Bahçeli'nin Kayseri Konuşması Tam Metin

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Çok Değerli Ülküdaşlarım,

Sayın Misafirler,

Muhterem Hanımefendiler, Beyefendiler,


Öncelikle hepinizi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum.

Burada bulunan her dava arkadaşıma, her vatandaşıma ve Türkiye sevdasıyla yanıp tutuşan her fedakâr, cefakâr ve azimkâr kardeşime en iyi dileklerimi sunuyorum.

Bu salondan Kayseri’nin tüm güzelliklerine, tüm ilçe, belde ve köylerine muhabbetlerimi gönderiyorum.

Vuslatımızı nasip eden Cenab-ı Allah’a hamd-ü  senalar ediyor, ilahi rahmet ve mağfiretin hepinizin üzerine olmasını  niyaz ediyorum.

30 Mart 2014 tarihinde yapılacak Mahalli İdareler Seçimlerinin İkinci Etap Aday Takdim Toplantısı için bir araya gelmiş bulunuyoruz.

İlik ayağını 29 Eylül 2013 günü Ankara’da gerçekleştirdiğimiz bu toplantı serisinin ikincisini Kayseri’de düzenlemenin mutluluğunu yaşıyoruz.

Erciyes Dağı kadar görkemli, Erciyes Dağı Kadar dik duruşlu siz değerli kardeşlerimle birlikte olmaktan ve coşkunuza şahit olmaktan kıvanç duyuyorum.

Kadir Has Kongre ve Spor Merkezi’ni dolduran vatan ve millet aşkından iftihar ediyor, gelecek için fazlasıyla umutlanıyorum.

Bu muhteşem toplantının tertip edilmesinde emeği geçen, payı bulunan en başta Kayseri İl Başkanlığımıza ve bütün dava arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Aday olsun olmasın, samimiyetle, iyi niyetle partimizin başarısı  için çaba gösteren her dava ve ülkü arkadaşıma takdirlerimi bildiriyorum.

Türk milleti için ümit saçan, hizmet yarışında ben de varım diyen, karanlıkları gönül gözüyle aydınlığa çeviren siz aziz dava arkadaşlarıma ve muhterem vatandaşlarıma hoş geldiniz, sefalar getirdiniz diyorum.

 

Değerli Arkadaşlarım,

Kıymetli Vatandaşlarım,

Yeni bir diriliş ve yeniden doğuş günü olarak da gördüğümüz 30 Mart 2014 tarihinde yapılacak Mahalli İdareler Seçimlerine 148 gün kalmıştır.

Biz parti olarak bu seçimin ne kadar önemli ve tarihi nitelikli olduğunu gayet iyi biliyoruz.

Bu nedenle çalışmalarımızı sabırla, sebatla ve sağduyuyla yürütüyoruz.

Elimizden gelen her türlü gayreti gösteriyoruz.

Elbette başarıdan başka bir seçeneğimiz olmadığının farkındayız.

24 Ocak 2013 tarihinde Söğüt’ten ilk adımı atarken, zafere ulaşabilmek için çok çalışacağımızı, boşluğa ve gevşemeye izin vermeyeceğimizi açık açık beyan etmiştik.

Şüphe etmeyiniz ki, 282 gün önceki bu irademizin sonuna kadar arkasındayız, sonuna kadar da takipçisiyiz.

Milliyetçi Hareket Partisi 44 yıllık birikim ve tecrübesiyle, yetişmiş ve dürüst kadrolarıyla, üretken belediyecilik vizyonuyla, proje ve reform hazırlıklarıyla Türk milletine hizmet yarışında ipi göğüslemeye çok yakındır.

Bu kapsamda partimizin her kademesinde görev yapan dava arkadaşlarımın taşıdıkları sorumluluklarını en iyi şekilde yerine getireceklerini düşünüyor ve bunu bekliyorum.

Ancak kat edilecek daha çok yolumuz vardır.

Geçilecek daha nice engeller, yenilecek daha nice hasis ve hain emeller önümüzde durmaktadır.

Başarı için birinci altın kural aramızdaki birlik ruhunu korumak ve mutlaka da inanmaktır.

İnanmadan, kararlı olmadan hiçbir zorluğun aşılması mümkün değildir.

Başarı için ikinci altın kural, bıkmadan, yılgınlığa düşmeden, tereddüte kapılmadan milletimizin her ferdiyle gönül bağları kurmak, onları dinlemek ve ikna etmektir.

Kara propagandaların tesiri altında kalmadan, akıl çelici haberlere itibar etmeden doğrularımızı ve mesajlarımızı herkesle buluşturmak vazgeçilmez önemdedir.

Varsın medya vermesin, varsın MHP haberlerine şerh düşülsün.

