEN 21 SANIĞA BERAAT VERİLMELİ


Mütalaasını 4 Nisan 2016 tarihinde mahkemeye sunan Cumhuriyet Savcısı Burhanettin Olgun duruşmada hazırladığı mütalaasını okudu. Cumhuriyet Savcısı Olgun, mütalaasında TUSHAD adlı örgütün için yeterli delil elde edilemediği belirterek, tüm sanıklar için örgütten beraat istedi. Savcı Olgun, cinayetlerin asli faili olan Emre Günaydın, Hamit Çeker, Cumali Özdemir, Salih Gürler ve Abuzer Yıldırım’ın bu cinayetlerden dolayı 3’er kez müebbet hapis cezasıyla cezalandırılması talep etti. Mütalaada, örgüt suçlamasından beraatı istenen askerlerden Mehmet Ülger ve Haydar Yeşil hakkında, haberleşmenin gizliliğinin ihlali suçundan ise ceza verilmesi de talep edildi.

Mütalaada, Zirve Yayınevleri cinayetlerini işlettiği iddia edilen Türkiye Ulusal Stratejiler ve Hareket Dairesi (TÜSHAD) adlı örgütün ve bu örgütün alt yapılanması olan beyaz kuvvetler, siyah kuvvetler ile bu yapılanmaların Malatya hücresine ilişkin olarak , “Soruşturma dosyaları, mahkeme kararları, resmi kurum ve kuruluş yazışmaları ışığında bu örgütün ve alt yapılanmalarının varlığına yönelik somut delil elde edilemediği…” belirtildi.

Mağdur avukatlarından Ali Koç, “Dosya kapsamında birden fazla mütalaa, birden fazla iddianame söz konusudur. Hatta son verilen mütalaa ile önceki mütalaalar taban tabana zıttır. Olgular üzerinde değil, kanaatler üzerinden gidilmektedir. Ortada her hangi bir yasa değişikliği veya delil değişikliği olmamasına rağmen mütalaaların bu şekilde değişmesini anlayamıyoruz. İddianamelerin ve mütalaaların ciddi olmadıklarını düşünüyoruz” diye konuştu.

Mağdur avukatlarından Nalan Erkem ise, “Biz mütalaalar arasında farklı hukuki standartlar olduğunu düşünüyoruz” dedi.

Sanık Mehmet Ülger, son mütalaa da hakkında haberleşmenin gizliliğinin ihlali suçundan ceza talep edilmesine karşı çıkarak, “Davaya konu dinlemeler suç işlenmeden önce bir suçun işlenmesinin önlenmesi için istihbari amaçlı olarak bilgi elde edip, gerekli tedbirleri alarak suçun işlenmesini önlemeye yönelik dinlemelerdir. Bir suçun işlenmesini önlemeye yönelik olarak savcının bir görevi olmadığı için savcılık üzerinden böyle bir dinleme talebinde bulunulması da söz konusu değildir. Bu nedenle mülki görevi olan kolluk mensuplarının doğrudan mahkemeden talebi ve mahkemenin uygun görüp karar vermesi ile dinleme yapılmıştır.” açıklamasında bulundu.

Sanık Ruhi Abat, beraberinde getirmiş olduğu bazı kitapları mahkeme heyetine göstererek, “Zirve davasın iddianamesine sonradan dahil edilenler bir olgu ile değil, bir algı ile dahil edilmiştir. Olgu değil, algı operasyonu gerçekleştirilmiştir. Bu dava dosyasını konu alan psikolojik harekat içerikli kitaplar yayınlanmıştır. Adaletin tecilli edeceğine inanıyorum” dedi.

Abat, bazı kitapların haklarındaki iddianame yayınlanmadan önce piyasaya sürüldüğünü ve hazırlandığını söyledi.

“ADALETE GÜVENDİM 3.5 YIL CEZAEVİNDE KALDIM, BENİ TUTUKLATANLAR YURT DIŞINA KAÇTI”

Sanık Murat Göktürk, “Adaletin bir gün tecelli edeceğine hep inandık ve adalete güvendik. Bu nedenle de adli makamlardan kaçmadım, hiç bir zaman da kaçmayacağım. Çünkü adaletin geç ve topal da olsa mutlaka tecelli edeceğine olan inancım tamdır. Hakkımızdaki ek soruşturmanın başlatılmasına yaklaşık 3.5 yıl tutuklu olarak ailemden, mesleğimden ve sevdiklerimden ayrı kalmama sebep olan yargı mensubunun bugün adalete güvenmeyip yurt dışına kaçmayı tercih etmesinin takdirini mahkeme heyetine bırakıyorum. Yıllardır cezaevinde haksız ve hukuksuz bir şekilde hiçbir somut delil gösterilmeden formül gerekçelerle tutuklu bulunmamız ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 20 Ocak 2016 tarihinde oy birliği ile verdiği kararında lehimize karar vererek, ayaklar altına düşürülmeye çalışılan hukukun üstünlüğünü bir kez ortaya koymuştur.” dedi.

