MHP Son Sözünü Söylememiştir

Türk Kültürünün  "Milli Duruşu Milliyetçi Hareket'e dönüştürme potansiyeli”ne dair bazı tespitler

MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli Rahmetli Turan YAZGAN Bey’in cenaze ve defin töreni için geldiği İstanbul’da Ortadoğu Gazetesi’ni ziyareti esnasında  önemli açıklamalar yaptı Lideri Bahçeli, AKP hükümetinin bütün uyarılara rağmen Türkiye'nin geleceğini ateşe atan uygulamalarını sürdürdüğünü belirtti. "Artık AKP'nin sonu gelmiştir" diyen Bahçeli, Hükümetin Büyükşehir yasasına tepki göstererek " Milletimiz ve MHP henüz son sözünü söylememiştir" dedi. MHP Lideri Bahçeli, Türkiye'de 12 kötü adamın kanal kanal dolaşarak, ihanetlerini sergilediklerini belirterek, buna karşı milli hassasiyetlerle yayın yapan Ortadoğu Gazetesi'nin varlığının çok önemli olduğunu söyledi. Bahçeli, ilkeli, Türk milletini tehlikelere karşı uyarıcı ve aydınlatıcı yayınlarından dolayı gazeteyi tebrik etti

Sayın Bahçeli’nin üslubundaki kararlılık kendisine ve camiasına olan özgüvenin bir göstergesi gibidir. Benim arkamda yüzde bilmem kaç oy var ben dilediğimi yaparım kitle benimle gibi şova dönelik ölçüyü kaçıran ve ayakları yerden kesilip ülkenin sistemini değiştirmeye kalkanlarla mukayese ettiğinizde arkasında Yüce Türk Milletini onun düzen kurucu tarihini ve her yönüyle hala dimdik olan kültürünü belki de en önemlisi Millet ve devlet şuurunu çok bariz bir biçimde görmek mümkündür. MHP’nin millet ve milliyetçilik anlayışında sadece bugünkü zaman diliminde yaşayan halkın değil kendini Türk hisseden ilk Türklük şuurundan bugüne gelen atalarının ruhunu ve henüz ruhlar aleminden dünyaya inmemiş ama kaderi Türk olan gelecek nesillerle de birleşen bir ufukla millet kavramını birleştiren bir anlayışa sahiptir. MHP Genel Merkezi önündeki Orhun Abideleri bu anlayışın adeta bir nişanesidir.

Meseleyi bu açıdan ele aldığı için sayın Bahçeli’nin üslubundaki kararlılık ve temsil ettiği misyon şuuru yaşayan zaman dilimindeki halktan aldığı oy oranının çok çok ötesinde etki uyandırmaktadır. Bu etki alanı Ülkenin tehdit ve tehlike altında olduğunu hergeçen gün görme potansiyeli olacak halkın Milli duruşu milliyetçi harekete dönüşme ve MHP’yi iktidar yapma sürecine girecektir ifadesi bize bu sözlerin arka planına dair Türk Kültürü’nün benzeri durumlardaki potansiyelini hatırlatma ihtiyacını duyuran bu yazıyı kaleme aldırmıştır. Elbetteki Ortadoğu Gazetesi’nin de 1972 yılından bu yana üstlenmiş olduğu milli şuuru temsil ve milliyetçi harekete dönüştürme gayretleriyle ilgili misyon da bize kapsamlı analizler yapmaya müsaade etmektedir bu vesileyle gazetenin değerli yöneticilerine teşekkür ediyor kurucusu Zeki Saraçoğlu’nu rahmetle anıyoruz.

Türk kültürü gittiği her coğrafyada devletleşmiştir.

