MHP'li GÜNAL, Ekonomideki Kötü Gidişi Gizlemeye Çalışıyor!
Onuncu Kalkınma Planı’nın TBMM Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerinde konuşan MHP Antalya Milletvekili Doç. Dr. Mehmet GÜNAL, Plan’ın vizyonu olmadığını söyledi. Plandaki şekil ve içerik değişikliklerinin de ekonomide kötüye gidişi gizleme çabasının göstergesi olduğunu belirten Günal; büyüme, cari açık, kur rejimi gibi ekonomik konuların yanı sıra, eğitim, sağlık, adalet, enerji ve turizm gibi sektörel konularda da değerlendirmelerde bulundu. 2023’te Lider Ülke hedefinin MHP’nin önerisi olduğunu ifade eden Günal; plan hedefinin bu amaca ulaşmada yetersiz olduğunu, bu hedefe ulaşmak için alınacak yapısal önlemlerde MHP’nin destek olacağını söyledi.

GÜNAL’ın konuşmasından başlıklar şöyledir;

Kalkınma Planının Vizyonu ve Uzun Vadeli Stratejisi Yok!

2007-2013 yıllarını kapsayan Dokuzuncu Kalkınma Planı yedi yıllık bir plan iken, 2014-2018 yıllarını kapsayan Onuncu Kalkınma Planı ile beş yıllık bir plan anlayışına tekrar dönülmüştür.

Şekil ve içerik açısından bakıldığında önceki planlarla önemli farklılıklar olduğu görülmektedir. Öncelikle, bu planın vizyonu yoktur. Hem bölüm olarak vizyon bölümü kaldırılmıştır hem de daha önceki planlar gibi temel bir vizyonu ve misyonu  bulunmamaktadır. Önümüzdeki on yılı planlayan Kalkınma Planı’nın “vizyon”unun olmaması gerçekten garip. Kurum strateji belgesi hazırlayan, herkese vizyon ve misyon hazırlamayı zorunlu kılan Kalkınma Bakanlığı’nın kendi hazırladığı Onuncu Kalkınma Planı’na, önceki planlarda da olmasın rağmen “vizyon” bölümünü koymamasını anlayamadık.

Vizyonu olmadan, yani ortak bir üst amacı olmadan farklı alan ve sektörlerdeki hedeflerin aynı noktaya hizmet etmesi mümkün değildir. Bu vizyonsuzluk uygulamada plan hedeflerinin birbiriyle uyumunu da zorlaştıracaktır.

AKP Hükümeti Ekonomideki Kötü Gidişi Gizlemeye Çalışıyor!

Onuncu Kalkınma Planı, Kalkınma Bakanlığının yaptığı ilk plan. Dokuzuncu Plan da Devlet Planlama Teşkilatının (DPT) yaptığı son plan oldu. DPT’nin yapmış olduğu planlarda önce durum tespiti ve makroekonomik çerçeve varken bu planda yok! Burada da AB ile ilişkilerde olduğu gibi yaşanan ekonomik krizi etkilerine fazla dokunulmadan, durum tespiti yapmadan diğer bölümlere geçelim diye düşünülmüş. Çünkü yeni programlar önerilirken durum tespiti yapılır, daha sonra planlama yapılır. Bu planda onu göremedik.

Programlar çerçevesinde 25 dönüşüm programı var ve içerisinden hangilerine daha öncelik vereceğiz belli değil, içine hepsini koyalım kaygısı ile hazırlanmış, iç içe geçmiş ve tekrarların çok olduğu bölümlerin içeriği maalesef boş.

Büyüme Hedefinin Adı Yüksek Kendi Düşük!

“Yenilikçi üretim, istikrarlı büyüme” diye aldığımız kısımda makroekonomik şeylere değinmişiz ama başlığı “Yüksek büyüme”, ortalaması yüzde 5,5 büyüme. Yani “İstikrarlı ve yüksek büyüme” başlık. Yüzde 5,5 yüksek mi? Ben yüksek bulmuyorum. Normalde bizim 2023 hedeflerine ulaşmamız için her yıl ortalama yüzde 7 büyümemiz lazım. Yüzde 5,5 büyüme yüksek bir büyüme değil.