Bizde bu heyecan, bizde bu inanç ve bizde bu şuur olduktan sonra kimse önümüze çıkamayacak, kimse arkamızdan yetişemeyecektir.

Üçüncü altın kural ise özgüven içinde hareket ederek, başkalarının ne dediğinden ziyade bizim ne söylediğimizle ilgilenmek, görüş ve fikirlerimizi güleryüz eşliğinde ve çelebi bir ruhla tekrar etmektir.

Dördüncü olarak da dedikoduya, kafa karıştırıcı  tezviratlara, yalan dolu sözlere asla kulak asmamaktadır.

Bizim zaman kaybına, boş ve yersiz uğraşlara, işi gücü  gıybet olanlara sırtımız dönük, zihnimiz kapalıdır.

Zira ülkemizin sorunları büyük ve çok boyutludur.

İzmihlal ve iflasımızı bekleyen çevreler el ovuşturmaktadır.

Bölünmemizi projelendiren, zayıflamamızı gözleyen kim varsa kıpır kıpır faaliyet halindedir.

Türk milletinin varlığından, adından, andından ve aziz anılarından rahatsız olan lekeli yüzler frensiz şekilde hareket etmektedir.

AKP bu çerçevede başı çekmekte, öncülük yapmakta ve arkasındaki fitne katarına yol açmaktadır.

Başbakan Erdoğan ağırlaşan sorunların lokomotifi olmaktan, küresel oyunlara, kanlı operasyonlara payandalıktan çekinmemektedir.

Başbakan ve hükümeti imal ettiği tüm zehirli okları aziz milletimize doğrultarak arkası arkasına hedefe göndermektedir.

Milli, insani ve vicdani hasletlerini kaybeden; hidayetle, dirayetle ve samimiyetle yollarını bir daha kesişmemek üzere ayıran iktidar, bugünkü vahim meselelerin odağı ve bir numaralı faili haline dönmüştür.

11 yıllık AKP iktidarı Türkiye’yi adeta gasp etmiş, adeta tutsak almış, adeta kalbinden hançerlemiştir.

Hiçbir iktidar ülkemize bu denli zarar vermemiştir.

Hiçbir iktidar bugünkü gibi karartma uygulamamış, bugünkü gibi milli ve manevi değerlerimizle oynamamıştır.

Hiçbir iktidar Türkiye’nin milli çıkarlarına şu günlerde olduğu kadar duyarsız kalmamış, hatta darbe vurmamıştır.

Hiçbir iktidar Türklüğe ve Türk kimliğine yabancılarla boy ölçüşecek kadar hasım olmamış, hakaretamiz davranmamıştır.

AKP iktidarı 11 yıldır Türkiye’yi alt üst etmiş, kuruluş  ve bağımsızlık ilkelerini sakatlamıştır.

Olan şudur ki, Türk milletiyle hesabı olanlar, büyük milletimize kin duyanlar AKP’ye hız, heyecan ve istikamet vermiştir.

Başbakan Erdoğan demokrasiyi, milli iradeyi, Kayseri’nin verdiği demokratik yetkiyi kötü niyet ve amaçlarına yüreği sızlamadan malzeme yapmıştır.

Bu zihniyet demokrasiyle arasına duvar örmüştür.

Bu zihniyet hoşgörü ve uzlaşmaya yabancılaşmış ve arasına hendek kazmıştır.

Bu zihniyet diktatörlük sevdasına kapılmış, toplumun tüm kesimlerini, muhalefetin tüm renklerini, demokratik itirazların tüm örneklerini şiddetle, baskıyla, suçlamayla ölüm sükûnetine mahkûm etmeye kalkışmıştır.

AKP’nin iktidar yılları uzadıkça Başbakan şımarmış ve demokratik erdemden uzaklaşmıştır.

Başbakan Erdoğan;

√ Bölücülere müsamahakâr ve ali cenap; üniversite öğrencilerine kaba ve serttir.

√ PKK’ya sempatik ve anlayışlı; milliyetçilere tahammülsüz ve öfkelidir.

√ Küresel mihraklara tavizkar ve uslu; bireysel hak ve taleplerini seslendiren kardeşlerimize vahşi ve zalimdir.

√ Yandaş medyaya cömert ve yardımsever; muhalif kalemlere, demokratik tavırlara düşman ve patavatsızdır.

√ Her neviden terör grubuna lütufkâr ve bonkör; işsize, yoksula, emekliye, esnafa, çiftçiye, yetime acımasız ve ilgisizdir.

√ 36 etnik gruba vurgun ve tutkun; Türk milletine inkarcı ve reddiyecidir.

İmralı canisiyle müzakere, Türklükle mücadele eden bu Başbakan’dır.

PKK’ya sözde demokratikleşme paketleriyle ikramda bulunan, fakat Kayserili kardeşimi acı reçetelerle hayat pahalılığına mahkûm eden bu Başbakan’dır.

Suriye’den Irak’a kadar Batı’nın planlarına köle gibi sadakat gösterip, Müslüman katillerine dua etmekten bile utanmayan bu Başbakan’dır.

Kilise açıp cami yıkmaya kadar işi götüren bu Başbakan’dır.

Canice katledilen Mısırlı Esma’yı sürekli diline dolayan, Rabia işaretiyle avunan; ama Kayserili Fatma’yı, Yozgatlı  Ayşe’yi, Malatyalı Elif’i hiç düşünmeyen, düşünmek de istemeyen bu Başbakan’dır.

Kerkük’te dökülen Türkmen kanını hiç ağzına almayan, peşmerge terörünün provokasyonlarını hiç umursamayan, Doğu Türkistan’daki mezalimleri hiç duymayan, ama Mısır’da, Gazze’de ölenler için yaslar tutan, Somali’ye kadar timsah gözyaşları döken bu Başbakan’dır.

Şehitlerimizin katillerine kucak açan, analarımızın muhterem gözyaşlarını kullanarak Kandil’de, Oslo’da, İmralı’da şeref tapusunu, haysiyet senedini kaybeden bu Başbakan’dır.

Milliyetçiliği öcü gibi gören, Türk milletini parçalamak için her vasıtayı kullanan Büyük Ortadoğu Projesi Eşbakanı Recep Tayyip Erdoğan’dır.

 

Muhterem Dava Arkadaşlarım,

Değerli Kayserililer,

Başbakan, Türk siyasetindeki gelmiş geçmiş en tehlikeli kişidir.

Bu şahsiyetin milli değerleri uzun süre önce infilak etmiştir ve Türkiye’ye gönül bağlılığı da yalnızca şekil düzeyindedir.

Başbakan Erdoğan modern bir tirana dönmüştür.

Başına buyruk ve hoyrattır.

Kimseyi takmamakta, kimseyle uzlaşmaya yanaşmamaktadır.

Başbakan demokratik terbiye ve adaptan nasiplenmediğini defalarca ispat etmiştir.

Şu sözler bu zihniyetin bilinçaltında nelerin bulunduğunun tercümesi gibidir:

“Eğer bu ülkede bir diktatör varsa, buyursunlar, bu diktatörü sandıkta indirsinler.”

Evet, bu sözün sahibi Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır.

Merak buyurmayasın Sayın Başbakan, Türk milleti seni, inmeyeceğini düşündüğün koltuğundan yakında devirecek, Milliyetçi Hareket Partisi de palas pandıras Yüce Divan’a postalayacaktır.

El mi yaman, bey mi yaman işte o zaman göreceksin.

Kim haklı, kim haksız günü geldiğinde kızararak, bozararak ve pişmanlıklar içinde itiraf etmek zorunda kalacaksın.

Pervasızlığının, bölücülüğünün, küfürlerinin, kibrinin bedelini mutlaka ödeyeceksin.

Ortadoğu emirlerine özenmenin hesabını yandaşlarınla, yanlışta sana ortaklık ve işbirliği yapanlarla birlikte mutlaka vereceksin.

Şundan emin olunuz ki;

Türk milleti İslam’ın kılıcı, Efendimiz Resulullah’ın aşığı, Allah imanıyla yönü hidayete ve nura çevrilidir.

Bunun için etrafımız manevi zırhla kuşatılmıştır.

Belki zalimler dönemsel olarak kazandıklarını ve sözlerinin geçtiğini zannedebilirler.

Belki sandıktan çıktıklarından dolayı haklı ve meşru olduklarını da düşünebilirler.

Ancak Türk milletine yapılmış ve yapılacak bütün kötülükler; açılım, çözüm, süreç isimleriyle sürdürülen bütün bölücü ve yıkıcı hıyanetler mahşeri vicdanda hezimete uğramaktan kaçamayacaktır.

Egemenliğin sahibi aziz ve asil milletimiz, karşısında duran tüm odakları kenara itecek, delalet, gaflet ve ihanet yuvalarını  put devirir gibi yere indirecektir.

Recep Tayyip Erdoğan sandıkla Başbakan olmuş, yine sandık yoluyla başbölücülükten hüküm giyecektir.

Hamd olsun istismarcıların sonu görünmüş, malum akıbetleri yakınlaşmıştır.

