Dumanlı İle MEB Müsteşarı Arasında Neler Geçti...
 Zaman Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı, dün akşam Samanyoluhaber'de gündeme ilişkin konularda çarpıcı açıklamalarda bulundu.
Samanyolu Haber Genel Yayın Yönetmeni Metin Yıkar'ın sorularını yanıtlayan Ekrem Dumanlı, 2004'teki MGK'da alınan "Gülen Cemaatini Bitirme" kararından dershanelerin kapatılması konusunda yaptıkları yayınlara kadar çok çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Dershanelerin kapatılmasının, İmam Hatiplerin zorla kapatılmasınandan farksız olduğunu dile getiren Dumanlı, "Kanun zoru ile seni kapatacağım, dönüştüreceğim sözünün bir siyaset mühendisliği olduğunu söyledi.

"Rant kapsısı" iddiaları içinde çok ağır konuşana Dumanlı, "Bu ne biçim laftır ben anlamıyorum. Rant kapısı ne demek? O zaman TOKİ'ler de bir rant kapısı. Öyle değil midir? KİPTAŞ'lar da bir rant kapısı inşaat kadar büyük bir rant kapısı var mı? Oralardan başlayalım o zaman hepsini devlet yapsın. Özel hastaneler kapatılsın külliyen hepsi devlet hastanesine dönüştürülsün." ifadelerini kullandı.

''Bizim bu konudaki amacımız hırgür çıkarmak değildir'' diyen Ekrem Dumanlı, mağduriyeti dile getirdiklerini sözlerine ekledi.

Cemaatin AKP’ye İlk Sert Direnişi Dershane Değilmiş

MEB MÜSTAŞARI İLE TELEFONDA NELER KONUŞTU?

Ekrem Dumanlı, 14 Kasım'da yayınladıkları taslakla ilgili de çarpıcı açıklamalarda bulundu. Taslakta yalan denilen şeylerin tek tek doğru çıktığını hatırlatan Dumanlı, taslağın yayınlanmasından sonra kendisini arayan MEB Müsteşarı ile konuşmasını da ilk kez açıkladı.

İŞTE EKREM DUMANLI'NIN AÇIKLAMASI;

"14 kasım günü biz bunu manşet olarak kullandık. İşin doğrusu ilk taslak elimize geçtiği zaman işin doğrusu çok açık net olarak söylüyorum. İnanamadık."

"Eğer bu taslak doğru ise diye bir tabir kullandık. Eğitime darbe eğitime büyük darbe. Yukarıda da eğer bu taslak doğruysa sonra tahkik ettik. Sağdan soldan aldığımız fikirlerle aldığımız kanaatlerle. İpuçları ile anladık ki taslak doğru. O zaman yukarıdaki üst başlığı değiştirdik eğer bu taslak yasalaşırsa dedik."

Dumanlı attıkları manşetin sonuna kadar arkasında olduklarını söyledi. Taslak yasalaşırsa Türkiye'ye nasıl zararlar vereceğine dikkat çeken Dumanlı şunları söyledi; "Hala da aynı yerdeyiz. Bu taslak yasalaşırsa eğitime büyük darbe vurulmuş olur. Zaten zaten o günden sonraki gelişmelerde bütün bu sürecin doğru olduğunu gösterdi. Tabii ki mesela yalan dendi. Birinci gün öğleye kadar bir şey denmedi. İkindi vakti bir şey denmedi. Sonra akşamüstü yalan diyenler oldu. Neyi yalan?"

Manşet Milli Eğitim Bakanlığı'nda deprem etkisi yaptı. Dumanlı o gün taslağı hazırlayan müsteşarların yaşadığı paniği şöyle anlattı;

MÜSTEŞAR BEY BENİ ARADI

Mesela. Müsteşar bey beni aradı. Beyefendi neyi yalan bunu söyle yarına hemen yazalım. Dedi ki ''dershaneler kapanmayacak.'' tamam yarın manşet yapayım. Dershaneler kapamayacak. ''Hayır tam o manada söylemiyorum da'' diyor. ''Levhası inecek Milli Eğitim'in çatısı altından çıkacak ama dershane devam edecek, neden çünkü ders ihtiyacı devam edecek'' tamam onu yapalım. Sonra yalan denilen her şey tek tek doğru olduğu ortaya çıktı.

NEDEN KARŞI ÇIKIYORUZ?

Dumanlı dershanelerin üzerinde hiç düşünülmemiş bir taslakla karşı karşıya kaldığını söyledi. ''Neden karşı çıkıyoruz?'' sorusuna şöyle cevap verdi:  "Biz niye bu yasaya karşı çıkıyoruz veya bu taslağa neden karşı çıkıyoruz. Meselenin aslına bakmak lazım. Aslı şu devlet diyor ki ben bir kanun çıkaracağım 1960'lardan beri faaliyet gösteren dershaneleri kapatacağım. Biz diyoruz ki böyle bir şeye hakkınız yok. Ancak şöyle hakkınız olabilir. Öyle bir eğitim sistemi oturtacağım öyle bir eğitim sistemi işler hale getireceğim ki dershanelere ihtiyaç kalmayacak. Bu gayet güzel."

DERSHANELER BİR İHTİYAÇTIR

Dumanlı dershanelerle ilgili kara propaganda yapıldığını söyledi; "Dershane nedir bir ihtiyaçtır. Neye ihtiyaçtır? Çocuğunu özel okula gönderemeyen özellikle onun için söylüyorum hani biraz fakir öğrenci gidemiyor gönderemiyor diye bir kara propaganda yapılıyor. Bence doğru değil. Çünkü esas insanlar çocuklarını özel okula gönderemiyor. Özel okul 10 lira 15 lira 20 lira 30 lira. Dershane 2 lira 3 lira. Şimdi yıllarca özel okula gönderemeyen aile lise sona geldiği zaman 1 sene dişini sıkıyor çocuğunu bir sene sıkıştırılmış bir dershane programı ile aradaki uçurumu kapatıyor."

TEŞEBBÜS HÜRRİYET ÇİĞNENİYOR

Ekrem Dumanlı teşebbüs hürriyetinin çiğnendiğine dikkat çekti. Dumanlı ''dershanelerin kapatılmasının İmam Hatiplerin kapatılmasından farkı yoktur'' dedi.

İMAM HATİPLERİN ZORLA KAPATILMASINDAN HİÇBİR FARKI YOK

Dumanlı: "Yazarlar çizerler kendilerini düşünce kuruluşu üyesi diye takdim edenler. Bu kadar devleti kutsayıp sonra da kalkıp ''kardeşim bu ihtiyaçları zaten devlet görecek size ne ihtiyaç var kardeşim'' demesini fevkalede ben yadırgıyorum. İnsani bulmuyorum İslami de bulmuyorum. Çünkü eğer siz devlet gücü ile bir eğitim müessesinin kapatılmasını meşru görüyorsanız bizden öncekilerin devlet gücü ile kanun gücü ile imam hatipleri kapatmasını da meşru görmeniz lazım. Onunla bunun arasında teknik olarak hiç bir fark yoktur."

Dumanlı, dershanelerin kapatılmasında devlet'ten çok devletçilik yapıldığının altını çizdi.

Dumanlı: "Milli Eğitim öyle bir performans gösterecek ki insanların derse dershaneye ihtiyacı olmayacak. Eyvallah. Biz ihtiyaç yoksa zaten dershane de yoktur. Ama hem ihtiyaç devam edecek hem de biz bunu halk eğitim merkezlerinde yapacağız.'' pardon hangi rejimle yönetiliyoruz? Yani diyorsun ki ''özel sektörü ben buradan alırım ama ihtiyaç devam ettiği için devlet aracılığı ile yaparım'' e o zaman bunun bir adım ötesi kolhozlar solhozlar efendim bir kısım sosyalist yapının getirdiği devletleştirmedir. Kamulaştırmadır."

SİYASET MÜHENDİSLİĞİ

Dumanlı dershanelerin kapatılmasını siyaset ve toplum mühendisliğine benzetti. Rant eleştirilerine cevap verdi. Türkiye'de ''inşaat kadar büyük bir rant kapısı yok onları da kapatalım o zaman'' dedi.

ÖNCE KAPATACAĞIZ DİYORSUN, SONRA DÖNÜŞTÜRECEĞİZ DİYORSUN

Dumanlı: Önce kapatacağız diyorsun buna tepki gelince hayır dönüştüreceğiz. Bu da çok incitici bir söz. Kanun zor ile ben seni dönüştüreceğim sözü bir siyaset mühendisliğidir. Bir toplum mühendisliğidir. Bunu yapmaya hiç bir ehli vicdanın hakkı yoktur diye düşünüyorum. Çok pahalı tamam pahalı restoranları da kapatalım. Burası bir rant kapısı. Bu ne biçim laftır ben anlamıyorum. Rant kapısı ne demek? O zaman TOKİ'ler de bir rant kapısı. Öyle değil midir? KİPTAŞ'lar da bir rant kapısı inşaat kadar büyük bir rant kapısı var mı? Oralardan başlayalım o zaman hepsini devlet yapsın. Özel hastaneler kapatılsın külliyen hepsi devlet hastanesine dönüştürülsün."