“Toplam faktör verimliliği hedeflerimiz artacak.” demişsiniz ama mevcut durumda iki yıldır zaten  eksideyiz. Şimdi, bunu nasıl bir anda üç yılın ortalaması, 4 yılın ortalamasını artıya çıkaracaksınız. Şimdi, burada, hakikaten birtakım konularda sürdürülebilir biçimde kıt kaynakların etkin kullanımı, verimlilik, hepsini söyledik ama birtakım yatırımlarda bunların dikkate alınması ve “daha üretime yönelik, üretken alanlara yatıracağız.” demişsiniz. Daha spesifik birtakım şeyler, mesela imalat sanayisinde var, ulaştırmada var, biraz daha detay. Ötekiler çok daha genel geçmiş, bilmiyorum nasıl bağdaştırabiliriz.

Kur Rejimi Değişmeden Cari Açık Sorunu Çözülemez!

Ödemeler dengesi önemli sorunlardan birisi -az önce de söyledik- turizmle ilgili. Cari açığın finansmanı son üç dört yıl içerisinde tamamen kırmızıya doğru böyle gidiyor. Yani kısa vadeli portföy girişiyle finanse ediyoruz. Diyorsunuz ki: “Dalgalı döviz kuru rejimi uygulamasına devam.” 497’nci paragrafta “Gerektiğinde müdahale.” Peki, nasıl olacak? Yani, bizim söylediğimiz şu, tekrar ediyorum: Kur rejimi sizin sorumluluğunuzda. Merkez Bankasına çatmanın, ikide bir Sayın Çağlayan’ın yaptığı gibi Merkez Bankasını günah keçisi ilan etmenin bir anlamı yok. Tercih ederseniz, kontrollü dalgalı kur uygularsanız, o da ona göre uygular. Siz eğer “dalgalı kur rejimi” diyorsanız, o da onun içerisinde fiyat istikrarını sağlamak için bazen müdahale ediyor, bazen etmiyor kendi esnekliği içerisinde. Ama düşük kur yüksek faiz politikasına devam edersek bizim o sonuçlardan şikâyet etme hakkımız yok. Ancak rekabetçi bir kur olursa hem rejim olarak hem politika olarak, o zaman ihracat artırılabilir. Şimdi, nasıl azaltacağız ithalata bağımlılığı? Yani, şimdi, konjonktürel olarak çıkan uluslararası arenadan ve gezi olaylarından dolayı bir kur yükselmesi var ki ama “Normalde, zaten reel kura baktığınız zaman Buranın da üzerinde olması lazım.” diye arkadaşlar modelleme yapıyor. Ama bir anda çıktığı zaman da bütün kur riskleri gerçekleşiyor, özel sektörün borcunun neden önemli olduğunu sürekli söylememizin nedeni de bu. Şimdi gerçek oldu. Hakikaten bu kur rejimini böyle devam ettirirsek şikâyet edemeyiz. Hele hele bu konjonktürde, düşük kur yüksek faize eğer devam edersek ithalata bağımlılığı azaltamayız.

Turizm Üvey Evlat Oldu! Kanun Yok! Teşvik Yetersiz!

Turizm stratejisi ne eylem planında var ne 2023’e yönelik turizm kısmında var . Zaten 2007-2012 Turizm Eylem Planı ve Strateji Belgesi vardı, hâlen daha turizm çerçeve kanunu çıkaramadık.. Planda “İç tasarruflarımız yetersiz, artıralım” diyorsunuz ama söylediğiniz gibi yüzde 19’a çıkması kısa sürede mümkün değil, ayrıca “Cari açığımızın oranı yüksek, düşürelim” diyorsunuz, 25 milyarlık döviz getiren turizm sektöründe 30-40’a çıkarmak için dilek ve temenniler yeterli değil. Bir çerçeve kanun çıkmazsa, el âlemin bir günlük kaldığı paraya Türkiye’de uçak dâhil bir hafta otelde kalmaya devam edecekler. Hem cari açığa katkı hem de elimizdeki potansiyelin daha iyi değerlendirilmesi açısından mutlaka, bir “turizm” , dönüşüm projesi olması gerekiyor.

