Krizden en hızlı çıkan ülke olduk...
 Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, 2008 - 2009 krizi gelmeden önce Türkiye'nin bankacılık alanında yapısını sağlamlaştırdığını, borç stokunu ve bütçe açığını düşürdüğünü belirterek, "Krizden en az etkilenen ülkelerden birisi olduk ve en hızlı çıkan Avrupa ülkesi olduk. Sonuçta baktığımızda krizden sonraki yüksek büyüme oranlarımız bizim gelişmiş ülkelerle aramızı kapattı, farkımızı azalttı" dedi.

Dünya Ekonomik Forumu'nun "Bölgesel Kalkınma için Kaynakların Ortaya Çıkarılması" temalı özel toplantısının ikinci gün açılışında konuşan Babacan, açılış panelinin konusunun Avrupa, Ortadoğu, Kuzey Afrika, Orta Asya, Kafkaslar ve bu coğrafyanın tam merkezinde yer alan Türkiye olduğunu vurguladı.

Babacan, batından başlayıp doğuya doğru yolculuk yapıldığında, 2008-2009 yıllarında tüm dünyayı etkisi altına alan küresel krizin olumsuz etkilerinin Avrupa'da hala derin bir şekilde devam ettiğinin görüldüğünü söyledi. Avrupa'da her ne kadar bu yıl bir miktar toparlanma olsa da bu toparlanmanın zayıf, kırılgan ve ülkeden ülkeye çok değişen farklı hızlarda bir toparlanma olduğuna dikkati çekti. Kamu borcunun tarihi yüksek seviyelere çıktığını, işsizliğin yükseldiğini ve finans sektörüyle ilgili sorunların hala belli ölçüde de olsa devam ettiğini anımsatan Babacan, sorunların tam olarak geride kalmadığının görüldüğünü anlattı.

Babacan, Avrupa'nın demografisinin de bu iyileşmeye yardımcı olmadığını dile getirerek, şöyle devam etti:

"Bazı ülkelerdeki yaşlanan nüfus ve bunun sosyal güvenlik sistemi üzerine getirdiği yük, uzun vadede de sorun olmaya devam edecek. İş gücü piyasalarında, ürün piyasalarında yapılacak reformlar, mutlaka sosyal güvenlik alanında yapılacak reformlarla da Avrupa'da desteklenmek zorunda. Öte yandan Avrupa Birliği'ne (AB) bakacak olursak, AB gerçekten 2. Dünya Savaşı'ndan sonraki en önemli barış projesi… Değerler ve idealler birliği… İnsanların, ürünlerin, sermayenin serbestçe dolaşması ve ülkeler arasındaki sınırların anlamsızlaşması gerçekten 20. ve 21. yüzyıl adına önemli bir medeniyet projesi... 

AB, 2. Dünya Savaşı'nda birbiriyle kıyasıya savaşan ülkelerin nasıl ortak değerler etrafında buluşabildiğini ve beraberce aynı ilke ve prensipler etrafında buluşmaktan ortak bir şekilde nasıl faydalandıklarını, tüm dünyaya göstermiş oldu. Demokrasi, temel hak ve özgürlükler, hukukun üstünlüğü konusunda kriterler, eşit değerler, ölçütler konduğunda ve ülkeler buna dikkat ettiğinde nihayetinde o bölgede yaşayan vatandaşların bundan çok daha istifade edenler olduğunu hep beraber gördük, izledik."

 - "Birinci Dünya Savaşı sonrası çizilen sınırların çok da anlamlı olmadığını gördük"

 Babacan, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'yı ise "gerçekten zor bir bölge" şeklinde tanımlayarak, burada istikrarı sağlamanın güç olduğunu ve sağlanan istikrarların da kolayca kaybedilebilir olduğunu dile getirdi. Bu coğrafyayla alakalı bazı ilkesel yaklaşımları bulunduğunu ve bu ilkelere de sadık kalmaya devam ettiklerini aktaran Babacan, şunları kaydetti:

"Öncelikle sorunların barışçıl yollardan çözülmesi temel ilkelerden biri... Coğrafyanın en temel özelliği olan çok kültürlülüğün muhafazası, farklılıklara saygı ve farklılıkları bir zenginlik olarak ele alabilme… Bu coğrafya bunu yüzlerce yıl başarabildi. Doğru ilkeler, doğru prensipler ve doğru yönetimler iş başında olduğunda bu sağlandı. Bundan sonraki dönemle alakalı da bizim kuvvetli bir ümidimiz ve vizyonumuz var. Biz, Kuzey Afrika ve Ortadoğu'da ülkeler arasındaki iş birliğinin gelişebileceğini ve ortak çıkarlar etrafında daha kuvvetli birliklerin oluşabileceğini düşünüyoruz. Bunun içindir ki, çok sayıda ülkeyle vize kaldırma anlaşması yani vize muafiyeti anlaşması yaptık, serbest ticaret anlaşması yaptık. İnsanların, ürünlerin ve sermayenin ülkeden ülkeye daha rahat hareket edebileceği bir coğrafya vizyonuyla çalıştık.

Bu coğrafyada da hep ülkeler arasındaki sınırların anlamsızlaşabileceğini iddia ettik. Aslında şöyle bir baktığımızda, etnik yapı, din, mezhep yapısı olarak 1. Dünya Savaşı'ndan sonra çizilen sınırların çok da anlamlı sınırlar olmadığını gördük. Bugünün dünyasında artık ülkelerin sınırlarıyla tekrar uğraşmanın anlamsız olduğunu da düşünerek bu sınırları nasıl daha önemsiz hale getirebiliriz, bu sınırların ülkeler arasında büyük duvarlar teşkil etmesi değil, sadece siyasi, idari yönetim sınırı haline nasıl getirebiliriz bunun için çalıştık, uğraştık."

Babacan, Ortadoğu ve Kuzey Afrika'daki demokratik dönüşüm hareketlerine destek verdiklerinin altını çizerek, bu coğrafyanın en önemli kaynaklarının, belki bazı ülkelerde bulunan petrol, doğalgaz ve hidrokarbon kaynakları olarak değerlendirilebileceğini söyledi. Oysa genç nüfusun iyi değerlendirilmesi halinde bu coğrafyanın en önemli kaynağı olduğunu anlatan Babacan, pek çok ülkenin kurumsal yapılarını yenilemesi, kurumlarını güçlendirmesi ve siyasi, ekonomik reformlar yapması gerektiğini vurguladı.

Babacan, insanı ön plana alan, önce insan diyen politikalar uygulanmasının önemine de dikkati çekerek, daha şeffaf, daha hesap verebilir yönetim anlayışlarının olması gerektiğine işaret etti. Biraz daha doğuya uzanıp Orta Asya ve Kafkaslara bakıldığında ise bu coğrafyada da yine önemli hidrokarbon kaynakları bulunduğunu belirten Babacan, özellikle Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra kendi bağımsızlıklarını kazanan bu ülkelerde o dönemden kalan bir eğitim alt yapısı olduğunu hatırlattı.

Babacan, şunları aktardı:

"Bunun daha da güçlendirilebileceğini ve insan kaynağı yapısının güçlü olmasıyla bu ülkelerin daha yüksek kalkınma seviyesine çıkabileceğini düşünüyoruz. Yine şeffaflık ve hesap verebilir bir yönetim ilkesi, önümüzdeki dönemde Orta Asya ve Kafkaslar için de son derece önemli olacak. Kuzey Afrika, Ortadoğu, Kafkaslar ve Orta Asya'yı şöyle bir düşündüğümüzde, aslında bazı ülkelerin doğal kaynaklarının zengin, bazı ülkelerin ise doğal kaynaklar konusunda dışa bağımlı bir tablo olduğunu görüyoruz.

Ancak daha yakın bir iş birliği ve daha yoğun bir geçişkenlik, insanların, ürünlerin ülkeden ülkeye daha rahat hareket ediyor olabilmesi, bu coğrafyada kaynağı olan ülkelerle kaynağı olmayan ülkeler arasındaki ekonomik ilişkilerin çok güçlenmesine ve böylece karşılıklı oluşturulacak ekonomik bağlılıkla istikrar, barışın daha kalıcı şekilde sağlanabileceğini düşünüyoruz. Ekonomik olarak ülkelerin birbirine bağımlı hale gelmesi, belki ilk düşüncede bağımsızlık fikriyle çelişebilir ancak doğru kurgular yapıldığında, doğru anlaşmalarla bu karşılıklı bağımlılık oluşturulduğunda, ekonomik bağımlılık mutlaka barışın, istikrarın uzun süre devamlılığını sağlayan önemli bir faktör olmakta."