Dumanlı ''bizim bu konudaki amacımız hırgür çıkarmak değildir'' dedi.

Dumanlı: "İnanan insanlar devlet kavramı ile bir ağır imtihan yaşıyorlar. Gördüğüm acı gerçek budur. Devlet gücü nerede hangi miktarda kullanılır aslında dershane meselesi bunun bir tabiri caizse bir göstergesidir. Bunun Türkiye'ye de Türkiye'deki bu güzel demokratik yapıya da faydasının olacağını düşünmüyorum. Bizim derdimiz bir hır gür çıkarmak değil ki, bir kavga çıkarmak değil ki, bir kalp kırmak değil ki. Bir güven zedelemesi değil ki. Ortada bir vaka var."

İŞTE EKREM DUMANLI'NIN SAMANYOLU HABER'DE AÇIKLAMALARININ TAM METNİ;

Metin Yıkar: Dershanelerin kapatılması ile ilgili ilk defa Zaman Gazetesinde çok net bir haber çıktı, manşetten yayınladınız bunu bu süreç nasıl başladı nasıl gelişti biraz bahseder misiniz?

Ekrem Dumanlı: Yanlış aklımda kalmadıysa 14 kasım günü biz bunu manşet olarak kullandık. İşin doğrusu ilk taslak elimize geçtiği zaman çok açık net olarak söylüyorum inanamadık.

Bir dershane üzerinden yıllardır konuşulan bir konu vardı dershane kapanacak mı kapanmayacak mı hatta sayın başbakanımızın tabiriyle üç bakanın yapmadığı veya yapamadığı veya yapmak istemediği veya rasyonel bulmadığı ben bunu çoğaltabilirim yorumlarımla bir gündem vardı ama karşımıza çıkan taslak çok vahimdi, gerçekten ürkütücü bir taslak.

Dershane kapanıyor, kapatmayanlara ağır para cezaları veriliyor, içinde özel teşebbüsü tamamen ortadan kaldıran adeta bir kamulaştırma faaliyeti gibi bir şey gördük, hatta ilk taşraya attığımız başlıkta eğer bu taslak doğruysa diye bir tabi kullandık, “eğitime darbe”, “eğitime büyük darbe”, sonra tahkik ettik, sağdan soldan aldığımız fikirlerle aldığımız kanaatlerle ve  ip uçlarıyla anladık ki taslak doğru, o zaman yukarıdaki üst başlığı değştirdik, “eğer bu taslak yasalaşırsa” dedik, hala da aynı yerdeyiz; bu taslak yasalaşırsa eğitime büyük darbe vurulmuş olunur.

Metin Yıkar: Zaten zaten o günden sonraki gelişmelerde bütün bu sürecin doğru olduğunu gösterdi.

"MÜSTEŞAR BENİ TELEFONLA ARADI"

Ekrem Dumanlı: Tabii ki mesela yalan dendi birinci gün öğleye kadar birşey denilmedi. İkindi vakti birşey denilmedi, sonra akşam üstü yalan diyenler oldu, neyi yalan mesela müsteşar bey beni aradı beyefendi neyi yalan bu söyle yarına hemen yazalım. Dedi ki “dershaneler kapanmayacak”, tamam yarın manşet yapayım, dershaneler kapanmayacak, hayır tam o manada söylmeiyorum da diyor “levhası inecek milli eğitimin çatısı altından çıkacak ama dershane devam edecek, neden çünkü ders ihtiyacı devam edecek.” Tamam onu yapalım, bizim derdimiz bir hır gür çıkarmak değil ki bir kalp kırmak değil ki bir güven zedelemesi değil ki ortada bir vaka var, sonra yalan denilen her şeyin tek tek tek tek doğru olduğu ortaya çıktı.

BAZILARI TASLAK YALAN DİYE MANŞET ATTILAR

Hatırlarsanız hemen bazı sağolsun arkadaşlar hemen bir yerden veya birkaç yerden kendilerine söylenen sözler  gereği taslak yalan diye manşet attılar haber yazdılar, bakanlık yalanladı diye haber yazdılar. Sonra biz de yalan denilen bütün unsurların altını fosforlu kalemlerle çizerek tarihe emanet ettik; bu mu yalan? Bu mu yalan? Bu mu yalan? bu mu yalan?

BAŞBAKAN DOĞRULADI

En üzerinde durdukları şey “para cezası diye bir şey yok”, e var dedik işte burada, miktarı da belli. En nihayette sayın başbakanımız yaptığı bir basın toplantısında veya bir televizyon programında elbette bir müeyyidesi olacak dedi, şimdi neyi yalan o zaman? Demek ki yazılanların tamamı doğru çıktı. Doğru çıkan şeyin ayrıntılarına inildikçe aslında üzerinde çok  düşünülmemiş bir taslakla karşı karşıya olduğumuzu ortaya çıktı. Üzerinde düşünülmemiş.

Metin Yıkar: Aslında Ekrem Bey dünkü sayın bakanın televizyon kameralarının karşısındaki sorularının cevaplarlına bakarsakta henüz daha o günden bu güne kadar çok önemli bir gelişme de kaydedilmemiş. Mesela etüt merkazleriyle alakalı çalışmaların devam ettiği yaş sınırlarıyla lalakalı çalışmaların devam ettiği, mesela öğretmenlerin durumlarıyla alakalı, dershane öğretmenlerinin durumlarıyla alakalı çalışmaların henüz daha devam devam ettiği maliye banklığı ile görüşmelerin sürdüğü söyleniyor. Anliyoruz ki buradan o gün bugündür de zaten çok fazla üzerinde bir gelişme olmamış, ve deniyor ki pazartesi gününden itibaren de balkanlar kuruluna gelecek.

Ekrem Dumanlı: Şimdi bir şeyin aslını iyi anlamazsak, faslını hiç iyi anlayamayız. Biz niye bu yasaya karşı çıkıyoruz veya bu taslağa karşı çıkıyoruz. Meslenin aslına bakmamız lazım aslına bakmaz faslına bakarsak yani ayrıntıları tek tek tek, tabi ki ilgili insanlar uzmanlar dershaneler milli eğitim yetkilileri tek tek mercek altına bazı maddeler alabilirler ama ben şahsen gazetedeki yayın yönetimi olarakta biz meselenin aslına bakmak, aslı nedir?

"DERSHANELER KAPATACAĞIM" DİYOR

Aslı şu; devlet diyor ki ben bir kanun çıkaracağım, 1960 lardan beri faliyet gösteren dershaneleri kapatacağım. Biz diyoruz ki böyle birşeye hakkınız yok ancak şöyle bir hakkınız olabilir; Öyle bir eğitim sistemini işler hale getireceğim ki dershanelere ihtiyaç kalmayacak bu gayet güzel, hatta şöyle diyeyim ben hayat nedir bir tek kelimeyle karşılığını söyleyin deseniz ben şöyle bir şey yazarım, hayat: İhtiyaç. Bir şey ihtiyaçsa insanidir, bir şey ihtiyaçsa demek ki varoluş sebebi vardır. İnsanın bu dünyada varlığının sebep ve hikmeti de budur. Dershane nedir? Bir ihtiyaçtır. Neye ihtiyaçtır? Çocuğunu özel okula gönderemeyen, özellikle onun için söylüyorum, hani biraz fakir öğrenci gidemiyor gönderemiyor diye bir kararopaganda yapılıyor, bence doğru değil. Çünkü esas insanlar çocuklarını özel okula gönderemiyor. Özel okul 10 lira 15 lira  20 lira 30 lira, dershane 2 lira 3 lira…

KANUN ZORUYLA ÖZEL SEKTÖR KAPATILAMAZ

Şimdi yıllarca çocuğunu özel okula gönderemeyen aile lise sona geldiği zaman bir sene dişini sıkıyor, çocuğunu bir sene sıkıştırılmış bir dershane programıyla aradaki ucurumu kapatıyor.  Esas konunun özüne şuradan yaklaşmak lazım kanun zoruyla bir kanun çıkarılarak bir özel sektör kapatılabilir mi kapatılamaz mı? Kağıt üzeinde kapatılabilinir ama ihtiyaç devam ediyorsa, büyük bir haksızlık büyük bir zulüm olur, bu da kamu icdanını yaralar bu da büyük bir haksızlık olur.

