Şeyh Şamil
Meşhûr Kafkas kahramânı, âlim ve velî. Rusların, Kafkasya'da ortadan kaldırmak istediği İslâmiyeti, tekrar ihyâ etmek, yaymak için uğraşan, Kafkas-Rus mücâdelesinin en unutulmaz simâsı ve düzenli Rus ordularını dize getiren büyük mücâhid. 1797 (H.1212) senesinde Dağıstan'ın Gimri köyünde doğdu. Babası Muhammed, ona Ali ismini verdi. Küçük yaşta ağır bir hastalığa yakalanan Ali'ye, âdetlerine uyarak, Şâmil ismini de verdiler ve o isimle çağırmaya başladılar.

Küçük yaşından îtibâren ilim tahsîl edip âlim olması için, zamanın ulemâsından okudu. Şâmil, otuz yaşına kadar; tefsîr, hadîs, fıkıh ilimlerini, edebiyât, târih ve fen bilgilerini öğrenerek, büyük bir âlim, gönül sâhibi bir velî oldu. Rusların, Kafkasya'daki müslüman Türkleri esâret altına almak, kalblerindeki îmânı söküp atmak ve İslâmiyeti yok etmek için maddî ve mânevî bütün güçleri ile uğraştığını görünce, gönlündeki îmânın tezâhürü olarak cihâd aşkıyla ortaya atıldı. Kafkasya'da yaşayan Türkler, onu başlarına imâm, rehber seçtiler. İmâm Şâmil, daha önce Rusların esâretini kabûl etmiş kabîleleri de saflarına katarak, düzenli küçük bir ordu kurdu. Bu küçük ordusuyla yirmi beş sene, İslâmiyeti yok etmek, müslümanları ortadan kaldırmak isteyen Ruslara kan kusturdu. Nice generallerini harp meydanlarında öldürüp, nicelerini de çarlarına karşı küçük düşürdü, onları âciz bıraktı. Eşsiz bir mücâdele ile hayâtını geçiren Şeyh Şâmil, 1870 (H.1287) senesinde Medîne-i münevverede vefât etti.

Fırtına öncesi

Kafkasya, Hazar Denizi ile Karadeniz arasında Avrupa, Asya ve Afrika kıtalarıyla kolaylıkla irtibat sağlayabilecek coğrafi konuma sahip dağlık bir ülkedir. Çok eski çağlarda Kafkasların ovalık bölgelerinde askeri birlikler kaynaşırken, dağları daha sonra tarih sahnesinden silinmiş birçok millete sığınak olmuştur. Mısırlılar, Medler , Alanlar, İskitler, Grekler, Romalılar, İranlılar, Araplar, Türkler, Moğollar, Tatarlar ve Slavlar... gibi milletler birbiri ardınca ve birçok kez kıyıya vuran hırçın dalgalar gibi Kafkasları süpürüp geçmiştirler.

Kafkasya ve bu dağlık yörenin belki de dünyanın en karmaşık etnik yapısına sahip insanları, 18. yüzyıldaki Sanayi Devrimi'ne kadar nice badireler atlatmış ve bütün istila hareketlerine başarıyla karşı koymuşlardır. Fakat ne yazık ki Sanayi Devrimi'yle birlikte endüstrilerine hammadde sağlamak amacıyla bütün dünyayı yağmalamaya girişmiş batılı devletlerin yanında, henüz bu anlamda tam bir batılı sayılmayan Rusya'nın hedefi haline gelmekten kurtulamamışlardır. O dönemde Ruslar bütün güçleriyle korkunç bir şekilde yöneldikleri Kafkasya'nın ele geçirilmesi için yerli halka, Türklere ve İranlılara karşı uzun süre savaşmak zorunda kalmışlardır.

Kendi aralarında küçük hanlıklar halinde ve genellikle köylerde yaşayan yerli halk, sırasıyla İmam Mansur, Gazi Muhammed, Hamzat Bek ve Şeyh (İmam) Şamil komutasında istilacı düşmana karşı kahramanca mücadele etmiştir.

