Türk Ocağı Şube Başkanı Prof. Dr. Serkan ŞEN'den 3 Mayıs Türkçülük Günü açıklaması

Türk Ocağı Şube Başkanı Prof. Dr. Serkan ŞEN, 3 Mayıs Türkçülük, "3 Mayıs 1944’ten bu yana 76 yıl geçmiştir. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz salgın, aynı zamanda insanlık tarihinde yaşanacak kırılmanın habercisidir. Teknolojinin her şey olduğu algısı yerle bir olmuştur. Felaketler karşısında ancak milli devletlerin sağlam durabileceği anlaşılmıştır. " dedi.

Güncel 02.05.2020, 20:47 02.05.2020, 21:07
Türk Ocağı Şube Başkanı Prof. Dr. Serkan ŞEN'den 3 Mayıs Türkçülük Günü açıklaması

3 Mayıs 1944’ten bu yana 76 yıl geçtiğini belirten Türk Ocağı Şube Başkanı Prof. Dr. Serkan ŞEN, "Bugün karşı karşıya bulunduğumuz salgın, aynı zamanda insanlık tarihinde yaşanacak kırılmanın habercisidir. Teknolojinin her şey olduğu algısı yerle bir olmuştur. Felaketler karşısında ancak milli devletlerin sağlam durabileceği anlaşılmıştır." dedi.

Necip Türk Milletinin Asil Evlatları!

3 Mayıs 1944 Türk Milliyetçilerinin mazi şuurunda özel bir yere sahipolduğunu belirten Şen, 3 mayıs Türkçülük günü münasebetiyle yaptığı yazılı basın açıklamasında şunları söyledi:

Bundan yetmiş altı sene evvel, memleketin has evlatları milletin geleceğini omuzlamak adına mesken tuttukları meydanlarda fikir hayatımızın makus talihine meydan okumuşlardır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetimizi yüksek Türk kültürü üzerine inşa etmişti. Devletimize musallat olmuş bir güruh onun ölümünü fırsat bilip uluslararası vaziyetten yararlanmak suretiyle Türklüğü, Komünist Sovyetler Birliği karşısında ‘hakimiyeti sınırlı halk’ konumuna indirgemeye yeltenmişlerdi. Hatta bu teşebbüsün içinde devlet kademlerinde görev yapan bir kısım zevat, gafletten ihanete uzayan çizgide saf tutabilmişti. Nihal Atsız bunları tek tek ifşa ettiğinde hem suçlu hem de güçlü sıfatına bürünüp idareden aldıkları cesaretle onu dava ettiler. 3 Mayıs 1944’te görülen davanın ilk mahkemesinde Türklük sevdalıları Atsız Bey’i yalnız bırakmamışlar oynan tiyatroyu Ankara sokaklarında var güçleriyle haykırmışlardır. Türk Devletini Komünist Rusya’nın çekim alanına sokanlara karşı göğüslerini siper edebileceklerini dosta düşmana göstermişlerdir. Türk yurtlarını yutan canavara Türkiye’yi kurban vermeyeceklerini dünyaya duyurmuşlardır. Onların samimi ve dik duruşlarını kendileri için tehdit gören iktidar sahipleri Anadolu’nun tunç yürekli evlatlarına tabutluk denen işkencehaneleri reva görmüşlerdir. Dar ağacına selam veren bu nesli ve ülkülerini Rüstem Behrudi’nin dizeleri şöyle tasvir eder:

Kırgız’am, Özbek’em, Kazak, Türkmen’em,
Başkırd’am, Kerkük’em, ele görk menem,
Senin gözlediğin garip Türk menem,
Selam, darağacı… Aleyküm selam

Atsızları, Toganları, Gökyayları, Serdengeçtileri, Başbuğ Alparslan Türkeş ve nice dava erlerini sindireceklerini, Turan’dan kopan fırtınayı dindirecekleri sananlar yanıldılar. Bırakın tabutluğa, magmanın derinliklerine atılsalar lav olup fışkıracak imana sahip bu büyük şahsiyetlerin aziz hatırası önünde hürmetle eğiliyorum. 3 Mayıs, milletinin varlığı için ateşten gömlek giyenlerin Türk’e diz çöktürülemeyeceğini tarihin şahitliğiyle ispatladıkları şerefli bir vaktin yıldönümüdür.

Oğuz Ata’nın Torunları, Dedem Korkut Dualıları!

Medeniyet, süreyi zamana dönüştürüp zamanın ruhuna nüfuz etmeyi başarabilenlerin ürünüdür. Yakın coğrafyalarımız başta olmak üzere dünyada yaşanan çatışmalar millet bilincini edinemeyen toplumların sömürgeci devletlerin elinde oyuncağa dönüştüklerini göstermiştir. O nedenle kültürel önceliklerimiz uyarınca çıkış noktamız ne olursa olsun varış noktamız Türklük olmalıdır. Dünyayı Türkçe okumanın tasasını taşıyanların temel vasfı fedakarlıktır. Türk milletinin değerleriyle yüceltilmesi mücadelesinin adı olan Türkçülükte bencilliğe yer yoktur. Milletin aydınlık yarınların için gerektiğinde elinin bir ömür taşın altında kalmasına razı olanlar gerçek ülkücülerdir. Türkçülük aleme nizam vermek gibi bir iddianın peşinde soydaşların derdiyle hemhal olabilmektir. Başta Türk Dünyası olmak üzere bütün mazlum milletlerin yükünü omuzlarında hissedebilmektir. Nazlı Kırımı, Dertli Uyguru, Yaslı Türkmeni, Kanlı Balkanları, Bahtı Kara Karabağ’ı, Güney Türkistanı unutmamaktır.

3 Mayıs 1944’ten bu yana 76 yıl geçmiştir. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz salgın, aynı zamanda insanlık tarihinde yaşanacak kırılmanın habercisidir. Teknolojinin her şey olduğu algısı yerle bir olmuştur. Felaketler karşısında ancak milli devletlerin sağlam durabileceği anlaşılmıştır. Bir fikir akımı olarak ortaya çıktığı günden itibaren Türkçülüğün haklı öngörüleri teker teker gerçekleşmiştir. Millet ve devlet hayatında kulak verilip ciddiye alınabilecek yegane görüş Türk milliyetçilerine aittir. 21. Yüzyılı Türk asrı yapmanın yolu bu görüşe müracaat etmekten geçmektedir. İlerlemek, Türk’ün fıtratında vardır. Fıtrata aykırı davranmak milli yapımızı yıpratmaktadır. Hedefe doğru ilerlerken bir ve kavi olmaktan başka seçeneğimiz yoktur. İstikametimizi bizlikten birliğe yöneltmek zorundayız. Unutmayalım ki devletimizi kuran, vatanımıza nam olan, cengimizde şevk katan, düşmanlarımıza korku salan hülasa hamurumuzu yoğuran maya Türklüğümüzdür. Asaletimiz adımızda saklıdır. Ona yakışır bir hayat sürmek ecdadımızın vasiyeti, çocuklarımızın emanetidir. Türk Milliyetçileri olarak varlığımızı armağan ettiğimiz Türk varlığının ilelebet payidar kalması en büyük temennimizdir. Önümüzdeki 3 Mayıs’ı meydanlarda kutlama umuduyla sözlerime son verirken kadim niyazımızı tekrar ediyorum. Tanrı Türk’ü korusun ve yüceltsin!

Kaynak: KAPSAMHABER
Yorumlar (0)