Müjdat Öztürk
Cumhuriyeti Kürtlerle birlikte mi kurduk? Kürtlerin hakkını mı yedik?
Bu sorular bugüne kadar niçin sorulmadı, bu konu niçin araştırılmadı bilmem ama siyasal Kürtçülüğün şaha kalktığı, Kürtçü şımarıklığın tavan yaptığı bu günlerde artık bu sorunun cevabı verilmek zorundadır.
Türkiye Cumhuriyetini kuranlar kimlerdir? Milli Mücadele kimlerle verilmiştir?
Cumhuriyeti Türkler ve Kürtler birlikte mücadele ederek mi kurmuştur?
Kürtler Milli Mücadele esnasında ne yapmış, hangi cephelerde savaşmıştır?
Kürtçü taşkınlığın içine düştüğü şımarıklığın sona ermesi için, Türk-Kürt kardeşliğinin zarar görmemesi için bu muğlâk durumun aydınlatılması şart.
**
Cumhuriyeti birlikte kurduk, Çanakkale’de birlikte savaştık vs vs. O kadar çok söylendi ki artık söyleyenler bile bu yalana inanıyor.
Hatta siyasal Kürtçü, bölücüler bile kendi tarihlerini çok iyi bilmelerine rağmen bu yalanı tekrarlıyor.
Cumhuriyeti Kürtlerle birlikte kurmadık yazısı üzerine birçok eleştiri aldım. Aralarında çok sevdiğim Kürt dostlarım var. O yazıyı yazarken niyetim asla onları kırmak değildi.
Ülkeye hakim olan ve topluma gitgide yayılan bir mağlubiyet psikolojisi var. Türk olmak, Türküm demek suç, Türkçülük yapmak bölücülük. Türk kimliği tartışmaya açılmış.
Buna müsaade edemeyiz. Küllerimizden doğduğumuz bu topraklardan psikolojik savaş yüzünden vazgeçemeyiz. Bu topraklar Türk topraklarıdır. Bu Cumhuriyet Türkiye Cumhuriyetidir. Bu ülkenin dili Türkçedir.
Türkiye Cumhuriyetini Türkler kurdu. Türkiye Cumhuriyetinin temeli Türk Milleti, Türk kültürüdür. Bu tartışılamaz, vazgeçilemez.
**
Ben Türkiye Cumhuriyetini Türkler kurdu diyorum… Türkler derken kendisini Türk hissedenlerden bahsediyorum.
Bunu söylerken de hepimizin bildiği basit bilgilerden yola çıkıyorum.
Zor, anlaşılmaz, dolambaçlı bir tarih yazısı yazmak yerine basit, sade, anlaşılır gitmeye çalışacağım.
Mondros’dan sonra bir işgal yaşadık. İşgalin Türk Milletinde yarattığı derin tesiri görmek ve Milli Mücadeleyi başlatan ruhun ne olduğunu anlamak için işgali protesto mitinglerine bakmak, bu mitinglerde dolaşan ruhu doğru okumak Cumhuriyeti kimlerin kurduğunu da açıkça ortaya çıkaracaktır aslında.
Özellikle 200 bin kişinin katıldığı Sultanahmet mitinginin konuşmacıları olan Mehmet Emin Yurdakul ve Halide Edip Adıvar’ın milli duyguları harekete geçiren konuşmaları Türk Milletinin Cumhuriyeti kurma iradesinin ilk kıvılcımlarıdır.
Türk Milletinde büyük tepki doğuran işgallere gösterilen tepki bütün Anadolu’ya yayılmış ve Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri olarak kendini göstermiştir.
İşgalin milli ruhlarda yaktığı ateş neticesinde Türk Milleti Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyeti çatısı altında toplanırken Kürtler de durumdan istifade edebiliriz ümidiyle Kürt Teali Cemiyeti ile sahneye çıkmış kısa süre de İstanbul, Diyarbakır, Van, Bitlis,Elazığ,Malatya,Muş illerinde örgütlenmiştir.
