Alexa

Alanya'da Turistik Yerler

Alanya'da Turistik ve tarihi yerler haberimizde bulunmaktadır, 1. Alanya Kalesi, Damlataş Mağarası, Kızıl Kule, Dim Mağarası, Fosforlu Mağara, Alanya Atatürk Evi Müzesi, Dim Çayı Damlataş Plajı, Arkeoloji Müzesi, Sapadere Kanyonu, Alara Kalesi, İncekum Plajı, Kleopatra Plajı, Alanya Limanı, Seyir Terası...

Alanya'da Turistik Yerler

Antalya İlinin Alanya İlçesi tüm dünyaca tanınıyor. Türkiye'nin en önemli turizm merkezlerinden biri olan Alanya, Antalya Havalimanı 124 km, Gazipaşa Havalimanı ise 42 km uzaklıktadır. Anadolu Selçuklu Hükümdarlarından 1. Allaaddin Keykubat’ın (1200-1237) kaleyi kuşatıp alması ile Türkler'in egemenliğine girmiş ve şehrin ismini Alaiye olarak değiştirilmiştir. 

 Alanya Kalesi:

Surlarının uzunluğu 6,5 kilometredir. Denizden 250 metre yükseklikte olan Alanya Kalesi tek Selçuklu kalesidir. Alanya'da tersanenin arkasında üç yanı denizle çevrili kale 1955 yılında onarıldı. 1225 yılında Roma kale kalıntılarının yerine Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat, Halepli Reha bin Ebu Ali'ye yeni bir kale yaptırdı. Alaiye beyleri döneminde değer kazanan bu kale, 1471 yılında Osmanlılar tarafından alındı. 83 kule ve 140 burca sahip üç sıra surlarla çevrili kalenin  iç ve dış kale bölümlerinden oluşuyor. Aya Yorgi Kilisesi (Darphane), Kanuni Sultan Süleyman Camii, Akşabe Sultan Türbesi, Selçuklu Hamamı, Arasta, Bedesten, Sitti Zeynep Türbesi, Sultan Alaaddin Sarayı, irili ufaklı
sarnıçlar, deniz feneri, adam atacağı ve zindandan oluşan kale başlıbaşına bir hazinedir.

Darphane:

Uzunluğu 400 metreyi bulan sarp kayalıklardan oluşan Cilvarda burnu üzerindeki yapılardır. Halk arasında “darphane” olarak biliniyor. 11. yüzyıldan kalma taş yapılardan birisi küçük bir kilisedir, diğerinin ise manastır olarak kullanılma ihtimali bulunmaktadır. Denizden çıkış ise zor ve tehlikelidir. Gerek iç kaleden seyredildiğinde gerekse denizden teknelerle burnu dönerken etkileyici bir görüntüsü vardır.

Aya Yorgi Kilisesi (Hagios Georgios):

İki ayrı görüşe göre M.S. 6 veya 11. yy.’da yapıldığı sanılan Bizans devrine ait küçük bir kilisedir. Dini önemi artınca zaman içinde piskoposluk haline getirilmiştir. Selçuklulara ait olmayan kaledeki tek eser ve Alanya’nın Türk-İslam dönemi öncesinden günümüze ulaşabilen ender bir yapıdır. Kale ile birlikte bir bütün olarak koruma altına alınmıştır.

Akşebe Sultan Mescidi ve Türbesi:

Kale camiinin 100 metre ilerisinde bulunan mescit, 1230 yılında Alaattin Keykubat’ın ilk kale komutanı Akşebe Sultan için yaptırılmıştır Yakın zamanda onarılan mescidin dışı kesme taştan yapılmıştır. İçi ve kubbesi tuğla ile örülmüştür. İki odadan oluşan yapının bir odası mescit diğer odası Akşebe Sultanın mezarının bulunduğu türbedir. Ayrıca türbede 3 tane mezar daha vardır. Kitabesinde “Tanrı yerin ve göklerin gaiplerini bilir. Allah’ın mescitlerini ancak O’na ve ahiret gününe inananlar imar ederler. 1230 yılında yüce sultan Alaaddin’in günlerinde Tanrı’nın rahmetine muhtaç zayıf kulu Akşebe yaptırdı” yazmaktadır.

Alaaddin Camii: Kale Camii

Sultan Süleyman Camii adları ile anılan eserin 1231 yılında Sultan Alaaddin tarafından yaptırıldı. Kanuni Sultan Süleyman tarafından 1530–1566 yılları arasında yenilenen moloz taş duvarlı, kubbe kasnağının yapısında kesme taşların kullanıldığı, iç mekanı sekizgen kubbe kasnağı üzerine oturan bir camidir. Caminin kapı ve 14 adet pencere kapakları Osmanlı dönemi oyma işçiliğinin en güzel örneklerindendir.

