Gülerce'nin Yazısından Ne Çıkıyor Sizce?

Gezi Parkı olaylarından, yeni bir anayasa yapma çalışmalarındaki tıkanıklığa, kapıya dayanan seçimlerden siyasetteki gerilim ve kutuplaşmaya bir yığın çözüm bekleyen problemimiz var. Ne yazık ki çıkmaz sokaklara hapsoluyoruz.

Hangi birini sayalım. İnatlaşma bir çıkmaz sokak. Dayatma ve ötekileştirme bir çıkmaz sokak. Gücü kullanma, kuvvetten başka yol tanımama çıkmaz sokak. Birbirimizi dinlememe, anlamaya çalışmama, uzlaşma arayışına girmeme bir çıkmaz sokak. Ama bütün bu sokaklar, bir çıkmaz ana caddenin sokakları. O çıkmaz ana cadde, çözümü gerçekten demokraside aramayışımızdır… Neredeyse herkes demokrasi diyor ama çoğunluk sadece kendisi için demokrasiden bahsediyor. Ne yapacağız? Çıkmaz sokakta birbirimizi itekleyip, kırıp, ötekileştirip bağırıp çağırıp bu anlamsız fotoğrafta poz vermeye devam edecek miyiz?

Demokratlık, bir zihniyet meselesi. Ama daha önemlisi demokratlığın, bizzat bireylerin şahsında, huyunda, davranışlarında, karakterinde görünür olmasıdır. Yani lafla peynir gemisi yürümüyor. Zaten problemin kaynağında, söylenenlerle yaşananların farklı olması var. Çıkmaz sokaklardan kurtulmanın yolu artistik değil, samimi, tabii demokratlıktan geçiyor. Ben, Müslüman kimliğim ile çatışmayan bu demokratlığı şöyle anlıyorum: Demokrasiyi, dolayısıyla demokratik laikliği; inanan, inanmayan herkes için uzlaştırıcı bir zemin görüyorsunuz. Farklılıkları benimsiyor, gerçekten zenginlik kabul ediyorsunuz. Kendinizi kimseden üstün görmediğiniz için kimseyi ötekileştirmiyorsunuz. İnsanlardan bir insan olmayı, insan kalmayı önemsiyorsunuz. Beklentilere esir olmuyor, insanları ezip geçmeyi hiç düşünmüyorsunuz… Kendinize yapılmasını istemediğinizi, başkalarına da yapılmasını istemiyorsunuz. Kendiniz için istediğiniz güzellikleri, başkaları için de, hatta onları kendinize tercih ederek istiyorsunuz. Kaba kuvvetle, yakıp yıkmakla, terörle, şiddetle, kinle, nefretle bir yere varılamayacağını kabul ediyorsunuz. Temelde herkesin konumuna saygılı oluyorsunuz. En doğrusunu ben bilirim, herkes benim doğruma gelmeli demiyorsunuz. Paylaşmayı esas alıyorsunuz. Ortak çözümler arıyorsunuz. Kimseyi dışlamıyorsunuz. İnsanları kendi doğrularınız için ikna etmeye değil, evrensel insani değerlerde buluşmaya çalışıyorsunuz. Üslubunuza çok dikkat ediyorsunuz. Birbirimizin, kutsallarımıza, değerlerimize, fikir ve görüşlerimize karşılıklı saygıyı, insanî bir vecibe biliyorsunuz. Dinlemeyi, anlamaya çalışmayı, empati yapmayı çok önemsiyorsunuz. Bize benzemeyenle, bizim gibi olmayanla, bizden olmayanla birlikte yaşamayı iradi olarak istiyorsunuz. Birlikte yaşama iradesi, rencide etmemeyi gerektirir. Zira başkalarını rencide etmeme hassasiyetiniz, sizin de rencide olmanızı önler. Siyaseti çıkar üzerine bina etmekten, şiddetle kaçınıyorsunuz.

Cumhuriyet ve demokrasinin, İslam’a, İslamî düşünceye, İslam’ın yaşanmasına engel olmadığını düşünüyorsunuz. Yaşadığımız gerilim ve kutuplaşmanın demokrasi ile aşılabileceğini savunuyorsunuz. Türkiye’de, gücü temsil edenlerin, demokratik davrandıkları zaman gaileleri aşabileceğimize inanıyorsunuz. İslam’ı demokrasiye, demokrasiyi İslam’a zıt görmüyorsunuz. Ama İslam’ın ilahî ve semavî bir din, demokrasinin ise insanların geliştirdiği bir yönetim biçimi olduğunu göz ardı etmiyorsunuz. Böyle düşündüğüm için ben Müslüman demokrat sayılır mıyım?

 Hüseyin Gülerce-Zaman



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211