Daha düne kadar devlete tagut diyenler, düne kadar devleti elimizle yaptığımız bir helvadır bir puttur, ihtiyacımız olduğu zaman bunu yeriz diyenler, efendim yıkılacak devlet diyenler, şimdi bazı görüyorum, bazı arkadaşlarımız, yazarlar, çizerler kendilerini düşünce kuruluşu üyesi diye taktim edenler bu kadar devleti kutsayıp sonra da kalkıp kardeşim bu ihtiyaçları zaten devlet görecek size ne ihtiyaç var kardeşim demesini fevkaladeden yadırgıyorum, insani bulmuyorum, İslami de bulmuyorum. Eğer siz devlet gücüyle bir eğitim müessesesinin kapatılmasını  Meşru görüyorsanız bizden öncekilerin devlet gücüyle, kanun gücüyle imam hatiplerin kapatmasını da meşru görmeniz lazım. Onunla bunun arasında teknik olarak hiçbir fark yoktur.

Devletin şunu deme hakkı var, “ben öyle bir gayret göstereceğim milli eğitim öyle bir performans gösterecek ki insanların derse, dershaneye ihtiyacı olmayacak.” Eyvallah. İhtiyaç yoksa zaten dershane de yoktur. Ama hem ihtiyaç devam edecek, ihtiyaç devam edecek ama biz bunu halk eğitim merkezlerinde yapacağız. Pardon, hangi rejimle yönetiliyoruz? Yani diyorsun ki özel sektörü ben buradan alırım ama ihtiyaç devam ettiği için devlet aracılığıyla yaparım. O zaman bunun bir adım ötesi kolhozlar, solhozlar, efendim bir kısım sosyalist yapının getirdiği devletleştirmedir, kamulaştırmadır.

ÖNCE KAPATACAĞIZ, TEPKİ GELİNCE DÖNÜŞTÜRECEĞİZ

Şimdi önce kapatacağız diyorsun, tepki gelince, hayır dönüştüreceğiz. Bu da çok incitici bir söz. Kanun zoruyla ben seni dönüştüreceğim sözü bir siyaset mühendisliğidir. Bir toplum mühendisliğidir. Bunu yapmaya hiçbir ehli vicdanın hakkı yoktur diye düşünüyorum. Önce bunu burada anlaşabilirsek, devlet kapatibilir mi devlet zoruyla? İhtiyaç.. “Efendim, çok pahalı.” Tamam o zaman pahalı restorantları da kapatalım. “E burası bir rant kapısı.” Bu ne biçim laftır ben anlamıyorum. O zaman tokiler de bir rant kapısı, öyle değil midir? kiptaşlarda bir rant kapısı, inşaat kadar büyük bir rant kapısı var mı?  Oralardan başlayalım o zaman, hepsini devlet yapsın.

Özel hastaneler kapatılsın, külliyen hepsi devlet hastanesine dönüştürülsün. İnanan insanlar devlet kavramıyla bir ağır imtihan yaşıyorlar, gördüğüm acı gerçek budur. İnanan insanlar…

Devlet nedir? Nereye kadar müdahale edebilir? Devletin müdahale hakkı bireyin hangi hakkına kadar sınırı vardır, kitlelerin hangi hakkına kadar sınırı vardır? Ticarete ne kadar müdahale edebilir? Siyasete ne.. Devlet gücü nerede, hangi miktarda kullanılır? Aslında dershane meselesi bunun bir, tabiri caizse bir, göstergesidir. Devlet eğer ,“kardeşim ben dilediğimi yaparım. Binlerce dershaneyi iki dudağımın arasında aç, açarım, kap, kapatırım” derse bunun sonu gelmez diye düşünüyorum ve bunun Türkiye’ye de, Türkiye’deki bu güzel demokratik yapıya da faydasının olacağını düşünmüyorum.

Metin Yıkar: Bir de bu konuyu biraz bağlamından çıkarıp dışarıdan doğru bakanlar burada bir siyasi hesaplaşma bir rekabet ortamı mı var diye de söylüyorlar, buna ne diyorsunuz.

Ekrem Dumanlı: Ben tamamen demogoji diye de düşünüyoru. Bir kere suçladığınız insanlar bir siyasi parti değil, siyasi bir partinin arka bahçesi de değil. Türkiye’ye kim hizmet ederse, hangi seneler, hangi dönemlerde olursa olsun, kim ne kadar hizmet ederse etsin o hizmetlere destek vermiş eğri gördüğüne eğri, doğru gördüğüne doğru, eğri diye genelde hitap ettiği kitlenin doğrusuna da doğru, doğru diye alkışladığı kitlenin yaptığı bazı yanlışlarına yanlış diyen bir kitleden bahsediyoruz. Ak Partinin siyasi rakibi değil, siyaseti yapan bir kitle de değil. İnsanlar diyorlar ki kardeşim burda bir yanlış var. Buraları kapatmak veya sonradan eklenmiş tabiriyle dönüştürmek, ben bir adım ötesi kamulaştırmak diyorum, devletin kotrolü altına almak, bu ehli kalbin, ehli vicdanın, ehli insanın kabul edebileceği birşey değil.

İnsanlar döner sorarlar burada bir tuğlan mı var ki kapatıyorsun? Bir damla gözyaşın mı var ki kapatıyorsun? Bir yanlış mı yapmış ki kapatıyorsun? Şöyle diyebilirsin “ben, devlet, kendi görevimi yaparım, sana ihtiyaç kalmaz, sana ihtiyaç kalmadığı için sen zaten kendi dükkanını kapatırsın”. Ben ta bu tartışmalar bu kadar alevlenmeden şöyle birşey yazmaya gayret etmiştim ve neşredildi gazetemizde; “Dershaneler kapanabilir, ama kapatılamaz.” İsterse adam der ki tamam bana ihtiyaç kalmadı, kapan.

NEREYE GİTTİ DÖVİZ BÜROLARI

Hatırlayın Türkiye’de neredeyse her sokakta her köşebaşında üç beş tane döviz bürosu vardı. Nereye gitti döviz büroları? Hükümetimiz ne yaptı? Develasyon ile ilgili çok önemli tedbirler aldı. Ekonomide çok önemli adımlar attı. Döviz büroları bir zaman sonra dedi ki bize ihtiyaç kalmadı. Neden ihtiyaç kalmadı? Enflasyonu çok yüksek iken insanlar paralarını götürüyor dolara, dolardan çıkarıyor euro ya, euro dan çıkarıyor kendi türk lirasına dönüyorlardı. Şimdi sen ihtiyacı kaldır, sonra dedi ki dershane kapanabilir. Hay hay, insanlar kendileri gider kapatırlar. Ama ihtiyaç orada hazır dururken, insanları 12 defa sınava alırken, her sene sınava tabi tutarken, sonra halk eğitim merkezlerinde zaten ben bunu vereceğim diyerek, ben bu dershaneleri kapatıyorum, bu ikna edici değil. Bunun bir siyasi şey olduğunu söylemekte çok komik geliyor bana, neden şöyle komik geliyor?

Allah için 14 Kasım gerisine gidelim, Türkiye’deki havayı şöyle bir koklayalım, Fethullah Gülen Hocaefendi bir, çok ciddi bir rahatsızlık geçirmiş, kendisi acilen ambulansla hastaneye kaldırılmış, bir gece hastanede kalmış. Yokluklar içerisinde, sıkıntılar içerisinde, yokluk değil sıkıntılar içerisinde, kaldığı hastaneyi görseniz yüreğiniz parçalanır. Yan yana dizilmiş hastalar, arada birer birer perdeler, buranın iniltisini o duyuyor, oranın haykırışını öbürü duyuyor. Böyle bir hastanede kalmış. Dönmüş. Sağolsun sayın başbakanımız telefon açmış. Hocaefendi dönmüş telefonla konuşmuşlar, sohbet etmişler, dertleşmişler. İki tarafta fevkalade de memnun, fevkalade de mutlu ve onun akabinde zaman gazetesinde iki sayfa bir teşekkür belgesi yayınlanmış, sayın başbakanımıza da, sayın bakanlarımıza da, muhalefet veya iktidar partisinden olan insanlara da bir teşekkür yayınlanmış. O atmosfer böyle tertemiz giderken, birden nasıl olur Türkiye buralara geldi?

