Talip Geylan, Sendika Çalışmalarıyla İlgili Bilgi Verdi

Sınava Girmiş Bir Öğretmen Eğer 70 Puan altında almış İse “Kötü” Öğretmen Mi Olacak?

Güncel 05.08.2022, 21:48 06.08.2022, 11:11
Talip Geylan, Sendika Çalışmalarıyla İlgili Bilgi Verdi

"Sınava Girmiş Bir Öğretmen Eğer 70 Puan altında almış İse “Kötü” Öğretmen Mi Olacak?" ifadelerine yer veren Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, gündemle ilgili açıklamalarda bulundu.

Kamu çalışanlarının sorunlarına değinildiği programda sendikalarının yaptığı çalışmalar hakkında detaylı bilgiler vererek Öğretmenlik Meslek Kanunu, sözleşmeli öğretmenlik, mazeret tayin hakkı, öğretmen atama sayısının yetersizliği, mülakatlarda yaşanan haksızlıklar, ekonomik gelişmeler gibi  konular hakkında kamuoyuna açıklamalarda bulunan Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan, "Şu an öğretmenler odasında zaten ücretli öğretmen, sözleşmeli öğretmen, kadrolu öğretmen var. Üstelik bu ayrım yetmezmiş gibi bir de başöğretmen, uzman öğretmen ayrımı olacak." dedi.

Öğretmenlik Meslek Kanunu hakkında değerlendirmelerde bulunan Talip Geylan, 14 Şubat 2022 tarihinde TBMM’de kabul edilen kanun içeriği itibariyle eğitim çalışanlarının beklentilerini karşılamaktan çok uzak kaldığını kaydetti. Geylan, öğretmenlerin muhatap olduğu mevzuat ve süreçlerin tek bir çatı altında toplanmadığı bir kanunun, tam anlamıyla Öğretmenlik Meslek Kanunu olamayacağını bildirdi.

Geylan, “Öğretmenlik Meslek Kanunu 23 Ekim 2018'de Vizyon Belgesi tanıtım toplantısında dönemin Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk tarafından duyuruldu. Sendika olarak, sürecin başından beri, mesleğin statüsünü yasal bir zemine kavuşturacak, öğretmenliğin saygınlığını koruyacak ve artıracak, öğretmenlerin muhatap olduğu mevzuat ve süreçleri tek bir çatı altında toplayacak bir kanun düzenlemenin gerekliliğine vurgu yapıyoruz. Ancak malum olduğu üzere TBMM’de kabul edilen kanun içeriği itibariyle eğitim çalışanlarının beklentilerini tatmin etmekten çok uzak kalmıştır. Kanunda tek derli toplu madde kariyer basamakları idi. Ancak bu da eksik oldu. Şöyle ki, meslek kanunu öğretmenlerin kariyer basamaklarında; 10 yılını doldurmuş öğretmenler 180 saatlik bir kursa tabi tutulacak, kursun ardından sınav yapılacak, 70 ve üzerinde puan alanlar uzman öğretmen olacak. 10 yıllık uzman öğretmenler 240 saatlik kursa tabi tutulacak, eğitim sonunda sınav yapılacak ve başarılı olanlar başöğretmen unvanı alacak şeklinde çıktı.

Türk Eğitim-Sen olarak her zaman bu uygulamayı doğru bulmadığımızı ve eksik olduğunu ifade ettik. Hatta uzman öğretmenlik konusu ilk olarak 2005 yılında gündeme geldiğinde biz yine aynı tavrı sürdürerek sınava karşı olduğumuzu söylemiştik. Her zaman şunu söyledik; öğretmenlerin kariyer planlaması sınav ile olmaz. Çünkü sınav sadece bilgiyi ölçer oysaki öğretmenlik sadece bilme mesleği değil, bildiğini öğrenciye aktarmaktır. Tek ölçüt deneyim ve tecrübe olmalıdır. Dolayısıyla sadece hizmet yılı esas alınarak, başka bir şarta bağlı kalmaksızın 10 yılını dolduran her öğretmen, doğrudan uzman öğretmen, 20 yılını dolduran her öğretmen ise başöğretmen olarak kabul edilmeliydi. Doğrusu budur! Sınav şartı getirilmesi öğretmenimizi kamuoyu önünde tartışır hale getirecektir. Şöyle ki, sınava girmiş bir öğretmen eğer 70 puan altında almış ise “kötü” öğretmen mi olacak?

Maalesef sahada algı böyle olacaktır. Şu an öğretmenler odasında zaten ücretli öğretmen, sözleşmeli öğretmen, kadrolu öğretmen var. Üstelik bu ayrım yetmezmiş gibi bir de başöğretmen, uzman öğretmen olacak. Veliler uzman öğretmen arama derdine düşecektir. Bu nedenle MEB, kendi eliyle öğretmeni velinin ve öğrencinin önüne atacak, zaten yıpratılan mesleki saygınlığı daha da tahrip edecek ve yeni tartışmalara neden olacaktır. Bu nedenler çok geç olmadan Milli Eğitim Bakanlığı ve yasa koyucular bu konuda gerekli düzeltmeyi yapmalı ve öğretmenlerimizi gereksiz bir tartışmanın içine boğmamalıdır. Ayrıca bu kanuna yönelik başta sınav şartı olmak üzere öğretmenlerimizi mağdur edecek hususlarını iptali talebi ile yargıya başvurduk.” dedi.

