M.Halistin Kukul Kimdir?

Binin üzerinde makale ve denemesi bulunan, eserleri hakkında, hazırlanmış dört lisans tezi de mevcut olan M. Halistin Kukul’u yurdumuzun tanınmış edebiyât ve fikir dergilerinde de şiir ve makaleleri yayınlanıyor. Peki, Halistin Kukul kimdir, nerelidir?

Kapsam 04.12.2020, 18:11 04.12.2020, 20:15
M.Halistin Kukul Kimdir?

M. Halistin Kukul’un kim olduğu merak ediliyor.. Binin üzerinde makale ve denemesi bulunan Şair ve Yazar M. Halistin Kukul’un eserleri hakkında, hazırlanmış dört lisans tezi de bulunmaktadır. Hâlen, yurdumuzun tanınmış edebiyât ve fikir dergilerinde şiir ve makaleleri yayınlanan Halistin Kukul'un kim olduğu merak ediliyor.

Şirrlerinden, Makalelerinden, Söyleşi ve konferanslarından Samsun'un yakından tanıdığı ve Edebiyat dünyasında da bilinen bir isim olan Halistin Kukul'u daha yakından tanımak için, 'Halistin Kukul kimdir' , 'Halistin Kukul nerelidir?' , 'Halistin Kukul'un yayınlanmış eserleri nelerdir ve kaç yaşındadır?' gibi sorulara cevap aradık. 

M.Halistin Kukul Kimdir?

Öğretim Görevlisi, şâir, deneme, hikâye, tiyatro yazarı ve münekkittir.

01. 1943 târihinde T(ı)rabzon'un Beşikdüzü ilçesinin Vardallı köyünde doğdu. İlk ve ortaokulu orada okudu. 1961 yılında Erzincan Askerî Lisesi'ni bitirerek Kara Harp Okulu'na girdi. 21 Mayıs 1963 hâdisesi sebebiyle Kara Harp Okulu’ndan çıkarıldı.

Aynı yıl, Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi F(ı)ransız Dili ve Edebiyâtı Bölümü'ne girdi, 1967’de fakülteden mezun oldu. Mezun olduğu yıl, Rize Ticâret Lisesi’nde F(ı)ransızca öğretmeni olarak göreve başladı. 1969’da, öğretmenlikten istifa etti ve birkaç ay özel bir bankada çalıştı. Aynı yıl, Cânan Gürdal hanımla evlendi.

1970’te, Samsun Ticâret Lisesi’nde tekrar öğretmenliğe tâyin edildi ve aynı yıl, büyük kızı Günhan doğdu.

Ocak 1972’de, Diyarbakır Eğitim Enstitüsü F(ı)ransızca Öğretmenliği Bölümü’nde göreve başladı. Orada, Bölüm Şefi (Başkanı) görevinde bulundu. Aralık 1973’te Samsun Eğitim Enstitüsü'ne tâyin edildi. Müdür Yardımcısı oldu. 1976’da, ikinci kızı Ferhan doğdu.

1978 yılında, dönemin hükûmeti tarafından Kastamonu Cide Lisesi’ne Coğrafya Öğretmeni olarak sürüldü. Aynı yıl içersinde, Ordu Ünye Lisesi F(ı)ransızca Öğretmenliğine tâyin edildi. 17 Aralık 1979’da, -dönemin hükûmetinin istifâsından sonra- yeniden, Samsun Eğitim Enstitüsü’ne tâyin edildi.

Eğitim Enstitüleri’nin Yükseköğretim Kurumu’na bağlanması üzerine, 1983’te, Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi F(ı)ransızca Bölümü’nde Öğretim Görevlisi olarak emekli olduğu 16 Nisan 1997 târihine kadar, OMÜ’ndeki görevini sürdürdü.

İlk şiirini, 1961 yılında "Harbiye'nin Sesi" dergisinde yayınladı. Bunu takiben: Türk Edebiyatı, Defne, Çağrı, Hisar, Millî Kültür, Erciyes, Töre, Sur, Ülkemiz, Zafer, Kültür ve Sanat, Güneysu, Çaba, Türk Yurdu, Seviye, Karınca, Bizim Ece, Bizim Külliye, Boğaziçi, Toker, Yeniden Diriliş, Öncüler, Uzun Sokak, Çınar Gençlik, Türkiye Çocuk, Sarmaşık Kültür, Somuncu Baba, Toşayad Kümbet, Türkmence, Aydın Efesi, Edebice, Gök Ekin...dergileri ile; Bab-ı Âli'de Sabah, Tercüman, Ortadoğu, Türkiye, Hergün, Millet, Zaman, Yeni Düşünce, Büyük Kurultay, Millet, Türkeli, Gündüz...gazetelerinde şiirleri, hikâyeleri ve makaleleri yayınlandı.