Rusların Kuzey Kafkasya'ya ilgisi 1556'da başlamıştı. Ancak saldırılar 18. yüzyıldan itibaren daha düzenli, sık aralıklı ve sistemli bir hale gelmiştir. Bir ara Dağıstan kıyılarını işgal eden Rusya, bölgeye yerleşmeyi bir türlü başaramamıştır.

Bir millete tefrika girerse

1796 yılında Zubov komutasındaki Rus kuvvetleri, küçük hanlıklar arasındaki çekişmelerden ve anlaşmazlıklardan yararlanarak fazla bir çaba sarf etmeden çok büyük bir toprak parçasını ele geçirmişlerdir. Ne yazık ki Rusya, Kafkaslarda ilerlerken ahlâkî ve insani kuralları bir kenara atmış, İngilizlerin Hindistan'ı işgal ettiği esnadaki kural tanımaz tavrı takınmıştır. Her iki hareket dünya savaş tarihinin barbarlık örnekleri olarak ders kitaplarına konacak cinstendir.

İşte Dağıstan'daki dinî uyanış tam bu âna , yani Rus işgalleri dönemine rastlar. Dinî uyanışın ve işgale karşı direnişin sembol ismi Şeyh Şamil'dir.

Ülkemizde Şamil hakkında yapılmış çalışmalar Çeçenistan ve Abhazya meseleleri dolayısıyla son dönemde artış gösterme eğilimindedir. Üzerinden bir asırdan fazla bir zaman geçmiş olmasına rağmen duyarlı çevrelerde Şamil adı ve mücadelesi hâlâ belleklerdeki canlılığını korumaktadır. Yine de Şamil'in ülkemizde layıkınca tanındığını söylemek mümkün değildir. Çoğu insana göre o sadece Ruslara karşı savaşmış sıradan bir insandır. Bu tiplerin onu bir kez bile gerçek kimliğiyle tanıyamadıklarını söyleyebiliriz. Bazılarına göre ise o, olağanüstü, insan güç ve takatinin ötesinde efsanevi bir hayal şahsiyet, romanlara konu, filmlere baş aktör olacak ilginç bir kişiliktir. Böyle kimseler de, bir türlü aşırı abartının insanı efsaneleştirmekten çok küçülttüğünün farkına varamayanlardır. Halbuki Şeyh Şamil gayet sade bir tarifle Çarlık Rusyası emperyalizmine karşı verilen şanlı bir direnişin, soylu ve kutsal bir mücadelenin çeyrek asırlık lideri ve yılmaz savaşçısıdır. O bu mücadeleyi verirken bir yandan da unutulmuş İslâmî değerlerin yeniden hayatiyet kazanması ve dininden uzaklaşmış bir toplumun tekrar dinine dönmesi için uğraşmıştır.

Dağıstan'daki dinî uyanışın İmam Mansur'dan sonraki ikinci lideri Gazi Muhammed'di. Gazi, Arakani'nin büyük alimi Said Efendi'den iyi bir dinî eğitim almıştı. Hitabeti güçlü idi fakat lüzumsuz konuşmalardan kaçınırdı. Şamil'in tarifiyle “Bir taş kadar sessizdi.” Cesur, kahraman, samimi, hilesiz, davasına sonuna kadar bağlı ve gerektiğinde şiddete başvurmaktan çekinmeyen bir yapıya sahip olan Gazi Muhammed, Şamil'le beraber büyümüş ve onun gözleri önünde şehid olmuştur. Küçüklükten itibaren arkadaş ve kapı komşusuydular. Bu büyük insan aynı zamanda Şamil'in ilk hocası idi. Şamil'in bizzat kendisi Gazi'den öğrendiği kadarını başka hiç kimseden öğrenmediğini belirtmiştir.

Bu iki dava arkadaşı ve can dost, tasavvuf yoluyla manevi mükemmelliğe ulaşma mücadelesinin yanı sıra, düşmana karşı da en çetin savaşlarda birlikte olmuşlardır. Gazi Muhammed'in şehid düşmesinden sonra sancağı İmam Hamzat devraldı.