Turizm tesisi sahipleri diyorlar ki: “Kışın burayı açık tutabilmemiz için bizim primimizi kışın almayın veya azaltın.” Turizmcilerin uyarısını dikkate alarak istihdam teşviklerinde gerekli düzenlemeyi yapalım. Antalya’yı hep örnek veriyorum, Gündoğmuş’la Manavgat’ın gelişmişlik düzeyi aynı değil ki birisinde arıcılığı teşvik edecekseniz, birisinde normal otelciliği teşvik edecekseniz. Hepsi turizm gibi gözükebilir, ilçelerle ilgili çalışma inşallah bittiği zaman yani ilçe düzeyinde de bu gelişmişlik endeksine baktığımız zaman herhâlde bu teşvik içinde bir altyapı oluşturabilir. Aksi takdirde, doğru teşvik yapamıyoruz. Çok fazla teşvik demek, bu sefer teşviksizliğe yol açıyor veya çok fazla önlem demek önemsizliğe yol açıyor, hepsini birden önceliklendirmiş oluyoruz, kapsayalım derken bu sefer asıl istediğimiz hedeflere ulaşmada kaynak sıkıntısı çekebiliyoruz, kaynaklarımızı çok dağıtmış oluyoruz.

AKP Yap-Boz Tahtası Haline Getirdiği Eğitimi Önemsemiyor!

İthalata bağımlılığı azaltalım deniyor ama istihdamın içinde mesleki eğitimle ilgili, üniversite-sanayi iş birliğiyle ilgili kuruluşlardan YÖK yok. Türkiye’nin şu andaki öğrenci profili ne? Sanayimizde, imalat sanayimizdeki ihtiyaçlar ne? İş Kurumu Başkanı “şu kadar boş iş var, başvuran yok.” Diyor, ama bir analizini yapmadan önümüzdeki süreçlerde “Yüksek teknolojili, yüksek katma değerli sanayiye yöneleceğiz.” diyoruz. Peki, iş açığımız nedir, işçi açığımız nedir, buralara yatırım yapıldığı zaman hangi bölümlerin azaltılması, hangi bölümlerin çoğaltılması gerekir?

Üniversite kurulurken şu 3 fakülte olsun deyip geçiliyor. Millî Eğitim Bakanına, YÖK Başkanına soruyorum: “Üniversiteler açılırken bir analiz yapmıyor musunuz? Hukuk fakültesi kuralım diyorsunuz ama bu kadar avukata ihtiyacımız var mı? Ara elemanlarla ilgili ne yapacağız?” Tekniker ve teknisyen yok, herkes mühendis olup çıkıyor, hiç kimse de ara elemanın yapacağı o işi kabul etmiyor. Dolayısıyla bazı öncelikleri suya, sabuna dokunmadan yazmayalım, çünkü kaynak planlaması yapacağız, tahsis yapacağız.

Başbakan “Dershaneleri kaldıracağım.” demişti ama öğretim sistemi, üniversite sınavları hakkında , somut öneri değil sadece genel laflar var! “Okul işletme ilişkisinin orta ve uzun vadeli sektör projeksiyonlarını dikkate alacak biçimde güçlendirilmesi” deniyor. Bunu mesleki ve teknik eğitimde, yükseköğretimde  uygulamamız; fakülte, bölüm, kontenjan  planlaması yapmamız lazım. Sadece YÖK başkanını değiştirerek maalesef olmuyor, bir dönüşüm programı gerekiyor. Yani, bir fakülte açılacağı zaman öyle bir muhafazakar hâle gelmiş ki kurum, kimi değiştirirseniz değiştirin, anlayışı değiştirmediğiniz sürece hükûmet olarak kendi aranızda koordinasyon yapmazsanız olmaz. Kastettiğimiz şey yeni alanlara göre, yeni gelişmelere göre bölümler, programlar, yüksek lisans  programlarını açabilir olmaktır. İşsizliğin çözümü açısından da mesleki eğitimle ara elamanı, yüksek öğretimle kalifiye eleman da yetiştirmek çok önemli. Hatta ilgili Bakanın “Üniversite sanayi işbirliğiyle ilgili kısımda teknoloji üretimine önem veren, çıktı odaklı bir yapı teşkil edeceğiz.” demesi yapmadığınız sürece o dilek ve temenniyi koymuş olmak yetmez, daha somut bir şey yapılmalıdır.

Enerjide Yerli Kaynaklara ve Nükleere Önem Verelim! TPAO’yu Güçlendirelim!

Enerjiyle ilgili ayrıntılı şeyler var ama önümüzdeki on yıl içerisinde nükleer enerjiyle ilgili hiçbir şey yapmayı düşünmüyor musunuz, hiçbir kelime göremedim? Oraya baktığım zaman, yerli, yenilenebilir enerji kaynakları, dışa bağımlılığı azaltalım, güzel ama o bileşenlerinden birisinin de sanki nükleerle ilgili yapacaklarımız olması gerekir.

Bence enerji ile ilgili dönüşüm programına nükleeri de alt bileşenlerden birisi olarak eklesek fena olmaz gibi geliyor.

Bir de TPAO’yla ilgili de yok yani arama tarama faaliyetlerine ilişkin genel enerji direkleri var ama bu politikaların içerisinde yok. Dönüşüm programında kısa birkaç tane şey yazılmış. Bölmek yerine biraz daha güçlendirmemiz lazım. Şimdi, TPIC ayrıldı birtakım lisans, ruhsatlar bu şirkette kaldı. Bence, bu konuda da bir entegre yapının oluşması lazım. Eğer Türkiye enerji piyasasını, sizin dediğiniz gibi bir geçiş güzergahı olmanın ötesinde Ceyhan’da bir enerji piyasası kuracaksa, sadece transit ülke olmaktan çıkıp bir şeyler yapacaksa bizim arama tarama faaliyetlerinde de biraz daha etkili olup TPAO’yu güçlendirmemiz lazım. Yanında rafinasyonu da diğer şeyleri de yeniden düşünmek zorundayız diye düşünüyorum. Özel sektörün de bu alanda yapacağı yatırımlarda da biraz daha destek olarak daha bir enerji piyasası olmaya doğru gitmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Twitter Suçlularını Bulan Hükümet, Adaletten Sızanları Bulamıyor!

Planda adalet kısmı biraz daha zayıf. Açıkçası “hukukun üstünlüğü, temel haklar ve ödevler” özellikle bu günümüz çağında, küreselleşmeye karşı sosyal programların arttığı dönemde, bireyin hak ve özgürlüklerinin artması gerektiği dönemde biraz daha adaletli olmalı. Hukuka güven kalmadığı zaman ihkakı hak başlıyor. Burada bir çok kanun tasarı ve teklifini Anayasa Mahkemesini ve Danıştayı by-pass etmek için, oradan iptal olan şeyleri yapmak için çıkardık, bir nevi yargı yerine çokça geçtik bu dönemde. Hukukta bir süreklilik sağlamak gerekiyor. Yani ekonomide de dış aktörlere de yatırımcılara da güven vermek için sık sık mevzuat değişikliği yapılması; istisnaların, muafiyetlerin sık olması da iyi bir şey değil.

Adaleti güzel söylemişiz ama UYAP ile ilgili olarak benim sıkıntılarım var. Henüz daha yargıda sorgu aşamasındaki dosyaları kim veriyor? Bu nasıl tespit edilmiyor ben anlamıyorum. Beş dakikada, Twitter’daki adamı buluyorsunuz mesaj attı diye, gezi eylemlerini tahrik etti diye. Ya, kardeşim, hangi savcı, hangi polis bu soruşturmada yetkili belli değil mi? “Yasak.” diyorsun, “Haber verme.” diye baskı yapıyorsun ama kimden çıkıyor? Bu UYAP’ ta delik mi var, nedir ben anlamadım. Bir sorumlusu olması lazım yani basına bunların sızmaması lazım. Görüşülmekte olan bir dava değil daha henüz, soruşturma safahatında. Bakın, kimin hakkında olduğunu söylemiyorum ama bir adalet mekanizması olarak bunun bir kontrolü olması lazım, herkesin her veriye erişememesi lazım.

