Kahire Öğretisinin Değil İmam Maturidi’nin Yolunda Olmalıyız

İYİ Parti Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral, TBMM’de devam eden bütçe görüşmelerinde Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi üzerine konuştu. Oral, strateji bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın doğru yönetilmediğini ifade etti.

İyi Parti 15.12.2020, 19:17 16.12.2020, 00:06
Kahire Öğretisinin Değil İmam Maturidi’nin Yolunda Olmalıyız

İYİ Parti Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral, TBMM’de devam eden bütçe görüşmelerinde Diyanet İşleri Başkanlığı bütçesi üzerine konuştu. Ankara İlahiyat Fakültesi mezunu olan Oral, strateji bir kurum olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın doğru yönetilmediğini ifade etti. 

Diyanet İşleri Başkanlığı herhangi bir kurum olmadığını, Türk devletinin bekası ve İslam’ın bu topraklarda ebediyen yaşaması açısından stratejik bir kurum olduğunu belirten Oral, "Çünkü Diyanet; Türk milletinin Hoca Ahmet Yesevi’den, İmam-ı Azam Ebu Hanife’den gelen İslam geleneğinin bir mirasçısıdır. Çünkü Diyanet; Anadolu insanının irfanını, İslam’ı yaşayış ve anlayış biçimini sapık akımlara karşı müdafaayla sorumludur. Yani Diyanet, öğretilerini Pakistan’dan, Kahire’den, Vehhabi – Selefi zihniyetinden alanlara karşı bir kale olmalıdır. Çünkü Diyanet; Maide Suresi’nin 54. ayetindeki “Allah öyle bir kavim getirecektir ki Allah onları sever, onlar da Allah’ı severler; müminlere karşı alçak gönüllü, kâfirlere karşı vakarlıdırlar; Allah yolunda cihad ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkmazlar” müjdesine mazhar olmuş, yüzlerce yıl İslam’a sancaktarlık yapmış, benliğini İslam inancıyla yoğurmuş Türk milletinin kimliğini geleceğe taşıyacak çatıdır. Bu çatı bütün sahih İslam mezhep ve inançlarının; hatta Hıristiyanların, Musevilerin kısacası “inancın” koruyucusu olmalıdır. Ancak bugün maalesef bazı şeyler ters gitmektedir." dedi.

İslam; düşünceye, araştırmaya ve yoruma açık evrensel bir din olduğunu belirten Oral, "Türk milletinin de bu bağlamda kendine has bir İslam yorumu vardır. Bu yorum, pergelin ayağı gibi, bir tarafını Kur’an-ı Kerim’e, bir tarafını da onun ete kemiğe bürünmüş hali olan sünnete dayamıştır. Ancak AK Parti iktidarları döneminde bu yoruma iki çarpık zihniyet şiddetli bir şekilde saldırmaktadır. Biri FETÖ gibi, dinimizi meşruiyet aracı kullanarak, paralel devlet yapıları ve terör eylemleri yapan örgütler, Diğeri ise Anadolu insanına yabancı, ham, yozlaşmış ve İslam’ın evrensel mesajlarından uzak anlayışlardır. Diyanet İşleri Başkanlığı, bu çarpık zihniyetlerle mücadelede geri kalmaktadır." ifadelerini kullandı.

Bunun bir örneği IŞİD terörü meselesindedir. Diyanet İşleri Başkanı Sayın Erbaş; IŞİD ve benzeri örgütlerin din dışı etkenlerle ortaya çıktığını sıklıkla ifade etmektedir. Bu son derece yanlıştır. Bu terör örgütlerinin bir ideolojisi vardır. Bu ideoloji İslam’ın mesajını çarptırarak kendisine meşruiyet kaynağı olarak almaktadır.Radikalizmle mücadele yine İslam’ın doğru bilgi kaynaklarıyla yapılmalıdır. İşin başında, 2015 yılında Diyanet tarafından bir “DAEŞ Raporu” yayınlanmıştır. Bu rapor Radikal Selefi terör örgütlerinin birinci ideolojik kaynakları olan İbn Teymiyye ve ona ait Moğol ve Mardin fetvalarının savunma metni gibidir.

İYİ Parti Ankara Milletvekili İbrahim Halil Oral, açıklamasını şöyle devam ettirdi:

Fetvaların temeli şudur: Moğollar Cengiz Han yasasını uyguladıkları için kafirdirler, Şiiler kafirdirler, amelin imandan bir parça olduğunu kabul etmeyenler kafirdirler. Yani İslam dünyasının tamamına yakını asılında kafirdir ve onlara karşı cihat etmek farzdır. Yani aynı Suriye’de ve Irak’ta olduğu gibi Müslümanlar, Müslümanları öldürebilirler demek istiyor.. Bunun neresini savunuyorsunuz?

Kahire Öğretisinin Değil İmam Maturidi’nin Yolunda Olmalıyız

Genel Başkanımız Meral Akşener Hanımefendi sıklıkla iktidarın ideolojisinin Kahire öğretisi olduğunu vurgulamıştır. AK Parti iktidarları “dindar nesil yetiştireceğiz” diye; Hasan el-Benna gibi, İbn Teymiyye gibi, Müslüman Kardeşler yaklaşımı gibi bize yabancı olan fikirleri taassupla topluma kabul ettirmeye çalışmaktadır. Biz Türk milleti olarak Kahire öğretisinin değil; Yesevî tasavvufunun, İmam Maturidi’nin akılcılığının,  Ebu Hanife’nin, İmam Şafii’nin içtihadının davasını gütmeliyiz. Biz Abdülvehhab’ın değil, Hacı Bektaş-ı Veli’nin öğretisini savunmalıyız.  Biz her türlü mezhep ve meşrebiyle Müslümanların birliğini savunmalıyız. İşte gerçek yerlilik ve millilik budur.