Emir Bedrüddin (Andızlı) Camii:

Günümüzde kullanılan adını hemen yanında bulunan andız ağacından alan bu camii 1277 yılında Emir Bedrüddin tarafından yapıldı. Bitişiğinde kendisine has mimarisiyle yapılmış çok yüksek olmayan minaresi yer alır. İlçenin
tophane mahallesinde bulunan bu camiye kızıl kule yanından aşağı kapı yoluyla ulaşılması mümkün olmaktadır.  Selçuklulara ait birçok özelliği birden taşıyan en eski camilerdendir.

Alaaddin Keykubat Sarayı:

İç kalenin en yüksek yerinde kurulmuştur. Sarayın sadece kalıntıları mevcuttur. Sarayın hemen yanında askerlerin kışla olarak kullandığı sanılan bir yapı vardır.

Selçuklu Hamamı:

Alaaddin Keykubat tarafından yaptırıldığı tahmin edilen ve iç kalenin doğusundaki burçların yanında, kırmızı tuğla ve harçla yapılan tek kubbeli ve sekiz yüzlü hamamdır. Külhanı iç kale tarafında yer almaktadır. Suyu iç kaledeki büyük sarnıçtan künkler ile getirildiği anlaşılan hamam Selçukluların temizliğe ve sağlığa verdiği önemin bir abidesidir.

Bedesten ve Arasta:

Kale camiinin güneybatısında yer alan Arasta'nın han olduğuna dair iddialar vardır. Arastanın hemen yanında bulunan 13 metre genişliğinde 35 metre uzunluğunda bir bedesten vardır. 26 odası ile bedesten olarak bilinen hanın ise çarşı olabileceği öne sürülmektedir. Bu bedestenin çarşı olabileceği gibi kalenin malzeme deposu olabileceği de ileri sürülmektedir Her iki eserin de 14-15. yüzyıllarda Karamanoğulları tarafından yapıldığı sanılmaktadır.

Sarnıçlar:

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde sarnıçlar şehri olarak adı geçen Alanya'da kale ve çevresinde yaşayan halkın su ihtiyacının karşılanması için kale içinde irili ufaklı 420 sarnıcın yaptırıldığı tespit edilmiştir. Bu sarnıçlar içinde en önemlisi Akşabe Sultan Mescidi ile Bedesten arasında 22,5 metre boy ve 13 metre genişliğindeki Mecduddin sarnıcıdır. Bu Selçuklu Türklerinin mimari yanında alt yapıya verdikleri önemin en güzel örneklerinden birisi olduğu belirtilmektedir.

Deniz Feneri:

1720 yılında Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılan fener bugün de hala iki binasıyla görevini yerine getirmektedir.

Sitti Zeynep Türbesi:

Damlataş mağarası yolundan kaleye gidilen yol üzerinde bulunan bu türbenin ne zaman yapıldığı ve Sitti Zeynep hakkında kesin bir bilgi mevcut değildir. Selçuklu döneminden kaldığı sanılmaktadır. Kanuni döneminden kalma vakıf kayıtlarında adı geçmektedir. Ankara’da Kuyud-u Kadime arşivinde 172 nolu kayıtlı Kanuni devrine ait İlyazı defterinde ve İstanbul Başbakanlık Arşivi 166 nolu vakıf İcmal defterinde Vakf-ı Sitti Zeynep bin’t Zeynülabidin olarak geçmektedir. Bir eren olduğu sanılan Sitti Zeynep’in türbesi Alanya ve çevreden gelen kişiler tarafından ziyaret edilmektedir. 

Adam Atacağı:

Kalenin kuzeydoğusunda 250 metrelik uçurumun üstünde 15 metre derinlikte bir zindanın bulunduğu yerdir. Bölgede anlatılan bir rivayete göre "Bizans devrinde iki suçlunun burada güreştirilip, mağlup olanın hasmı tarafından denize atıldığı, yenen suçlunun ise buradaki zindandan bir süre sonra çıkarılarak son bir şans tanındığı, eline verilen üç taştan birini denize düşürmesi halinde af edildiği, beceremez ise çuvala konup kayalıklara veya mancınık ile denize atıldığı" yerdir. Atılan taşın hava akımı ve yer çekimi nedeniyle denize düşürülmesinin çok zor olduğu bir yerde, günümüzde bu rivayetten kaynaklanan dilek tutarak taş atma geleneği yabancı ve yerli turistler tarafından sürdürülmektedir.

