Türkiye'nin güvenliği herhangi bir şekilde pazarlık konusu değildir

Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik, genel merkezde, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı devam ederken basın toplantısı düzenledi.

Siyaset 25.11.2020, 12:04 26.11.2020, 13:17
Türkiye'nin güvenliği herhangi bir şekilde pazarlık konusu değildir

"Türkiye'nin demokrasisi bir müzakere konusu değildir, Türkiye'nin güvenliği herhangi bir şekilde pazarlık konusu değildir" ifadelerini kullanan Ak Parti Sözcüsü Ömer Çelik, Genel merkezde, Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı devam ederken düzenlediği basın toplantısında, iç, dış siyasi gelişmeler ile güncel politik gelişmelerin kapsamlı bir şekilde değerlendirildiğini bildirdi. 

Diyarbakır anneleri ile ilgili gündemi yakından takip etmeye devam ettiklerini belirten Çelik, annelerin evlatlarına kavuşmaya devam ettiklerini hatırlatarak, Annelerin mücadelesinin iki boyutlu olarak tarihe geçeceğine işaret etti. Parti Sözcüsü Çelik açıklamasında, "Bir tanesi annelerin bir vicdan nöbeti ile evlatlarına kavuşma çığlığıyla bu nöbeti sürdürmeleri, bu eylemleri yapmaları. İkincisi de ana akım pek çok yer tarafından gerek yabancı basın, gerek bazı siyasi partiler tarafından sistematik bir biçimde görmezden gelinmesi." dedi.

 Annelerin terör örgütleri tarafından dağa kaçırılan çocuklarını tekrar görmek için mücadele verdiğini dile getiren Ömer Çelik, "Maalesef bu görmezden gelinmeye devam ediliyor, ne kadar görmezden gelinirse gelinsin, ne yapılırsa yapılsın o annelerin çığlıkları, o annelerin vicdan nöbetleri evlatlarına ulaşıyor ve evlatlarına kavuşmaya devam ediyor." ifadesini kullanarak, Diyarbakır annelerine destek veren şehit ve gazilerle ilgili bazı sivil toplum kuruluşlarına da şükranlarını sundu. 

CHP Genel Başkan Başdanışmanı ve İstanbul Milletvekili Ünal Çeviköz'ün Türk dış politikasına yönelik  değerlendirmelerini de sert dille eleştiren Sözcü Çelik; "Bu tür açıklamalar sonrasında 'Bu kadar da olmaz, acaba tashih etme imkanı söz konusu olabilir mi?' diyerek biraz bekledik. Mesele sadece eleştirmek ya da köşeye sıkıştırmak için siyaset yapmak değil, doğruyu çoğaltmak için Türkiye'nin milli menfaatleri konusunda bilinci pekiştirmek için de buna dikkat etmek gerektiğini düşünüyoruz. Eleştirmek, köşeye sıkıştırmak siyasetin hiçbir zaman ana motivasyonu olmamalı." dedi.

Yabancı devlet başkanından, yeni seçimden çıkmış bir devlet başkanından demokrasi talep etmek, bu şekildeki bir yaklaşım son derece yanlış olduğunu dile getiren Çelik, "Demokrasi bir mal değildir, bir ithal ürünü değildir. Türkiye demokrasisi için bedel ödemiş, başbakanını şehit vermiş, bakanlarını şehit vermiş bir ülkedir. Milletimiz en son 15 Temmuz darbe girişiminde demokrasisine nasıl sahip çıktığını, demokrasisi, milli iradesi konusunda ne kadar kıskanç olduğunu bütün dünyaya gösterdi' dedik. Tabii bununla da kalmıyor mesele, aynı zamanda S400'leri iptal edeceklerini söylüyorlar iktidara geldikleri zaman." dedi.

Türkiye'nin S400'leri niye aldığının belli olduğunu anlatan Çelik, Türkiye'nin çevresindeki tehlikelere karşı hava savunma sistemini pekiştirmesi gerektiğini vurgulayarak, Türkiye'nin müttefiklerinden Patriot almak istediğini, ancak müttefiklerin bunu satmadığını anlatan AK Parti Sözcüsü Çelik, uygun şartların oluşmasıyla Rusya'dan alımın gerçekleştiğini kaydetti.