Edebiyât ödülleri: Ülkemiz Dergisi şiir yarışması birinciliği (1968); Töre Dergisi şiir yarışması 2. teşvik ödülü (1984); Tercüman Gazetesi şiir yarışması 3. mansiyonu (1985); Türkiye Millî Kültür Vakfı Çocuklar İçin Şiir Yarışması 2. mansiyonu (1987); Türk Edebiyâtı Vakfı Mehmet Âkif Şiir Tahlilleri Yarışması (Üniversite Öğretim Üyeleri G(u)rubunda) birinciliği (1987); Eskişehir Valiliği Yûnus Emre şiir yarışması 3. lüğü (1992) ; Ortadoğu Gazetesi şiir yarışması 3. lüğü (1992) ve Türkiye Millî Kültür Vakfı şiir yarışması 2.liği (1994).

M.Halistin Kukul'un Yayınlanmış Eserleri Nedir?

Şiir dalında: Türk'ün Ayak Sesleri (1974); Sonsuzluk Merdiveni( 1987) ; Şiirlerle Nasreddin Hoca Fıkraları (1989-1990-1999-2006-2014); Ayçiçek'le Nurdede (1989); Uyanmak Zamanı (2017)

Resimli Nasreddin Hoca Çocuk Şiirleri Kitapları: Parayı Veren Düdüğü Çalar (1998 ); Ye Kürküm Ye (1998 ); Buyurun Cenaze Namazına ( 1998); Ya Tutarsa ( 1998 ) ; Biraz Da Biz Ölelim, ( 1998 ); Kuyudan Çıkardım Ya ( 2006 ); Hırsızın Hiç mi Suçu Yok ( 2006 ); İçinde Ben de Vardım (2006 ); Hepsinin Tadı Aynı( 2006 ); Yorgan Gitti Kavga Bitti ( 2006 ).

Destanları: Kıbrıs Destanı (1975 - 1988 ) ; Dağıstanlı Arslan Şeyh Şâmil Destanı 1992-1995-1997); Kanije Destanı (1992-1997).

Tiyatro dalında: Gelincikler Narindir (1986 ); Havada Bulut Yok (1986 )

Hikâye dalında: Zincirli Tepe (1985 ); Sevgi Çemberi ( 1991 ); Yarınlar Daha Güzel (1998 ).

dalında: Şeyh Şâmil ve Çeçenistan ( 2002); Mevlâna Eşiğinde ( 2007 ); Çilenin Sultanı ( 2013 )

Mektup dalında: Post-Nişîn'e Mektuplar (2004 ).

Binin üzerinde makale ve denemesi bulunan M. Halistin Kukul’un eserleri hakkında, hazırlanmış dört lisans tezi de mevcuttur. Hâlen, yurdumuzun tanınmış edebiyât ve fikir dergilerinde şiir ve makaleleri yayınlanmaktadır.

Kukul'un iki çocuğu ve üç torunu vardır. 1997 yılında, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi Öğretim Görevlisi olarak emekli olmuştur.

M. Halistin Kukul; İLESAM, Samsun Türk Ocağı, Samsun Aydınlar Ocağı ve Samsun Yazarlar Derneği üyesidir.

M. Halistin Kukul hakkında hazırlanan tezler:

1 . Mehmet Halistin Kukul'un Hayatı-Sanatı- Eserleri. Hazırlayanlar: Coşkun Akça, Hasan Basri Şenol. Danışman: Doç. Dr. Mustafa Özbalcı, Samsun 1994, 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi.

2. M. Halistin Kukul'un "Sonsuzluk Merdiveni" Adlı Şiir Kitabında Estetik Değerler. Hazırlayan: Fehmi Arslan. Danışman: Yard. Doç. Dr. Mustafa Kırcı, Samsun 1995, 19 Mayıs Üniversitesi Eğitim Fakültesi.

3. Mehmet Halistin Kukul'un Hayatı, Sanatı, Eserleri ve Çocuk Edebiyatımızdaki Yeri. Hazırlayan: Aydın Güney. Danışman: Yard. Doç. Dr. Zeki Gürel, Kastamonu 1998. Gazi Üniversitesi Eğitim Fakültesi.

4. Şâir M. Halistin Kukul'un Şiirlerinde Halk Edebiyatı Unsurları. Hazırlayan: Mehmet Güneş. Danışman: Yard. Doç. Dr. Şahin Köktürk, Samsun 2000, 19 Mayıs Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi.