Hamzat (1784-1834) Hunzahlıydı. Kur'an ve Arapça eğitimi almıştı. Gürcüce ve Farsça da öğrenmişti. Bütün bu dinî eğitime rağmen bir ara dinî emir ve yasaklara aykırı davranışlar içinde bulundu. Gazi Muhammed'le karşılaşması hayatının dönüm noktası oldu. Şeyh Cemaleddin Kumukî'nin telkin ve irşadları da buna eklenince samimi bir mürid haline geldi. Gazi Muhammed'i kurtaramadığına ziyadesiyle üzülmüştür.

Hayat: İman ve cihad

Şamil, Gazi Muhammed'den sonra istemeye istemeye imamlığı üstlendi. O, en büyük mücadeleyi etnik ayrımcılığın yok edilmesi uğrunda vermiştir. Çeçenleri, Avarları, İnguşları , Abhazları ... iman ve İslâm potasında eriterek tek yürek haline getirmeye çalışmak onun hayli zamanını almıştır.

Karşısında komutan dayanmayan, Rus ordusunun en ünlü generallerinin birbiri peşi sıra değişmesine, Çar'ın sarayında hafakanlar geçirmesine sebep olan bir azim ve başarı gösteren Şamil, mücadelesinin en çetin günlerini oğlunu Ruslara esir vermek, en yakınlarının itirazlarına, diretmelerine ve karşı çıkmalarına göğüs germek şeklindeki olaylar karşısında yaşamıştır.

Haklı davasında İslâm dünyasından yeterince ilgi göremeyen Şamil, bütün olumsuz şartlara karşı direnişini uzun yıllar boyunca başarıyla sürdürmüştür. Nihayet Rus ordusunun tüm gücüyle yüklenmesi ve 1859'deki Veden yenilgisi üzerine yaptığı istişareler sonucu, her ne kadar istemese de, Gunip yaylasında Ruslara teslim olmak zorunda kalmıştır. Kendisine kalsa şehitliği teslime tercih ederdi.

Savaş boyunca Rusların nice ihanetlerine tanık olan Şamil, bu defa da teslim şartlarına aykırı hareketlere muhatap olmuştur. Uzun yıllar esir tutulduktan sonra İstanbul'a gönderilmiştir. İstanbul'da bir devlet başkanı gibi karşılanan Şamil, tek isteğinin haccetmek ve son günlerini mukaddes topraklarda geçirmek olduğunu belirtmiştir. Hakikaten haccını eda ettikten sonra kutsal topraklarda ruhunu teslim etmiştir.

Ondan sonra mücadele sürdürülemedi. Müslümanlar ellerine geçen fırsatları da değerlendiremediler. Onun çeşitli etnik grupları tek bir bayrak altında toplama hedefi bir türlü gerçekleştirilemedi. İyice bölünüp parçalanan bu gruplar küçük devletçikler haline geldi, bu işten çıkarsağlayan büyük güçlere birer-ikişer yem oldu.

Şamil ailesinin fertleri Osmanlı ordusunda paşalık, cumhuriyet ordusunda generallik yapmış, kıymetli birer vatandaş olarak hayatlarını sürdürmüşlerdir.

Şüphesiz onun mücadelesinden çıkarılacak çok dersler vardır. Özellikle de bugün itibarıyla... Sadece Kafkasya bölgesindekiler değil, bütün müslümanlar onun hayatından, dünya görüşünden, askeri kabiliyet ve başarılarından, planlama ve organizasyon taktiklerinden, ezilmiş uluslara aşıladığı isyan ruhundan, İslâm'ı özümsemesinden yararlanmalıdırlar. Bu amaç uğruna yapılabileceklerin başında bir Şamil Enstitüsü kurulması gelmektedir. Elbette konu ile ilgilenenler daha pek çok projeye imza atacaklardır.

Rahmet dileklerimizle...

(Şeyh Şamil ve mücadelesi hakkında daha fazla bilgi için bkz. Muhammed Tahir el- Karahi , İmam Şamil'in Hatıratı, nşr . H. Ahmet ÖZDEMİR, Semerkand Yayınları, İstanbul 2003.)



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211