Soruyorum sizlere;

√ Kayseri bu tarihi hesaplaşmaya, milli mücadele kıvamındaki bu kutlu göreve hazır mıdır? (Evet)

√ Sizler, milli iradenin kesin kararını, üst üste yığılmış kabarık faturasını Recep Tayyip Erdoğan’ın önüne koyacak mısınız? (Evet)

√ Yolsuzluğa dur deyip, bölünmeye set çekip; yandaşın, işbirlikçinin, tüyü bitmemiş yetim hakkını cebine indirenlerin, müzakerecilerin, tüm vicdansızların sonunu getirecek misiniz? (Evet)

√ Karanlığı yarmak, nifak elebaşlarını yenmek ve Türk milletini zafere ulaştırmak için söz veriyor musunuz? (Evet)

√ “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünden ödü kopanları, “Şehitler Ölmez Vatan Bölünmez” ifadesinden başı dönenleri, “Türküm, doğruyum, çalışkanım” seslenişinden ürken BOP kervanını geldikleri gibi gönderecek misiniz? (Evet)

Türkiye 30 Mart 2014’de umuda uyanmalıdır.

Türk milleti 30 Mart 2014’de ayağa kalkmalıdır.

Kayserili kardeşim artık yeter demeli ve mührünü Üç Hilale öyle bir vurmalıdır ki, İmralı canisi kaybetsin, Müslüman katilleri yerin dibine geçsin, Vashington’un izbeliklerinde iktidar arayanlar şaşkına dönsün, Haçlılara ispiyonculuk yapanlar bir daha belini doğrultamasın.

Artık yeter, şimdi söz senin Türkiyem.

Artık yeter, şimdi söz senin Kayserim.

Sözünü yere düşürenleri affetme milletim.

Varlığını zedeleyenleri bağışlama milletim.

İsmini yok sayanları, mazini isyankarlarla karalayanları hoş görme milletim.

Kimliğini dinamitleyenlere fırsat tanıma milletim.

Kayserili kardeşim, seni işsiz, fakir ve çaresiz bırakanlara artık yeter deme zamanı gelmiştir.

Vicdanlarına güvendiğim, milli duyarlılığa sahip olduklarına itimat ettiğim ve bir sebeple AKP’ye oy vermiş muhterem kardeşlerim, yalana, dolana ve bardağı taşıran zorbalıklara nereye kadar dayanacaksınız?

Türkiye’ye ve mensubu olduğunuz Türk milletine sinsi devrimlerle karşı cephe açan hükümete nereye kadar sabır göstereceksiniz?

Yüce dinimiz İslam’ı ihanetlerine kılıf yapmaya çalışan, aldatmayı ve gayri milliliği kendilerine rehber tayin eden insan suretindeki köksüzleri ne zamana kadar destekleyeceksiniz?

Artık yeter demek için neyi bekliyorsunuz?

Kameralar eşliğinde namaza duran, dini duyguları ticarileştiren, samimi Müslümanları hüsrana uğratan bu çürümüşlerle bağınızı koparmak için, Allah için soruyorum, daha neyin olmasını gözlüyorsunuz?

İktidardakilerle geçen her gün İslam’a zarardır.

Bunlarla geçen her gün Türklüğün kaybıdır.

Bunlarla geçen her gün bırakınız yerinde saymayı, geriye gitmek, uçurumun dibine çekilmektir.

Bunlarla doğan her gün, biliniz ki hepimize haramdır.

 

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Sözlerimin altında siyasi kaygı olmadığını iyi biliniz.

Ne söylüyorsak, neyi öneriyorsak, neyi amaçlıyorsak bu T ürk milletinin lehine ve yararınadır.

AKP’yle geçecek her anın, artık bekamıza ve birliğimize onmaz ve tamiri de imkânsız ziyanlar vereceğini aklınızdan çıkarmayınız.

Başbakan ve hükümeti kutuplaşmadan beslenerek milletimizi kümelere, bölmelere ve ayrı ayrı etnik öbeklere ayırma hevesindedir.

Türkiye’de, maneviyat üzerinden ucuz siyaset yapan, milli menfaatleri, milli onuru paspasa çeviren ve şahsi ihtirasları için Türk milletinin geleceğini ateşe atan, sakat ve çarpık bir zihniyetin işbaşında olduğu bir gerçektir.

Tehdit çok ciddidir.

Yıllarca başörtüsü  meselesini çözmekten kimin kaçtığı, bu konuyu kimlerin istismar ettiği malumlarınızdır.

Biz başörtüsü dramının bitmesi için her zaman samimi olduk.

Biz başörtüsü sorununun köklü ve kalıcı bir çözüme kavuşması için her zaman sorumlu hareket ettik.

İnanç özgürlüğüne karışmanın, kimin ne giyeceğine, neyi örtüneceğine müdahale etmenin kesinlikle doğru olmadığına inandık.

İster başı kapalı, ister açık her kardeşimiz bizim nezdimizde bir ve aynıdır.

Birinin diğerinden üstünlüğü tabii olarak yoktur.