KAYNAKLAR

Türk Edebiyatı Cilt:3, Ahmet Kabaklı, Yeni Milliyetçi Şiir, Türk Edebiyatı Vakfı Yayınları, İstanbul 1974, Sf. 663-664

Yazarlar Sözlüğü, İhsan Işık, Risale Yayınları, Baskı, İstanbul 1998, Sf. 392

Dünden Bugüne Samsunlu Şâirler ve Yazarlar Ansiklopedisi, 9. Baskı, Ali Kayıkçı, ht Matbaası, Ağustos 2018, Sf. 451-460

Tanzimat’tan Bugüne Edebiyatçılar Ansiklopedisi Cilt II, k-z YKY (Yapı Kredi Yayınları), 3. Baskı, İstanbul Mart 2010, Sf. 656-657

Zaman Kafeste Kuştu, Arslan Tekin, Yeniçağ Gazetesi, 13 Nisan 2019, Sf. 5

Türk Edebiyatında İsimler Sözlüğü, Kukul, M. Halistin, Ahmet Yesevi Üniversitesi (teis.yesevi.edu.tr), Mehmet Güneş, 1 09.2019

Edebiyatımızda İsimler ve Terimler, Dr. Arslan Tekin, Ötüken Neşriyat A. Ş., İstanbul 1995, Sf. 357

M. HALİSTİN KUKUL'UN ESERLERİNDEN SEÇMELER

YEŞİLLİKLER OKYANUSUNDA...

Üstâdım;

Renklerin, râyihaların ve ötüşlerin alıp götürücü okyanusundayım...

Zamanın, sevdâları boynuna doladığı ânı yaşıyorum.

Gemim, sükûnet limanına demir atmış...

Nedense, bebek gülüşlerine bayılırım. Beni, sonu gelmeyecek bir yolculuğa dâvet eder bu gülücükler...

Hele de ihtiyar tebessümleri... Şefkat ve merhametin câzibesini doldurur saf yüreğime... Donatır bin türlü nûrânî hazla.

Üstâdım;

Yeşillikler okyanusundayım... Gemim, sükûnet limanına demir atmış... Katmer katmer yeşillikler içindeyim... Saran, seven, donduran, coşturan, cezbeden, fısıldayan; hissedişin, damarlardaki kıvrımları ilâhî bir kıvamda ufuğun rengârenk sevdâsına taşıdığı hâli yaşıyorum.

Fındık yeşili deyip de nasıl geçersiniz? Kaç türlü fındık yeşili var kim bilebilir? Hangi biyolog yâhût da hangi ressam yapma cesâretini bulmuş bu yeşilin tasnifini?

Şâirler mi Üstâdım? Onları oldum olası severim ben! Rengârenk’i onlar kadar kim idrâk edebilir ki?

Kavlağan yeşilini, taflan yeşilini, ayva yeşilini, karaağaç yeşilini nerede gördünüz acaba? Ayrı ayrı değil, hep bir arada nerede gördünüz?

Daha saymadıklarım var: Pelit yeşili, çam yeşili, kiraz yeşili, mandalina yeşili, portakal yeşili...

Biliyorum ki, beni palavracılıkla suçluyorsunuz!

Sizin günâhınızı alamam. O kadar yükü taşımaya mecâlim yok zâten. Ammâ...

Bu yeşiller sakın sizi ürkütmesin! Siz, dedimse Üstâdım, bu siz, elbette siz değilsiniz. O günah’lı “siz”de, siz değilsiniz. Onlar, onlar... Anlarsınız ya!

Bu nasıl söz deyebilirler... Biliyorum... Derler... Kimseye kendimizi beğendiremiyoruz değil mi?

Ziyanı yok...

Ben, devam edeyim de anlayan anlasın: Kavak yeşilini bilirsiniz öyleyse... Ya, benim buralarda gözleyemediğim iğde yeşili, kayısı yeşilini... Onları çok iyi bilirsiniz, bilirim!

Bakınız daha ne yeşiller var burada... Onun için okyanustayım, diyorum size. Alabildiğine ve olabildiğince yeşillik!...

Nar yeşili, kızılağaç yeşili, ceviz yeşili, ıhlamur yeşili, zeytin, yenidünya, şeftali, manolya yeşili, gülibrişim yeşili...

Renklere doyulur mu hiç Üstâdım! Yeşile, mâviye, kırmızıya, mora, sarıya, beyaza, karaya, eflâtuna... doyulur mu?

Muşmula yeşiline, böğürtlen yeşiline, söğüt yeşiline doyulur mu? Erik yeşili, elma yeşili, tütün yeşili, asma yeşili, kızılcık yeşili, vişne yeşili, armut yeşili, çay yeşili, gürgen yeşili, açıktan koyuya doğru nefes kesiyor...

Kestâne yeşili, defne yeşili, meşe yeşili, incir yeşili, dut yeşili, limon yeşili... hep bir arada...