Ehmedek:

Bizans döneminden kaldığı sanılan küçük kalenin yerine Selçuklu döneminde “Orta Kale” olarak yeniden inşa edilmiştir. Giriş kapısındaki kitabeden 1227 yılında yapıldığı anlaşılmaktadır. Adını Selçuklu döneminin inşaat ustası “Ehmedek”ten aldığı sanılmaktadır. Orta kalenin içindeki üç sarnıç günümüzde de kullanılmaktadır. Kale duvarlarında Selçuklu döneminden kalma gemi resimleri vardır.

14- Kızıl Kule:

Kentin liman kısmına egemen olan bu sağlam kuleye adını, koyu kırmızı renkli taşlar verir. Klikia'lı korsanlardan kalma eski bir kale kalıntısının yerine 1226 yılında Alaaddin Keykubat döneminde yaptırılmıştır. Üç adet kitabesi bulunan kulenin kapı yazıtında Sinop kalesini de yapan Halepli Ebu Ali Reha El Kettani' nin eseri olduğu yazmaktadır. iki kitabede Alaaddin Keykubat'a methiyeler bulunmaktadır. Tersanenin bekçisi olan kule 1951-1953 yılları arasında köklü bir restorasyon yapılarak etnoğrafya müzesi olarak ziyarete açılmıştır. Üç ayrı kuleyi ve üst kaleyi çevreleyen uzun bir duvarla bağlanır. Kule bir benzerinin bulunmaması ve limandaki heybetli görüntüsü ile Alanya'nın sembolü olmuştur.

Selçuklu Tersanesi:

Sultan Alaaddin Keykubat'ın Alaiye'yi almasından sonra Akdeniz filosunu oluşturmak için 1227 yılında yapımına başlanmıştır. Kızıl Kulenin güneyinde deniz kıyısında beş gözlü olarak inşa edilmiştir. Günümüze ulaşan yegane Selçuklu Tersanesidir. 56.5 metre uzunluğu ve 44 metre derinliğinde üzeri tonozlarla örtülü olan tersanenin her gözü 7.7 metre genişliğinde 42.3 metre boyundadır. Daha önce Karadeniz’de Sinop tersanesini yaptıran Alaaddin Keykubat Alanya tersanesi ile iki denizin sultanı adını almıştır. Tersanenin girişindeki yazıt, Sultan Keykubat’ın armasını taşır ve rozetlerle süslüdür.

Selçuklu Tophanesi:

Tersanenin bitişiğinde denizden 10 metre yüksekliğinde bir kayaya tersaneyi korumak amacıyla yapılan Tophane bulunmaktadır. 1227 yılında kesme taştan imal edilen üç katlı ve dikdörtgen planlı yapıda aynı zamanda savaş gemileri için top döküldüğü bilinmektedir.

17- Selçuklu Medresesi:

Selçukluların yazlık başkent olarak kullanıldı. Alanya'da Sultan Alaaddin Keykubat tarafından 1232 yılında Obaköy beldesinde bir tepe üzerinde yaptırıldı. Medresenin batı cephesindeki girişi Selçuklu motifleri ile süslüdür. 

Alara Kalesi:

Alanya’nın 37 km. batısında denizden 9 km. içeride Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1232 yılında yaptırıldı. Alara Kalesi Alara Hana gelen yolcuların ve İç Anadolu'ya giden yolun güvenliğini sağlamıştır. Alara hanına sekiz yüz metre mesafede; yapılan kaleler arasında inşaatı en zor olanlardan biridir. Kalenin yüksekliği 200 ila 500 metre arasında değişmektedir. Kaleye yüksek basamaklarla çıkılan sol duvar üzerindeki bir giriş tüneli ile girilir. Kayalar oyularak tünelden yollar yapılmıştır. Uzun yıllara rağmen değişik ince yapı şekli ile kervansaray ve kale güzelliğini koruyan Selçuklu eserlerindendir.

Hasbahçe Köşkü:

Alaaddin Keykubat'ın Alaiye'yi almasından sonra kışları geçirmek için Torosların eteğinde inşa edilmiştir. Yakınında 1000 yıllık bir tarihi çınar ile Sultan Kılıçarslan tarafından yaptırılmış iki ağızlı bir çeşme vardır. Günümüzde mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

Hıdrellez Kilisesi:

Alanya merkezine 10 km. mesafede Hacı Mehmetli köyü sınırlarında Hıdır İlyas mevkiindedir. Akdeniz’i gören bir yamaç üzerine 19.yy. başlarında kurulduğu sanılmaktadır. Günümüzde de Hıristiyan ve Müslüman ziyaretçiler tarafından ibadet amacıyla kullanılmaktadır. Çatısı kagir, duvarları taş ve küçük apsisi olan kilise dikdörtgen planlıdır. Kilisenin 1973 yılında onarım gördüğü kitabesinden anlaşılmaktadır. Alanya Müzesinde Grek Alfabesi ile Türkçe (Karaman Lehçesi ile) yazılan kilise, Alanya’da yaşayan ve Türkçe konuşan ortodoks Türklerin 1924 yılındaki mübadelede Yunanistan’a gitmeleriyle kapanmıştır. 