Sanık Göktürk, “Uzun yıllar istihbarat şubelerin Terör Suçları ile Mücadele birimlerinde görev yapmış şahsım; devlete ait gizli gizlilik belgelerin kasıtlı olarak iddianame eklerine konulması sonucunda tüm yasadışı oluşumlara hedef durumuna getirilmiş ve bu nedenle aileme ve şahsıma koruma karı çıkartılmıştır. Kaldı ki, 17 Mart 2011 tarihinde daha önce görev yapmış olduğum Malatya İl Jandarma Komutanlığı istihbarat Şube Müdürlüğünde yapılan aramalarda eski savcı Zekeriya Öz’ün talimatları ile el konulan ve devlete ait gizli gizlilik ibareli, dava ile alakasız yüzlerce belge bilinçli ve kasıtlı olarak deşifre ve bir yerlere servis edilmiştir. Çünkü deşifre edilen bilgi ve belgeler arasında Malatya İl Jandarma Komutanlığı’nın devlet adına Aşırı Sağ, Aşırı Sol, Bölücü Faaliyetler ile Asayiş, Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadelede istihbarat temin etme faaliyetlerinde kullandığı bir çok haber elemanına ait kişisel bilgiler kasıtlı bir şekilde deşifre edilmiş ve bu insanlar hedef duruma getirilmiştir. Bugün bu insanların ne olduğu veya başlarına bir şey gelip gelmediği ise meçhuldür” ifadelerini kullandı.

Diğer sanıklar ise esas hakkında savunma yapmak için süre talebinde bulundular.

AYM’NİN “HAK İHLALİ YAPILMIŞ” KARARI MAHKEMEYE SUNULDU


Davada yargılanan Binbaşı Haydar Yeşil, astsubaylar Abdullah Atılgan, Murat Göktürk, ve Adil Akçay ile uzman çavuş Mehmet Çolak hakkında Anayasa Mahmekesi’nin vermiş olduğu tutuklu kaldıkları sürenin makul süreyi aştığı, mağdur edildiklerine ve tazminat ödenmesine ilişkin kararda sanık avukatlarınca mahkemeye sunuldu.

Abdullah Atılgan ve Murat Göktürk’ün avukatı Av. Alper Çitil, Anayasa Mahkemesi’nin müvekkilleri için vermiş olduğu kararın, geçmiş dönemde adil yargılama yapılmadığını bir kez daha gösterdiğini söyledi.

Ruhi Abat ve Haydar Yeşil’in avukatı Yasemin Hamamcı’da Zirve Davası’nda yargılanan Anayasa Mahkemesi kararını mahkemeye sunarak, sanıkların daha önce adil yargılama haklarının ihlal edildiğinin bu karar ile kesinleştiğini belirterek, “Mütalaada delil yetersizliğinden beraat talep ediliyor. Biz delil yetersizliğinden değil, masumiyetleri kanaatiyle beraat kararı verilmesini talep ediyoruz” dedi.

“TSK BU DAVADA BOĞDURULMAK İSTENDİ”

Sanık Hurşit Tolon’un avukatı İlkay Sezer, “Davanın hem sanığı, hem gizli, hem de açık tanığı olan İlker Çınar’ın, maddi hiç bir kanıta dayanmayan iddiaları maalesef dikkate alınmıştır. Genelkurmay Başkanlığı’nın ve diğer kurumlardan celp edilen dosyadaki yazıları, 15.02.2013 tarihli Basın Açıklaması, Adli Tıp Kurumu Raporları ile diğer Bilirkişi Raporları, Askeri Cezaevi kayıtları, Cezaevi hükümlü defterindeki resmi, Cezaevinde el yazısı ile yazdığı yazı, dikkate alındığında İlker Çınar beyan ve iddialarının asılsız olduğu tartışmasız bir şekilde ortaya konulmuştur. Mahkeme Başkanı Hayrettin Kısa tarafından herhangi bir ara karar alınmaksızın, usul ve yasaya aykırı 26.11.2013 tarihli müzekkeresine istinaden hazırlanan Ankara Kriminal Polis Laboratuvarı’nın 06.12.2013 tarihli raporuna itibar edilemeyeceğini de belirtmek isterim.” dedi.

Avukat İlkay Sezer, “Dava bugün olması gereken yerde. Sadece bir üniforma giydikleri için insanlar burada mahkum edilmek istendi. Türk Silahlı Kuvvetlerinin burada boğdurulmasına seyirci olmak istediler” dedi.
Avukat Sezer, “Mahkemenizce bu davanın hem açık, hem gizli tanığı ve aynı zamanda sanığı olan İlker Çınar hakkında terör örgütü üyesi olmak, iftira, suç uydurma ve yalan tanıklık suçlarından dolayı ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına ivedilikle suç duyurusunda bulunulmasını talep ediyoruz.” ifadelerini kullandı.

Mahkeme heyeti, tutuklu sanık Varol Bülent Aral’ın tutukluluk haline karar vererek, esas hakkındaki savunmaların alınması için duruşmayı 31 mayıs 2016 tarihine erteledi. Mahkeme’nin 31 Mayıs ile 3 Haziran arasında 3 gün süreyle esas hakkındaki savunmaları alacağı belirtildi.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211