Bütün bu yeşilliklerin ortasında siz olsanız ne der ve ne yaparsınız Üstâdım;

Evet, hepsi bir arada ve zeminden zirveye doğru... Yâni sâhilden dağların tepelerine, zirvelerine doğru merhale merhale, dokulara sinen bu renk armonisi karşısında olsanız, ne dersiniz ve ne yaparsınız?

Üstâdım;

Bu saydıklarım, görünenin sâdece bir cephesi... Ya, adına kara sıfatı eklenen şu masmâvi deniz...

Ya, bu tabîatın ses ve renk âhenginin tamamlayıcısı kuşlar!

Atmacalar, kırlangıçlar, karatavuklar, karabataklar, turnalar, martılar, çulluklar, üveyikler, bülbüller, baykuşlar, tarlakuşları, serçeler, sakalar, güvercinler, kargalar, ibibikler, Mustafa Paşalar...

Renklerin... Râyihaların... ve ötüşlerin okyanusundayım...

Gemim, sükûnet limanına demir atmış!...

(POST-NİŞÎNE MEKTUPLAR'dan-2004)

KÂİNATIN EFENDİSİ'NE SELÂM

Seni, tarif, tasvir ve takdîme takadim mi var!.. Yoksa; idrâkim mi, güzelliğinin, güzeller güzeli vasfını yakalamak için harcadığı cehdle mevkisizliğin ilk basamağına yükselebilir !

Hayır! Hayır! Çünkü; Sen, Kâinatın Efendisi’sin, Efendim! Kâinatın Efendisi’ni, ancak ve ancak, Kâinatın Yaratıcısı olan Allahü teâlâ tam olarak anlatabilir.

Peki, ne mi buyuruyor O : “ Sen olmasaydın, sen olmasaydın, hiçbir şeyi yaratmazdım.”

Sâdece bir defa “ Sen olmasaydın..” değil; iki kez “ Sen olmasaydın, Sen olmasaydın…” buyuruyor.

Çünkü; Sen; “ Hâtem-ün-nebiyyîn” ve “ Hâtem-ül- Enbiyâ”sın!

Ey Sevgiler menbaı! Ey, en büyük san’atkâr olan Allah’ın “ Habîbim” diyerek hitâp ettiği en mümtaz insan, biz de Sendeki “ aşk” tan nabsiblenmek istiyoruz!

Teşrîfin; bütün zamanların ve mekânların tezyîni ve tenviri için ise, – ki, inanıyoruz, öyledir- bizim de rûhumuzu ve cismânî varlığımızı bu güzelliklerden kısmetlendir.

Sözlerindeki, Kur’ânî-Muhammedî letâfet ve cezbediciliğin sevdâsıyla kalbimize nûrundan nûr ikrâm bahşeyle!

Necip Fâzıl’ın dediği gibi: “ Sen; var oluşunun şerefine, Allah’ın topyekûn varlığı hediye ettiği ilk ve son Varlık Nuru!”sun. Sen; Kâinat Efendisi’sin, Efendim!

Resûl’sün, Nebî’sin, Dürr-i Yetîm ( Yetîmlerin İncisi)’sin ve El-Emîn’sin! Ve Sen; “Nur Çocuk” olarak büyüyen, gönülleri parlatan sevgi, hoşgörü, huzur ve haz Padişâhısın!

Her sözün, her hâlin; duruşun, bakışın, yürüyüşün, konuşusun, okuyuşun, oturuşun, tebessümün, sevişin, affedişin,…” numûne-i imtisâl “ olarak dünya durdukca, bütün zamanları, mekânları , canlıları ve cansızları ihâta etmiştir.

Allah kelâmı, sözlerin en mükemmeli, en güzeli ve en mânâlısı olan Kur’ân-ı Kerîm’in yegâne “tefsircisi” de Sensin!

Îzâhta, sözün kifâyetsizliğini hangi sözle tasavvur kılayım?

Benim gibi, bizim gibi, onlar gibi.. niceleri ve niceleri..âlimler, san’atkârlar, edibler, muallimler, şâirler..Seni anlatabilmek için ömürler tükettiler! Kim anlatabildi? Ne kadar!..

Çünkü; Sen, Kâinatın Efendisi’sin! Başımızın tâcısın, gönüllerimizin Mîrâcısın, ilâcısın!

Sen; nûr ummânının yârı; yâr kapısının baharısın! Her diyârda Seni aramak can borcumuzdur!

Sen olmasaydın, insan olarak varlığımın şuûrunu kimden ve nasıl kazanacaktım? Sen olmasaydın, kimi numûne alacaktım?

Vazgeçemediğin dâvânın yoluna bizi kim dâvet edecekti? Buyurdun ki: “ Sağ elime güneşi, sol elime kameri verseler de bu dâvâdan vazgeçmemi teklif etseler, ben de öleceğimi bilsem yine vazgeçmem!”