Cumhuriyeti Türkler ve Kürtler birlikte mi kurdu muammasını daha baştan çözecek bu iki farklı yapı, iki farklı amaç için ortaya çıkmış bu iki ayrı teşkilat peşine düştüğümüz tarihi sorunun cevabına ulaştıracaktır bizi.
**
Bir yanda Türk Milletinin yedi düvele boyun eğmeyeceğini göstermek için kurulan Anadolu ve Rumeli Müdafa-i Hukuk Cemiyetleri diğer yanda bağımsız Kürdistan hayali kuran Kürt Teali Cemiyetleri…
Bu Cumhuriyeti birlikte kurduk diyenlerin aklına şaşarım…
Birlikte mücadele etmek bir yana Osmanlının mağlubiyetinden istifade ederek İngiliz destekli Kürdistanı kurmak isteyenler bugün hakkımızı verin narası atıyorlar…
İşte daha baştan birlik ruhunu parçalayan Kürt Teali Cemiyetleri Seyid Abdülkadir önderliğinde İngiliz destekli Özerk Kürdistanı savunurken Bedirhan ve Babanzade ailelerinin etkisi altındaki Diyarbakır şubesi kısa süre sonra Kürdistan Teali Cemiyeti ile yolunu ayıracak bütün Güney Doğu’yu içine alan bağımsız bir Kuzey Kürdistan çizgisine kayacaktır.
Durum bu kadar nettir.
Türk Milleti işgal edilen şehirleri için gözyaşı döküp sokağa çıkarken o dönemin siyasal Kürtçüleri bırakın işgale karşı çıkmayı işgalcilerle görüşmeler yaparak Özerk yada Bağımsız bir Kürdistan için destek aramaktadır.
**
Hiç şüphe yok ki işgale karşı çıkan Türk Milletinin yanında görmek istediği insanlar Kürtlerdir. Hatta başta Mustafa Kemal olmak üzere Milli Mücadelenin lider kadroları bunun için büyük de gayret göstermişlerdir. Fakat bekledikleri karşılığı görememiş bir yandan işgalcileri kovmak için uğraşırken diğer yandan sürekli İngiliz gazı yiyen Kürt aşiretleri ile de uğraşmak zorunda kalmışlardır.
Bu sebeple bir evvel ki yazı da Kürtler 1919-1923 arasında ne yaptılar ortaya konsun istedim.
Şimdi ne yapmışlar hep birlikte göreceğiz…
Mustafa Kemal Samsun’a çıkıp Milli Mücadeleyi başlatmanın hesabını yaparken patlar Milli Mücadelenin ilk Kürt ayaklanması.
Midyat’ta aşiret reisi Ali Batı Mardin,Cizre, Savur ve Nusaybin çevresindeki aşiretleri yanına alır ve Nusaybin’e girer. Yıl 11 Mayıs 1919.
Ayaklanmadan bir hafta sonra İngilizlerin bütün engelleme girişimlerine rağmen Mustafa Kemal Samsun’dadır. Samsun’dan Amasya’ya geçerek Milli Mücadelenin sebeplerini ve nasıl yapılacağını açıklayan Amasya Genelgesini yayınlamıştır. Genelgeye göre “milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” ( 21-22 Haziran 1919)
Mustafa Kemal ve arkadaşları milletin istikbali peşindeyken Kürt Teali Cemiyeti bağımsız Kürdistan için çalışmakta Doğu’da Ali Batı isyanı devam etmektedir.
Erzurum Kongresi bu iklimde toplanır.Bu kongre de Müdafa-i Hukuk Cemiyetlerinin birleşmesi ve milli iradeyi temsil edecek bir heyetin oluşturulması kararı alınır. ( 23 Temmuz-7 Ağustos 1919)
İngiliz Times gazetesinin cihana kafa tutan çocukça bir hayal olarak nitelendirdiği bu hareket derhal Ali Batı isyanını bastırır ve Ali Batı’yı öldürür.