Tek gerçek var; o da 2011 ve 2013 yılında olduğu gibi tüm kamu çalışanlarının kadroya geçirilmesidir. Bunun dışındaki hiçbir adım kamu çalışanlarını tatmin etmez.

Talip Geylan, “Kamuoyunun da çok iyi hatırlayacağı gibi, sözleşmeli öğretmenlik sendikamızın 2005 yılından bu tarafa mücadele ettiği bir istihdam yöntemidir. Sözleşmeli öğretmenlik 2011 yılında kaldırılmış, tüm sözleşmeliler kadroya geçirilmiş, 2016 yılında ise aynı Hükümet tarafından bir KHK ile geri getirilmişti. Hem de mülakat ve 6 yıl çakılı kadro ile çalışmayı da kapsamakta idi. Türkiye Kamu-Sen olarak her zaman şunu söyleriz, kamuda aynı işi yapan kamu çalışanları farklı statülerde istihdam edilemez. Unutulmasın ki; maddesi, ‘zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere’ geçici işlerde çalıştırılacak görevlileri istihdam etmek için ihdas edilmiştir. Ama gelinen noktada ülkemizde 450 bin civarında ’li çalışan var. Kamu işvereninin, 657 Sayılı DMK’nın maddesinin ihdas edilme gerekçesine aykırı bir tasarrufu ortaya koymaktadır. Adeta 4/b statüsü asal istihdam şekline getirilmiş demektir. Hükümete şu çağrıda bulunuyoruz; ’li çalışanların haklarının iyileştirilmesi gibi çabasında artık vazgeçilsin. Biz bu uygulamayı kabul etmiyoruz. Tek gerçek var; o da 2011 ve 2013 yılında olduğu gibi tüm kamu çalışanlarının kadroya geçirilmesidir. Bunun dışındaki hiçbir adım kamu çalışanlarını tatmin etmez.” ifadelerini kullandı.

1 milyon öğretmene eğitim-öğretim hazırlık ödeneği verebilen bakanlık geriye kalan 80-90 bin çalışanına da aynı ödenekten verebilir.

Eğitimin tüm giderlerinde fahiş artışların olduğuna dikkat çeken Genel Başkan 1325 TL ile bir hazırlık ödeneğinin kabul edilemez bir rakam olduğunu söyledi. Geylan, “Eğitim-öğretim hazırlık ödeneğinin tüm kamu çalışanlarına verilmesi talebi Türk Eğitim-Sen’in yıllardır dile getirdiği bir konudur. Eğitim hizmeti yardımcı hizmetlisinden yöneticisine kadar bütün eğitim çalışanlarının birlikte hareket ettiği bir alandır. Her eğitim-öğretim yılı başında sadece öğretmenlerimize ödenen eğitim öğretim hazırlık ödeneğinin ayrım yapılmaksızın tüm eğitim çalışanlarına ödenmesini talep ediyoruz. Milli Eğitim Bakanı Sayın Mahmut Özer’e son ziyaretimde bu konuyu bir kez daha ifade ettim; Türk Eğitim-Sen’in yetkili olduğu 2007 yılında Kurum İdari Kurul toplantısında hazırlık ödeneğinin tüm eğitim çalışanlarına verilmesi hususu kararını aldırmıştık. Taraf olan Milli Eğitim Bakanlığı bu talebi kabul etmiş ve tavsiye kararı almıştır. 1 milyon öğretmene eğitim-öğretim hazırlık ödeneği verebilen bakanlık geriye kalan 80-90 bin çalışanına da aynı ödenekten verebilir. Bir de eğitim öğretim hazırlık ödeneğinin miktarının artırılmasını talep ettim. Çünkü eğitimin tüm giderlerinden fahiş artışların olduğu düşünüldüğünde 1325 TL ile bir hazırlık ödeneği olamaz. Türk Eğitim-Sen’in talebi en azından bir maaş oranında eğitim-öğretim yılının başında tüm eğitim çalışanlarının desteklenmesidir.” dedi.

Parçalanmış öğretmen ailelerin sorunları artık bu ülkenin gündeminden çıkarılmalıdır.

İl-ilçe emri verilerek öğretmenlerin eş durumundan tayin taleplerinin karşılanması gerektiğini vurgulayan Geylan, “Geride bıraktığımız yıllarda mazeret tayinlerinde yaşanan sıkıntılar bir kez daha yaşanmasın. Özellikle de eş durumundan tayin talebinde bulunan tüm öğretmenlerimizin tayin istekleri gerçekleştirilmelidir. Parçalanmış öğretmen ailelerin sorunları artık bu ülkenin gündeminden çıkarılmalıdır. Çocuğunu başka ilde bırakmış bir öğretmen annenin hangi motivasyon ile eğitim hizmeti verilmesi düşünülüyor ki? Ayrıca eş durumundan tayin bekleyen öğretmenlerin sayısı da çok değildir. Yani öğretmen dağılımında uçurum söz konusu olmayacaktır. Bakınız il içinde Ankara merkez ile Nallıhan ilçesi arası 160km’dir. Bir öğretmenin günlük geliş-gidiş yaptığı düşünüldüğünde büyük bir dram ortaya çıkar. Milli Eğitim Bakanı Sayın Mahmut Özer’e bir kez daha çağrıda bulunuyorum; il-ilçe emri verilerek eş durumundan dolayı bütün tayin talepleri karşılanmasıdır.” diye konuştu.

Kaynak: KAPSAMHABER
Yorumlar (0)