Ey ilk ve son, ve en güzel örnek! Ey,Yüce Rabbin “ en güzel biçimde yarattığı insanın, en güzeli” !

Allah ahlâkının yâni en güzel ahlâkın, en güzel temsilcisi! İstikametimizi, bir ân ve bir milim olsun, istikametinden ayırmaktan hicap duyarak gayrette bulunmak arzusundayız, yaşamak zorundayız! Huzuru İlâhî’ye geldiğimiz zaman, Sana gönderdiğimiz “ selâmlar” ın yüzü suyu hürmetine şefaâtini esirgeme!

Yüce Allah, Senin için, Enbiyâ sûresinin 107. âyetinde :” Âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.” buyuruyor da, Sen de O’nu teyîtle: “ Ben, ahlâkın en yüksek olanını tamamlamak için peygamber olarak gönderildim. “buyuruyorsun. Bizi de yanına çek, bizi de yanına al, himâyende bulundur! Ebediyyen!..Ebediyyen!..Ebediyyen!..

Ey Şanlı Peygamber, Ey Şanlı Kılavuz! Ey Güzellikler Önderi! İnsanlık Rehberi! Ayak izini Arafat’ta, Hira’da; kokunu Mescid-i Nebevî’de ; alın terini Mescid-i Kuba’da ; huşûnu Kâbe-i Muazzama’da aradım!..

Bütün gülleri Senin için kokladım; onları, Senin kokundan bir zerre olarak teneffüs ediyorum! Doymak ne mümkün!

Su, hava ve toprak.. Ve her şey, Seninle mes’ut ! Herkes, Seninle, her güzelliğin farkına varıyor!

Evet; yalnız Seninle, Seninle ve yineSeninle!..

Çünkü; Kâinatın Efendisi, Sensin! Sana binlerce, milyonlarca…Milyonlarca selâm, selâm, selâm!

ÇAĞRI DERGİSİ, MAYIS 2013, SF.4-5

GÖNLÜM GÖZYAŞIMLA YIKANIYOR

Yağmurun tabîatı yıkadığı gibi, içimi-dışımı pırıl pırıl etmek, aklayıp paklamak istiyorum.

Bunun bir yolunun sabırla, bir yolunun şükürle, bir yolunun da tövbeyle olduğunu biliyorum.

İmâm-ı Gazâlî Hazretleri, Kimyâ-yı Saâdet adlı muhteşem eserinde şöyle der:

"Tövbe, sabırsız olmaz."

Sabır, şükür ve tövbenin verdiği huzur, yaşanmadan bilinmez!..

Nefsin âdî hezeyanları karşısında, insan, bu üç kuvvetle direnmelidir. Bilmeliyiz ki, aczimiz, bunlarsız sefere çıkışımızdandır.

Bugün yalnızım: Yanımda, ne eşim var, ne çocuklarım ve ne de torunlarım!..

Yarın, ocak ayının yirmisi ve Kurban Bayramı'nın birinci günü.

Ne sel istiyorum, ne tipi, ne de fırtına! Bana, benim iç didişmelerim yetmez mi ki, bir de onlarla uğraşayım!..

Herkes, kendi iç didişmesini sükûna erdirirse, ne mes'elemiz kalır halledemeyeceğimiz!..

Şunun şurasında ömür dediğimiz ne ki? Pırıl pırıl, dupduru olmak varken, sürünmenin, sürüklenmenin, sarsılmanın ne âlemi var!..

Ölüm denilen şeyi burnunun ucunda sezmeyen insan, ne dünyâyı anlamıştır, ne de ötelerden haber sezmektedir.

Gözlerimi dünyâya açtığım zamanki hâlimde kalmam mümkün mü?

Öyle kalmayı da kimse istemez inanın ki! Hep çocuklukta yaşamak...Ne eziyetli bir meşgale, değil mi?

Kimine göre yaşamak meşakkatli, kimine de o hâlde kalmak!....

Yâni, herkes, meşakkatsiz, külfetsiz nimet peşinde!...

Dertsiz, ezâsız, çilesiz, gamsız, sıkıntısız, aşk mı olurmuş!..

Olgun bir başak misâli, aşkın önünde eğilmeyen baş, baş mıdır ki ilhâmını aldığı güzellik menbaına râm olmasın!..

Sevdiklerimi, elbette ki, O'nun için seviyorum! O'nu sevdiğim için de onları...Anlayan anlar!..

Torunlarım olsaydı, şimdi onlarla oynardım...Dışardaki sıkıcı hava , inanır mısınız, bana hiçbir şey ifade etmiyor...Kar yağsaydı, elbette, beni daha mes'ut ederdi!..

