Serdengeçti'yi Rahmetle Anıyoruz...

10 KASIM 1983 YILINDA ARAMIZDAN AYRILAN ÜLKÜCÜ İDEOLOGLARDAN OSMAN YÜKSEL SERDANGEÇTİ'Yİ RAHMETLE VE MİNNETLE ANIYORUZ...

Rasih Yılmaz’ın “Toros Yüzlü Adam” diye nitelendirdiği Osman Yüksel Serdengeçti, gazetecilik, yazarlık ve siyaset adamlığını bir arada yürüten seçkin bir milliyetçi aydın olarak mücadelelerle dolu bir ömür sürdü. 1917’de Akseki’de doğan Serdengeçti’nin asıl adı Osman Zeki Yüksel’dir. Çıkardığı Serdengeçti dergisindeki yazılarında kullandığı “Serdengeçti” imzasından dolayı Osman Yüksel Serdengeçti ismiyle tanındı. Aralarında Ahmet Hamdi Akseki, eski müftülerden Hacı Salih Efendi’nin de bulunduğu alimler yetiştirmiş bir aileye mensuptur.

İlkokulu Akseki’de, ortaokulu yatılı olarak Antalya’da, liseyi ise Ankara Atatürk Lisesi’nde tamamlayan Serdengeçti, DTCF’nin Felsefe Bölümü’ne kayıt yaptırdı. Üniversitede yazdığı ve her fırsatta okuduğu “Moskofname” adlı şiiriyle ünlenen Serdengeçti’nin adının ülke çapında ünlenmesi, H. Nihal Atsız ile Sabahattin Ali arasında yaşanan meşhur “Irkçılık-Turancılık Davası” sırasında oldu. Arkadaşlarıyla birlikte DTCF’deki bir konferanstan dönerken, yolda Sabahattin Ali, Niyazi Berkes ve Pertev Boratav ile karşılaşan Serdengeçti, daha önce H. Nihal Atsız ile olan kavgalarından tanıdığı Sabahattin Ali’yi sokak ortasında dövünce gözaltına alındı. Hıncını alamayan Serdengeçti, saldırısına karakolda da devam edince para cezasına çarptırılır. Milliyetçilerin Milli Şef İnönü’ye karşı başlattıkları Türkçülük hareketi içerisinde 3 Mayıs 1944’ten itibaren ön saflarda yer alan Serdengeçti, Sabahattin Ali’ye karşı Nihal Atsız’ın yanında yer aldı. Fakültede son sınıf öğrencisi iken, gençliği kışkırttığı iddiasıyla tutuklanan Serdengeçti, yargılandı ve beraat etti. Fakülteden mezun olabilmesi için Prof. Dr. Behice Boran’ın dersini vermesi gerekiyordu. Boran’ın kendisini sınava almaması üzerine dönemin Milli Eğitim Bakanı H. Ali Yücel’e bir dilekçe yazan Serdengeçti, hakkını savundu. Postaneler kabul etmediği için bizzat götürmek durumunda kaldığı dilekçesinde Serdengeçti şu ifadeleri kullanmıştı:

“Yüksek vekaletin alçak vekiline / Ankara

Ben, 3 Mayıs 1944 hadiselerine öncülük yapmak, gençliği kışkırtıp tahrik etmek suçuyla, Dil Tarih Coğrafya Fakültesi’nin Felsefe Şubesi’nin son sınıfının son noktasından bir telefon emrinizle atılan ben, ben Osman Yüksel!…

İstanbul’a sürülüp, Örfi İdare Komutanlığı’nın emrine teslim edildikten, tabutluklara tıkılıp, zincirlere vurulduktan sonra, suçsuz olduğum anlaşılmıştır.

Kader beni yine sizin karşınıza dikmiştir.

Hakkımı istiyorum efendi, hakkımı!…

Senden bahşiş istemiyorum!…

İmtihan hakkımı ya verirsin, ya zorla alırım…

Beni tuttuğum yoldan Yücel değil, ecel gelse döndüremez!…”

Serdengeçti tuttuğu yoldan gerçekten de dönmedi; hakkında açılan 150’den fazla davaya ve toplam 4.5 yıl süren hapis cezalarına rağmen dönmedi.