Başını kapatmış hanımefendiler ihlas ve iman sahibi, kapatmamış olan hanımefendiler ise tam tersidir gibi bozuk, bunalımlı ve haddi aşan yorumların kararlıca karşısında durduk.

Kimin hangi niyette olduğunu bilen ve şaşmaz hükmünü verecek olan her zaman Cenab-ı Hak’tır.

Din üzerinde yapılacak kategorik ayrımlar tehlikeli noktalara ulaşabilecektir.

Toplumsal ahlak ve edep ölçüleriyle çatışmadıktan sonra, kimin ne giydiği, kimin neyi düşündüğü hiç kimsenin belirleyeceği bir husus olmamalıdır.

İnsan hak ve özgürlüklerine riayet ve saygı hepimiz için vazgeçilmez kabul edilmelidir.

Başını örten hanım kardeşlerimiz inançlarının gereğini yaparken, bunun dışındaki muhterem hanımları farklı  şekilde mülahaza etmek bir defa dinen de çok büyük yanlış ve saygısızlıktır.

Buyurgan devlet ve tek tip insan yetiştirme amacında olan bir hükümet muhakkak ki toplumsal ahengi çatlatacaktır.

İnsan mahremine, insan ahlakına, insani tercihlere hürmet bizlerin mükellefiyetidir.

Ve bunun dışındaki her zorlama, her baskı, her yönlendirme geçmişte olduğu gibi vahim sonuçlara sebebiyet verecektir.

Özellikle TBMM’ne başörtüsüyle gelinmesi olumlu ve memnuniyet verici olmakla birlikte, bunun bir zafer havası içinde sunulması, başörtüsü kullanmayanların töhmet altında bırakılması fahiş bir hata olacaktır.

Hele hele Başbakan’ın bu meyanda sanki fetva verir gibi konuşması  ciddi sonuçlara yol açacaktır.

Başörtüsünü dini bir vecibe olarak tanımlayan Başbakan’ın, İspanya’da, “velev ki siyasi simgedir” açıklamasıyla meydan okur gibi konuşması akıllardan çıkmamıştır.

Bu meselenin temelli olarak çözülmesi konusunda geçmişte yaptığımız tüm içten ve dürüst hamleler AKP tarafından sonuna kadar götürülmemiştir.

Çünkü Başbakan Erdoğan ve hükümetinin başörtüsüne siyaseten her dönemde ihtiyacı olmuştur.

Değerli kardeşlerim, başörtüsü hep bahane edilmiştir.

Başbakan bu örtünün arkasına saklanmış ve gizlenmiştir.

Türkiye’yi yönetememiş, başörtüsünü istismar etmiştir.

İşsizliği çözememiş, başörtüsünü kullanmıştır.

Terörü azdırmış, şehidi artırmış, başörtüsüne sığınmıştır.

Soygunu durduramamış, kapkaçı önleyememiş, suçu engelleyememiş, gelin görün ki başörtüsünü bayrak yapmıştır.

Artık Başbakan ve partisi başörtüsüyle siyaset yapmaktan vazgeçmelidir.

Bu son gelişmelerle toplumsal rahatlama temin edilmiştir.

Partimiz son derece olgun, olumlu ve sıcak yaklaşımda bulunarak muhtemel krizlerin ve çatışma görüntülerinin önüne geçmiştir.

Geldiğimiz bu zaman diliminde, hanım kardeşlerimizin bireysel tercihlerine herkes saygı duymalıdır.

Bilhassa Meclis’te yeniden baş gösteren ve bir kadın milletvekili üzerinden yürüyen pantolon polemiği de sonuçlanmalıdır.

Bize göre, ahlak, edep ve gelenek gibi bağlayıcı kısıtlar haricinde; kim neyi istiyorsa giyebilmeli, pantolon üzerindeki ambargo ise hemen kalkmalıdır.

Bilhassa kadın milletvekillerini hedefine alan bu incitici tartışmalar, özelini ihlal eden, mercek altına alan yaklaşımlar acilen de terk edilmelidir.

 

Değerli Dava Arkadaşlarım,

Cumhuriyet Bayramı’na bir gün kala, yani 28 Ekim günü Cumhurbaşkanlığı tarihi bir hataya imza atmıştır.

Nitekim ölümünün ardından 13 yıl son ra herkesin bildiği ve tanıdığı meşhur bir PKK’lı utanmadan, sıkılmadan ödüllendirilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü’nün müzik dalında bölücülük ve terör sabıkalısı birisine verilmesi geçiştirilecek bir konu değildir.

