Türk milleti 30 Martta gereken cevabı verecek
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı,Oktay Öztürk basın toplantısı düzenledi. Öztürk, basın toplantısında gündeme ilişkin yaptığı açıklamada, 2002 yılında demokrasi, özgürlük ve milli irade söylemleriyle iş başına gelmiş olan AKP'nin  bugün artık tamamen baskıcı ve otoriter,yandaşlarını zengin eden, çalan,çarpan, yalan söyleyen bir iktidar haline geldiğini söyledi.

Yargının yürütme tarafından rehin alındığını, muhalefet liderinin sözleri bizzat Başbakan tarafından sansürlendiğini, interneti engellediğini belirten Öztürk: "Türkiye’de AKP iktidarı otoriterleşmede sınır tanımamaktadır. Öyle ki iktidar hayatın her alanına ve bütün özgürlüklere müdahaleyi kendisinde bir görev ve hatta hak olarak görmektedir. İş adamından gazetecisine, kürtajdan heykele, çevrilen dizi filminden atılan manşetlere, televizyon yayınlarına kadar hayatın her alanına bizzat Tayyip Erdoğan müdahale etmektedir. Köşe yazarlarının yazılarının satır aralarına bile müdahale söz konusudur. Bu otoriterleşme, toplumu tek tipleştirme, milletin haber alma kaynaklarına bile bu seviyede müdahale karşısında büyük Türk milleti 30 Martta gereken cevabı verecek ve AKP’ye yeter artık diyeceği inancındayız." dedi.

Oktay Öztürk:"AKP içinde filizlenen derin paranoya hâli, devletin “aslî” vazifelerini ifa etmesine mani olmakta, millî kurumlarımızı kemirmektedir. Anladığımız kadarıyla Hükümet yetkilileri, Emniyet Teşkilâtı ve Yargı mensuplarının çalışmalarını istememektedir"  diyerek; 
Savcıların da polislerin de suçu ve suçluyu takip etme, yakalama ve adalete teslim etme yükümlülükleri olduğunu, Adlî süreçlerde ‘komplo’ya yer olmadığını belirtti.

Oktay Öztür Sözlerine şöyle devam etti:

Savcı soruşturma başlatır, ‘komplo’ olur. Polis arama yapar, ‘komplo’ olur. İktidara yakın çevreler hakkında dosya teşkil edilir, ‘komplo’ olur. Uluslararası terör şebekeleriyle mücadele yürütülür, ‘komplo’ olur. Açıkça ifade ediyoruz: Şayet suç varsa, üzerine gidilir - gidilmelidir. Suçlu varsa da yakalanır yakalanmak ZORUNDADIR.

Öte yandan Son günlerde Başbakanın medya yöneticiliği de tescillendi değerli hemşerilerim. MHP’nin görüş ve düşüncelerinin ekranlarda alt yazıyla geçmesine bile tahammül edemeyen Başbakan Erdoğan, benzerlerine, ancak kapalı devre çalışan dikta yönetimlerinde rastlanacak bir hazımsızlıkla müdahale etmiştir.

AKP’nin Pravdası’na dönen medyanın Milliyetçi Hareket Partisi’ne uyguladığı sansür, fikirlerinin kamuoyuna ulaşmasına koyduğu şerh, ileri tek adam Başbakan’ın gözetim ve denetiminde tezahür etmiştir.

Bu olan biten bir demokrasi cinayetidir ve modern demokrasilerde dördüncü güç olarak ifade edilen medyanın dirayetini elinden almaktır. Özgür ve tarafsız olması gereken medya organları Başbakan’ın tahakkümü altına alınmış, çok sesliliğe imkân verilmeyecek bir şekilde müdahaleler yapılmıştır.

Bu süreçte Başbakan’ın moralini bozan medya çalışanları maalesef işten atılmış, ekmeğinden edilmiştir.

Başbakan dilinden düşürmediği milli iradenin özgürce haber almasını engel olmuştur. Anlaşılan o ki, Başbakanın anladığı milli irade sadece kendi kafasında olan ve kendine oy veren kesimlerin iradesidir.

ASIL UNUTULMAMASI GEREKEN GERÇEK 30 MART’TAN SONRA ÜLKEYİ BÖLME DENEMELERİNİN YAPILACAĞIDIR.

