Hürmüz Boğazı’nda son haftalarda artan tansiyon, küresel enerji güvenliği açısından yeni ve daha derin bir kriz ihtimalini gündeme taşıdı. İran ile ABD-İsrail hattında tırmanan gerilim nedeniyle boğazdaki gemi trafiğinde ciddi aksamalar yaşanırken, bu gelişmelere Yemen’de Husilerin İsrail’e yönelik füze saldırısı da eklenince uluslararası kamuoyunun dikkati Babül Mendeb Boğazı’na yöneldi.
Denizcilik Hukuku Uzmanı Av. Selçuk Esenyel’e göre, Hürmüz’de yaşananlar zaten başlı başına büyük bir kriz niteliği taşırken, Babül Mendeb’in de ikinci bir gerilim hattına dönüşmesi küresel ticaret ve enerji arzı bakımından çok daha ağır sonuçlar doğurabilecek bir tabloyu ortaya çıkarıyor. Esenyel, iki stratejik boğazın aynı anda tehdit altında olmasının yalnızca bölgesel değil, dünya çapında ekonomik ve siyasi sonuçlar doğurabilecek nitelikte olduğunu belirtiyor.
Hürmüz Boğazı’nda yaşanan gelişmeler, özellikle enerji sevkiyatı bakımından küresel ölçekte baskı oluşturmuş durumda. İran’ın, ABD, İsrail ve bu ülkelerle bağlantılı limanlara giden gemilerin geçişine izin verilmeyeceğini açıklamasının ardından boğazdan geçen gemi sayısında belirgin düşüş yaşandığı, bazı günlerde sevkiyatın neredeyse durma noktasına geldiği ifade ediliyor. Bu durum yalnızca petrol akışını değil, gübre tedarikini ve buna bağlı tarım üretim zincirini de tehdit ediyor. Dolayısıyla mesele artık sadece enerji fiyatlarıyla sınırlı değil; küresel gıda güvenliği açısından da yeni riskler doğuruyor.
Esenyel, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı tamamen kapatma hakkının hukuken savunulamayacağını vurguluyor. Ona göre ister barış dönemi deniz hukuku çerçevesinden bakılsın ister silahlı çatışma hukuku açısından değerlendirilsin, boğazın tamamen ve süresiz biçimde kapatılması uluslararası hukuka aykırı. İran’ın, boğazda yalnızca ‘masum geçiş’in geçerli olduğu yönündeki tezine rağmen, bu rejimde dahi sınırsız ve genel bir kapatma yetkisi bulunmadığına dikkat çekiliyor.
Uzman değerlendirmesine göre burada temel ayrım, ‘transit geçiş’ ile ‘masum geçiş’ arasında ortaya çıkıyor. Transit geçiş hakkı uluslararası boğazlarda kıyı devleti tarafından askıya alınamıyor. Masum geçişte ise belirli şartlarla ve geçici olarak sınırlama gündeme gelse de bunun süresiz ya da genel bir kapatma şeklinde uygulanması mümkün görülmüyor. Bu nedenle Hürmüz Boğazı’nın topyekûn kapatılması, hangi hukuki yorum benimsenirse benimsensin ciddi tartışmalar doğuruyor.
Öte yandan Hürmüz’deki tıkanıklık, ticari sözleşmeler ve deniz taşımacılığı bakımından da yeni uyuşmazlıkların önünü açıyor. Esenyel, bu süreçte ‘mücbir sebep’ kavramının sıkça gündeme geldiğini ancak her olayda otomatik olarak uygulanamayacağını belirtiyor. Bir sözleşmede mücbir sebep hükmünün bulunup bulunmadığı, hangi ülke hukukunun geçerli olduğu, olayın ifayı gerçekten imkânsız hale getirip getirmediği ve zararı azaltmak için hangi adımların atıldığı gibi unsurların ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Sigorta boyutunda ise savaş riski klozlarının daha fazla önem kazanacağı ifade ediliyor.
Kriz yalnızca Hürmüz ile sınırlı kalmıyor. Yemen’de Husilerin İsrail’e yönelik saldırılarının ardından dikkatlerin çevrildiği Babül Mendeb Boğazı da dünya enerji ticareti açısından kritik bir dar geçit olarak öne çıkıyor. Bu boğazdan küresel deniz petrol ticaretinin yaklaşık onda birinin geçtiği belirtilirken, buradaki güvenlik sorununun büyümesi halinde Asya, Avrupa ve Afrika arasındaki deniz ticaretinin ciddi şekilde etkilenebileceği değerlendiriliyor.
Esenyel’e göre Babül Mendeb’deki tablo, Hürmüz’den hukuki bakımdan farklı bir yapıya sahip. Hürmüz’de doğrudan bir devlet aktörü ve devletler arası çatışma boyutu tartışılırken, Babül Mendeb hattında Husiler gibi devlet dışı bir silahlı aktör bulunuyor. Bu nedenle deniz savaş hukuku kapsamında abluka ilanı, ticaret gemilerini durdurma ya da düşman yüküne el koyma gibi yetkilerin otomatik biçimde devreye girmesi mümkün görülmüyor. Uzman görüşüne göre Husilerin tarafsız ticari gemilere yönelik ayrımsız saldırıları, uluslararası hukukun ayrım ve orantılılık ilkeleri bakımından ciddi ihlaller doğuruyor.
Buradaki en çarpıcı nokta ise iki kritik boğazın aynı anda tehdit altında olması. Hürmüz, Basra Körfezi çıkışındaki enerji akışının kalbi niteliğinde görülürken, Babül Mendeb de Kızıldeniz ile Aden Körfezi arasındaki en önemli geçiş noktalarından biri olarak dünya ticaretinde stratejik rol oynuyor. Bu iki geçidin aynı dönemde risk altında bulunması, navlun maliyetlerinden petrol fiyatlarına, sigorta giderlerinden tedarik zincirine kadar geniş bir alanda sarsıcı etkiler oluşturabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre uluslararası toplumun artık yalnızca açıklama yapmakla yetinmemesi gerekiyor. Ticari gemilerin güvenliğinin sağlanması, enerji arz zincirinin korunması ve deniz yollarındaki serbest geçişin teminat altına alınması için daha somut ve hızlı adımlar atılması gerektiği vurgulanıyor. Aksi halde Hürmüz ve Babül Mendeb hattında derinleşecek kriz, yalnızca bölge ülkelerini değil, dünya ekonomisinin tamamını etkileyecek yeni bir küresel dalgalanmanın kapısını aralayabilir.
GARABEY
Yorumlar
Kalan Karakter: