Alexa

Ülkü ve Aksiyon

Ülkü nedir? Aksiyon nedir? Ülkü insan için neler ifade etmektedir. Ülkü, Devlet için ne ifade eder? İdealleri olan, ülküsü olan Devletler ülkücüler yetiştirmek zorunda mıdır?

Ülkü ve Aksiyon

Ülküler her zaman milletlerin gelişim dinamosu olmuştur. İlerlemek, yükselmek ve büyük devlet olmak isteyen milletler ülkü sahibi olmak zorundadır. Gençlerini ülkücü olarak yetiştirmek mecburiyetindedir. Ülküsüz millet, ülküsüz devlet, ülküsüz siyaset, ülküsüz eğitim, ekonomi olmaz.

Herhangi bir insanın kendi aile çevresinde ve toplum hayatı içerisinde değerli bir yer edinebilmesi için bazı seçkinlik taraflarıyla bütünleşmiş haslet ve meziyetlerinin olması gerekir.

"Millet olmak şuuru, Millet olmak gururu "

Duygularnda soyluluk, duşüncelerinde berraklık ve yücelikler bulunması insanlara toplum hayatında daha da büyük bir önem kazandırır. Olumlu doğrultulardaki başarıları ise insanı, gerçekten daha da itibarlı ve saygıdeğer bir duruma getirir. Insan, üstünlük soylu güzelliklerle süslenmesini bildikçe daima ileriye gider; ilerledikçe de kendi gerçek kişiliğini bulur. Her yerde ve her mekanda herkesin aradığı, zaman zaman  özledıği ve hatta saygılar beslediği, hayranlık duyduğu bir insan olmak itibarını kazanır. Bu gibi insanlar, mensup bullundukları toplumun törelerine, örf ve geleneklerine, milli değer ölçülerine, dinlerine karşı son derece saygılı olurlar. Ruhsal yapılarında bozukluk bulunmaz; düşünce ve duyguları her bakımdan mükemmeldir. Daima iyıyi, güzeli ve doğruyu ararlar. Iyiye. güzele ve doğruya doğru bir kutlu yarış başlatılması için kendi toplumlarını harekete geçirirler; onlara yön, mânevi güzellikler, fikir üstünlükleri ve davranış, sağlamlıkları kazandırırlar. Bilirler ki, onlara millet olmak şuuru, millet olmak gururu ve milli kültürler verildikçe yaşadıkları toplumun bütün önemli sorunlannın toplumsal karışıklıklar sebebiyle meydana zorlukların hiç yüksünmeden üstesinden gelebilirler. Bu özellikleriyle kişiliklerini bulmuş, kazanmış kişiler ancak milletlerin lider kadrosunu meydana getirebilirler.

İnsan üstünde durmak...

Tarihte hiçbir milletin öncü ve Önder olmadan bağımsızlığına kavuştuğu, ordularının baş komutansız olarak zaferler kazandığı görülmemiştir. Bu sebeple toplumların her alanda ileriye gidebilmesi; büyük, etkili ve sürekli başarılar kazanabilmesi için bilenlere, önderlere ihtiyacı vardır. Türk tarihinde bunun sayısız örneklerini görmek mümkündür. önce insan üzerinde durmak zorundayız. İnsanımızı fikren geliştirmek, fazilet duyguları bakımından yüceltmek mecburiyetindeyiz. Onları eğitmeden, sağlam inanç ve kültürlerle beyinlerini, kalplerini ve ruhlarını nakış nakış örmeden hiçbir yere varamayız. Milletçe bunalımlara sürüklenir; çirkinleştirilmiş, yozlaştırılmış politikalarla milli çıkarlarımızı, insanlik haklarımızı bile koruyamayız.

Milli şuur

Kendi milli yapımızla var olmak felsefemize ters düşen politikalarla, öz yapısı bakımından yalan, ikiyüzlülük ve döneklik ilkeleriyle özdeşleşmiş siyaset anlayışlarıyla milletimizi hep yanlışlıklar komedisinin figüranları durumuna getiririz. Milletin ruhundaki özlü ve bilinçli tepkiler zamanla yok olur; olayları değerlendirmesinde bir olumsuzluk anlayışı etkisini gösterir. Artık, millet fertleri için manevi yapılanmanın, dini sorumlulukların, milli şuur uyanıklığının hiçbir önemi kalmaz. Vatan ve millet sevgisiyle yükselme, ileri gitme, çağdaşlıkta en ön saflarda yer almak ilkeleri fonksiyonunu yitirir. Milletimizin ve onun öz dokusunu, ana unsurunu teşkil eden insanlanmızın olayları sağlıklı bir şekilde değerlendirme hasletleri de, hiç farkına varmaksızın, ortadan kaybolur gider.

"Çirkinlikler ile soysuzluklara karşı bizim tavrımız ne olmalıdır?"