Ali Batı isyanı Türklerin Milli Mücadele verdiği ve ileride Cumhuriyete dönüştürecekleri sürecin ilk Kürt ayaklanmasıdır…
**
19 Ağustos 1919’da Ali Batı öldürülür ama bağımsızlık hayalindeki Kürtler Wilson Prensiplerinden istifade ederek bağımsız bir Kürdistan kurma peşindedir.
Mustafa Kemal ve arkadaşları da Sivas Kongresini toplamak üzeredir.
İngiliz Dış İşleri Bakanlığı tarafından Paris’te düzenlenen toplantıya Kürtler adına katılan Şerif Paşa Paris’te yayınladığı kitapçıkta kurulmasını arzu ettiği Kürdistan’ın sınırlarını çizer;
“Kuzeyde Kafkaslardan başlayıp Erzurum, Van, Bitlis, Elazığ ve Diyarbakırı içine alan ve Kerkük’e kadar uzanan bir Kürt Devleti…”
Şerif Paşa Paris’te İngilizler bir Kürt Devletinin pazarlığını yaparken Seyit Abdülkadir’de İstanbul’da İngilizlerle görüşmektedir.
8 Aralık 1919’da İngilizlerle bir araya gelen Seyit Abdülkadir “Kürtlerin zor durumda olduğunu kendilerinin İngiltere ile yakın ilişkiler kurma taraftarı olduğunu ve Kürdistanın kaderinin İngiltere’nin tavrına bağlı olduğunu” söyleyerek İngilizlerden destek ister.
Bu görüşmeleri Lord Curzon’a rapor eden İngiliz Yüksek Komiseri Robeck 9 Aralık 1919 tarihli raporunda “Kürtler bütün ümitlerini İngiliz hükümetine bağlamış durumda” der…
**
Tarih 23 Nisan 1920. Ankara. Türkiye Büyük Millet Meclisi muhteşem bir törenle açılır.
Milli Mücadele sürerken tek ayaklanan Kürtler değildir. TBMM’nin açılışından bir ay sonra Çerkezler Düzce’de ayaklanır. Ayaklanma kısa süre de Bolu, Hendek, Adapazarı’na yayılır. Ayaklanma Çerkezlik davası gütmekle beraber dini motifler de içermekte ve padişahtan yana tavır koymaktadır. Ayaklanma yine bir Çerkez tarafından Çerkez Ethem’le bastırılır.
Bütün bunlar yaşanırken diğer taraftan Yunan Genel Taarruzu başlar. Tarihler 22 Haziran 1920’yi göstermektedir.
Ne acıdır ki Yunan Genel Taarruzunun başladığı sıralarda Osmanlı mebusu Bitlisli Yusuf Ziya Bey’in arkadaşı Cibranlı Halit Bey Kürt aşiretlerini “birlik halinde bulunmadıkları için altı yüz yıldır Türk hâkimiyetinde yaşadıkları, şimdi kurtuluş gününün geldiği ve silahlanarak harekete geçmeleri” yönünde propaganda yapıp kışkırtmaktadır.
Kışkırtma sonuç verir ve Milli Aşireti Fransızlar Urfa’ya saldırırken Siverek’e yürürler. Bu yürüyüş başarılı olmaz ama bir ay sonra Viranşehir Milli Aşiretinin kontrolüne geçer. Milli Aşireti burada Ankara Hükümetine karşı olduğunu ilan eder ama 5.Tümen karşısında duramaz ve Viranşehiri boşaltır.
(Burada Dersim ve Elazığ civarındaki aşiretlerin Milli Aşiretine destek vermediğini söyleyelim.)
**
Çok dağıtmak istemiyorum.
Gördüğünüz gibi Cumhuriyetin temelleri atılırken Mustafa Kemal ve Türk Milleti bir yanda Yunan, İngiliz, Fransız ve İtalyanlarla boğuşurken diğer yanda Kürtler ve bir kısım padişah yanlısı Çerkezlerle uğraşmaktadır.