Toplumların yaşam biçimlerini, yaşadıkları coğrafya ile birlikte, iklim şartları, üretim tüketim vasıtaları, inanç sistemleri, münasebette bulundukları başka toplumlar gibi birden fazla neden şekillendirmektedir. Türk kültür ve medeniyetinin tarihi vesikalarla takip edilebilen serüvenine bakıldığında, Türk kitlelerinin geniş Avrasya bozkırları üzerinde, karasal iklim şartlarında, atlı-çoban kültürlü, esnek din anlayışıyla birlikte, öteki toplumlarla ilişki kurmaktan kaçınmayan yapısının Türklüğü, 21. yüzyıla taşıdığı görülmektedir. Geçmiş yüzyıllarda ekonomik uğraş biçiminin hayvancılık olması, Türk kitlelerinin geniş insan nüfusuyla birlikte, büyük hayvan sürülerine de yeni yaşam alanları bulma zorunluluğunu getirmiştir. Bu hareketli yaşam biçimi, Türklüğü sürekli yeni coğrafyalara taşımış ve “töre” sosyal ve siyasal düzeni de Türklükle birlikte yeni coğrafyalara gitmiştir. Bu bahis Türklerin yaşam biçimleriyle yakından ilişkili bir görünüm arz etmektedir. Bu düzen içinde yaşama zorunluluğu gidilen her coğrafyada siyasal organizasyonlara dönüşmüştür. Dolayısıyla Türklüğün devlet ve millet olabilme kabiliyeti, somut olarak doğal yaşam biçiminin bir sonucu olduğu ortaya çıkmaktadır. İlk zamanlarda konar-göçer hayatın getirdiği göçlerle birlikte Türk kültürünün terkip kabiliyeti, bir coğrafyadan bir coğrafyaya taşınırken bünyesini yenileyerek dâima dinamik ve taze kalmasını sağlamıştır. Başlangıçta Orta Asya’yı yurt edinin, buranın Türkistan diye anılmasını sağlayan Türkler, Anadolu’ya da yerleşerek buraya kendi mührünü basmışlar ve Anadolu’nun çok geçmeden, “Türkiye” diye anılmasını sağlamışlardır. Bu hâl güç, millet ve kültür bahislerinin dirayetli olması bilinci ile doğru orantılı bir görünüm sergilemektedir. Bu bağlamda Türklerin tarihte Hun, Göktürk, Selçuklu, Osmanlı ve onun devamı olarak Türkiye Cumhuriyeti gibi birçok devlet kurup benliğini, milletini koruması, geliştirmesi, yüceltmesi millet ve devlet olabilme bilincinin tezahürüdür.

Türklerin devlet kurma kabiliyeti kültür kodlarıyla ilgili bir durumdur.

Türk kültür kodlarında törenin oluşu bu siyasal organizasyon kurabilmek kabiliyetinin zeminini oluşturuyor diyebiliriz.  Ziya Gökalp, Türk kelimesini “töre” ya da “törü” sözcüğüne bağlamaktadır. Kaşgarlı Mahmud, Thomsen da bu düşünceye paralel bir görüş içindedir. Bu görüşe göre, Türk demek nizamlı, geleneğine bağlı demektir. Bu noktada Türk olgusunun etimolojik kökeni irdelendiğinde Türklerin kendine has yapısının bu kulvarda da dışına çıkmadığı görülmektedir. Dolayısıyla töreye bağlı düzen içerisinde yaşama arzusu, devlet kurmayı da gidilen her coğrafyada doğal bir süreç haline getirmiştir.

Geniş coğrafyalara yayılan ve tarihin aynı zaman dilimi içerisinde birden fazla devlet kurarak yaşayan Türkler, milli kimliklerini de muhafaza edebilmişlerdir.

Millî kültürün toplumların bekâsı bakımından önem taşıdığı kesindir. Çünkü millî unsurlarını koruyamayan ya da sahiplenmeyen milletler, zamanla yok olup gider veya rahatlıkla başka milletlerin önce kültürel daha sonra da siyasî açıdan etkisi altına girerler. Bu noktada Türklerin hâlâ kendilerine ait bir coğrafyaya sahip olup bu coğrafyayı vatan yaptıklarında milli kültürlerini de bu coğrafyayla birlikte korumaktadırlar.