3-5 KİŞİNİN KAPALI KAPILAR ARDINDA HAZIRLADIĞI TASLAK

Bilinmeyen üç kişinin, beş kişinin kapalı kapılar ardında hazırladığı bir taslak ortaya çıktı. Biz bu taslağa inanmak istemedik. Dua ettik inşallah doğru değildir diye, ama taslağın her bir satırının doğru olması sadece bizim meselemiz değil, Türkiye’nin meselesi. Şimdi dersanecilik yapan binlerce insan, yüzlerce insan feryad ediyor. Yüzüğümü satarak dershane kurdum diyen adamın, bir cemaatla, bir camia ile ilişkisi yok. Orada adamcağız da feryat ediyor, haklı bir şekilde feryat ediyor veya biz eşimle beraber imkanlarımızı bir araya getirdik yuvamızı yıkıyorsunuz diye feryat eden adam boşuna feryat etmiyor.

BAŞBAKAN'IN TWEET ATAN DANIŞMANLARI

Şimdi bugün bir arkadaşımız devlet memuru, bir de böyle birşey var, kardeşim devlet memuruysan devlet memuru ciddiyetiyle hareket edeceksin, sabahtan akşama yüz tane twit atan devlet memuru mu olur?

Diyor ki; “Bilmem ne şirketi ne kadar kutsalsa, dershane de o kadar kutsaldır”. Dershaneye kutsal diyen yok ki. Ak Parti de kutsal değildir. X parti de kutsal değildir. Y partisi de kutsal değildir. Hiçbirşey, dünyevi olan hiçbirşey kutsal değildir. Kutsal olan bir şey vardır; insanların emekleri, insanların duaları, insanların bedduaları. Kul hakkına riayet etmek lazım. İnsanlar dişlerinden tırnaklarından arttırarak eğer bir müessese kurmuş iseler, insanlar bir nesil yetişsin diye canla başla buralara gayret sarfetmiş, bir müessese kurmuş iseler, birgün kapının önüne gelip ben sen kapatacağım demek, ben fevkalade üzücü buluyorum. Hatta verilen örnekleri de üzücü buluyorum.

Mesela; kentsel dönüşüme, kentsel dönüşüme benzetilemez bu. Eğer sosyolojik manada, bir takım ticari müesseselere, bir takım hizmet sunan müesseselere bu açıdan bakacak olursanız, o zaman bunun adı toplum mühendisliğidir. İnşaat mühendisliğinden bir farkı olmalıdır. İnşaat mühendisi, bu binayı yıkıp yeni bir bina yapabilir ama toplum mühendisliği, dayatmayla, kanun zoruyla, efendim yargı kararıyla...

Şimdi ben herkese şunu söylüyorum; alın zaman gazetesinin o günkü nüshanalarına bakın, ak partinin kapatılmasına ne kadar karşı çıktıysak, dershanelerin kapatılmasına da o kadar şiddetle karşı çıkıyoruz. Sebebe çok açık kanun gücüyle, halkın açtığı herhangi bir müessese kapatılamaz, kanun gücüyle kapatılamaz. Kapatılırsa vicdanlarda yara oluşur. O gün Ak Parti’nin kapatılacağına kesin gözüyle bakanlar, kendine başka partide yer ayıranlar hatta parti kuranlar yedek parti kurup nasıl olsa bu kapanıyor, biz artık buradan devam ederiz diyenler, bugün bakıyorum, parti kapatma konusunda gösterdikleri o ikircikli tavrı dershane kapatılması konusunda da gösteriyorlar. İlkeli olmak lazım, prensipli olmak lazım. Kanun zoruyla imam hatip kapatmak ne ise dershane kapatmakta odur, parti kapatmak ne ise dershane kapatmakta odur, meselenin aslını konuşmadıktan sonra faslını tartışmanın çok büyük bir anlamı yok.

DERSHANELERİ KCK'YA BENZETTİ

Metin Yıkar: Evet. O gün bugündür, milli eğitim bakanlığı yetkilileri dershanecilerle de bir araya geliyorlar, fakat ciddi bir ikna ortamı oluşmuş diyemeyiz. Çünkü dershanecilere konunun nasıl olduğunu anlatmaya çalışıyorlar, hemen her toplantıda dershaneciler biz bunu bir dayatma olarak görüyoruz deyip toplantıyı terk ediyorlar. Bütün bu süreç böyle ilerledi. Bir de yeni yeni açıklamalar arka arkaya geldi.

Hatta bir Ak Partili bir milletvekili, bir paralel devlet yapılanması diyebileceğimiz KCK’dan yola çıkarak, dershanelerin de bir paralel devlet ya da paralel eğitim kurumu olduğuna varacak kadar bir açıklama yaptı. Bütün bu sürecin o dönemler içinde geçen açıklamalara baktığımızda nasıl görüyorsunuz?

Dumanlı: Eğer o milletvekili beyefendi, biraz ben yanlış anlaşıldım, amacımı aştım demeseydi istifa etmesi şart. Çünkü KCK dediğiniz silahlı bir örgüt. Siz dershaneleri KCK’ya benzetirseniz veya insanların hizmet adına yaptığı şeyleri KCK’ya benzetirseniz bunun sonu gelmez. Bu cadı avına döner. Cadı avının sonu biliyorsunuz en yakınınıza dönmüştür.

Orada bitmiştir zaten. Şimdi siz, şöyle mi düşünecek insanlar: Efendim devletimiz her işi yapıyor, eğitimi yapıyor, sağlığı yapıyor, adaleti yapıyor, bunu yapıyor, onu yapıyor, dolayısıyla özel teşebbüsün yaptığı herşey, velev ki insanlığa büyük hizmet olsun, ülkeye büyük hizmet olsun, KCK gibi bir şeydir. Bu çok büyük bir vicdansızlıktır. O zaman dönerim ben şöyle şeyler söylerim mesela, saçma olacak ama, eğer öyle denirse böyle denebilir: “Kardeşim sen kendine düşünce kuruluşu diyorsun, düşünce kuruluşuyum diye ortada o televizyon, bu televizyon dolaşıyorsun, sonra da devletin çok önemli kurumlarına girip orada yetkili makamlara oturuyorsun, bu da bir çeşit, acaba paralel devlet midir?” diye adamı sorgular. İnsanların yaptığı hizmetler var, dünya kadar insanların açtığı vakıflar var, okullar var, yurtlar var, bunları da mı o çerçevede düşüneceğiz?

Eğer o çerçevede düşünürsek, sayın başbakanımızın en yakınlarının yaptığı güzel hizmetler var, biri de kalkıp böyle mi söyleyecek? Bu nasıl bir önünü sonunu düşünmeden konuşulan sözler? Ben malesef bazı arkadaşlarımızda büyük bir devlet kutsaması görüyorum. Bu mevzuyu çözemezsek hiçbir mevzuyu çözemeyiz. Dün devleti lanetleyen bazı kardeşlerimiz ve arkadaşlarımız, yıkılması için slogan atan bazı arkadaşlarımız, bugün devlet diyor başka bir şey demiyor. Kardeşim bu devlet başımızın tacıdır, Allah devletsiz bırakmasın, devletimize zeval vermesin ama devlet insanlar içindir, insanlık içindir, isterse islam ansiklopedisinin maddesine baksınlar:

Kuran-ı Kerim’de devlet kelimesi geçmez, ama devlet adamının vasıfları geçer; adil olmak, eşitlikçi olmak, insanlara merhamet etmek, insanlara güzel muamele etmek, bütün ahlakı aliye bizim temel dini esaslarımızda da zikredilir, fakat böyle bir devlet kutsaması, devlet varsa hiç birşey yoktur, devletin yaptığı işi siz yapamazsınız, devletin yaptığı işin benzerini yaparsanız paralelsiniz demek, hele hele eli silahlı, kanlı bir örgütü buna örnek göstermek, fevkaladen fevkalade üzücüdür, bu silah geri teper, bu sözü söyleyen insanları, bu propaganda yapan insanları vurur, gerek yok böyle tabi olmayan, anormal yorumlara gerek yok, kardeşim burada minder dışına kaçmaya gerek yok. Neyi tartışıyoruz? Dershaneleri. Neyi tartışıyoruz? Eğitimi. Biz Zaman Gazetesi olarak, dikkat edin, asla bu çerçevenin dışına çıkmıyoruz. Efendim siyasi bir operasyon muymuş? Yav ne ilgisi var kardeşim! Siyasi bir operasyon olsa, 15 gün önce oluşan bir atmosferden biraz önce bahsettim, telefonlarla konuşulmuş, teşekkürnameler yayınlanmış, fevkaladeden bir pozitif hava esiyor, o pozitif havanın en önemli taşıyıcısı Zaman Gazetesi. Niye bir negatif hava essin isteyelim?