Şu hususları hepinizin takdirlerine sunuyorum:

Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülü, hizmet ve eserleri ile Türk kültür ve sanat hayatına önemli katkılarda bulunan, ülkemizin kültür ve sanatının yücelmesine çalışan Türk vatandaşı ve yabancı uyruklu kişileri veya kurumları, devlet adına onurlandırmak ve özendirmek amacıyla verilmektedir.

Demek ki, Cumhurbaşkanı Sayın Gül; cani başını çok özledik diyerek bir zamanlar meydan meydan dolaşan bir PKK’lıyı mezarında onurlandırmıştır.

Daha da ilginci, bu PKK’lının müziği, yorumu ve söylemiyle çok sayıda insanı bir araya getirmesi verilen ödülün gerekçesi olarak takdim edilmiştir.

Sizlerin huzurunda Sayın Gül’e, memleketi Kayseri’den soruyorum:

Bölücülükten mimlenmiş, fişlenmiş, sabıka yemiş, her sözüyle de PKK’nın yanında ve saflarında bulunmuş bir kişiyi devlet adına onurlandırma yetkisini kendinizde nasıl görüyorsunuz?

Bu ödülü siz mi düşünüp takdir ettiniz, yoksa yapılan bir teklifi mi uygun buldunuz?

Eğer etrafınızdan PKK’ya ödün verilmesi dillendirilmişse, kaygımız ve değerlendirmemiz odur ki, terör örgütü  Çankaya Köşkü’ne kadar sızmış ve buraya kadar ulaşmıştır.

Sayın Cumhurbaşkanı, malum PKK’lı; Türk kültür ve sanat hayatına bizim bilmediğimiz hangi büyük ve muhterem hizmetleri yapmıştır?

Ağzına ömrü hayatında Türk lafını almamış birisine Türklük nam ve hesabına ödül vermek nasıl bir düşüncenin eseridir?

Sayın Cumhurbaşkanı taşıdığınız sorumluluk gereğince bunu bize ve hemşerisi olduğunuz Kayseri’ye izah etmek zorundasınız.

Sizlere soruyorum, Sayın Gül’ün bu tasarrufunda bir Kayserilik sezinliyor ve görüyor musunuz?

Şarkılarıyla Türk milletini lime lime bölmeye çalışmış, teröristlere methiyeler düzmüş ve sazını silah gibi kullanmış birisine, ölümünden 13 yıl sonra ödül vermenin adı ve tanımı; terörist tezleri ve talepleri devletin en üst mevkiinde onaylamaktan başka bir anlama gelmeyecektir.

Cumhurbaşkanı Sayın Gül bundan sonra hızını alamayarak, İmralı canisini Nobel’e aday gösterecek, devlet üstün hizmet ya da devlet övünç madalyası verilmesi için çaba sarfedecek midir?

Oldu olacak, Kandil’e bir kamyon dolusu berat ve nişan göndererek, iyi vurdunuz, iyi öldürdünüz, iyi pusu kurdunuz, iyi bombaladınız diyerek bütün katilleri inlerinde taltif edecek midir?

Ya da hainliğin şampiyonlar ligini kurarak Batılı dostlarıyla kanlı müsabakaları keyifle ve gülerek izleyecek midir?

Bu ödül kararı Türk milletine görülmemiş bir saygısızlık, onca vatanını ve milletini seven sanatçımıza vefasızlıktır.

Türk milletinin kutlu bağrından sayısız kültür ve sanat insanı  yetişmiştir.

Cumhurbaşkanı Sayın Gül, teröristten başka ödül verecek birisini bulamamış mıdır?

Mesela; rahmete kavuşsun ya da kavuşmasın; Dr. Nevzat Altuğ, Münir Nurettin Selçuk, Sadettin Kaynak, Müzeyyen Senar gibi saygı değer isimler niçin ödüle layık bulunmamıştır.

Maalesef ki, Cumhurbaşkanı milli hafızalardan silinmeyecek bir yanlışın tarafı; dilemem ama, ruhunun kuytusunda duran PKK ilgisinin kurbanı olmuştur.

Sayın Gül bu kararından dönmelidir.

Bir PKK’lıya doğum gününde onur payesi sunarak devlet eliyle mükâfat vermek; Cumhuriyet’i ipe çekme teşebbüsünden ve milleti hiçe sayma vicdansızlığından farksızdır.

Buna da makamı ve görevi ne olursa olsun kimsenin hakkı  yoktur.

Cumhurbaşkanı bu bölücünün şarkılarını çok seviyorsa kendisine saklamalı, bildik PKK’lıları Çankaya’ya davet ederek geceler boyunca dinlemeli ve sözde bölücü hatıralarını benimseyeceğini bu şekilde kanıtlamalıdır.

 

Aziz Dava Arkadaşlarım,

Muhterem Misafirler,

Şunu unutmayınız ki, Türkiye’nin önünde üç siyasi dönemeç bulunmaktadır.