Alarahan:

Alanya - Manavgat sınırını teşkil eden Alara çayından adını alan Alarahan denizden 9 km. içerdedir. Alanya'nın 35 km. kuzeybatı istikametine düşen han tamamen kesme taşlardan 2000 metrekarelik bir alan üzerinde yapılmıştır. Türk yapı sanatının güzel bir örneği olan hanın en büyük özelliği diğer hanlarda avlular hep ortada yer aldığı halde bu handa dış duvarın kenarındadır. Sultan Alaattin Keykubat’ın diğer kitabelerde kendini "Kara ve iki denizin sultanı, müminlerin emiri, Arap ve Acem ülkesinin sahibi" olarak gösterirken bu kervan sarayın kitabesinde dikkati çeken nokta kendini "Rum, Şam, Ermeni ve Frenk memleketlerinin de fatihi" olarak göstermesidir. 

Şarapsa (Serapsu) Hanı:

Antalya karayolunun 15. kilometresinde Serapsu deresi kıyısında yolun hemen üst tarafında yaklaşık 15 metre en ve 70 metre boyundaki alan üzerine kurulan bir Selçuklu eseridir. Kuzey yönündeki görkemli kapısının üzerinde dört satırlık bir kitabesi vardır. Sultan Alaaddin Keykubat'ın oğlu Gıyaseddin Keyhusrev zamanında (1236–1246) yaptırıldığı yazmaktadır. Hanın üzerinde kale burçlarında bulunan türden dışardan girilmesi mümkün olmayacak şekilde mazgallar vardır. Han gerektiğinde kale gibi kullanılmak üzere yapıldığı görülmektedir. İçi boydan boya bir dehliz şeklinde bulunan hanın doğu yönünde bir de mescit bulunmaktadır. Gece konaklayanlar için hayvanlar ile insanlar arasında küçük bir yükselti vardır.

Kargı Han:

Alanya'nın batı kesimindeki kargı çayının kuzeyinde olan hanın kitabesi olmadığı için yapım yılı ve şekli hakkında fazla bir bilgi mevcut değildir. Han 46 metre eninde ve 50 metre boyundadır. Romalılar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından kullanılan Antalya-Beyşehir- Konya yolunun kesik bel mevkiinin dip kısmında yer alan bir kervansaraydır. Kapının karşısında taştan oyulmuş sabit hayvan yemlikleri vardır. Han ana yoldan uzak olduğu için çok harap ve bakımsız bir durumdadır.

Syedra Antik Kenti:

Alanya'ya 18 km. uzaklıkta Mersin yolu üzerinde İshaklı köyü sınırları içindedir. Syedra MÖ. 7.yy’da tarih sahnesine çıkmış ve varlığını 13.yy.’a kadar sürdürebilmiş bir kenttir. Helenistik çağa ait oldukça harap olan kalıntılar arasında hamam, revaklı yol, fresko izleri taşıyan mezarlar ve bir sarayın kalıntıları bulunur. 1891 yılında Heberdey ve Wilhelm tarafından ziyaret edilmiştir. Syedra bölgedeki anti korsan mücadelelerine katılmıştır. G. Bean ve T. Mitford'un bulduğu ve Roma İmparatoru Septimus Severus’un MS.194 yılında kente gönderdiği teşekkür mektubundan hazırlanan bir yazıt Alanya müzesinde sergilenmekte ve imparator kente saldıran haydutlar ve dinsizlere karşı direnen Syedra halkını kutlamaktadır.

Leartes Antik Kenti:

Dağlık Klikia'nın bir diğer önemli kenti de Toroslarda Dim vadisi ağzında yükselen Cebel-i Reis dağının 850. metresinde kurulmuş olan Leartes antik kentidir. Alanya'ya 25 km. doğusunda kuruludur. İç kesimde bulunmasına rağmen kentin limanı da mevcuttur. Leartes’te bulunan MÖ. 7.yy’a ait ve üç yanı Finike dilindeki yazıt Alanya müzesinde sergilenmektedir. MS. 1. ve 3. yüzyıllar arasında en parlak devrini yaşamıştır. Kentin adının Leartes olduğu Vespasian'a ait bir heykel kaidesindeki yazıttan anlaşılmaktadır. Kentin batı kesimindeki düzlükte yer alan sportif yarışmaların yapıldığı Agora'nın batısı dükkan sıraları, güneyi hamam, kuzeyi Exedra ile sınırlıdır. Batıda 13 adet dükkan kalıntıları görülmektedir. Yanında bulunan Caracalla'nın heykelinden ona ait olduğu ve Exedra'nın MS. 211-217 yılları arasında yapıldığı tahmin edilmektedir.

