Bilal Mürtezaoğlu
İngiliz orduları Hindistan'a girdiğinde Churchill ilk önce milli kütüphaneye gider. İslam eserlerinin muhafaza edildiği kütüphanenin müdürünü yanına çağırtarak, koş bana dünyanın en önemli kitabını al götür,der.
Kütüphanenin müdürü koşarak raflara yönelir,en güzel baskılısından bir Kuran'ı Kerim alır, saygıyla Churchill'in önüne kor.
Churchill, önüne konan Arapça harflerle yazılmış bu kitabı açar,sonra da kütüphanenin müdürüne 'bu hangi kitaptır' diye sorar.
Müdür,yine saygıyla,bu kitap,Kuranı Kerim'dir ,efendim diye cevap verir.
Churchill müdürün bu cevabı üzerine sinirlenir,elinin tersiyle Kuran ı Kerim' i iterek,koynundan İncili çıkarır.müdüre göstererek,bundan bile daha meşhur olan kitabı istiyorum,çabuk onu al getir bana!diyerek,müdüre fırça atar. Müdür, yine saygıyla, Efendim, biz müslümanız, bizim için Kuran'dan daha önemli ,daha meşhur bir kitap yoktur diyerek cevap verir.
Churchill, bu defa meramını daha açık bir şekilde ifade eder.'bu kütüphanede Mevlana'nın mesnevisi yok mu'
Müdür bey, olmaz mı efendim, hemen götüreyim der. Ve koşarak gider, bir mesnevi alır getirir, Churchill önüne koyar.
Churhill, önüne konan Mesnevi'yi saygıyla açar, rast gele bir beyit okur.
Men bende i kur'anem eger candarem
Men haki rahi Muhammed muhtarem.
Churchill, bu beyiti okuyunca adeta şok olur.müdüre dönerek,' Kur'an beni çarptı,der.
Bu beyitte ne diyordu Mevlana?
Beytin anlamı şuydu:
Ben yaşadığım müddetçe,Kuran'ın kölesiyim.
Ben, Hz.Muhammed Mustafa'nın yolunun tozuyum, toprağıyım.
Churchill anlar ki, Mevlana, dünyayı kuşatan şöhretini, Muhammed Mustafa'ya olan sevgi ve bağlılığına borçluymuş.
İşte o Mevlana başta mesnevi olmak üzere bütün eserlerinde satır satır bu peygamber sevgisini işlemiştir. Kur'an' bağlılığını anlatmıştır. O 'nun kitaplarında, bu iki konudan başka şeyler arayıp vehmedenler,yanılırlar.
Mevlana bu Kuran'a bağlılık ve peygamber aşkıyla, yüzyıllardan beri,nice gönülleri tutuşturmuş,kendisiyle birlikte yakıp kavurmuştur.
Cumhuriyet döneminin en mümtaz peygamber aşığı Yaman Dede bunlardan sadece bir tanesidir.
Yaman Dede'nin şu dillere destan olan,dini meclislerimizi süsleyen ifadeleri bu peygamber aşkını ne kadar da güzel ve içli bir şekilde ortaya koyuyor.
Gönül hun oldu şevkinden boyandım Ya Rasûlallah
Nasıl bilmem bu nîrana dayandım Ya Rasûlallah
Ezel bezminde bir dinmez figandım Ya Rasûlallah
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Susuz kalsam yanan çöllerde can versem elem duymam
Yanardağlar yanar bağrımda ummanlardan nem duymam
Alevler yağsa göklerden ve ben messeylesem duymam
Cemalinle ferahnak et ki yandım Ya Rasûlallah
Yaman Dede Bu Peygamber aşkını Mevlana’dan aldığını belirtir. Bu kadar içli, bu kadar yakıcı bir aşk kimde var. Bu aşkın Mevlana’da ki boyutunu, yakıcılığını, kavuruculuğunu düşünebiliyormusunuz?
Mevlana bir beytinde şöyle der :
Gezdiğin sokaklarda burnuna gelen et kokusunun pişen etlerden geldiğini zannetme. O kokular benim yanan ciğerimin kokularıdır.
İstedimki Kutlu doğum Haftasına Gönül erlerinin aşkla yanan yüreklerinden bir damlacık düşürelim.
Tabi ki anlayanlar için...