Ey gönlüm! Gökkuşağı ol da renklerden bir demet sun bana!..Çisil çisil yağan yağmur damlalarına vuran güneş edâsına büründür beni!..

Ey, billûr billûr sepeleyen damlacıklar!...Ancak siz, beni fakîrlikten kurtarırsınız...Siz, cansınız!..

Beni çimdirin, çimlendirin, çevikleştirin, çelikleştirin, seviş ve sevilişle eşleştirin!...Hadi...Hadi...Hadi!...Acele edin!..

ÇAĞRI DERGİSİ, KASIM 2016, SF. 5-6

GAVİM GARDAŞ ÇABUK GEL

-Şahin Köktürk Kardeşime-

“ Ağlaram ağlar kimin/Derdim var dağlar kimin

Yüz yerden yaralıyam/Gezerem sağlar kimin”

(Kerkük Türküsü’nden)

Gavim gardaş, tez yetiş, özden vurdu hâin el;

El beklerem yıllardır, nerdesen sen çabuk gel!

Gel çabuk, yakılmışam, lâkin yıkılmamışam;

Beslediğim el ilen sırtımdan vurulmuşam!

Vurulmuşam sırtımdan, Türkmenem dedihçe men;

Meni vuran el idi, dün ellerimi öpen!

Öpen dün ellerimi, bugün, niçin baş yağı?

Yağı ki, şimdi ayân; o, emperyal uşağı!

Uşağı emperyalin; hem nankör, hem de hâin;

Hâinde yok merhamet kuşanmış çepçevre kin!

Gavim gardaş tez yetiş, canavardır her yanım!

Köz köz oldu yüreğim, Arş’a dek feverânım!

Biz Türkmeniz Gazetesi, 01.07.2013

NUR DAĞI (HİRA)

Ey Nur Dağı, Nur Dağı,

Mü'minin sürûr dağı!

Resûl'le inen kitab,

Şerefli gurur dağı!

İmdatlara yetişir,

Sevgi bulunur dağı!

Âlemlerin Rabb'inden,

Emîn olunur dağı!

Resûlü Ekrem ile

Kinden durunur dağı!

Seyrettikçe bu dağı,

Feyiz solunur dağı!

Zamanın her ânında,

Kur'ân okunur dağı!

Taşına,toprağına,

Nakışdokunur dağı!

Kötülükten,haseden,

Gönül korunur dağı!

Ey Nur Dağı,Nur Dağı,

Mü'minin sürûr dağı!

Mekke,18 Mart 2009

SAMSUN'DA SELÇUKLU NAKIŞLARI

Biri, uzaklardan el sallar durur...

Eller, uzanır ellere, yağmur yağmur.

Bereket Şah Câmii'nde merhamet, sabır...

Göğceli Câmii'nde nûr!

* * *

Güneş, yıldız, ay, hepsi de hasretlimdir...

Bir sevdâ yüklüdür kâinat, benliğimi savurur.

Kubbelerde, revaklarda her işleme, sevgilimdir.

Elimdir, emelimdir, gönül telimdir, dilimdir.

Bir sırlı muhabbettir, hayâllerimi kasıp kavurur.

* * *

Râyihadır, akın akın , Fergana'dan...Horasan'dan...

Şuûrumda renk renk seccâde , kalbimde öz vatan:

Pîr-i Türkistan Ahmed Yesevî, Yûsuf Has Hâcib, Kâşgarlı Mahmud'dan,

Bir mukaddes yürüyüştür, Anadolu'ya, kafile kafile.

Öyle bir yürüyüş ki, vâdilerden, başı dumanlı dağlardan,

Çıkıp geldiler binbir sıkıntı ile, ezâ ile.

* * *

Mahzûndu, içliydi fakat görkemliydi bakışları.

Bir başkaydı, vakurdu, sevinçten ağlayışları.

Tıpkı bir ulu ırmak gibi, süzülüşleri, kıvrılışları, akışları,

Her mekâna işâretti ilmek ilmek, göznûru Selçuklu nakışları.

* * *

Bir şanlı mâzîden güne döşenen, bu muhteşem iz:

Billûr gözelerden akan sudur, pırıl pırıl tertemiz.

Nice kutlu seferlerle beraberce gelmişiz.

Asâlet, adâlet, mahâret ve cesâretten yana,

Bir şahdamarı gözleyerek gözlerimiz!

* * *

Birer aşk mîmârıdır, saran, şimdi, gönlümüzü,

Kılıç Dede, Seyyid Kutbiddîn, Îsâ Baba.

Asîl bir dâvâya harman ettiler de özümüzü,

Dâvet ettiler bizi, ilme, irfana, ahlâka, âdâba!

* * *

Kale Câmii, Kurşunlu, Vâlide Sultan, Hacı Hâtun, Hançerli, Yalı...