26- Iotape (Aytap) Antik Kenti:

Alanya’nın 33 km. doğusunda ve Akdeniz kıyısında yer alır. Kentin adı MS. 38-72 yılları arasında yaşamış olan Kommanege kralı IV.Antiochus’un karısı Iotape’den gelmektedir. Roma imparatorları Trajanus’tan Valerian’a kadar antik çağda kent kendi adına sikke basmıştır. Denize doğru uzanan yüksekçe bir burun, kentin akropolü durumundadır.
Kentin yapıları büyük ölçüde tahrip olmuştur. Akropolün karaya bağlandığı vadide liman caddesi vardır. Caddenin iki yanında üç basamaktan oluşan krepis bulunduğu ve bunların arasında yer yer heykeller olduğu kaidelerden anlaşılmaktadır. Kentin ayakta kalabilen en belirgin yapısı hamamdır. Hamama ait kanalizasyon sistemi günümüze kadar korunmuştur. 

Selinus:

Alanya’nın 45 km. doğusunda küçük bir yarımadanın yamacında kurulu antik çağ kentidir. Kentin tarihi MÖ.6 yy.’a kadar uzanmaktadır. Roma imparatoru Trajanus, Doğu Akdeniz’de Part seferinden dönerken hastalanarak geldiği bu kentte MS.117 yılında ölmüş ve külleri Roma’ya gönderilmiştir. Kent bir dönem Trajanapolis adını almıştır. Yarımadanın surlarla çevrili tepesinde kentin akropolü ve bir sarnıç vardır. Kentin agorası deniz kenarında bulunmaktadır. 13.yy. Selçuklu döneminde kırmızı zikzak motiflerle süslenmiş bir av köşküdür. Bu yapının da antik çağdan kaldığı ve imparator Trajanus’un anısına yapılmış bir mezar olduğu sanılmaktadır. Akdeniz’e akan Selinus çayı çevresinde su kemeri kalıntılarına rastlanmaktadır. Kentin iki hamamından birisi kayalık yamacın denize indiği kesimdedir. Tiyatro yıkılmıştır. Kentin nekropolündeki mezarlar birer anıtsal yapı olarak Kilikya bölgesinin ölü gömme geleneklerini en güzel biçimde ortaya koymaktadır.

Nephelis:

Alanya’nın 55 km. doğusunda Muz köyü sınırları içinde denize doğru uzanan yüksek bir tepenin üzerindedir. Tepenin en yüksek noktasında antik kentin akropolü ve orta çağdan kalma kale surları vardır. Roma döneminden kalma tapınak alınlık seviyesine kadar korunmuş bolarak günümüze gelmiştir. Nephelis odeonu, su sistemi, kireç taşı ocağı ve nekropol alanı ile tipik bir dağlık Kilikya kentidir.

Adanda - Lamus:

Alanya’nın 55 km. doğusunda Adanda köyünün 2 km. kadar kuzeyindedir. Kent yüksek ve sarp bir dağın zirvesini oluşturan iki tepenin üzerinde kuruludur. Bu da kentte iç kalenin varlığını göstermektedir. İki tepe
arasındaki düz alanda kentin agora, çeşme, tapınak gibi yapı kalıntılarına rastlanmaktadır. Kentin
iki tapınağından biri Roma imparatorlarından Vespasianus öteki Titus adına yapılmıştır. 

Antiocheia Ad Gragum:

Alanya’nın 60 km. doğusundadır. Antik çağda dağlık Kilikya olarak bilinen bölgede ve Akdeniz kıyısındadır. Kent adını MS.1 yy.’da yaşamış Kommanege Kralı IV. Antiochus’dan almaktadır. Kentin kalıntıları üç yükselti üzerinde bulunur. Birinci bölümde sütunlu cadde, agora, hamam, zafer takı ve kilise kalıntıları görülebilir. İkinci bölüm, Kilikya
bölgesine özgü mezar yapılarının bulunduğu nekropol alanıdır. Üçüncü bölüm ise denize uzanan sarp kayalar üzerindeki orta çağ kale kalıntılarından oluşur. Kentin kuzeyinde Triconchos adı verilen üç duvarı apsis şeklinde ve dini işlevi olduğu sanılan bir yapı yer alır.