Bu esnada Batı Dersim Aşiretleri TBMM’ye başvurur. Başvurur dediğime bakmayın aslında bir ültimatom verirler. Bu aşiretler de Kürt Teali Cemiyeti temsilcileri gibi Diyarbakır, Elazığ,Van ve Bitlis illerinde bağımsız bir Kürdistan kurulmasını aksi halde bu hakkı silâh zoruyla almaya mecbur kalacağını bildirir.( 25 Kasım 1920)
(Bu Cumhuriyetin hangi şartlarda kurulduğunu görüyorsunuz değil mi?)
**
Milli Mücadele esnasında Ankara Hükümeti ile temasta bulunan ve Meclise giren 72 Kürt ağa ve beyi olduğunu söylemek zorundayız.
İçlerinde Diyap Ağa’nında bulunduğu bu 72 Kürt mebus bölgedeki diğer aşiretler tarafından hain ilan edilmiştir. Koçgiri isyanının elebaşlarından Baytar Nuri bu 72 kişi için soysuz ifadesini kullanır…
Cumhuriyetin kurulmasını sağlayan Milli Mücadeleyi sekteye uğratan Kürt isyanların en büyük ve önemlisi Koçgiri’dir. Yunan’ın Anadolu’dan sökülüp atılmak istendiği bir zamanda Kürt-Alevi aşiret Koçgiri öncülüğünde başlayan isyan Sivas’tan Erzurum’a kadar yayılır. İsyanın bir diğer elebaşısı Baytar Nuri’dir.
İsyana Kürdistan Teali Cemiyeti de destek verir. Bölgeye Kürdistan bayrakları çekilir. İsyan Nisan ayı boyunca sürer.
Koçgiri İsyanının lider kadrosundan Baytar Nuri isyanın amacını şöyle açıklar;
“İlk önce Dersim’de Kürt istiklâli ilân edilecek, Hozat’a Kürdistan bayrağı çekilecek, Kürt millî kuvveti Erzincan, Elazığ ve Malatya istikametlerinden Sivas’a doğru hareket ederek Ankara Hükûmeti’nden Kürdistan istiklâlinin tanınması istenecek.”
Bu talepleri içeren muhtıra Ankara’ya telgrafla ulaştırılır. Telgrafta;
“İstanbul Hükümeti’nce kabûl edilen Kürdistan özerkliğinin Ankara Hükûmeti’nce de…. tanınıp tanınmayacağının açıklanması, Kürdistan özerk yönetimi konusunda Mustafa Kemâl hükûmetinin âcilen cevap vermesi, Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan cezaevlerindeki Kürtlerin hemen salıverilmesi, Kürt çoğunluğu bulunan illerden Türk memurlarının çekilmesi, Koçgiri yöresine gönderilen birliklerin geri alınması”yazmaktadır.
Ankara hükümeti Nurettin Paşa ve Topal Osman’ı Koçgiri isyanını bastırmakla görevlendirir. 45 bin kişinin ayaklandığı bu isyan Mayıs’ta etkisini azaltır 12 Haziran’da da isyan bastırılır.
Bu arada Yunan Bursa’ya girmiştir. Bu durumu özellikle belirtiyorum ki bu Cumhuriyetin kuruluşunda kimin alın teri, emeği, kanı olduğu iyi anlaşılsın. Sadece Koçgiri isyanı bile bu Cumhuriyeti kimin kurduğuna en güzel delildir.
Mustafa Kemal ve arkadaşları Anadolu’yu Yunan ve İngiliz’den temizlemeye çalışırken fırsatı değerlendirip ayaklananlar tarihi unutarak Cumhuriyeti birlikte kurduk yalanının arkasına sığınmak istiyorlar.
Yağma yok.
Bu Cumhuriyet Türk Milletinin eseridir. Bu Cumhuriyetin harcında Türk Milletinin kanı ve gözyaşı vardır. Kan ve gözyaşı ile kurulmuş bir Cumhuriyet ancak kanla kaybedilir yalanla değil.