İdris Naim Şahin'in istifa beyanında "çözüm sürecinin çözülme sürecine dönüşmesi" ifadesi de bir yana; Hukukun kasten askıya alındığı, PKK'nın bölgede serbest bırakıldığı süreçte son yaşananlara bakmamız lazım. Bölgeden gelen dehşet verici haberlere göre, kış üstlenmesi için genellikle her yıl Irak-Suriye'ye geçen üst düzey PKK yetkilileri, bu yıl seçimler sebebiyle Türkiye'de kaldı.

PKK teröristleri tüm şehir ve ilçelere yerleşimini tamamladı. KCK sistematiğinin kurulmadığı, PKK silahlı teröristlerinin yerleşmediği bir tek ilçe bile kalmadı. Her akşam bölgedeki istisnasız her il ve ilçede, şehirlerdeki terörist kadrolarla (aralarında halka saldıkları vergileri toplamak için görevlendirdikleri gençlerle birlikte) toplantı yapıyorlar.

Yapılan açıklamaların bir kısmı ise şunlar:

"Doğu ve Güneydoğu'da Türklerin sayısı asker ve polisten ibaret. Öğretmenlerin önemi yok. Çözüm süreci sayesinde hiç giremediğimiz yerlere ulaşıp yerleştik... Ayaklandığımız zaman Kürdistan artık tamamdır..."

"Devletin bizim için en vurucu gücü hava sistemleridir. Bu sebeple artık taktik değiştiriyoruz. Bundan sonra halkın arasında savaşacağız. Artık dağda savaş bitti... Devletin sınırların bazı noktalarına yapacağı yüksek gözetleme kuleleri için güdümlü füzeler kullanacağız..."

"Seçimler çok önemli. Teşkilatımız tamam. Milletvekili seçimlerine kadar Kürdistan'ı kurmak zorundayız. Rojava'nın bir an önce toparlanmasını bekliyoruz... Siz gerillalara her türlü tolerans tanınmış durumda. Verginizi toplayıp araçlarla serbestçe geziyorsunuz. Daha ne istiyorsunuz..."

Ve belediye seçimleri sebebiyle "vali" atamalarında ciddi bir kargaşa yaşıyorlar. Öcalan’ın Statüsünü ise AKP fiilen stratejik bir konuma yükseltmiş durumdadır!

Güney sınırımızın hemen dibinde olup bitene bakıldığında Türkiye’ye pusu kurulduğunu anlamamak mümkün değildir. Güneydoğu’da durum giderek kötüleşiyor. KCK, bölgede vergi topluyor, yargılama yapıyor, kaymakam atıyor ve güvenlik kontrolü yapıyor.

Saygıdeğer Hemşerilerim

Değerli basın mensupları

Yukarıda bahsettiğim PKK’nın hiçbir iddiasından vazgeçmediğini gösteren ifadeleri daha önceleri de sizlerle paylaşmıştım. Durumun vahameti ve 30 Mart yerel seçimlerinin akabinde bölgede özerklik kalkışmalarının beklendiği bir ortamda bu hakikati sürekli sizlere hatırlatmam Doğunun Kalesi Erzurum’a düşen görevin önemine binaendir.

Erzurum düşerse Türkiye düşer o yüzden şehrimizin Türk milli birliği açısından bu seçimlerdeki duruşu Türk Devletinin ve Türk milletinin geleceği açısından çok önemlidir.

Malum bölücü zihniyetin temsilcisi siyasi hareketle AKP doğu ve güneydoğuda anlaşmış görünüyor bizim karşı çıktığımız Büyük Şehir yasasını da hesaba katarsanız bölgeyi tek renk halinde çıkartmayı isteyenler bir adım sonra referandum talep edebilir. PKK’nın baskı ve zulmü KCK’nın mahalle baskısıyla oluşan bu durumu Erzurum, Elazığ, Erzincan gibi iller bozma potansiyeline sahip ama hepsinden önemlisi Erzurumumuzun duruşu bu süreçte çok anlamlı olacaktır.

Dün Karabekir Paşayla Milli ordu ve Mustafa Kemal’in yanında sergilediği duruşla milletin kaderini nasıl değiştirdiyse bugün de Milliyetçi Ülkücü iradenin adresi MHP’nin yanında durarak bu hesapları bozacaktır.

İnanıyoruz ki; Kurulan bu pusu karşısında Türk milleti tarihin her devrinde olduğu gibi kendini koruma refleksini gösterecek ve 30 Mart 2013 günü, Başbakanın Türk milletine uyguladığı sansüre cevap olarak, AKP ZİHNİYETİNENDEKİ siyasete sansür uygulayacaktır.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211