Bu Ülkede Ülkücüler Neden Var?
Nice kahramanlık hikayeleriyle dolu olan Ülkücü Hareket yine bir o kadar garip ve kimsesizlik hikayeleriyle doludur. Türkiye'de kendi dalında en iyilere baktığımızda, mutlaka hayatının bir döneminde de olsa ülkücülüğe teması varken, payesi ne olursa olsun adının önünde 'ülkücü' ibaresinin bulunması nedense sevimligelmez. İktidarların, hükümetlerin veya devletin üvey evlat gibi muameleye tabi tutması çok can sıkan bir durum olmuştur. Halbu ki, aynı iktidar aynı hükümet ve aynı devlet zor günlerde her yerde ülkücüleri aramıştır.

Servet Avcı; sadece bir yazar değil Ülkücü bir yazardır. bütün olaylara ülkücü gibi bakar, ülkücü gibi yorumlar ve ülkücü bir duruş sergiler.

Yeniçağ Yazarı Servet Avcı'nın yazısını olduğu gibi yayınlıyoruz. Lütfen düşünerek okuyunuz:

2004'te Kadri Yamaç, 2012'de Süleyman Büyükberber ve 2016'da İbrahim Uslan…

Üçü de Gazi Üniversitesi'ne rektör olarak atandı… Söz konusu seçimlerde üçü de sandıkta ülkücü bilinen adayların çok çok gerisinde kalmış olmalarına rağmen o koltuğa oturtuldu…

Kadri Yamaç'ı rektör olarak atayan Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'di… Süleyman Büyükberber'i rektör olarak atayan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'dü… Bu hafta içi İbrahim Uslan'ı rektör olarak atayan ise Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan

Ülkücülere tercih edilen Kadri Yamaç'ın 'karışık ilişki durumu' dolayısıyla üniversiteden nasıl gittiğini biliyoruz… Sandıktan beşinci sırada çıktığı hâlde ülkücülere tercih edilen Büyükberber'in ibretlik biçimde kelepçelenerek nasıl götürüldüğüne şahit olduk… Yine sandıktan dördüncü sıradakiyle eşit oy alarak çıkan ve ilk iki sıradaki ülkücü adaya tercih edilen yeni rektörün nasıl gideceğini şimdilik bilmiyoruz ve onu da 'ilâhî adâlet'e bırakıyoruz…

Yamaç, üniversitede hangi hocaların hangi ülkücü öğrencilerle konuştuğunu, istihbarata dayanarak söylüyor ve şikâyetçi oluyordu… Büyükberber ise daha seçilmeden vaat etmişti "Bu üniversiteyi bir görüşün arka bahçesi olmaktan çıkaracağım" diye…  Sonrasında Şehit Fırat Çakıroğlu'nun pankartına bile tahammül edememişti… O şimdi kelepçelenerek gitti, yerine onun rektör yardımcılığını yapan kişi atandı!..
***
Belli ki ülkücüler bu toprakların en sahipsiz, en yalnız ve en garip topluğu… Sanki sadece ülkenin 'güvenlik doktrini'nin içinde bir yerleri var… 'Savunmak' ve 'ölmek' söz konusu olduğunda gözler hemen onları arıyor "Nerede bu ülkücüler?" diye… Oysa 'yönetmek' ve 'imkânı adil paylaşmak' denilince bir anda 'en alttakiler'e dönüştürülüyorlar…
15 Temmuz akşamı Gölbaşı'nda Özel Harekât darbeci katillerce vuruldu… Mesleğin tabiatı gereği oradakiler milliyetçiydi elbette ve şehitlerin büyük çoğunluğu aynı zamanda ülkücüydü… Şehadet yine ülkücüye düşmüştü…

Farklı açıdan bakalım: O gün darbeciler, parayla, ekonomiyle, enerjiyle, imarla veya benzeriyle ilgili bir yeri vurmuş olsalardı, aynı oranda ülkücü şehit çıkar mıydı? Çıkmazdı elbette, çünkü ülkücüler 'mevsime göre' güvenlik ve adliye teşkilatında makbuldü ve oralarda değerlendirilmeliydi!.. Şehadete koşa koşa giden bir anlayışın ne işi olurdu 'yönetme'yle, ekonomiyle, enerjiyle, imarla!..

Neden yüksek meblağlı işlere bakan bir üst kurul üyesinin cenazesinde 'bozkurt' işaretine rastlanmaz da, o işaret bir uzman çavuşun cenazesine düşer? Neden? Neden? Neden?
***
Saray'la ilişkinin en iyi olduğu, darbesavarlık konusunda 'şehir efsaneleri'nin üretildiği bir dönemde kurumsal olarak Gazi Üniversitesi'yle ilgili bir teşebbüste bulunulmaması zaten trajedinin başladığı esas yeri gösteriyor… Ülkücünün 'yönetme kabiliyetine ve hakkı'na inançsızlık ve hedefsizlik burada başladığı için bu acı hakikat başkaları tarafından da iyi görülüyor maalesef…

Ülke 15 Temmuz gecesi büyük bir bâdire atlattı… Bundan sonra aynı veya daha ağır bâdirelere sürüklenmeyeceğinin garantisi yok… Ateş yağan coğrafyamızda Türkiye'nin düşmanları boş durmayacaklar, iç savaş dâhil her yönteme başvurmayı gözlerine kestirebilecekler…

15 Temmuz'u bir parti değil, topyekûn bir millet savdı… Çünkü bu parti meselesi değil, devlet meselesiydi… Bundan sonraki düşmanca teşebbüsleri de yine savacaksa Türk milleti topyekûn savacak… O hâlde ülkede millî  birliği pekiştirmek için adâleti hâkim kılmak varken, meydanlarda sadece 'Ölürüm Türkiyem' veya 'Çırpınırdı Karadeniz'le 'demokrasi nöbeti' tutmak yetmiyor ve yetmeyecek…

Gazi Üniversitesi'ndeki atama, 'ülkede olanlardan ders çıkarılmıştır' ümidini taşıyan herkeste derin bir hayal kırıklığı oluşturdu… Ülkücüler sandıktan çıkamayınca saygı görmeyecekler, çıktıklarında ise atanmayacaklar!.. Bu kabul edilebilir bir durum mu?

Ülkenin gidişatı 'güvenlik problemi'ni bu denli öne çıkarıyorken ve her şeye rağmen ülkücüler 15 Temmuz akşamı devletleri için göğüslerini geriyorken, bu tercihler ve ülkücüleri 'yöneten' olmaktan uzak tutan davranışlar, ne stratejik olarak doğrudur, ne de adâlet açısından… Oysa her şeyin telâfisi mümkündür de, adâletsizliğin çok zor…

YAZARIN DİĞERYAZILARINA BURADAN BAKABİLİRSİNİZ

 

KAPSAMHABER



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211