Sağlık İçin Sağlıksız Harcamalar Geleceğimizi İpotek Altına Alıyor!

Sağlıkla ilgili önem verdiğim bir şey var. Kamu Özel Ortaklığı Daireniz var. Herkesten de önce kurulmuştu, ama nedense ilgili bakanlar kendine göre bir yapı oluşturmaya çalıştı, bizim uyarılarımızı dikkate almadılar. Yani, “YPK’ ya yetki verelim, alt düzenlemeleri de bakanlıklar kendileri yapsın.” dedik ama maalesef sağlık kısmında bu kamu-özel ortaklığıyla ilgili bir öneri yok.

Bir de kıt kaynakların etkili kullanımından bahsediyorsunuz. Şimdi, nerede kaldı bizim plan, nerede kaldı yatırım programı, nerede kaldı üç yıllık Orta Vadeli Plan? Bu hakikaten eğitim ve sağlık konusu önemli yani artıralım kaliteyi. Ama sırf yatak kalitesini artırmak için üç yıldızdan, dört yıldızlı hastaneye -örnek olarak söylüyorum- çıkarmak için 25-30 milyarlık yükümlülüğe girilir mi? En azından bir pilot uygulama yapalım, birisini bir işletelim, sonra bakalım olursa, arızasını görelim. Lütfen bunlara, YPK’ dan sorumlu Bakan olarak, hepsinin aynı andan yapılmasına izin vermeyin, sizden istirhamımız bu. Bu modelin denendiği ve başarısız olduğu birçok ülke var. Yani normal ihale yöntemiyle yapılan hastalarımızın rahat edebileceği şu anda devam eden yataklar var. Bakın, 88 tane ayrı tesis var, küçük 300, 500, 600 yataklı devam eden ve bunlarla beraber yatak ihtiyacımız kalmıyor. Önümüzdeki on yıl buraya para arayacağız, şu anda bilançoda görünmüyor. Bakanlık olarak sizin o koordinasyon göreviniz zaten var. Bu vesileyle bu kanunu bir elden geçirip önümüzdeki yasama döneminde adam gibi bir yap-işlet-devret kamu özel ortaklığı kanunu çıkaralım.

Plan 2023 Hedeflerinden Uzak! Yapısal Reformlar Yapılmalı!

MHP olarak bizim yıllardır söylediğimiz ve Başbakanın sıkça bahsettiği, kullanmanızdan bizim de memnun olduğumuz 2023 vizyonundan hedeflerden bahsediyoruz. Rakam hedefleri dışında 2023 vizyonu pek oturmamış. Biraz daha başını zenginleştirelim, sonraki bölümde çok daha yüksek gelir hedefleri var gibi. Yani kişi başına gelir ve millî gelir açısından nasıl olacak da o farkı kapatacağız? sonraki beş yılda 9-10 bin doları nasıl kapatacağız? Yani 15 bin-16 binden 25 bine üstsel olarak büyütsek de pek çıkar gibi görünmüyor. Yani kişi başına geliri 5.500 dolar arttırırsak 16 bin dolara falan çıkar. Bir anda 5 bin orada yapıp ikinci dönemde 2 misline yakın, 9-10 binlik bir sıçrama yapabilir miyiz? Yani çok da afaki kalmaması gerekir.

Hem sosyal olarak hem ekonomik olarak hepimizin söylediği gibi 2023’te önce bölgesel olarak bir güç olmayı 2053’te de süper güç olmayı sağlayacak politikaların temelini, bu, önümüzdeki iki on yıl içerisinde atmış olmamız gerekiyor. Onun için yapıcı bir şekilde, her zaman olduğu gibi, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bunların revizesinde alınması gereken yapısal önlemlerle, bahsettiğimiz, tamamlamamız gereken, öncelik vermemiz gereken alanlarda yapılması gerekenleri bir an önce çıkaralım, sanal gündemlerden uzaklaşalım diyorum. 2023’e yaklaştık, on yıl kaldı. Onuncu Kalkınma Planı inşallah bunları gerçekleştirecek önlemleri almamıza vesile olur


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211