Siyasi bir konu değil. Hiç minder dışına kaçmaya gerek yok. Yok efendim paralel bilmem yapıymış, yok bilmem.. Bütün bunlar malesef, malesef dershane konusundaki rasyonel talebin yakalanamayışından kaynaklanıyor. Gelin kardeşim, dershane ihtiyaç mı, değil mi? Sınav varsa kurs ihtiyacı var, kurs ihtiyacı varsa deshane ihtiyacı var. Efendim ben kapatırım, kapatırsın, milletin vicdanını yaralarsın bu bir, yüzbinlerce, milyonlarca insan şunu söylemeye mecbur kalır, ister camia ile alakalı, ister camia ile alakasız insanlar; ben bir eğitim yuvası kurdum, kanun zoruyla gelip, buldozerle yıkar gibi yıktılar. Bunu yüzbinlerce insan söyleyecek, ardından o insanların çocukları bunları söyleyecek, ardından o insanların torunları bunları söyleyecek. Bu bir vebaldir. Bu bir günahtır. Bunda ısrar etmek yanlıştır.

"NE İSTEDİLERSE VERDİK" CÜMLESİ İÇİN NE DEDİ?

Metin Yıkar: Evet. Bir de ne istediler de vermedik sözü vardı. Bu da biraz minderin dışında cümleler midir?

Dumanlı: Ben canlı yayın kazası gibi baktım. Sayın başbakanın kötü niyetle söyleyeceğine ihtimal veremiyorum, çünkü o zaman şöyle birşey sorarız: Ne istedik? Enerji ihalesi mi istedik? İnşaat ihalesi mi istedik?  Kat mı istedik, yat mı istedik? Sayın Başbakan açıkladı, dedi ki; “Üniversite için yanıma geliyorlar” dedi. Gelecekler tabi. Onda da bir yanlışlık var aslında. Şöyle ki; siz bir üniversite açmak istiyorsunuz, üniversite açabilmeniz için Bakanlar Kuruluna gitmesi, Bakanlar Kurulu’nun tek tek imza atması lazım. Her üniversite açan mütevelli, mütevelli heyeti, mütevelli heyet başkanları, bakan bakan dolaşıyor, bütün açıdan  vakıf üniversiteleri böyledir; önce YÖK’e gidiyor, YÖK’ten kalkıyor bakanlar kurulunu dolaşıyor, bakanlar kurulundan fırsat bulabilir, randevu alabilirse sayın Başbakan’a gidiyor. Sistem böyle işliyorsa, e “ Üniversite açmak için arkadaşlar bana geldi” demeyi, başka çağrışımlarından dolayı doğru bulmuyorum. Hani ne istedi, yav ne isteyecek insanlar, istedikleri herşey bu ülke için, bu millet için, bu vatan için insanlar birşey istiyorsa isteyen de şerefli birşey istiyor, veren de herhalde şerefli birşey veriyor. Güzel bir hizmete ortak oluyor, ama ekstradan bir kıyak geçiliyorsa, ekstradan bir iltimas söz konusuysa o da açık açık söylenmeli. Hiç kimse şahsi menfaati için bir şeyi istememiştir. Hiç kimse de gayrı meşru sayılabilecek bir zerre miktar birşey vermemiştir. Ben canlı yayında tam anlaşılamadığını konunun, bazı art niyetli insanların da acaba orada ne isteniyor diye bunu bilerek kastı mahsusa ile başka bir yere çektiğini düşünüyorum.

Metin Yıkar: Bu süre içinde genel medyanın durumunu, hem yazılı medyanın, hem görsel medyanın durumunu ve tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dumanlı: Vallahi medya işi bir vicdan işidir kardeşim. Gece başınızı yastığa koyduğunuzda, rahat uyuyabiliyor musunuz? Şimdi bazı arkadaşlar diyorlar ki; “Ya bu niye bu kadar feryat ediyorsun!”  Ya kardeşim canı yanan insanlar var niye feryat etmeyecek mişim? Yakma canını. “Bu işin sizin açınızdan bu kadar önemli olduğunu bilmiyorduk.” Pardon, ben daha temel bir meseleden bahsediyorum. Devlet kanun zoruyla burayı yıkarım, burayı ihya ederim, burayı ezerim, burayı ihya ederim derse, bunun sonu gelmez diyoruz. Mevzu sadece dershane meselesi değil. Ama bazı arkadaşlarımız, bazı kardeşlerimiz kapalı kapılar arkasında söyledikleriyle; “Ya aslında ben de karşıyım”, böyle yüzlerce insan biliyorum, hem medyadan, hem siyasetten. “Aslında ben de çok doğru bulmuyorum”, e doğru bulmuyorsan çık söyle kardeşim. Dostluğun gereği, dostuluğun gereği, arkadaşlığın gereği, kardeşliğin gereği dosdoğru konuşmaktır. Aslında ben öyle düşünmüyorum ama ne yapayım, patron böyle istiyor diye insanlar şirketleri böyle yönettirebilir mi?

Ben medyada bazı arkadaşlarımızın, özellikle yeni yetme bazı arkadaşlarımızın, söylediği sözleri de çok yadırgıyorum. İslam alimleri hakkında konuşurken takındıkları tavrı, kullandıkları ifadeleri, bilmiyorum o arkadaşlarımız kaç doğumludur? 80 darbesini görmüş müdür? Efendim 28 Şubat’ı hakikaten bilirler mi? Bu islam davası uğrunda bir damla göz yaşları var mıdır, bir damla alın terleri var mıdır bilmiyorum. Ama konuşurken, o kadar büyük, o kadar şatafatlı koşuyorlar ki hayretler içerisinde kalıyorum ve üstad Necip Fazılı belki günde 100 kere hatırlıyorum. O rahmet büyük üstad dedi ki: “Bir gün hohlaya hohlaya buz dağlarını eriteceğiz. Öyle bir gün gelecek ki hohlaya hohlaya ice bergleri eriteceğiz, ama korkuyorum çamurdan geçilmez.” Allah ruhunu şaad etsin, bugün etraf çamurdan geçilmiyor. Malesef.

ERDOĞAN'SIZ AKP İDDİALARINA SERT CEVAP

Neymiş Tayyip Erdoğan’sız bir Türkiye için, neymiş Tayyip Erdoğan’sız bir Ak Parti için cemaat bir hamle yapıyormuş. Allahtan korkun. Neymiş efendim, şöyle bir, bir de kibirli bir söz var mütekebbir, ya kardeşim bunların zamanında serpildiniz büyüdünüz! Çok ayıp, çok ayıp... Bu hizmeti imaniye ve Kuraniye sırtını hiçbir faniye dayamamıştır. Alın isterseniz en baştaki üstadtan, taa 100 sene geriye gitmek zorunda kalırsınız. O Beyazıt meydanından, Sultan Ahmet meydanına kadar “Yaşasın zalimler için cehennem” diye bağırdığı günden bugüne 100 sene geçmiştir ve o köprünün altından çok sular akmıştır.

Eğer hocaefendiden başlatıyorsan, 60’tan 70’ten itibarendir, içinde hapishane vardır, içinde 6 sene o Sefilller’in romanında olduğu gibi sokak sokak kovalanma vardır. Gece yarılarında el feneri ile kitap okunup hiçbir insanla görüşememe vardır. Çile vardır, ıstırap vardır, sancı vardır. Şimdi böyle iki elini cebine sokup, havaya bakıp ıslık çalarak, ona buna ahkam kesmeyi ben tam Necip Fazılın, evet hohlaya hohlaya buz dağları eridi ama etraf çamurdan geçilmiyor sözüyle aynen tablolaştırıyorum. Evet aramızda bir kardeşlik hukuku vardır. Ben gazeteciliği şöyle yorumluyorum işin doğrusu arkadaşlarımla beraber, ne yazarsan yaz, ne söylersen söyle, basın yasası şu bu hepsinin değeri var, etik kurallar, onların da değeri var ama en temel değer, bir gün allahın huzurunda hesap vereceğiz, yazdığımız her yazıdan, kurduğumuz her cümleden, kullandığımız her bir kelimeden. Orada mahçup olacağımız bir yaltaklanmaya gerek yok, orada mahcup olacağımız böyle bir şak şakçılığa, goy goyculuğa gerek yok.

HAK NE İSE ONU İFADE ETMEK LAZIM

Hak ne ise onu ifade etmek lazım ve dostluğun gereği, ben bunu doğru bulmuyorum dediğimiz dostlarımız, sevdiğimiz insanlar, onların da demesi lazım ki en hak dostluk budur. Burada bir yanlış varsa elbette kardeşlerim doğruyu söyleyecek. Buna alınmamak, kırılmamak, darılmamak lazım.