Okur müezzinler, kaç asırdır, minârelerinden mübârek ezânı.

Gül kokulu seccâdelerde alnım, sevdâlı,

Dinlerim huşûyla, Kur'ân-ı azîm-üş-şân'ı !

* * *

Kim bilir ne sırlarla doludur gariplerin sînesi!

Kim bilir, nelere şahittir Taş Han, Bedesten, Sadi Tekkesi!

Ve Eski Samsun'un süsü, Saat Kulesi...

Selçuklu'dan, Osmanlı'dan şahlanan, Türk sesi!..

* * *

Seyre daldım ummân gönülle, bu yerleri...

Hiçbir şey gelmedi bana ırak.

Buldum, muhakkak ki, özlediğim seheri,

Baktıkça coştum , târihi omzumda taşıyarak!

* * *

Her zerre, bu diyârda, bana ebedî vatandır;

Dokundum onlara, tek tek, imrenerek, severek, sevinerek.

Burada her güzellik, Selçuklu'dandır, Osmanlı'dandır!

Mübârek mi mübârek!

* * * * *

Ve son kez; bir muştulu haberle coştu ahâli:

Vahîmdi , hem de pek çok, memleketin hâli.

Karanlıktı istikbâli ve büyüktü vebâli.

Sarmıştı herkesi, melâli ezmek hayâli.

Büyük emeldi milletin selâmeti, vatanın istiklâli.

Kucakladılar, muhabbetle, Samsun'da, Mustafa Kemâl'i...

Çocuk, genç, ihtiyar...Kadın, erkek!

Vatan tek, bayrak tek, millet tek, ülkü tek!

Daha ümitli, daha arzulu, daha kararlı, daha azimli...

Ellerde ay-yıldız bayrak , haykırarak, kükreyerek!

Gökte şanlı Türk bayrağı , tek yürek!

Görkemliydi, yeniden göğeren bakışları!

Alnımda Selçuklu, Osmanlı, Cumhuriyet nakışları!..

ÇAĞRI DERGİSİ, KASIM 2014

TÂRİHİN AYNASINDA

Evlâdım eline al haritayı;

Bak nerede Üsküp, nerde Urumçi!

Tanı Kafkasya'yı, seyret Altay'ı;

Gözlerimin nûru, kalbimin içi!

* * * *

Kerkük'ten Bakü'ye, Alma-Ata'ya

Doldur göğüsünü aşkla, bakarak!

Basıp nefes vermiş tam üç kıt'aya,

Ecdâdın, ufkunda mavi Gökbayrak!

* * * *

Parlasın gönlünde herbir Türk İli;

Işık ışık canda, Yesevî nûru.

Unutma Yûnus'u, hem Şeyh Şâmil'i...

Onların torunu Osman Batur'u!

* * * *

Dün, gürül gürüldü Tuna'nın suyu;

Ses verirdi Siri-Amuderyâ'ya!

Ve hilâlle coşan o sâf duyguyu,

Değişme, değişme bütün dünyâya!

BİZİM ECE DERGİSİ, ŞUBAT-MART 2004

VATAN

Hep vatan diyorsun, mukaddes ocak;

Ana kucağıydı atana vatan!

Olur mu yiğidim bu şirin toprak,

Yan gelip, uyuyup yatana vatan!

* * *

Düşünmeyip dünü, günü, yarını,

Haraç-mezâd gören bütün varını;

Kesip hayasızca şahdamarını,

Yol vermez kendini satana vatan!

* * *

Zarâfet timsali, ince mi ince;

İncinir o güzel, bir devinince.

Gönülden gelerek onu sevince,

Benzer gül endamlı sultana vatan!

* * *

Gel, üstünde aşkla gel dolaşalım;

Mâzî ve âtiyle kucaklaşalım.

Açık alınlarla asır aşalım;

Güler mi ona kaş çatana vatan!

* * *

Bir yol açılmalı düzgün-yepyeni!

Hiç kimse çıkmazsa al götür beni!

Eğer olmaz ise çokça seveni,

Ağlar için için vatana, vatan!

ERCİYES DERGİSİ, AĞUSTOS 2004

KAR YAĞIYOR

Kalktım baktım, öbek öbek

Penceremden, kar yağıyor!

Okşayıcı, sevdâlı, pek,

İpek ipek kar yağıyor!

* * * *

Beyaz beyaz billûr billûr,

İçimi ısıtan bir nûr.

Aşka tomur, gönle umûr

İpek ipek kar yağıyor!

* * * *

Aklımı aldım başımdan,

Uçtum sevdâlanışımdan.

Bilemedim, telâşımdan,

İpek ipek kar yağıyor!

* * * *

Emelindeyim güzelin,

Ağaçlar, duvaklı gelin.