31- Hamaxia (Sinek Kalesi) Antik Kenti:

Alanya'ya 12 km. mesafede Elikesik köyü sınırlarında kalmaktadır. Antik çağda Pamfilya bölgesi içindeki kent için dönemin coğrafyacısı Strabon gemi yapımında kullanılan sedir ağaçlarının çok olduğunu yazmaktadır. Kent Roma öncesi yerleşime açılmıştır. Hellenistik dönemin özelliklerini de taşıyan kentin önemli kalıntıları arasında önünde havuzu ile antik bir çeşme vardır. Yarım daire planlı, oturma sıraları halen ayakta duran ve 11 yazıtla donatılmış geniş bir exedra, dini yapı kompleksi ve surlar arasında bir nekropol bulunur. Kentte bulunan yazıtlardan birisinde haberci tanrı Hermes’in sembolü Kaduceus’un işlenmiş olması, Hermes adına bir tapınağın varlığını göstermektedir. Kent MS. 2 ve 3.yy.’da
Koorakesion’a (Alanya) bağlı olarak varlığını sürdüren küçük bir yerleşimdir. Hamaxia'da oldukça iyi korunmuş surlar, çeşitli ev kalıntıları, geç dönemde kiliseye çevrildiği sanılan büyük yapı, kule, MS.1. yy.’a ait izleri gösterir. Kalıntılarda Roma ve Bizans dönemlerine ait özelliklere de rastlanır.

Colybrassus (Ayasofya):

Alanya’nın 30 km. kadar kuzeybatısında ve Toroslarda Roma döneminden kalma bir kenttir. Çevreye dağılmış durumda çok sayıda yazıt, kent tarihine ilişkin önemli bilgiler içermekle birlikte, ayrıntılar henüz gün ışığına çıkmamıştır. Günümüze kadar ayakta kalan kalıntılar arasında köşe başlığı İyon tarzında tapınak, nekropoldeki lahitler ve bir kayaya oyulmuş mezar sayılabilir. Kentte ayrıca odeon, kuleli kent duvarları, exedra, konut kalıntılarından örnekler görülebilir. Antik kentin bir başka adı da Ayasofya’dır.

Pisarissos (Esentepe):

Alanya’nın Karaboynuzlar köyü sınırları içerisinde Hisar tepe denilen mevkide yer almaktadır. Kentte bulunan bir yazıt nedeni ile Pisarissos olarak adlandırılmıştır. Küçük bir yerleşim niteliğindeki antik kent surlarla çevrilidir. Yapıların
fonksiyonları tam olarak belirlenememektedir. Ancak zirvede yer alan anıtsal nitelikteki bir yapı kalıntısı ve zeytin işleme yeri dikkati çekmektedir.

Marassos (Büyükpınar):

Alanya’da Demirtaş Beldesi Büyükpınar köyü yakınlarında Asar tepe mevkiinde yer almaktadır. Alanya’nın kuzey-doğusunda 26 km. mesafededir. Antik kent deniz seviyesinden 670 metre yükseklikte bir tepenin üzerindeki iki yükselti ve yamacında yer almaktadır. Kalıntılardan kentin hellenistik izler taşıdığı görülmektedir. Antik kent Bean ve Mittfort
tarafından 1964–1968 yıllarında gezilmiş ve kentte buldukları iki yazıttaki Marasseon kelimesi nedeni ile Marassos olarak adlandırılmıştır.

Justinianopolis (Karaburun):

Alanya’ya 40 km. uzaklıkta ve Alanya-Antalya karayolu ile deniz arasında yer almaktadır. Burası bugün Karaburun olarak anılmaktadır. Roma dönemi eseri olan antik kentin merkezi fazla yüksek olmayan bir tepenin üzerinde kurulmuş olup denize kadar uzanmaktadır. Sur duvarlarını, mezar ve diğer yapılar ile beraber su kemerlerini görmek mümkündür. Hamam yakınlarındaki antik kaynak kentin ilginç unsurlarından birisidir. Şehir bir de limana sahiptir. Kente adı Bizans imparatoru Justinianus’a atfen verilmiştir. 36- Ptolemaios (Fığla): Bugünkü Fığla olarak adlandırılan yarımada üzerinde kurulmuştur. Roma dönemi antik kentlerinden birisidir. Fazla engebesi olmayan düz bir alanda konumlanmıştır. Çok tahrip edilmiştir ve yüzeyde pek eser görülememektedir. Aynalı göl olarak bilinen antik liman günümüze ulaşan en önemli kalıntıdır.

Augae (Konaklı):

Antalya-Alanya devlet karayolunun hemen sağ tarafında yol ile deniz arasındadır. Geç Roma döneminde kurulmuştur. Yapılar oldukça harap durumdadır. Kentin akropolünün doğu tarafının bir kısmı yok olmuştur. Luwi ve Helen dilleri ile bağlantısı olan Augae’nin Ana Tanrıça Tapınağı anlamına geldiği sanılmaktadır.