Bu durumda "Tüeli" olmayan "enteller" toplumu yozlaştırma daha da hızlandırarak milleti en hayat verici ve en gerekli değer ölçülerinden din,ahlak, gelenek ve milli kültürlerinden uzaklaştırarak bir "Epiküryenler" bataklığına doğru çekerler. Onu pisliklerle dolu kokuşmuşluk çukuruna gömerler. Artık, meydan onlarındır. Meydanlarda istedikleri gibi at koştururlar. Başarılarını kutlamak için toplantılar; garden partiler; esrarlı, kokainli ve eroinli, içkili, viskili, çılgınlıklarla dopdolu alemler yaparlar, şenlikler düzenlerler. İnsani, dini ve mlli bakımdan kutsal olan bakirelik ve iffet kavramlarını hafife alırlar. Nikahsız çok eşliliği; eş değiştirmelerini, şişe oyunlarını ve serbest evlilik kepazeliğini teşfik ederler ve uygularlar. Dinin değiştirilmez buyruklarını farz, vacip ve diğer vecibelerini çarpık mantıklarına göre yorumlayarak bir inanç kargaşası meydana getirirler. Milli duygularla hassasiyetleri gereksiz görürler. Askerliğin angarya bir göre olduğu propagandasını yaparak, bunun bozgunculuğa, vatansızlığa daha da beteri bayraksızlığa kadar gitmesini; her bakımdan anlamsız ve tutarsız boyutlar kazanmasını isterler. Çünkü bu kökten kopmuşların önderleri epükür, marks ve lenin'dir. Siyonist kökenli masonik kuruluşlar ve onların önderleridir. Şimdi sormak isterim, peki bu çirkinlikler ile soysuzluklara karşı bizim tavrımız ne olmalıdır?

"İlmi ile amel etmeyen alimler sırtına yük vurulmuş birer merkep gibidir."

Elbette, silkinerek, üstümüzdeki ölü toprağını atarak, kendi özlüğümüze: kendi öz benliğimize hiç zaman kaybetmeden ve yeniden şuurlu bir dönüş yapmamızdır. İnsanlığın ilmiyle, Türklük gurur ve şuuruyla, yüce İslam dininin ahlak ve faziletiyle umdelerini bütün davranışlarımızın mihenk taşı, özmayası ve itici, yaşatıcı gözü haline getirmemiz bunun içinde her şeyden önce her şaytan kendi insanlarımızı yarınların yöneticilri olacak, ülkenin ve devletin sorumluluklarını yürütecek gençlerimize milli şuur, milli gurur ve millet sevgisi konularında sağlam ve özlü kültürler vererek eğitmektir, yetiştirmektir. Onların ruhuna büyük idaalleri, büyük ülküleri aşılayarak, fikir ve düşüncelerini yüceltici, yükseltici ve her durum karşısında ileri götürücü dinamizmi kazandırmak gerekmektedir.Bu hususun gereğini eğer devlet ve eğitim kurumları düşünmüyorsa, planlamak ve programlamak ihtiyacını duymuyorlarsa, bu taktirde görev bu milletin ülkücü aydınlarıyla milliyetçi evlatlarına düşmektedir. Unutulmasın ki, ilmi ile amel etmeyen alimler sırtına yük vurulmuş birer merkep gibidir.

Ülkü orduları yetiştirmekle mümkündür.

Evet; insan diyoruz. Herşeyden önce, her yerde ve durumda insan diyoruz. Önce insanları eğitmek lazım. Önce insanları sağlam bilgilerle donatmak lazım. Önce insanlarımızı ilimde,teknikte, ahlak ve fazilette en yüksek prensiplere sahip olmalarını sağlamak lazım. Bu da her türlü yıkıcı ve kokuşturucu akımlarla etkilerden sarsılmayan, sendelemeyen ve yıkılmayan nesiller, genç ülkü orduları yetiştirmekle mümkündür. Milletine, milletinin törelerine, milletinin insanlık gururuna , milletinin manevi inançlarına bağlı ve saygılı gençlerin hayatımızın her safhasında , söz, ğüç , etkinlik ve aksiyon sahibi olmalarıyla mümkündür.

Milli görev

Yol budur; yani inanmışların, milli ülkülerin gerekliliğini Amektu gibi benimsemiş  olan genç irfan ordularının çığ gibi büyümelerinin, aksiyoner olmalarının yolu budur. Daha da önemlisi milletin ve devletin kaderinde kesin söz sahibi olmalarının yolu budur. Sürüp gelen ve devam edip gelişmekte olan kokuşmuşluk akımlarının tahribinden eğer varlığımızı, milli bağımsızlığımızı, kültur ve manevi inaçlarımızı koruyup kurtarmak istiyorsak böyle bir yola baş vurmamız bir zarurettir Zaruretten de öte kazaya bırakılmaması gereken milli bir ibadettir. demek oluyor ki, milli duygularan nakış nakış ördüğü, ve milli hars ve kültürün  iplik iplik dokuduğu milli inanç ve duyguların yonlendirdiği bir ruhla kutsal hedeflere doğru yılmadan yuksünmeden ve yorulmadan yürümek, hatta onlara doğru koşmak en başta gelen milli görevimizdir, insanlık borcumuzdur; Türklük ve müslümanlık borcumuzdur. Bilelim ki bu yol ülkü yoludur. Ülkücü, mefküreci ve itibarlı aksiyon adamı olmanın yoludur.

Nurettin Pakyürek / ÜLKÜ ve AKSİYON

KAPSAMHABER

Güncelleme Tarihi: 20 Eylül 2018, 00:10
YORUM EKLE