Ezanlarla sabahleyin,

İpek ipek kar yağıyor!

* * * *

Beni doğuşlara çeken,

Bâzen geç, bâzen de erken,

Gönül yapan, gönül çelen,

İpek ipek kar yağıyor!

* * *

Bir tadımlık, gözede, su;

Kime kimden, söz ede, su;

Sevgili kim, göz ede, su;

İpek ipek kar yağıyor!

* * * *

Yakınlara, ıraklara,

Süt beyazı duvaklara,

İşlemeli revaklara,

İpek ipek kar yağıyor!

* * * *

Aşk bahsi ince incedir,

Yakışı pek derincedir.

Sevinci hep kendincedir,

İpek ipek kar yağıyor!

* * * *

Rabb'im, bu güzelliklerden,

Heves aldım ya ölmeden.

Tek kelime söylemeden,

İpek ipek kar yağıyor!..

Bizim Külliye Dergisi, Sayı: 70, Aralık-Ocak-Şubat 2016-2017, Sf. 48

RAMAZÂNNÂME

Muhabbet deryâsının aşk lezzeti sende var;

Aşkın hakikatinin muhabbeti sende var.

Tutuştu mu gönüller bir kez o kıvılcımla;

Saâdetin özünün bereketi sende var.

* * * *

Bütün coşan gönüller meşakkatten âzâde...

Gün olur elbet dolar ömre biçilen vâde.

Huzura yürünüyor; her şey Rabb'e âmâde;

On bir ayın şahlanan fazîleti sende var.

* * * *

Nûrunla kalbler doldu;bulutlar aralandı.

Milyonlar saf saf oldu; ardarda sıralandı;

Sevdâ yüklü kâinat seninle tuğralandı;

Ebedî yolculuğun saâdeti sende var.

* * * *

Dupduru bir pınarın suyuyla yunmak güzel;

Köşkünden pırıltılar, aşk ile, sunmak güzel.

İlâhîlerle gönle bir kez dokunmak güzel;

Sevginin çağıl çağıl zarâfeti sende var.

* * * *

Her kışın baharı var, gönlün baharı sensin;

Güzelliğin, çehrede, gerçek ayârı sensin.

İftar sofralarında sabrımın yârı sensin;

Benliğimin hoşgörü hürriyeti sende var.

* * * *

Câmiler; mahzûn, buruk sînelerin yunağı;

Sevdâ yüklü kalblerin en emîn barınağı.

Ezân nidâlarıyla kucaklayan her çağı;

Şefkatteki tevâzû azameti sende var.

* * * *

Gece-gündüz her ânın şükürlerle donanır;

Kâinat, sabahları, binbir hazla uyanır.

Cân, cânanın aşkına bilmem nasıl dayanır;

Evliyâ nefesinin her hikmeti sende var.

* * * *

Harâbeler içinde, gözler, ziyâ'nı arar;

Garipler, bîçâreler, sende mizânı arar.

Tövbenin sırlarında ân ân mânânı arar;

Anne hissiyâtının merhâmeti sende var.

* * * *

Dünyaya râm olamam, mevti dost edinemem;

Çok korkarım, mahveder, beni, kibrim-debdebem.

Çünkü âciz nefsimle çetindir mücâdelem;

Dertlerin merheminin inâyeti sende var.

* * * *

Ne kadar güzelsin ki,ayların sultânısın;

Ümit üzre olanın cânısın-cânanısın.

Titreyen dudaklara,hükümdâr irfânısın;

Sabah ezân vaktinin sükûneti sende var.

* * * *

Minâreler parıldar nazlı bir ihtişâmla;

Su akar, çiçek açar, yeni yeni ikrâmla.

Yıldızlar göz kırparlar asîl bir ihtirâmla;

Bülbülün, kurdun-kuşun, cemaâti sende var.

* * * *

Kuru kuru dudaklar, tiril tiril parmaklar...

Seninle cân bulurlar...Gürül gürül ırmaklar!

Bu ırmakta çimenler, ne kadar temiz-paklar;

Mânevî kâinatın tüm serveti sende var.

* * * *

Sözü güzel diyene, Hakk da yâr olur, inan!

Ona karşı koyana, her şey nâr olur, inan!

Seninle olmayana, dünya dar olur, inan!

İki cihân mülkünün emâneti sende var.

* * * *

Bu yolda âşık durmaz; âşık olan yorulmaz!

Bilinir ki; ummânlar, bulanmadan durulmaz!

Bataklık arazide sağlam bina kurulmaz;

Tevhîdde aşk devleti, asâleti sende var!

TÜRK EDEBİYATI DERGİSİ, ARALIK 2000

Kaynak: KAPSAMHABER
Yorumlar (0)
banner442