Yirminci Asrın Kerkük’te İzi

“Yirminci asır, asırların en kanlısı! Hiçbir asırda insanların kanına bu derece girilmemiş, hiçbir zaman böyle vahşet görülmemiştir.

Yirminci asır, Türkleri yeryüzünden kaldırmak isteyen cellâtların en çok azdığı, en çok kudurduğu bir asırdır. Silâhlı, teşkilâtlı kızıl tiranların rejimi: Bolşevizm… Bu asrın mahsulüdür. On dokuzuncu asırda fikrî sahada başlayan Allahsızlık, ahlâksızlık, kemâlini bu asırda buldu. Bir fikir, ideoloji hâlinden çıkarak, bu asırda teşkilâtlandı, devletleşti.”

Serdengeçti mahlasıyla tanınan değerli ağabeyimiz Osman Yüksel “Doğu Türkistan’da Rus İstilâ ve Terörü” başlıklı yazısının başında yirminci yüzyıldan ve bu yüzyılda Müslüman Türk’e yapılan katliamlardan böyle bahseder. Gerçektende böyle değil mi? Türk-İslâm coğrafyasında en çok kan ve gözyaşına yirminci asır boyunca rastlanmamış mıdır?

Doğu Türkistan’da, Batı Trakya’da, Karabağ’da, Türkmeneli’nde tarih boyunca unutamayacağımız zaferler yaşadığımız bu topraklarda yirminci asırla beraber unutamayacağımız katliamlar yaşandı. İşte Urumçi, Hocalı, Güney Azerbaycan, Kerkük…

14 Temmuz 1959 ve Türklüğe düşman yirminci asrın vahşetine bu defa Kerkük sokakları tanıklık ediyor. Türkmenler kurşuna diziliyor, sokaklarda sürükleniyor, kamyon veya traktörlerle eziliyor, diri diri toprağa gömülüyor, Temmuz güneşinin altında direklere asılarak meydanda bırakılıyor… Kerkük sokaklarına tamamen kan ve gözyaşı hâkim oluyor… Oradan biri “Turancıların, Türkçülerin lideri ATA HAYRULLAH’ın etinin kilosu on filis alan var mı?” diye bağırarak ağaca bağladığı adamdan canlı canlı et koparıp etrafında ki hayvanlara atıyor… Türkmenler Komünist Kürtler tarafından değişik metotlarla soykırıma tabi tutuldu… Katliamda Türkmen liderler, milliyetçi kişiler, aydınlar şehit edildi ve katliam sarılması zor yaralar açtı.

Katliam, soykırım yıldırmaz Kerküklü Türkmenleri. Onlar zaten çilerlere alışkındırlar. Hem öylesine alışkındılar ki hayat boyu çektikleri çileler türkülerine yansımış onlara tarifi imkânsız bir lezzet vermiştir. “Sevmiş bulundum güzeli gayrı ne çare” bana bir türküden ziyade idam edilecek olan bir Türkmen delikanlısının “Neden Kerkük için ölüyorsun?” sorusuna verdiği cevap gibi gelir. “Altın Hızma”yı her dinleyişimde kendimi Kerkük’te bir köşede bulurum ama olduğum yer hiçbir zaman eğlenceli bir ter olmaz mutlaka beraberinde dert de, keder de bulunur. Peki, türkülerine kadar çileyle dolu olan Kerküklü Türkmenler bu işkencelerden, katliamlarla yıldı mı? Tabi ki de yılmadılar. Zamanında cihana nizam vermiş bir ecdadın torunları olduklarını unutmadılar. Milli bilinçlerini tüm zulümlere rağmen bugüne kadar korumayı başardılar.

Yirminci asrın kan ve gözyaşı getirdiği, Türk-İslâm coğrafyasına peki yirmi birinci asır ne getirdi? Fazla değişen bir şey olmadı… Yine kan ve gözyaşı… Yirminci asırda açılan yaralarımız hala kanıyor… Hatta emperyalist ideolojiler –kapitalizm ve komünizm ittifakı- yeni yaralar açmaya devam ediyor. Kerkük, Batı Trakya, Doğu Türkistan, Karabağ, Güney Azerbaycan, Kerkük kan ağlamaya devam ediyor. Tüm Türk dünyasının ümidi olan Türkiye olaylara yine seyirci. Asırlar ve dış kuvvetler aynı senaryoyu yüz yılı aşkın süredir oynuyor ancak Türk milleti bir olup beraber olup bu karanlık oyunu yerle bir edemiyor. Ancak her şeye rağmen ümidimiz devam ediyor. Bizler Başbuğumuz Alparslan Türkeş’ten öğrendiğimiz gibi Kerkük’ün ve diğer kardeşlerimizin dertleriyle dertlenmeye devam ediyoruz. Misak-ı Milli topraklarında yer alan yanı başımızda ki Kerkük’ün derdini anlamayınca Doğu Türkistan davasına “Fransız” kalınacağını biliyoruz.

Anılan isim Alparslan Türkeş söz konusu “Ülkücüler” olunca içimize bir parçada olsa su serpiliyor ve çile dolu Kerkük türkülerinin umut saçan havasını da yakalıyoruz. “Kerkük’ün zindanına atılar beni” diyerek Türkmen kardeşlerimizin acısına ortak oluyor, “Gök kubbeyi sar sar mazlum feryadım, Elbette bir gün güler bize de seneler” diyerek senlerin değil asırların bizlere güleceği o günlere umutla bakıyoruz.

Türk milletini çok iyi tanıyan biz Türk Milliyetçileri bu büyük millete bu gömleğin çok dar geldiğini ve mutlaka milletimizin tekrardan “sultanlık kaftanını” giyeceğinin, bunun da ancak Kerkük’ün ve diğer kardeşlerimizin esaret zincirlerinin kırılmasıyla mümkün olduğunun bilincindeyiz…

14 Temmuz 1959’da Komünist Kürt militanlarca hunharca katledilen Türkmen şehitlerimiz başta olmak üzere tüm şehitlerimize Allah(c.c.)’tan rahmet diliyoruz.

“Dicle ve Fırat’ın Bir Birine Kavuştuğu Topraklarda Elbet Bir Gün Bizde Bir Birimize Kavuşacağız. Kaynağı Ayrı İki Suyu Bile Kavuşturacak Kadar Cömert Olan Bu Topraklar Özü Sözü Bir Olan Türklerinde Buluşmasına Tanıklık Edecektir.”



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211