Bunlardan birincisi 30 Mart 2014 tarihinde yapılacak olan Mahalli İdareler Seçimleridir.

İkincisi, 28 Ağustos 2014 tarihindeki Cumhurbaşkanlığı Seçimidir.

Ve üçüncüsü de, şayet erkene çekilmezse, normal zamanı 2015 yılının Haziran ayı olan Milletvekilliği Genel Seçimleridir.

Türk milleti en büyük güç ve kudret olarak, kendi geleceğini belirleme, tayin etme ve yönetme hakkına haiz ve sahiptir.

Bu yetkinin sulandırılması ve çarpıtılması mümkün değildir.

Çoğulculuğu teşvik edecek, temiz, adaletli, ölçülü demokratik bir tepkinin nihai yeri seçim sandığıdır.

Bunun dışındaki arayışlar AKP’nin kutuplaşma emellerine hizmet etmekten başka bir sonuç doğurmayacaktır.

AKP’nin, önümüzdeki seçim döneminde, yapay korku ve endişeler etrafında şekillenen yeni bir yanıltma ve aldatma stratejisine bel bağlayacağı anlaşılmaktadır.

Oysaki Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu çok ağır sorunların çözümü ancak milli birlik ve dayanışma ruhunun şaha kaldırılmasıyla mümkündür.

Var olan sorunların, hangi amaç ve niyetle olursa olsun, cepheleşme ve kutuplaşma çağrışımı yapacak anlayış ve yaklaşımlarla aşılamayacağı ortadadır.

30 Mart 2014 günü gerçekleşecek Mahalli İdareler Seçimleri; Türkiye’nin varlığını, milli birliğini, gelecekteki devlet ve toplum yapısını doğrudan etkileyecek ve tayin edecek özelliktedir.

Kayserili kardeşim ve tüm vatandaşlarım bu seçimlerde;

√ Türkiye’nin kaderi hakkında tarihi bir karar verecek,

√ Ülkesinin ve yöresinin nasıl bir geleceğe yürüyeceğini belirleyecek,

√ Kendisinin ve çocuklarının mutlu ve huzurlu bir şekilde yaşayacağı ülke tablosunun ana hatlarını ortaya koyacaktır.

Milliyetçi Hareket, Türk milletinin engin sağduyusuna, idrakine, vicdanına ve ortak bir kaderi paylaşarak bir arada yaşama iradesine sonuna kadar güvenmektedir.

Köken tasnifi, etnik yaygaracılık, mezhep bilirkişiliği, bölgecilik ve ırkçılık bize yabancıdır.

Biz, milletimizin her ferdini aynı duygularla kucaklamaya ve sahiplenmeye varız ve buradayız.

Kimin nereli olduğu, kökenin ne olduğu bizi ilgilendirmemektedir.

Biz bunların hepsine saygılıyız.

Üst çatımız Türk milleti, müşterek değerimiz Türk kimliğidir.

Taviz vermeyeceğimiz ilkelerimiz vatan, bayrak, millet, dil ve devlet konusundaki milliyetçi bakışımızdır ve bunların hepsini tek kabul eden irademizdir.

Çok yönlü saldırıların hedefi olan aziz milletimiz 30 Mart 2014 günü;

Üzerine gerilmeye çalışılan kefeni bir kader olarak kabul etmeyecektir.

Türkiye’nin husumet, çatışma ve kavga ortamına sürüklenerek tükenip yok olmasına seyirci kalmayacak, bu tarihi vebale asla ortak olmayacaktır.

Türk milleti, milli değerler ve birlikte yaşama ülküsü  etrafında kenetlenecek, Türkiye’nin bölünmeyeceğini dosta ve düşmana bir kere daha gösterecektir.

Aziz milletimiz ya AKP ve işbirlikçi çıkar çevrelerinin koalisyonunu, ya da Türkiye sevdalılarını tercih edecektir.

Ya Türkiye’den intikam almaya niyetli iç ve dış mihrakları, ya da ülkemizi bölgesel ve küresel çapta lider yapmaya yemin etmiş Türk milliyetçilerini seçecektir.

Artık taraflar ikiye düşmüştür.

Bir yanda, milletimizi ve varlıklarımızı sömürmeye hazırlanan küresel odaklar, diğer yanda hakkaniyet ve adaleti savunan vatan evlatları durmaktadır.

Bir yanda, siyasi ikbal ve menfaat için siyasete soyunanlar, diğer yanda millete hizmet ve milli değerlere sadakat için Türkiye’ye talip olan Milliyetçi Hareket bulunmaktadır.