Hun İmparatorluğu'ndan Türkiye Cumhuriyeti' ne değin uzanan binlerce yıllık Türk tarihinde yer alan bütün Türk devletlerine baktığımızda, "kutsal vatan anlayışı"nın varlığı görülmektedir. Türkler için vatan, üzerinde yaşanılan bir "toprak parçası" olmayıp, baştan sona fethedilmiş, elde etmek ve korumak adına uğrunda asırlarca can verilmiş ülkedir. Türkler, vatan mefhumunu, dar anlamda üzerinde yaşanılan bir toprak parçası olarak addetmedikleri için bir dile ve millete sahip olabilmiştir diyebiliriz. Nitekim Türk’ün üstünde yaşadığı yer, bir nevi Türk ulusunun geçmişi, bitmeyen savaşlarının öyküsüdür. Orhun kitabelerinde “Dört yanımız düşmanla çevreli imiş.” şeklinde ifade edilen bu durum sona ermiş değildir, devam etmektedir. Türklerin büyük mücadelelerden galip çıkması millet ve kültür olgusuna sahip oluşu ile eşdeğerdir. Milli Mücadele, İstiklâl Savaşı, Türk tarihini dolduran, yaşatan bu mücadelelerin bir aşamasıdır.

Coğrafyanın vatanlaşması önemlidir. Kültür sanat eserleri ve üretilen değerler tapu senedi hüviyetindedir.    

Türk milleti vatanına olduğu kadar istiklâline de bağlı bir millet olup, bu iki kavram Türklerde ayrılmaz bir parça- bütün ilişkisi içinde görülmüştür. Türklerdeki vatan sevgisi, "göçebe" ve "yerleşik" diğer milletlerden farklı olarak, "siyasî bağımsızlık" fikri ile birlikte yürümektedir. Anadolu’ya vatan damgasını vurmak için bir meydan muharebesi olan Malazgirt (1071) vatan koruyan bir meydan muharebesi olan Miryokefalon (1176) ile "Anadolu" artık "Türkiye" yani "Türk vatanı" olmuştur. Türkler bu noktada yer isimlerine de kendi benliğini aşılayarak toprağını vatanlaştırmıştır. Bu çizgide, Kurtuluş Savaşı sürecinde Sakarya Meydan Muharebesi gibi tarihe yön veren savaşlar da "vatan kurtaran" bir meydan muharebesi olacaktır. Şüphesiz bir toprak parçasının, coğrafyanın "vatanlaşması" önemlidir. Bu savaşlar vatanlaşmanın önemli yapı taşlarını, hammaddesini oluşturmaktadır. Yalnız, vatanlaşma sadece o topraklar uğruna toplumun insanlarını feda etmesi ile gerçekleşmez. Coğrafyanın vatanlaşmasında ikinci ve çok önemli bir diğer aşama da; şehit kanlarıyla sulanan bu toprakların, aynı zamanda millî kültür değerleri ve medeniyet eserleri ile süslenmesi aşamasıdır. Yaşanılan topraklar üzerinde millî kimliğin damgasını taşıyan eserlerin meydana getirilmesi gerekir. Kültürün muhafaza edilip, gelecek nesillere taşınması için söz konusu durum budur.  Ülke üzerinde vücuda getirilen eserler ve kültürel değerler, âdeta, bu toprakların vatanlaştırıldığını gösteren "tapu senetleri" gibidir.

Türk milletinin kültür kodlarından beslenen bu ayakta durabilme kabiliyeti, tarihin her döneminde kendisini göstermiştir. Kurduğu siyasal organizasyonun, töre düzeninin bozulduğunu gören Türk milleti, dirayet göstererek kendini yenilemeyi ve tarihe ispat etmeyi bilmiştir.  Anadolu’da zayıflayan Selçuklu bakiyesinin üzerinde Türklük yeniden dirilişe geçmiş ve Ertuğrul Gazi yönetimindeki 400 çadırlık Kayı boyu, Türk’ün devlet kurabilme kabiliyetini tarihe bir kez daha ispat etmiştir. Beylikten bir cihan devletine giden süreç, Türk milletinin kendi varlığına sahip çıkışının ve bunu her coğrafyada yeniden yeşertip büyütmesinin hikâyesidir.