Biz işin doğrusu kırıcı bir söz söylememeye olabildiğince gayret gösteriyoruz. Yine de kırıcı bir söz kullanmışta olabiliriz. Onun için özür de dileriz, gazete olarak söylüyorum, tavzih hakkına saygı duyarız, tashih hakkına saygı duyarız, tekzib hakkına saygı duyarız. Çünkü biz mü’miniz, gazeteciyiz ama öbür alame inanırız, allah huzurunda satır satır an be an içimizdeki ile dışımızdaki ile kapalı kapılar ardında konuştuklarımızdan kamuoyu huzurunda konuştuklarımıza hesabımızı vereceğimizi biliyoruz. Fakat görüyorum ki bazı güzel arkadaşlar, işin öbür tarafını çok fazla düşünmeden, o eski numara, eski Türkiye gazeteciliği, eski Türkiye’nin o canbaz gazeteciliği rüzgara kapılıp gitme gazeteciliğini yapıyorlar.

Ben şahsen bazı arkadaşlarım açısından hayal kırıklığı yaşıyorum, ama diyorum ki herhalde, heralde bir sebebi vardır. Şöyle birşeyi kafamda da kuruyorum işin doğrusu, kalbi bir bağdan dolayı insanlar vurdum duymaz hale geldiyse, yani bir partizanlık, bir tarafgirlik, bir efendim şeyden dolayı, belki bunu mazur görebilirim, ama bir de mideden bağlı olduğu için saf değiştirip hoplayıp zıplayanlar varsa, mahallemizde tuzsuz deli Bekir rolüne soyunanlar varsa, hani o gölge oyunlarında vardır; ortaya çıkar, “Heeeeyt! Anamı da kesen ben, babamı da kesen ben!”, ya bununla hiç kimse korkmaz. Tarih huzurunda sorumluyuz. Allah karşısında sorumluyuz. Milletimiz de bugünleri, bugün, yarın 10 sene sonra, 30 sene sonra, 40 sene sonra konuşacaktır, düşünecektir, tartışacaktır..

Öyle şeyler söyleniyor ki yani, insanın yüreğinden kan damlıyor. Kalkıyor birisi diyor ki; işte bunlar İsraille bilmem ne yaptığı için. Ya senin konuştuğun kitlenin milyonlarca içinde insan var. Nasıl böyle bir iftirada bulunabilirsin? Nasıl böyle bir yalanda bulunabilirsin? Huzur-u rabbül aleminde bunun cevabını insanlar senin yakana yapıştığı zaman nasıl verebilirsin? Bu mudur gazetecilik? Elinde somut bir delil varsa delikanlıca çıkar söylersin, yoksa su-i zannınala baş başa kalırsın. Konuşursan gıybet yapmış, içinde milyonlarca insanın olduğu insanlar hakkında tek tek kul hakkına tecavüz etmiş olursun ve tek tek herkes senden hesabını sorar. Bugünün yarını da var, yarının öbür günü de var. İnsanın temiz olması, temiz kalması, dürüst olması, allah tan korkmasıi allahtan korkan hiçbir şeyden korkmaz, hiç birşeyden korkmaması, mümin olması, bu ülkeye sevdalı olması gerek.

Metin Yıkar: Bugün dershaneleri savunduğunuz kadar 28 Şubat’ta sesiniz çıkmıyordu diye sizi eleştirenler de var.

Dumanlı: Hey haaat! Bu da bir ezber! Ezberin daniskası! “28 Şubatta Zaman Gazetesi ne yaptı?” Pardon, bugün onu yazan arkadaşların gazetesi ne yaptı? Sağolsun Bülent Korucu, 28 Şubat’ta Zaman Gazetesi’nde hangi manşetler atıldı diye geniş bir haber yaptı. Ben Bülent Bey’den rica ediyorum. 28 Şubat’a çok vakit yok. 28 Şubat döneminde, şimdi “Zaman Gazetesi 28 Şubat’ta ne yaptı kardeşim!” diyen arkadaşlarımızın gazeteleri ne yaptı? O sevgili arkadaşlarımız neler yazdılar? Erbakan hocaya hangi akılları verdiler? Nasıl tenkit ettiler? Nasıl ayar yaptılar? Aynen bir arkadaşımızın kullandığı tabiriyle söylüyorum. Birinden rivayetle söylüyorum tabi. Nasıl ayar yaptıklarını berbaber görelim; 28 Şubat’ta da, baş örtü meselesinde de kardeşim biz hepimiz aynı yerde, aynı tonda olmak zorunda değiliz amma, bizim bir duruşumuz vardı, halen de var! Bizi sanki böyle hiç, 28 Şubat’ı ayakta alkışlamışız gibi, yav bir kere 28 Şubat’ın en büyük maduru biziz, Zaman Gazetesi. O günden bu güne Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından akreditasyona maruz kalan, soruyorum başka bir gazete var mı? Gerçi herhalde şuanda akreditasyon da yok, akreditasyon gereği icap eden askerlerin, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin yaptığı bir toplantı yok. Şimdi akreditasyonu sağolsun, bir dönem Enformatik Cehalet diye fevkalade güzel bir kitap yazan, şimdi de benim için şahsi kanaatim, büyüük hayal kırıklıklarına yol açan sayın bakanımız Nabi Bey, yapıyor mu, yaptırıyor mu? Bürokratları mı işgüzarlık yapıyor, yaptırıyor bilmiyorum. Ha bir akreditasyon var ama döner sorarım; 28 Şubat’tan daha yakın döneme kadar, 28 Şubat döneminde başlayan akreditasyon kimin üzerine yapışıp kalmıştır? 28 Şubat döneminde dava açılıpta, hala bir bakıma sürgün yaşıyan insan kimdir? Dershanelerine baskın yapılan, müffettiş yağdırılan kurumlar kimlerdir? Bunu sorarım. İnsanlar ezbere konuşuyor, malesef...

OY İÇİN KİMSEYE TELKİN OLMAZ

Metin Yıkar: Bir taraftan da oy tercihleri yüzünden bu gerginlik yaşanıyor diyorlar?

Dumanlı: Şimdi oy tercihleri konusunda ben kendimi bildim bileli, bu camiaın bir istisnası vardır; nereye oy atılacağına dair hiç bir telkin olmaz. Herkes vicdani kannatına göre hareket eder. Ama öyle bir hava oluşur ki, vicdani kanaat gider bir partide birleşir. Bu bir talimatla yapılmaz, bu bir rica ile bu bir emirle yapılmaz. Dıştan bakanlar, böyle bir de Türkiye’de bir de cemaat uzmanları türedi, yani bir dönem şeyler olduğu gibi, müsteşikler olduğu gibi. Tamamen out sayılır. Dışarıdan bakıyor bir hükme varıyor, o hüküm mutlak bir gerçekmiş gibi bütün sosyal analizlerini, bütün siyasi analizlerini onun üzerine kuruyor. Kardeşim camia içerisinde x paritisine oy verin diye bir tebligat asla yapılmaz. Herkes vicdani kanaatine göre hareket eder. Bir kez bunun istisnası vardır referandum. Referandum da oylanan bir parti değildir. Referandum da oylanan bir pakettir. Bugün olsun, bugün de yine insanlar adeta mezarından kalkıyor gibi gelip oylarını vereceklerdir. Çünkü o Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından önemli bir adımdır. O adımı atanların bir kısmı pişman olmuş mudur? Olmamış mıdır? Gereği var mıydı, yok muydu diye? Onu bilmem ama bugün de yeniden bir referandum olsa yine herhalde gine oraya bir oy verelim diye bir düşünce olur. Onun dışında efendim bülen ecevit e oy verilmiş midir? Kimse bülent ecevit e oy verin dememiştir ama vicdanların, mahşeri vicdanın ibresi o gün oraya kaymışsa kimse aman oraya vermeyin diyemez veya buraya verin, demez, diyemez. O yüzden bu camianın içinde her partiden insan vardır, her siyasi görüşten insan vardır. Şimdi, hal böyleyken yani insanlara gidin falan yere oy verin denmiyeceğine göre, mevzuyu niye oraya bağlıyorsun? Bir kere minderde şuna kaçmaya gerek yok, dershane mi kapatmak istiyorsun, işte burada; ekonomik açıdan konuşalım, sosyolojik açıdan konuşalım, hukuki açıdan konuşalım... Bir kere eğer bu bir testse, ya bazı arkadaşlar bir test yapmayı düşünmüşlerse en iyi bildiğimiz yerden sormuşlar. Ya bu eğitim işini bilen insanlarla karşıkarşıyasınız. Ben bürokratlarla telefonda veya ruberu görüştüm, vallaha hiç kusura bakmasınlar, mevzuya çok vakıf değiller. Dershane nedir? Dershane kaç çeşittir? Özel okullar nedir? Hangi boşluğu doldurur? Şimdi mesela, inanılmaz bazı şeylerden söyleniyor. Uzaktan eğitimden bahsediliyor. Açık liseden bahsediliyor. Ya bu, çok komik şeyler bunlar, hiç literatürde yeri olmayan akademik liselerden bahsediliyor. Bu ne demektir? E biz yeniden bir kavram oluşturalım mı? Bir kere ilk düğme bir kere yanlış düğmelenince, artık ondan sonra söylenen herşey, bence yanlış bir yere gidiyor.  Bunun siyasetle bir alakası yok, oyla bir alakası yok. Bununla oyu denkleştirmek yanlış. “Efendim buradan çıkan oy, cemaatin oyunu belirler”, bu da çok kibirli laflar. Yüzde bir oyu var, ya velev ki yüzde bir oyu var, senin zulüm etmeni gerektirir mi bu kardeşim. Bazı şey var Twitter’cı arkadaşlar var. Bazı yazarlar var. Efendim yüzde diyor, zaten yüzde bir oy var. Tamam, diyelim ki yüzde 0 var, diyelim ki daha düşük, diyelim ki hiç sandığa gitmiyorlar, senin bir yanlışlık yapmanı haksızlık yapmanı meşru kılar mı bu? Adaletle emrediyor, iyilikle emrediyor, yakınlarına iyilik yapmakla emrediyor ve ihsanla emrediyor. Bizim inandığımız inanç değerimiz bu. Bunu ötesine çıkıp, böyle, ben çok şahsen, insanın üzülüp dudağına, dudağının ucuna gelen sözler de oluyor. Ya o kadar hevesli ise bir yerde test etmek istiyorsanız ille de bir yerde test etmek istemiyorsanız, şimdi bu parlamentoda, basının huzurunda, şurada, burada, dershaneler hakkında, hizmet hakkında, camia hakkında ileri geri konuşan adamlardan birisi aday olsun, bakalım olabiliyor mu olamıyor mu? Şimdi hep sevilen insanları, camianın da çok sevdiği insanları, getirip aday koyduğunuz zaman tabi şey kolay değil, ama bunu buraya indirgemekte doğru değil. Yani bunu, ben şimdi tartışmış oldum, ben de şimdi belki indirgenmesine yardımcı oluyorum. Bizim mevzumuz çok açık.**** Kardeşim dershane kapatmak i,hitiyacı gidermedikten sonra ihtiyacı ortadan kaldırmadıktan osnra yanlıştır bütün dünya bu gerçeği söylüyor.