Şunu da eklemek istiyorum: Diyanet gerek açıklamalarında gerekse de hutbelerinde Filistin’i, Kudüs’ü anlatıyor. Macron’un yaptığı terbiyesizlikleri işliyor. Bu hususlarda kendilerini tebrik ediyorum. Ama ne hikmetse Çin’in “Biz İslam’ı Çinlileştireceğiz” diye ortaya koyduğu asimilasyon politikalarına ağzını dahi açmıyor. Allah aşkına, Cuma hutbesinde ne zaman Doğu Türkistan lafzını duyacağız? Ne zaman Çin’in İslam’a saldırılarına, cami yıkımlarına karşı söz söyleyeceksiniz?

Özetlediğim bu yanlışlara bir de iktidarın dini aidiyetleri politik ranta alet etmesi meselesi eklenmektedir.  Yüce Allah Nisa Suresinde “Allah size, emanetleri mutlaka ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder” diye buyuruyor.

Pek siz devleti kimlere emanet ediyorsunuz? Şu cemaatin adamı rektör, bu tarikatın adamı daire başkanı olsun, bu vakfa ayrıcalık verelim diyorsunuz. İslam’ın adalet emrini hiçe sayıyorsunuz. Bu yaklaşım taraflı bir inanç anlayışı ortaya koyuyor. İnsanımız arasında güvensizliğe sebep oluyor. Üstüne İslam’ı asrın idrakine sunamayan sadece hikayelerle yorumlayan bir bakış açısını hakim kılıyorsunuz. Sonuç ne oluyor? Türkiye’de Ateizm ve Deizm artıyor.

Türkiye’de Ateizm ve Deizm Artıyor, inkar etmeyin!

Ben bunu Plan ve Bütçe Komisyonu’nda ifade ettiğimde Sayın Fuat Oktay’dan bana bir cevap geldi. Aynen okuyorum: “Ateizm ve Deizmin yaygınlaştığını iddia edenlerin ellerinde bilimsel bir veri bulunmamaktadır.” Bakın bilimsel veriler ne diyor?

2010 yılı ile 2019’u karşılaştıran KONDA’nın araştırmasına göre Ateizm %1’den %3’e çıkmıştır. Themis Araştırmanın çalışmasına göre kendisini Ateist ya da inançsız olarak niteleyenlerin oranı %6’ya çıkmıştır. Çok sevdiğiniz Abdurrahman Dilipak Bey’in de köşesinde yazdığı MAK Araştırmanın verilerine göre ülkemizde deist % 6, ateist % 4, agnostik % 4’tür. Metropoll Araştırma bu yıl yaptığı bir araştırmada da ülkemizdeki Ateist oranı %5’tir. Bunlar bilimsel veri değildir de nedir? Hiç merak ettiniz mi bu veriler 2002’de neydi 2020’de ne olmuştur? 2018 yılında, Konya Milli Eğitim Müdürlüğünün bir çalıştayında da bunlara benzer sonuçlar çıkmıştı.  Sayın Cumhurbaşkanı AK Parti grubunda dönemin Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ı kürsüye çıkarıp deyim yerindeyse azarlamıştı.

İnkar etmekle bu gerçekler yok olmuyor, değerli milletvekilleri. Gelin, TBMM çatısı altında bir İnanç Araştırmaları Komisyonu kuralım. Partiler üstü, her kesimden insanın değerlerinin yansıyacağı, Diyanet ve ilahiyat fakültelerinin aktif katılacağı bilimsel bir araştırmanın öncüsü olalım.  

Yanlış Yapıp Bütçe Yetmiyor Diyorsunuz

İşte bu ortamda, Türk milletinin dini yapısı yara alırken, Ateizm artarken siz Denizli’de peyzaja milyonlar harcıyorsunuz. Milyon liralık arabalara biniyorsunuz. Bir de üstüne müşaviriniz çıkıp bütçemiz yetmiyor diyor. Siz bunu yaparsanız Diyanet’in bütçesi de hedef tahtası haline gelir.

Sezai Karakoç diyor ya: “İslam’ı sen öyle yaşa, öyle yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende hayat bulsun” Siz İslamiyet’i böyle yaşamıyorsunuz… Sizi ve uygulamalarınızı gören İslam’dan kaçıyor, İslam’dan soğuyor. Sonra birileri de çıkıyor ve “Diyanet kapatılsın” diyor. Bu zihniyeti de şiddetle kınıyorum ve hatta acıyorum. Diyanet vazgeçilmez bir kurumdur.  Diyanet, inanç ve gönül dünyamızın devlet nezdinde somutlaşmış, zirveleşmiş adıdır. Bizim derdimiz üzüm yemektir, bağcıyı dövmek değil. Diyanet, doğru yönetilene kadar da yapıcı ve tarafsız eleştiriye devam edeceğim. Diyanet siyasetin esaretinden kurtulana kadar mücadele edeceğim.”

Yorumlar (0)