Çelik konuşmasını şöyle devam ettirdi:

"Cumhuriyet Halk Partisi diyor ki; 'İktidara gelirsek S400'leri iptal edeceğiz' diyor. Peki Türkiye'nin hava savunma sistemi ne olacak? Türkiye'nin güvenlik ihtiyaçları ne olacak? Bütün bunlarla ilgili olarak ortaya çıkan tablo şu; Bu bir 'kes-kopyala-yapıştır' siyasetidir, bu bir tercüme siyasetidir. Tercüme siyaseti olduğu için ithal ikameci bir demokrasi arayışıdır bu. Tamamen ithal ikameci bir siyaset anlayışıyla demokrasiyi bir mal gibi görüp, bir yerden bir yere ithal edebileceklerini zannediyorlar. Çünkü kendi vesayetlerini de aynı mantıkla yurt dışına ihraç kararı almışlar gibi bir tablo ortaya çıkıyor.

Şimdi şöyle bir noktaya geliyor iş, yani niçin Türkiye'nin hava savunma ihtiyacı için tedarik ettiği sistemleri iptal edeceksiniz ya da Türkiye'nin Libya da meşru çıkarlarını korumak için giriştiği mücadeleyi niye eleştiriyorsunuz? Eğer Türkiye oradaki meşru yönetime destek vermezse, burada Libya ile yaptığımız anlaşmayı berhava edecek, milli çıkarlarımıza halel getirmek isteyen bir Hafter yönetimi orada söz konusu. Aynı şekilde Suriye'den asker çekmemizi istiyorlar. Peki Suriye'den asker çektiğimiz zaman ne olacak? Bütün bu tablonun içerisinde demokrasi talebini, Biden'a dönük olarak demokrasi vurgusu yapacağız şeklindeki sözü değerlendirdiğinizde, doğrusunu söylemek gerekirse bunun siyasi bilinçten yoksun ve ahlaki olarak da asla kabul edilemeyecek bir söz olduğunu ifade ediyoruz."

Yeni ABD yönetimine söylenmesi gereken bir diğer hususun daha bulunduğunun altını çizen Çelik, şunları kaydetti:

"Biz demokratik olarak dayanışmak istiyoruz, demokrasilerimizi karşılıklı olarak güçlendirmek istiyoruz diyene söylenmesi gereken şudur; Türkiye'nin milli iradenin yegane temsilcisi olan Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin, milli iradenin tecellisi ile seçilmiş olan seçilmiş Cumhurbaşkanlığı makamının bombalanmasında, bu şekildeki suçlarda doğrudan fail olan Fetullahçı Terör Örgütü'nün aynı DEAŞ terör örgütüne yapılan muameleye tabi tutulması müttefiklerimize söylenmeliydi. Yani oradaki Fetullahçı Terör Örgütü'nün ekonomik faaliyetlerine göz yumulması, terör örgütü liderinin orada barınması gibi hususların bizim demokrasimize tehdit oluşturduğunu, dolayısıyla bizimle demokratik dayanışma içerisinde olanların yapması gereken ilk şeyin DEAŞ terör örgütüne ne yapılıyorsa, Fetullahçı Terör Örgütü'ne de aynı şeyi yapmaları gerektiği ifade edilmeliydi." dedi.

Çelik, muhalefetin "Libya'dan çekilin." dediğini belirterek, Libya ya da Azerbaycan'a dönük olarak "Oradaki ambargonun Türkiye tarafından delindiğine dair haberler çıkıyor." ifadelere yer verildiğini belirterek, "Kara propaganda merkezlerinin ürettiği bu kara propagandaları dillendirmek ana muhalefet partisinin işi midir?" diye soran Çelik, ana muhalefetin "Türkiye'nin milli çıkarları açısından bu kara propagandayla mücadele etmesi gerekmiyor mu?" sorusunu yöneltti. 

Kapalı Maraş'ın açılmasından rahatsız olunduğunu, Bürgenstock ve Crans Montana zirvelerine rağmen Rum tarafının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni eşit muhatap kabul etmediğine dikkat  çeken Çelik, Rum tarafının Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne egemenlik hakkı, eşit topluma dayalı çözüm gibi bir siyasi hak vermek istemediğine işaret etti.