 - "AB'ye katılım süreci Türkiye'nin iç reformlarına büyük destek oldu"

 Babacan, Türkiye'de son 12 yılda gerçekten büyük bir dönüşüm yaşandığını anımsatarak, "Bir siyasi dönüşüm yaşadık. Bir ekonomik dönüşüm yaşadık. 2002 yılının Türkiye'si ile bugünün Türkiye'si neredeyse iki ayrı ülke denilecek kadar farklı bir tablo sunuyor" dedi. AB'ye katılım sürecinin Türkiye'nin iç reformlarına büyük destek olduğunu ifade eden Babacan, demokrasinin kalitesinin artmasında, temel hak ve özgürlük uygulamalarının iyileşmesinde AB kriterlerinin kendileri için yol gösterici ve yön verici olduğunu söyledi. 

Babacan, dış ölçütlerin bütün bu alanlardaki uygulamaların kalitesini artırdığını, faydalı ve Türkiye'nin reformları için önemli bir dış çıpa olduğunu vurguladı. Türkiye'nin ekonomik anlamda önemli adımlar attığını dile getiren Babacan, şöyle konuştu:

"2008 - 2009 krizi gelmeden önce bankacılıkta yapımızı sağlamlaştırdık, borç stokumuzu, bütçe açığımızı düşürdük. Kriz vurduğunda, Avrupa'daki ülkelerden farklı olarak düşük borç stoku ve sağlam bir finansal yapı ile krize girdik. Krizden en az etkilenen ülkelerden birisi olduk ve en hızlı çıkan Avrupa ülkesi olduk. Sonuçta baktığımızda krizden sonraki yüksek büyüme oranlarımız bizim gelişmiş ülkelerle aramızı kapattı, farkımızı azalttı.

Şu anda Türkiye'nin kişi başına düşen milli geliri, Avrupa ortalamalarının yüzde 56'larına ulaştı. Türkiye'de birkaç tane AB ülkesinden daha yüksek bir kişi başına düşen milli gelir var. Bu gelişme gelir dağılımındaki düzelmeyi de beraberinde getirdi. Tüm OECD ülkelerinde gini katsayısını en hızlı düşüren Türkiye oldu."

Babacan, gelecek dönemde yapacakları çok işleri olduğunu, demokrasiyi daha da ilerletmeleri, hak ve özgürlükleri daha iyi uygulama çerçevesine kavuşturmaları gerektiğini kaydetti. 

 - "Eğitim konusundaki reformlarımız önümüzdeki 10 yılın belirleyicisi olacak" 

Babacan, gerçek anlamda bir hukuk devleti olmak için mücadeleye devam etmeleri gerektiğine dikkati çekerek, ekonomik alanda Türkiye'nin tasarruf oranlarını yükseltmesi ve enerji alanında dışa bağımlılığı azaltacak adımların atılması gerektiğini belirtti. Türkiye'de daha yüksek teknolojili üretim ve katma değerli üretime kavuşan bir sanayinin görülmesi gerektiğini ifade eden Babacan, sözlerini şöyle tamamladı:

"Bunun hemen yanında eğitim konusundaki reformlarımız önümüzdeki 10 yılın belirleyicisi olacak. Türkiye genç ve büyüyen bir nüfusa sahip. Bu nüfusu daha iyi eğitirsek Türkiye'nin çok daha yüksek ekonomik standartlara ve çok daha yüksek bir refah seviyesine ulaşması o sayede mümkün olacaktır. 1 Aralık'tan itibaren G-20 Dönem Başkanlığı'nı resmen devralıyoruz. Bu dönemde Türkiye, bizden önceki dönem başkanlıklarında başlatılan önemli çalışmaları, finansal sektör regülasyonları gibi yatırımların finansmanı gibi iklim değişikliği gibi pek çok konuyu uygulama açısından devam ettirecek. Çerçeveler çizildi, sözler verildi. Bunun uygulanmasının takipçisi olacağız. 

KOBİ'lerle ilgili özel bir çalışmamız olacak. Hem gelişen hem de gelişmekte olan ülkelerde KOBİ'lerin istihdam açısından, ekonomik kalkınma açısından son derece kritik bir rolü olduğuna inanıyoruz. Tüm G-20 ülkelerinin gündemlerine getirecek bir çalışmamız söz konusu olacak. G-20 Dönem Başkanlığı'nda Dünya Ekonomik Formu ile yakın bir iş birliği içerisinde olmak istediğimizi buradan ifade etmek istiyorum."


Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211