Naula (Mahmutlar):

Mahmutlar beldesi Örenardı mevkiinde bulunan ve Alanya- Gazipaşa kara yolunun kuzeyinde bir km. kadar içeride bir tepecik ve eteklerinde kuruludur. Moloz taş ve harç ile yapılmış iki kilise ve yapı kalıntıları vardır. Ayrıca sur izleri de görülmektedir. 19. yüzyılda kenti gezen seyyahlardan W. Heberdey burada 9 adet kilise kalıntısı gördüğünü yazmaktadır. Kent ayrıca Leartes antik kentinin limanı görevini de görmüştür.

Cibra (Kibra) Harabeleri: 

Alara kalesinin yakınındaki bu ören yerinin ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinmemekle beraber MÖ 1. veya 2. yüzyılda burada basılmış olduğu sanılan paraların üstünde adının rastlanmasının dışında fazla bir bilgi yoktur.

Gülefşan Kalıntıları:

Alanya'nın 5 km. doğusunda Oba köyü mevkiindedir. Kale kalıntıları mevcuttur. Tarihiyle ilgili fazla bir şey bilinmemektedir.

Korsanlar Mağarası:

Alanya limanından yarımadanın güneyine doğru gidilirken karşılaşılan ilk mağaradır. Deniz motoruyla 10 metre genişliğinde ve 6 metre yüksekliğindeki bir girişten içine girilebilen mağara kuzeye doğru genişlemektedir. Eskiden içinde kaleye kadar giden gizli bir yol olduğu söylenen mağarada deniz içindeki kayaların renkli taşları ilginç görüntüler
oluşturmaktadır.

Aşıklar Mağarası:

75 metre uzunluğundaki çift girişli bu mağarada zamanında esir kızların ve ganimetlerin saklandıkları söylenmektedir.

43- Fosforlu Mağara:

Damlataş mağarası tarafındaki üçüncü mağaradır. Küçük bir kayıkla içine girilebilen bu mağara, yapı ve görüntü itibariyle jeolojik değeri olan ilginç bir tabii güzelliktir. Geceleri içi çok aydınlık olan mağaranın fosfor parıltıları gündüzleri de fark edilmektedir.

Damlataş Mağarası:

Mağaranın bu günkü yeri 1948 yılında iskele inşaatında kullanılmak üzere taş ocağı olarak tespit edilmiştir. Dinamit ateşlemesi sonucu ortaya çıkan mağarada ilk araştırma Galip Dere tarafından yapılmıştır. Giriş kısmında 50 metre uzunluğunda geçit bulunan 14 metre çap ve 15 metre yüksekliğinde bir mağaradır. Silindir şeklinde bir boşluğa sahip olan mağara 15000 senede oluşan dikit ve sarkıtlara sahiptir. Birinci zamanda, permiyen devrine ait azı kristalize kalkerdir. Sarkıtlardan damlayan sular nedeniyle Damlataş adını almıştır. % 95 rutubet, 22 derece değişmeyen ısı, 760 mm sabit basınç, % 20,5 oksijen bulunduğu saptanan mağaranın astım hastalığına da iyi geldiği düşünülmektedir. Mağara şifa ve turizm amaçlı olarak kullanılmaktadır. 
sahiptir.

Hasbahçe Mağarası:

Hasbahçe mahallesi iniş dibi mevkiinde Alanya'ya 4 km. mesafede bulunmaktadır. Damlataş mağarasından 4-5 kat daha büyük olan mağaranın oluşumu hakkında bilimsel anlamda bir çalışma yapılmamıştır.

Dim Mağarası:

Mağara Deniz seviyesinden 232 m yükseklikte olup, 1691 m yüksekliğindeki Cebel Reis Dağı'nın batı yamacında yer alır. Alanya'dan Dim Mağarası'na Kestel  Beldesi üzerinden, Dim Çay vadisinden ve Kestel Beldesi üzerinden asfalt yollarla ulaşılabilir. Dim Mağarası eski çağlardan beri bilinmekte ve bir bölümü çevre halkı tarafından barınak olarak
kullanılmakta idi. Mağara bilimcileri tarafından ölçümleri yapılıp ortaya çıkarılması ise1986 Yılında oldu.Dim Mağarası doğal ve karstik bir mağaradır. Karbonik asit (H2Co3) ce zengin yağmur ve kar sularının kırık zonu boyunca Kireçtaşı
kayalarını eritmesi sonucu oluşmuştur. Mağaranın oluşup gelişmesinde tektoniğin de katkı sağladığı düşünülmektedir. Dim Mağarası Orta Toroslardaki Cebel Reis Dağının ana kütlesini oluşturan Alt Paleozoyik Yaşlı az metamorfik kristalize olmuş çok sert ve çok kalın tabakalı gri- koyu gri renkli kireçtaşı formasyonunun içindedir. Mağara, KB - GD doğrultusunda uzanan bir kırık zonu üzerinde gelişmiştir; 150 m yakınında Dim Çayı Vadisi yer alır. Kireçtaşlarının alt seviyeleri şistlerle ardalanmalı olup en altta formasyon tamamen şistlere dönüşür. şistler ince tabakalı levhamsı kırıklı
olup, suda erimez ve geçirimsiz kayalardır. Toros Dağları genç Alpin Dağ Kuşağındadır ve günümüzdeki yüksekliklerine 4. Jeolojik zamanın 2. yarısında Plio- Pleistosen dönemindeki şiddetli düşey tektonik hareketler sonucu ulaşmıştır. Bu genç yükselmelere karşı Dim Çayı yatağını daha derinlere kazarken aynı süreçte Dim Mağarası da evrimini sürdürerek günümüzdeki konumuna ulaşmıştır. Dim Mağarası 360 m uzunluğunda,yatay, 10-15 m genişliğinde ve yüksekliğindedir.

Kadı İni Mağarası:

İlçe merkezine 15 km. kuzeydoğu istikametinde Çatak mevkiinde bulunan Çatak veya Kadıini Mağarası, Damlataş mağarasından 3 kat büyüklükte dikit ve sarkıtlardan oluşan bir mağaradır. Yapısı hakkında herhangi bir çalışma yapılmamıştır.

Alanya Arkeoloji Müzesi:

İçinde 14 kapalı, bir açık teşhir salonu olan müze, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesinden getirilen Tunç çağı, Urartu, Frig ve Lidya dönemlerine ait eserlerle 1967 yılında hizmete açılmıştır. Müzenin açılış döneminden sonra kazı çalışmaları ile müze genişlemiş ve zenginleşmiştir. Arkeoloji ve etnografya bölümleri vardır. Arkeoloji bölümünde Alanya bölgesinde bulunarak sergilenen en eski tarihi eser M.Ö. 625 yılına ait Finike dilinde bir tarihi yazıttır. Müzenin en önemli eseri ise mitolojide dramatik bir öyküsü olan ve M.S. 2.yy.’a tarihlenen bronz döküm Herakles heykelidir ve ayrı bir salonda sergilenmektedir. Türk – İslam eserleri ise önemli bir yer tutmaktadır. Etnografya bölümünde ise Alanya bölgesinden derlenen ve bölgenin folklorik özelliklerini yansıtan yörük kilimleri, alaçuvallar, heybeler, giysiler, işleme örnekleri, silahlar, günlük kullanım kapları, takılar, el yazmaları, yazı takımları gibi objeler ile eski bir Alanya evine ait günlük oda sergilenmektedir.

Kızıl Kule Etnografya Müzesi:

Limanda yer alan ve 13.yy.’dan kalan Kızıl Kule aynı zamanda bir Etnografya Müzesi olarak da kullanılmaktadır. Beş katlı kulenin giriş ve birinci katı müze olarak düzenlenmiştir. Müzede Alanya yöresine özgü halı, kilim, giysi, mutfak gereçleri,silahlar, tartı aletleri, aydınlatma aletleri, dokuma tezgahları ile Toroslar’daki Yörük Türkmen kültürünü yansıtan çadır gibi etnografik eserler sergilenmektedir. Tarihi yapıda zaman zaman resim
sergisi, klasik müzik konseri gibi kültür ve sanat etkinlikleri de yapılmaktadır.

Atatürk Evi ve Müzesi:

İkinci meşrutiyet döneminde yapıldığı tahmin edilen binanın yapım tarihi kesin olarak bilinmemektedir. 18 Şubat 1935 tarihinde Atatürk'ün Alanya'yı ziyareti sırasında kaldığı bu ev, mülkün sahibi Rıfat Azakoğlu tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığına bağışlanmıştır. Cumhurbaşkanı Kenan Evren tarafından 1986 yılında Atatürk Evi ve Müzesi olarak
hizmete açılmıştır. 19. yy Türk mimarisinin özelliklerini yansıtan bahçe içinde üç katlı binanın giriş
katında Atatürk’ün kişisel eşyaları, fotoğraflar, Atatürk’ün Alanyalılara gönderdiği telgraf ve diğer
tarihi belgeler sergilenmektedir.
 

KAPSAMHABER

Güncelleme Tarihi: 04 Kasım 2019, 00:28
YORUM EKLE