Kardeş Azerbaycan'ın işgal altındaki topraklarının 30 yıl sonra özgürlüğüne kavuşmasının sevincini yaşamaya devam ettiklerini belirten Çelik, bundan sonraki süreçte kazanımların korunmasının ve barışın kalıcı hale gelmesinin son derece önemli olduğunu söyleyerek, Ateşkes ve ateşkes ile bağlantılı meselelerin gündemlerinde olmaya devam ettiğini belirtti. Çelik, anlaşmaya bağlı olarak 20 Kasım'da Ağdam rayonuna Azerbaycan ordusunun girdiğini, Ermenistan'ın en geç 15 Kasım'a kadar Kelbecer'den ayrılması gerektiğini ancak insani sebeplerle bir gecikmenin söz konusu olduğunu, Azerbaycan'ın da bunu makul bir gerekçe kabul ettiğini anlattı. 

Azerbaycan'ın belirleyeceği bir yerde Rusya ile birlikte ortak bir merkez kurularak Türk ordusunun orada barışın kazanımlarının korunması konusunda gözlem gücü olacağını dile getiren Çelik, bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin de gereken yetkiyi verdiğini hatırlatarak, "Azerbaycan'ın tüm topraklarının bağımsızlığa kavuşması konusundaki desteğimizi bir kere daha yineliyoruz." ifadelerini kullanarak şunları söyledi:

Fransa'daki "ayrılıkçı fikirlere karşı mücadeleye" yönelik yasa tasarısına tepki

Çok kaygı duydukları ve yakından takip ettikleri konulardan birinin de Fransa'daki bazı yeni yasal düzenlemeler olduğunu aktaran Çelik, son dönemde söz konusu ülkede yaşanan İslamofobi ve İslam düşmanlığıyla ilgili gelişmelere dikkati çekti.

Hz. Muhammed'e hakaret içeren karikatürlerle ilgili öğretmenlerine verdikleri cevaplar nedeniyle "terörist muamelesi" gören ve sabah erken saatlerde evleri polis tarafından basılan 10 yaşındaki 3'ü Türk, biri Mağrip kökenli 4 çocuğun karakola götürülerek sorgulandığını anımsatan Çelik, şöyle devam etti:

"Bu yanlışlıklardan ders çıkaracak, Fransız toplumunun huzurunu bozmaktan kaçınacak, Fransız demokrasisini zedelemekten kaçıracak birtakım yaklaşımlar üretmek yerine maalesef yanlış uygulamaların aynen devam ettiğini görüyoruz. Bir tür bazı terör yasaları vasıtasıyla ırkçılığı, nefret suçlarını daha da kışkırtacak, masum insanları sadece Müslüman kimlikleri veya göçmen oldukları sebebiyle hedef haline getirecek bir yaklaşımın daha fazla ortaya konmuş olduğunu görüyoruz. Zaten 2017'de kabul edilen terörle mücadele yasası Fransa'da son derece tartışmalı bir yasaydı. Onun sonrasında İslam düşmanı, göçmen düşmanı, yabancı düşmanı eylemler daha çok arttı. Özellikle Türk misyonlarına ve vatandaşlarımıza dönük bir takım eylemlere göz yumulmasını şiddetli bir şekilde kınıyoruz ve bunları yakından takip ettiğimizi ifade ediyoruz."

"Avrupa'nın DEAŞ'ı oradaki faşistler"

Fransa'daki etkili yayın organlarının ve akademisyenlerin atılmaya çalışılan bu adımların Fransız demokrasisini zedeleyen adımlar olduğunu konusunda uyarıları olduğunu belirten Çelik, DEAŞ'ın insanlık için en tehlikeli terör örgütlerinden biri olduğunu, DEAŞ'ın Avrupa'daki karşılığının da oradaki faşistler olduğunu belirtti.

"Avrupa'nın DEAŞ"ı olan faşistlerin eylemleriyle, terör örgütü DEAŞ'ın eylemlerinin birbirini beslediğini, düşman gibi görünseler bile aslında ideolojik olarak birbirlerine lojistik sağlayan eylemler olduğu görüşünü ifade eden Çelik, "Dolayısıyla doğru prensiplerle ve doğru yaklaşımlarla bunlarla mücadele edilmesi gerekir. Biz birtakım Müslüman kimlikli kişilerin teröre bulaşmış olmasıyla mücadele edeceğiz diye İslam dini ile mücadeleye dönüşen, Avrupa'daki faşistlerin cesaretlenmesine yol açan adamlardan herkesin kaçınması gerekir." ifadelerini kullandı.

KAYNAK: AKPARTİ ORG

Kaynak: KAPSAMHABER
Yorumlar (0)
az bulutlu