Metin Yıkar: siz gaztetede ilk gün haberi yaptıgınız andan itibaren sosyal medyada da benim şahsen twitterla ilgilendiğim günden bu yana hiç görmediğim kadar ciddi bir hareketlilik var. Herkes birşeyler yazıyor. Ve ortada pek çok bilginin yanı sıra, iddialar, hatta bazen de karşı daki insanı rencide edici cümleler kuruluyor. Sosyal medya ortamında baktığımızda ya da medyanın bu tarafından baktığüımızda siz olayı nasıl görüyorsunuz?

Dumanlı: Valla bunda da temkinli yaklaşmak lazım. İster camia adına İster parti adına, nezaket sınırlarını aşaraki yalan diyebilieceğim, iftira diyebileceğim, hakaret diyebileceğim coşkunlukta twit atan artkadaşlar, hem kendilerine zarar veriyor, hem intisap ettiğini söylediği ifade ettiği kurumlara zarar veriyor, hem de bu ülkeye zarar veriyor. Eğer bir fikrin varsa medenice, efendice, dürüstce söylersin. Sırtını bir yere dayayıp, ne deniyor troller eşliğinde, insanları yıpratmak, insanlara hakaret etmek, ister bu sayın başbakanımız olabilir, isterse hocaefendi olabilir. Bu insanları hakaret edercesine eleştirmek, ağır laflar söylemek, camia hakkında, akla hayale gelmeyecek şeyler söylemek, ben, herhalde bir tımarhaneye döndü bu memleket diyorum.

Düşünebiliyor musunuz, yani bu insanlar, bir maskeli iletişim bu, bazen de maskesiz, yani, edep duygusu o kadar dibe vurmuş ki bu insanlarda maskesiz, müminler hakkında, onların bağımsızlığı hakkında, falan yerin adamıdır, filan yerin adamıdır, falan yerin ajanıdır diye yazı yazan adam ha hz. Meryem validemize ahlaksızlık istinad etmiş, ha müminlere siz bağımsız değilsiniz, siz başka bir gücün ajanısınız demiş, hiçbir farkı yoktur. Bunun bu dünyada da hesabı vardır. Ben şahsen açık söyleyeyim, bu tür hakarete maruz kalan insanların twitter da veya twitter ın dışında bir de bazı web siteleri var, davacı olamları gerekti,ğini düşünüyorum i, mahkemeye başvurmaları gerekti*ğini düşünüyorum. Ve nitekim ben şahsen birçok dava açtım. Dava açılması gerektiğni düşünyüorum. Çünkü yalan var, iftira var hakaret var, tehdit var. Yüzyüze bir sokakta karşılaşsak tiwitter da yazdığının zekatını konuşamayacak insanlar, twitter ı bir korkakların mağarası haline getirmişler, sığınağı haline getirmişler ve malesef kara propaganda yapıyorlar. Bazen bunlar cemaatten gözüküyor, bazen bunlar partiden gözüküyor, bazen bunlar gezici gözüküyor, bazen bunlar gezizekalılar diye gezi eylemlerine katılan insanlara bir isim bir lakap takarak konuşuyorlar. Bunların hiçbirisi sağlıklı fert, sağlıklı toplum göstergesi değildir. Kim yaparsa yapsın, kim konuşursa konuşsun kim yazarsa yazsın, mahşeri vicdanı yaralayacak şeylerdir bunlar.

Metin Yıkar: Zaman gazetesi okuyucuyla çok yakın ilişkilerde olan bir gazete, okuyucunuzla bu son dönemdeki yaptığınız haberlerden sonra aranızda bir değişiklik oldu mu?

Dumanlı: Valla genel manada söyleyeyim bir kere zaman gazetesi okuyucusu çok hassas bir okuyucu, bir kelimeyi yanlış yazsanız, bir harfi yanlış kullansanız bir mevzuda bir rahatsız edici birşey yapsanız yeri göğü inletir. İyi ki de öyledir. Hatta bazen çok şaşırdığım birşey vardır, bazı insanlar kendi özel hayatlarında göstermedikleri hassasiyeti zaman gazetesinden beklerler, ya mesela der ki filan aktristle niye efendim röportaj yaptınız? Neden abi niye buna kızıyorsun mesaj atarsın vey karşılaşırsın sokakta. Bu der falan dizide filan rolde oynadı. Vallahi ben bilmiyorum o diziyi, o rolü de bilmiyorum sen nereden biliyorsun? Demek ki “çoluk çocuğunla oturdun seyrettin” diyorum. Adam evinde belkide pijamasını giyip belkide torunuyla çocuğuyla o diziyi seyrediyor, o diziyi seyretmekte bir behis görmüyor, fakat o dizinin kötü roldeki karakteri oynayan bir ouncusuyla bir röportaj yapılmasına kızabiliyor.. Şimdi ben bunu da saygıyla karşılayabiliyorum. Diyorum ki demek ki kendine cevaz hudutları çiziyor, orada kendine bir behis görmediği bir şeyi zaman gazetesine yakıştıramıyor. Eyvallah. zaman gazetesi okuru zaman gazetesini hep böyle güzel bir yerde görmek ister.

TERÖRLE MÜCADELE YASASI

- Zaman gazetesinin bu tavrına çok şaşırdılar. Ama bu ilk şaşkınlık değil. Ben istirham ediyorum. Bazı hafıza kaybına uğramış arkadaşlarımızı arşivlere bakmaya davet davet ediyorum. Biz Terörle Mücadele Yasası çıkarken de aynı şekilde şuan ki hükümetimize sayın Başbakanımız'ın başkanlığındaki hükümetimize ve o günki adalet bakanımız Cemil Çiçek Bey'e çok şiddetli itiraz ettik. İyiki de ettik.

- TCK'da bizim taleplerimiz vardı. Neydi yine taslak vardı. Taslağı Hürriyet gazetesi yayınlamıştı. Biz de o taslağa itiraz ediyorduk. Diyorduk ki; Terörle Mücadele Yasasına mutlaka cebir ve şiddet kelimelerinin eklenmesi gerekir. Aksi takdirde her şey terör kapsamının içine girerebilir.

