Prof. Dr. Önder Duman, Akademik Düşünce Enstitüsü'nün Konuğu Oldu

Prof. Dr. Önder Duman, Milli Mücadelede Atatürk ve Samsun konulu söyleşide, Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a döndüğünde aklında Anadolu’ya geçmek, hele hele Samsun’a geçmek gibi bir düşüncesi olmadığını söyledi.

Samsun 17.12.2019, 18:21 17.12.2019, 19:56
Prof. Dr. Önder Duman, Akademik Düşünce Enstitüsü'nün Konuğu Oldu

SAMSUN HABERLERİ - Akademik Düşünce Enstitüsü’nün her ay düzenlediği Toplum-Bilim Kültür Sanat Söyleşilerinin bu ayki konuğu Amasya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Önder Duman oldu. Milli Mücadelede Atatürk ve Samsun konulu söyleşide dikkat çeken bilgiler aktaran Duman, Nutuk okurken dönemin şartlarına dikkat etmek ve o dönemi iyi bilmek gerektiğine işaret etti.

Nutuk’u okurken dönemin şartlarına dikkat etmelidir

Hatıraların Cumhuriyet Halk Fırkasının kurultayında okunduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Duman, "Tarih biliminde hatıraların güvenilirlik bakımından sonda gelir çünkü öznel düşünceleri içerir. Bu bütün hatıralarda olan bir husustur. Nesnel olmaz. Nutuk ta Mustafa Kemal Paşa’nın hatıralarıdır. tabi Nutuk benim hatıralarım şunlardır diye yazılan bir hatıra değil. Mustafa Kemal hatıralarını mümkün olduğunca belgelere dayandırmış ve arkadaşlarına okutmuştur. Ancak her ne kadar bu hatıralar, bünyesinde arşiv belgelerine, kayıtlara ve resmi belgelere dayansa bile netice hatıradır ve bu hatıralar bir siyasi partinin, Cumhuriyet Halk Fırkasının kurultayında okunmuştur. Siyasi bir metin olarak kabul edilebilir. O yüzden Nutuk’u okurken dönemin şartlarına dikkat etmek, dönemi iyi bilmek gerekiyor." dedi.

KENDİNCE HAKLI NEDENLERİ VARDI

Konuyla ilgili örnek veren Duman şunları söyledi: "Nutuk’ta Mustafa Kemal Paşa, Son Osmanlı Mebusan Meclisinde kurulan Felah Grubundan bahsederken, konuyu Rauf Bey’e getiriyor ve ondan “nankör ve bencil idiler. Millî ülkü ve millî teşkilâtın kısa bir zamanda sağladığı şeref ve varlığı küçümsüyorlardı” biçiminde bahseder. Eğer siz Rauf Bey’i tanımıyorsanız, Milli Mücadeleye katkılarını bilmiyorsanız ve daha da önemlisi Terakkiperver olayını bilmiyorsanız, Nutuk’taki bu ifadelerin duygusal bir yansıma olduğunu tespit etme şansınız yok. Mustafa Kemal Paşa’nın burada Rauf Bey’e bu şekilde yüklenmesi sebepsiz değil. Kendince bir takım haklı nedenleri var. " dedi.

"Nutuk’taki bu tür duygusal ifadeleri iyi ayıklamak lazım"

Nutuk’taki duygusal ifadeleri iyi ayıklanması gerektiğini söyleyen Duman, "1923’te Cumhuriyet ilan edildikten sonra Mustafa Kemal Paşa’yla arkadaşlarının yolu ayrıldı. Yanında bir tek İsmet Bey kaldı. Arkadaşları Cumhuriyet’in ilanının şekline ve zamanına şiddetle muhalefet ettiler  ve 1924’te Halk Fırkasına karşı Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası’nı kurdular. Hem Mustafa Kemal Paşa’ya karşı çıkıyorsunuz,  hem de onun kurduğu Halk Fırkasına karşı parti kuruyorsunuz, bu bir. İkincisi, 1926 yılında Meşhur bir İzmir suikasti olayı var. Bu suikaste Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası kurucularının isimleri bulaştırıldı. Şimdi bu olaylardan sonra Mustafa Kemal Paşa’nın kaleme aldığı Nutuk’ta bu isimlerden iyi bahsetmesini bekleyemezsiniz. Nutuk’taki bu tür duygusal ifadeleri iyi ayıklamak lazım. Bu durum sadece Nutuk’a has değil.  Bu durum Kazım Karabekir’in hatıralarında da böyledir, diğer hatıralarda da." ifadelerini kullandı.