Türk milletinin her durumda inisiyatifi eline alarak kendi vatanına sahip çıkışının ve yeniden var olma mücadelesine girmesinin son örneği olarak Osmanlı Devletinin zayıflaması ve dağılması üzerine emperyalizme karşı verdiği mücadeleyle gördük. Söz konusu süreçlerde daima kahramanlar yetiştiren ve bu kahramanlar önderliğinde mücadeleye giren Türk milletinin yirminci yüzyıldaki önderi Mustafa Kemal olmuştur. Kıl çadırdan cihan devletine “kuruluş”u gerçekleştiren Türk milleti, Batı emperyalizmine karşı da ayakta durmuş ve kendi “kurtuluş”unu gerçekleştirmiştir.

Neden “Türk milleti, sensiz asla”

Bu çerçevede Lider Devlet Bahçeli’nin sözü olan “Türk milleti sensiz asla” ifadesi, yukarıdan beri çizdiğimiz tablonun adeta bir özeti mahiyetindedir. Zira, bugün özelde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve genel anlamda da Türklüğün içinde bulunduğu durumdan çıkışının tek yolu, tarihte de görüldüğü üzere, Türk milletinin dirayetine bağlıdır. Ortadoğu’da parçalanmaya devam eden eski Osmanlı coğrafyası ve bu sürecin içerisine çekilen Türkiye söz konudur. Mevcut iktidarın bu büyük parçalanma sürecine eş-başkanlık ettiği de açık ve uygulamalarıyla da sabittir. Türkiye bu sürecin içine Irak’ta kısmen çekilmiş; ancak bugün Suriye’de tamamen çekilme noktasına gelmiştir. Batı emperyalizminin de desteğiyle diğer Ortadoğu ülkelerine paralel olarak kendi içerisinde etnik problemler çıkartılmaya çalışılan bir Türkiye’nin komşularına bu şekilde müdahale etmesi ve tamamen Batı’ya endeksli bir politika izlemesinin hangi sonuçları doğuracağı malumdur.

Gazze için gözyaşı dökenler, Kerkük’e gülerek bakamazlar.

Türkiye’yi yönetenler ya da yönettiğini zannedenler, Gazze için gözyaşı dökerken, Kerkük’te olan bitene seyirci kalmakta; hatta kendi ülkesinde Türk milletinin varlığı ve birliği adına toprağa düşen yirmi yaşındaki fidanları görmezden gelmektedir. Dünyanın her yanında akan gözyaşı insanlık adına üzücüdür elbette; ancak o gözyaşını akıtanlarla her türlü iş birliğini yaparak ağlamak vicdan azabının bir göstergesi olsa gerek. Öte yandan kendi evi yanarken ve komşusunun evindeki yangını söndürmeye gitmenin de akla ve izana sığar bir açıklaması yoktur.  

Bu vaziyet içerisinde kendi milli varlığını ve bağımsızlığını tarihin her döneminde ve her şartta koruyan ve gerekirse her türlü mücadeleye giren Türk milletinin yenilenme dirayeti, Milliyetçi Hareketle karşılığını bulacaktır. Sayın Devlet Bahçeli Bu durumun ön ifadelerini bu Salı grup konuşmasında şu hatırlatmalarla ortaya koydu:

Başbakan Erdoğan’ın dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik hareketleri tamamen stratejik planlıdır.

AKP sanki özel görevli gibi etnik cendereye almaktadır.

Gardiyan rolünde PKK, mahkum pozisyonundaki AKP’ye yok göstermektedir.

Üç çapulcu AKP’yi yola getiriyorsa burada bir bit yeniği aranmalıdır.

Başbakan Erdoğan’ın sahte çıkışları ehemmiyetini kaybetmiştir

Durum öyle karanlıktır ki Başbakan ve partisi diklendikçe tavizler peş peşe gelmiştir.

AKP, Türkiye'yi dil bataklığına çekmekten Türkçe'yi erozyona uğratmaktan hiç çekinmemektedir.

MHP'NİN DE BİR BİLDİĞİ VARDIR

MHP'yi es geçenler, yok farz edenler neleri göze alacağımızı tahmin bile edemezler.

Yüce Allahın bir adaleti var, MHP'nin de bir bildiği vardır.

 

Kaynak: Doç. Dr. Ruhi Ersoy



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211