Ayıya Dayı Demeyen Adamın Davası

Serdengeçti, ünlü dergisi “Serdengeçti”nin ilk sayısını 27 Nisan 1947’de çıkardı. Logosunun altında “Allah, Vatan, Millet Yolunda” cümlesi bulunan derginin ilk nüshası büyük ilgi gördü. Sol hareketlerin mihrakı haline geldiği için bu ilk sayıda DTCF’ne yüklenen Serdengeçti, “Bir Fakültenin İçyüzü” ve “Azap Hücreleri” başlıklı yazılarında Milli Eğitim Bakanı Yücel’e hakaret ettiği gerekçesiyle yargılandı ve hapis cezasına çarptırıldı. Derginin 2’nci sayısında matbaacıların korkması ve sansür nedeniyle üzerine bazı makaleleri –ilk sayıda okuyucularına duyurduğu halde- yayınlayamayan Serdengeçti, bu durumun gerekçelerini açıklayan yazısından ötürü ikinci kez mahkemeye verildi. Serdengeçti’nin buna cevabı 3’üncü sayıda şu cümlelerle oldu: “Kötü niyetliler, şer kuvvetler Allah’a, millete, vatana koşanların yolları üzerinde dikilmiş bulunuyor. Onların yüzlerine huzurunuzda tükürüyorum.” Aynı sayıda yer alan bir başka yazısında ise“Bu dava, ayıya dayı demeyen adamın davasıdır” ifadesini kullanarak DTCF’deki komünist faaliyetleri anlatmaya devam eden Serdengeçti, çıkardığı derginin hemen her sayısın bir başka yerde basmak zorunda kalıyordu. Serdengeçti’nin ilk sayısını Eskişehir’de, üçüncü sayısını ise Konya’da bastırmak zorunda kalan Serdengeçti, Milli Şef diktatörlüğüyle adeta köşe kapmaca oynuyordu. Serdengeçti, yaşadığı trajediyi okuyucularına şu ifadelerle duyuruyordu: “Abonelerimiz kusura bakmasınlar, neşriyatımıza muntazam devam edemiyoruz; bazen evsiz, bazen parasız, bazen hürriyetsiz kalıyoruz. Bunun için dördüncü sayımızın ne zaman, nerede çıkacağı belli değil.”

Yalman Suikastından Dolayı Cezaevinde

3’üncü sayısından dolayı DTCF’ye hakaretten dolayı tutuklanan Serdengeçti mahkum edilir. 2 ay Konya Cezaevi’nde yattıktan sonra H. Ali Yücel’e hakaret suçundan dolayı da 9 ay Akseki Cezaevi’nde yatmak zorunda kalır. Dergisinin hemen her sayısını büyük maceralarla çıkarabilen Serdengeçti, bir yandan polisle, öte yandan da dergiyi basmaktan çekinen matbaacılarla uğraşmak zorundaydı. Derginin Eylül 1952’de çıkan 18’inci sayısında yer alan “Berlin’den Moskova’ya kaçan Alman’a lanet, / Yurtta “avrat pazarı” açan Yalman’a lanet” ifadeleri, Serdengeçti için yine zor günlerin başlayacağının habercisi oldu. Bu beytin yayınlanmasından bir süre sonra Ahmet Emin Yalman’ın Malatya’da suikasta uğraması nedeniyle gözaltına alınan Serdengeçti, için yine zor günler başlamıştı. Ancak Serdengeçti bu kez yalnız değildi! Necip Fazıl Kısakürek, Civat Rifat Atilhan ve Mustafa Bağışlayıcı da aynı Yalman suikastini azmettirdikleri dolayısıyla hakim karşısına çıkarılmışlardı. Milli Şef İsmet İnönü’nün yerini Bayar-Menderes ikilisi almıştı; ancak, Serdengeçti’nin zulüm günleri yine de bitmek bilmiyordu. Yargılanmalarının ardından Necip Fazıl Kısakürek’le birlikte önce Malatya Cezaevi’ne, ardından da Ankara Kapalı Cezaevi’ne gönderilen Serdengeçti, 14 ay cezaevinde hapis yattı. Uğradığı zulümleri sükunetle karşıladığını şu ifadelerle gösterir: “Biz bunları çok gördük, bu kelepçeler Menderes’in demokrasi fabrikasında imal edildi. Bunlar bindikleri dalları kesiyorlar, yarın ne olacağını Allah bilir. Başlarına bir iş gelirse yine biz üzülürüz.”

Patriğin Türkiye Ziyareti ve Serdengeçti’nin Ayasofya Şiiri

Serdengeçti, ünlü “Ayasofya” şiirini de Türkiye’ye gelen Rum Patriği Atenegoras’ın Cumhurbaşkanı Celal Bayar tarafından debdebeli bir şekilde karşılanması üzerine kaleme alır. Bu muhteşem şiiri aynen aktarmayı faydalı buluyoruz:

Ey İslam’ın nuru, Türklüğün gururu Ayasofya!

Şerefelerinde fethin, Fatih’in şerefi,

Işıl ışıl yanan muhteşem mabet!..

Neden böyle bomboş, neden böyle bir hoşsun?

Hani minarelerinden göklere yükselen,

Ta maveradan gelen ezanlar?

Hani o ilahî devir, ilahî nizamlar?..

Ayasofya ses vermiyor,

Ayasofya bir hoş,

Ayasofya bomboş!

Hani nerde?

Şu muhteşem minberde,

Binlerce erin baş koyduğu şu temiz yerde,

Şimdi hangi kirli ayaklar dolaşıyor?..