HEDEFİ HARBİYE NAZIRI OLMAKTI

Mustafa Kemal Paşa’nın İstanbul’a döndüğünde aklında Anadolu’ya geçmek, hele hele Samsun’a geçmek gibi bir düşünce olmadığını ifade eden Prof. Dr. Önder Duman, "Bunu nereden biliyoruz, Mustafa Kemal’in hatıralarından. Mustafa Kemal Paşa’nın ilk hedefi kurulacak bir Osmanlı Hükümetinde Harbiye Nazırı olmaktır. Falih Rıfkı’nın anlattığı hatıralara göre Mustafa Kemal Paşa daha Halep’te iken Ahmet İzzet Paşa’ya telgraf çeker ve kendisinin Harbiye Nazırı olacağı hükümette bulunmasını istediği isimleri gönderir. Ahmet İzzet Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın istediği isimleri hükümette görev vermiş ancak Mustafa Kemal Paşa’yı Harbiye Nazırı yapmamıştır. Harbiye Nazırı görevini kendi üzerine almıştır. 13 Kasım’da Mustafa Kemal İstanbul’a geldiğinde Ahmet İzzet Paşa istifa etmişti, yeni kurulacak Tevfik Paşa hükümeti için Meclis’teki arkadaşlarından güvenoyu vermemelerini istedi. Düşüncesi neydi hala daha Harbiye Nazırı olmaktı. O tarihlerde Harbiye Nazırı olarak İstanbul’da olursa daha faydalı olacağını düşünüyordu." dedi.

MUSTAFA KEMAL PAŞA’YI SAMSUN’A VAHİDETTİN Mİ GÖNDERDİ?

Mustafa Kemal Paşa, mütareke yıllarında Sultan Vahidettin ile  6 ay içerisinde 4 defa görüştüğüne dikkat çeken Duman, Mustafa Kemal Paşa’yla Sultan Vahidettin’in arasındaki ilişki, veliahtlığı döneminde Almanya’ya gidecek olan Vahidettin’in yanına yaver olarak görevlendirilmesiyle başladığını belirtti. Mustafa Kemal Paşa'nin Sultan Vahidettin tahta geçtiğinde Almanya’da tedavi gördüğüne dekkat çeken Duman, "Sultan Vahidettin, Mustafa Kemal Paşa’yı İstanbul’a çağırır. Tabi Mustafa Kemal Paşa, Sultan Vahidettin’in onu Harbiye Nazırı yapacağını düşünür ama düşündüğü gibi olmaz. Sultan Vahidettin, Mustafa Kemal Paşa’yı 7. Ordu Komutanı olarak görevlendirip Suriye’ye gönderir. Mustafa Kemal, Falih Rıfkı’ya anlattığı hatıralarında o dönemlerde “Bu adamla bir şeyler yapılabileceğine inanmıştım,” der.

MUSTAFA KEMAL PAŞA OLDUKÇA GENİŞ BİR BÖLGEDE GÖREVLENDİRİLDİ

Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu Müfettişliği olarak görevlendirileceği yerleri Kazım İnanç Paşa’yla birlikte hazırladığını, görevlendirmede Mustafa Kemal Paşa, Canik Sancağının bütünü ve çevresinde, Samsun, Trabzon, Erzurum ve Sivas Vilayetlerinde yetkili kılındığını, bu bölgeye sınır olan Van, Diyarbakır, Elazığ, Ankara ve Kayseri ise Mustafa Kemal Paşa’nın emirlerini dikkate aldığını ve  bakıldığında Anadolu’nun yarısına denk geldiğinin görüldüğünü söyleyen Duman, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Bu kadar geniş bir bölgede görevlendirilmesi ancak Mustafa Kemal Paşa’nın Genelkurmaydaki tanıdıkları üzerinden gerçekleştirebilirdi. Bu noktada Şakir Paşa, Fevzi Çakmak, Cevat Paşa ve Kazım Paşa önemli işlev gördüler. Zaten bu kişilerle, bilhassa Cevat Paşa ile Mustafa Kemal Samsun günlerinde ve sonrasında özel şifre ile görüşmeye devam etti.