Bireysel terör diye bir tabir var. Bunun taslaktan çıkması lazım. Hatırlayın o günleri. Nasıl bireysel terör olur. Terör bir örgütlü faaliyettir. Silahsız terör diye bir tabir vardı. Buna şiddetle karşı çıktık. Sağolsun hükümetimiz sayın Başbakanımız, o gün şuan Cumhurbaşkanımız o dönemde dışişleri bakanımız sayın Abdullah Gül beyin yahu bu arkadaşların söylediği şeylerde yazılan çizilen şeylerde bir şey var deyipte tekrar bakanlar kuruluna bu mevzuyu getirmesiyle büyük bir mesele çözüldü. Terörün kanunlarımızdaki yeri bu söylediğimiz şartlar altında belirlendi. İyi ki de belirlendi Ak Parti'nin kapatılmasının önüne bu geçti. Geçen maddelerden birisi de buydu. Burda silah yok. Burda terör yok. Burda herhangi bir illegal yapılanma yok. Nasıl kapatılabilir diye geliştirilen hukuki argümanın temeli o gün çıkarılan yasaydı.”

Metin Yıkar: Dershane meselesi sadece tabi sadece  dershane olmadığını anlamış oluyoruz. Dolayısıyla da bu herkesin bir hür teşebbüs hakkına sahip olduğu noktasına gelmiş durumunda, Pazartesi günü bakanlar kurulunda bu konu görüşülecek, ilgililere bunu deklare ediyorlar. Sonra meclis vs gibi bildiğimiz normal bir süreç var, bu süreç böyle devam ettiği durumlarda sizin tavrınız nasıl olacak?

Vallahi gazeteler mahşeri vicdanın sesi olmakla mükelleftir. Biz bu taslapğı gördük bu taslağa itiraz ettik. Tabiri caizze halka şikayet ettik. Eğer bu şikateimiz bir yok hükmü,nde sayılırsa hiçbir değeri yokmuş gibi davranmılıkrsa ki o da çok incitici. Bazı arkadaşlarımız diyor ki ya “sayın başbakanımız söyledi kapanacak dedi e sözü yerde m,i kalsın?” Ben böyle birşeyi anlayamıyorum sayın başbakanımız bir teşkilat adamıydı, belediye başkanı oldu siyaset adamı oldu, siyaset adamıydı devlet adamı oldu, devlet adamıydı, uluslar arası bir siyasi figür haline geldi. Bazı arkadaşlar başbakanı seviyor gibi yapıp onu neredeyse tekrar teşkilat adamı olmaya doğru davet ediyor. Kardeşim başbakanımız dünyayı bilen bir insan, bir kanun taslağı hazırladıysa, vatandaştan da büyük bir tepki geliyorsa, bu vatandaşların da bir kısmı da canı gönlülden ona karşı bir saygı sevgi beslemiş ise elbette diyecektir ki yav burada birşey var herhalde, daha önce buna benzer bir sürü şey oldu. Sayın başbakanın, sayın bakanlar kurulu üyelerinin arkadaş halktan büyük bir tepki var, bunu bir daha düşünelim, bir orta yol bulalım dediği çok mesele olmuştur. Bunun da sağlıklı bir yere gelebilmesi için böyle olması gerektiğini düşünüyor. Bu bir geri adıkm değildir, bu bir zafiyet değildir, bu bir sözün havada kalması değildir. Bazı goygoycu arkadaşlar yanlış konuşuyor. Şakşakcı arkadaşlar yanlış konuşuyor. Ya öyle birşey olabilir mi? Çok kısa bir zaman önce BDP Milletvekillerinin dokunulmazlıkları kalkıyordu neredeyse, fakat orada bir adım atıldı, hükümette değişik bir adım attı. Ana dilde eğitim olmaz ülke bölünür demişti başbakan hatırlayın, Türkmenistan’dan dönerken Ankara temsilcilerine, bir buçuk ay sonra demokratikleşme paketini anlatırken dedi ki özel okullarda anadilde eğitim serbestiyeti getiriyoruz. Bu bir dönmüşlük müdür? Sözün yerde kalması mıdır? İnsanlardan gelen uzmanlardan gelen, paydaşlardan gelen bir kısım talepler dikkate.. demokrasi budur zaten. Ben dedim herkes buna göre hizya girsin! Bu sayın başbakanımızın da tarzı değildir. 11 senelik iktidar böyle büyüye büyüye böyle gelmedi. Hep nabız yoklandı insanlar dinlendi insanların vicdanlarında bir yaralama varsa bir yaralanma varsa bunu tamir edelim dendi ve türkiye cok büyük mesafe aldı, buna ragmen şimdi bunları söylüyorum buna ragmen ille de biz yasayı çıkarırız derse insanlar halka şikayet etmiş oldu, ben korkuyorum bunun bir adım ötesi hakka şikayettir, insanlar bu kadar çaresi,z kalırsa getirip sen adamın hanesinn göberğine incir ağacı dikersen hakka şikayettir allah a şikayettir bundan çekinmek lazım.

Metin Yıkar: Taraf gazetesi dün sür manşetten bir habere yer verdi 2004 yılındaki mgk belgesini yayınladı ve orada güleni bitirme planından bahsediyor alttaki pek çok imzanın olduğu bir belge yayınladı. Bu belge ile iligli sizin düşünceniz nedir?

Dumanlı: Şimdi o belgeyi daha oyıllarda işin doğrusu birçok gazeteci duymu8ştur gören belkide olmamıştır ama şahsen duyanlardan birisi de benim, yani böyle bir belge nin olduğuna dair bir dedikodu dolaştı ama belgeyi doğrudan bir fiil görme imkanı olmadığından dolayı acaba gerçek midir, değil midir, inşallah değildiri diye düşünmüşümdür herhalde benim de şahsen hissiyatım hep o olmuştur hatta bir mevzuu açıldığı zaman da bunu konuşmusşuzdur yani nasıl oalbilir böyle birşey çok büyük bir hayal kırıklığı olabilir ama o günkü şartların dayattığı bazı şeyerler var belki o şartları da hesaba katmak lazım şöyle de düşünmüş olunabilinir, ya  zaten iktidar biziz, sonuçta milli güvenlik kurulunun bir yaptırımı yok sadece tavsiyesi var, o bize tavsiye eder biz de bunları işleme koymayız bu tehlikeyi savuşturmuş oluruz, hani insanın gönlünden keşke keşke böyle birşey hiç olmasaydı keşke imza hiç atılmasaydı diyoruz ama tabi o gün ahmet nejdet sezer cumhurbaşkanı, o gün gazeteciler, bazı gazeteciler yokmuş gibi davranıyor da, eğri oturup doğru konuşmak lazım, ankarada sabahtan akşama kadar 10 tane darbe senaryosu konuşuluyordu gazete mutfağında çalışan herkes, hürriyet gazetesi de milliyet gazetesi de sabah gazetesi bütün gazetecilerin yönetcilileri bunu  bilir. Siyasetçiler de bilir. Oyıllar 2003 lü 2004 lü yıllar sabahtan akşama bir kaç darbe senaryosunun konuşulduğu yıllar. Genelkurmayın ışıkları sönmedi, hep böyle bir jargon vardı, genel kurmayın ışıkları sönmedi hiç sönmez nedense herhalde açık bıraktılar gidiyorlar, içeride insan var mı yok mu bilmiyoruz ama ışıkların hep yanık olduğunu görüyoruz. Şimdi bunu ben tabi şeyde görünce, Tarafta görünce, dershane meselesinin bir yansıması uzantısı gibi algılanmasından şahsen üzüldüm çünkü hep baştan beri ben yayın kadroma da söylediğim kardeşim bu minderin dışına çıkmayalım, biz çıkmayalım, başkası çıkarsa çıksın. Bunu onunla karıştırmamak lazım onu ayrıca tartışmak lazım tartışılacaksa, ayrıca da tartışılabilir. Tartışılırken de biraz realiteleri göz önüne almak, elimizi vicdanımıza koymak çok büyük haksızlıklara sebebiyet vermemek lazım yani insanın gönlünden hep geçiyor, keşke, keşke böyle birşeyin altına imza atılmasaymış, çünkü söz uçar yazı kalır, niyet uçar niyeti belki ancak eş dost bilir ama yazıyla bağlanınca bunun birtakım sıkıntıları olabilir. Fakat o günkü şartlarda o zoraki şartlarda birtakım şeyler belki de o yapanların o imza atanların gönlü elvermeye elvermeye yapmışlarsa, buradan başka başka başka manalar çıkarıp olaya böyle bambaşka bir yangın havası vermekte zannediyorum ülkeye çok büyük bir fayda sağlamaz. Türkiye çok tecrübe yaşadı son 10 yılda, taa 1960 darbesinden beri yaşadığı tecrübelerin üzerişne yeni birşeyler koydu. normalleşme yolunda devam etmeli. Normalleşirken de anormal şeyleri o günün şartlarına göre bir daha düşünmeli.


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211