İhanet mi, sadakat mi; kardeşlik mi, kanlı kavga mı; paylaşım mı, vurgun mu; tok karın, dik baş ve mutlu yarın mı; yoksa bir torba kömür, bir paket makarna mı; İşte 30 Mart 2014 günü bunların oylaması ve sağlaması yapılacaktır.

Türkiye’nin içinden geçtiği bu karanlık dönem çok yakında geride kalacaktır. Buna inanınız.

Milliyetçi Hareket her düzeyde açılan yaraları saracak, milli bir seferberlikle onarım ve inşa dönemi başlatacak, AKP döneminin tüm kepazeliklerini düzeltecek ve Türk milletini kazandıracaktır.

Milliyetçi Hareket mensuplarının, bu günden itibaren, fitne ve tahriklere aldırmadan bütün mesailerini önümüzdeki seçime, sonra da iktidar hedefine yönlendireceklerine olan inancım tamdır.

Milliyetçiler bu hedeften asla sapmayacak, tahriklerin ve kutuplaşmaların adresi asla olmayacaktır.

Bu amaçla, kapı kapı dolaşarak Türkiye’de ayak basmadık hane bırakmayınız, tüm vatandaşımızın vicdanlarına sesleniniz, gönüllerini ve kalplerini kazanınız.

Biliniz ki, ancak o zaman vatan ve millet sevgisiyle çarpan temiz yüreklerinizle Türkiye’ye sahip çıkacak ve Türk milletine vefa borcunuzu ödeyeceksiniz.

Bu toplantıda kucaklaşan siz değerli dava arkadaşlarımdan ve vatanımın her bölgesinden başarımızın kutlu işaretlerini alıyor ve bu inanca şimdiden şahit oluyorum.

Başı dik, alnı açık, gönlü yüce, yüreği vatanı  ve milleti için çarpan; inancının, ülküsünün tavizsiz takipçileri olan ülküdaşlarımı daha fazla çalışma, daha fazla gayret ve fedakârlık beklemektedir.

Türk siyasi tarihinin en kritik seçimine gidilirken sizleri bekleyen en önemli görev, Türk milletinin doğruları görmesini önlemek için çekilen kara perdeleri yırtarak, gerçeklerin penceresini açmak ve Türk vatanını havalandırmaktır.

Siz değerli arkadaşlarımdan istediğim; yılmadan, usanmadan ve her tarafı dolaşarak doğruları anlatmaya devam etmenizdir.

Son defa soruyorum sizlere;

√ Türk milletini 36 etnik parçaya ayırma cüretinde bulunan Eşbaşkana sandıkta mesaj verecek misiniz? (Evet)

√ Türkiyelilik zırvasıyla Türk kimliğine kurşun sıkan Başbakan ve bölücü lobileri tasfiye edecek misiniz? (Evet)

√ Bayrağımıza sahip çıkanları kafatasçı, şoven diye aşağılayan hainlerle başa çıkmak için cesaretle mücadele edecek misiniz? (Evet)

√ Milliyetçi Hareket Partisi’ni zafere taşıyacak mısınız? (Evet)

Artık yeter, şimdi söz senin Türkiyem, şimdi karar senin Kayseri.

Ecdadımızın ve aziz şehitlerimizin emanetini düşürmeyeniz.

Bayrağı gölgeletmeyiniz.

Vatanı mahcup etmeyiniz.

Türkiye’ye destek veriniz, Üç Hilal’le Söğüt’ün ruhunu, Kocatepe’nin dirilişini, Türk milletinin ebedîliğini koruyunuz, kollayınız ve geleceğe götürünüz.

Bu kutlu mücadelede yolunuzun ve bahtınızın açık olmasını, azminizin daim olmasını diliyorum.

Cenabı-ı Allah’ın yardım ve himayesinin, vatanlarını karşılıksız seven Türk milliyetçilerinin yanında ve üzerinde olacağına yürekten inanıyorum.

Bu toplantımıza ev sahipliği yapan Kayseri il teşkilatımıza tekrar teşekkür ediyorum.

Bu salona teşrif ederek heyecanımızı paylaşan, kararlılıklarını tekrarlayan, inançlarını tazeleyen gönül ve ülkü erlerine bir kez daha sevgi ve saygılarımı sunuyorum.

Elleri öpülesi ecdadımızı, aziz şehitlerimizi ve partimizin kurucu Genel Başkanı yiğit Kayserili Başbuğ Türkeş Bey’i rahmet ve şükranla yad ediyorum.

Türk milletinin milli varlığına ve milli kimliğine sahip çıkacak dava arkadaşlarıma ve açıklayacağımız belediye başkan adaylarımıza üstün başarılar diliyor, hepsinden güzel haberler beklediğimi buradan ifade ediyorum.

Sağ olun, var olun, Rabbime emanet olun.

Ne Mutlu Türküm Diyene.



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211