DÖNEMİN ŞARTLARI DİKKATE ALINMALI

Milli Mücadele ile ilgili yaptığımız anlatımda bir Tarihçi çok iyi empati kurmak durumundadır. Niye? 1918’de mütareke döneminde şöyle bir durum var: Bir Mütareke yapılmış. Mütareke şartları oldukça ağır.  Ordunuz terhis edilmiş, subaylarınız İstanbul’da, başkentiniz İstanbul işgal edilmiş. Böyle bir durumda siz bir Osmanlı aydını olsanız ne düşünürsünüz? Şimdi bunu çok dile getirmediğimiz için bazen olayları çok yanlış değerlendiririz. Halide Edip Adıvar’ın Wilson Prensipleri Cemiyetinin kurucusu olduğu çokça söylenir. Halide Edip Hanım, o dönemde bir Osmanlı aydını. Halide Edip o dönemde ülkenin kurtuluşunun Amerikan mandasında olduğunu düşünüyor. Ülke işgal edilmiş, karşı koyacak asker, silah yok diyor ve kendince bir çözüm üretiyor. Sadece Halide Edip değil o dönemde Osmanlı içerisinden Amerikan mandasını kurtuluş olarak gören çok kişi var."

Prof. Dr. Önder Duman,O zamanları göz önüne getirmek adına  bir köylüyle Mustafa Kemal Paşa arasında ki diyaloğu şu şekilde dile getirdi:

Paşa paşa sen ne diyon?

"Mustafa Kemal Paşa, Samsun’a geldiğinde, Kavak’a doğru giderlerken arabası bozuluyor. Orada Kavaklı bir köylünün tarlasını işlediğini görüyor ve sen burada ne yapıyorsun diye soruyor. Adam tarlasını işlediğini söylüyor. Mustafa Kemal Paşa sorar, “Senin oğlun yok mu?”, yaşlı adam oğullarını savaşta kaybettiğini ve geride kalanlara ekmek götürmek için kendisinin çalışması gerektiğini ifade eder. Mustafa Kemal yine sorar: “Peki duydun mu Yunan İzmir’e asker çıkartmış, buraya gelecekmiş sen bir şey yapmayacak mısın?” Köylü “Paşa paşa sen ne diyon?... Şimdi benim vatanım da yurdum da şu tarlanın ucu. Düşman oraya gelinceye dek benden hayır yok,” der.

Akademik Düşünce Enstitüsü’nün her ay düzenlediği Toplum-Bilim Kültür Sanat Söyleşilerinin bu ayki konuğu olan Prof. Dr. Önder Duman, Milli Mücadelede Atatürk ve Samsun konulu söyleşisini, Türk halkını mücadeleye ikna eden, inandıran, işini en iyi şekilde yapan Mustafa Kemal Paşa doğal olarak lider olduğunu belirterek söyleşisini şu şekilde neticelendirdi:

"1919 – 1920 koşullarında silah altına davet etmek ve silah altına almak kolay bir şey değildi"

Şimdi o dönemki haleti ruhiye bu. O dönemde halkı yeniden silah altına çağırmak, tekrar onlardan savaşmasını beklemek o dönemin koşullarında çok kolay değil. Niye çünkü bu coğrafyadaki insanlar 93 harbini kaybetmiş. 1987 Osmanlı Yunan Harbini, savaşta kazanmış ama barış masasında kaybetmiş. Trablusgarp’tan çekilmişsiniz, 500 yıl hüküm sürdüğünüz Balkan topraklarından adeta kaçarcasına çekilmişsiniz, arada Çanakkale dışında sürekli mağlubiyet.  Bakın bu savaşlardan çıkmış insanları 1919 – 1920 koşullarında silah altına davet etmek ve silah altına almak kolay bir şey değil. Bu insanlar 10 yıl savaşmış. İşte tam bu noktada Türk halkını mücadeleye ikna etmek, inandırmak işini yapan kişi de lider olacaktı. Bunu en iyi şekilde yapan Mustafa Kemal Paşa olunca, doğal olarak o lider oldu.

Prof. Dr. Önder Duman, konuşmasının ardından dinleyicilerin sorularını cevapladı.

Başkan Metin Öz ve Başkan Yardımcısı Mesut Can Akçay, Prof. Dr. Önder Duman’a teşekkür ederek, derneğin 100. Yıla özel hazırlanan bir kalem takdiminde bulundu. 

Kaynak: KAPSAMHABER
Yorumlar (0)