Ayasofya! Ayasofya!.. Seni bu hale koyan kim?

Seni çırılçıplak soyan kim?!..

Hani nerde?

Gönüllerden kubbelere,

Kubbelerden gönüllere

Gürül gürül akan Kur’an sesleri?..

Kur’an sesleri dindirilmiş,

Müslümanlar sindirilmiş!..

Allah-Mühammed-Hülafa-i raşidinin

İsimleri kubbelerden yerlere indirilmiş!..

Fethin, Fatih’in mabedinden kitab-ı mübini,

Bu ulu dini kaldıran kim?

Dinimize, imanımıza saldıran kim?..

Mabedimin göğsüne uzanan namahrem eli,

Kimin elidir?!..

Söyle Ayasofya, söyle:

Seni puthane yapan hangi delidir?!..

Elleri kurusun, dilleri kurusun!

Ayasofya! Ayasofya! Seni bu hale koyan kim?

Seni çırılçıplak soyan kim?!..

Ayasofya,

Ey muhteşem mabet;

Gel etme,

Bizi terketme!..

Bizler, Fatih’in torunları, yakında putları devirip,

Yine seni camiye çevireceğiz…

Dindaşlarımızla,

Kanlı gözyaşlarımızla,

Abdest alarak secdelere kapanacağız,

Tekbir ve tehlil sadaları boş kubbelerini yeniden dolduracak

İkinci bir fetih olacak,

Ayasofya, ikinci bir fetih!..

Ezanlar bu fethin ilanını,

Ozanlar destanını yazacaklar…

Ünlü Ayasofya Savunması ve İbretlik Karar

Bu şiiri dolayısıyla Ankara Garnizon Komutanlığı Mahkemesi tarafından hakkında dava açılan Serdengeçti’nin yargılanması için emir bizzat Milli Savunma Bakanı tarafından verilmişti. Milli mukavemeti kırmak ve Türk-Yunan dostluğunu baltalamak suçlarından yargılanan Serdengeçti’nin bu konuyla ilgili savunması da en az “Ayasofya” şiiri kadar önemlidir. Söz konusu savunmasında; “Müddei umumi(savcı) tepeden verilen emirlere göre hareket ediyor. Ayasofya’nın tekrar cami haline yetirilmesinde benim ne gibi hususi maksadım ve menfaatim olabilir? Ayasofya’yı kiraya mı vereceğim, yoksa imamı mı olacağım? Beni bu yazıdan dolayı Türk savcıları değil, Yunan savcıları itham etsin. Böyle bir yazıyı yazdığımdan dolayı kendimi müdafaa etmekten utanıyorum” ifadelerini kullanan Serdengeçti, hem kamuoyunu hem de yargı merciini ikna etmişti. Nitekim, mahkeme kararının hüküm kısmında yer alan şu ifadeler de bunu tescil ediyordu:

“Maznunun bu yazıyı eskiden cami olan Ayasofya’nın sonradan müze haline getirilmiş olmasını, şahsi kanaat ve akidesine uygun bulmadığı için dini duygularının tesiri altında kalarak yazıp neşrettiği, bu yazısın intişar ettiği sırada bir kısım Yunan gazetelerinin Ayasofya’nın kilise yapılması yolunda neşriyatta bulunmalarının da maznun bu yazısında ne milli menfaatlere zarar vermek ve ne de laiklik prensiplerine aykırı propaganda yapmak gibi bir kasıt ve mana görülmediği ve netice itibariyle maznunun TCK’nın 161 ve 163’üncü maddelerine göre cezalandırılmasını haklı gösterecek delil ve sebep olmadığı için mesnet suçlardan beraatine 11.7.1953 tarihinde ittifakla karar verildi…”

Her Dönemde Kovuşturuldu Yine De Yılmadı

Vurduğu yerden ses getiren Serdengeçti’nin attığı her adım ve neredeyse yazdığı her satır suç kabul ediliyordu. Nitekim, DP Çorum İl Kongresi’nde alınan “mason localarının kapatılması” ve “kadınların devlet dairelerinde çalışmasının yasaklanması” yolundaki kararları yorumsuz bir şekilde aynen yayınladığı için hakkında TCK’nın 163’üncü maddesinden dolayı dava açılan Serdengeçti, 2 yıl 7 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı ve 4 yıllığına Erbaa’ya sürgüne gönderildi. Kararı bozan Yargıtay, Serdengeçti’yi tahliye etti.

Serdengeçti’nin 23’üncü sayısında Kemalizm’i sorgulayan Serdengeçti, resmi ideolojinin uygulamalarını “Kemalizm’i din haline getirmek isteyenler var” başlığıyla eleştiren Osman Yüksel Serdengeçti, 27 Mayıs 1960 darbesine kadar 32 sayı çıkarabildiği dergide yayınlanan yazılarından dolayı MBK Hükümeti’nce de soruşturuldu ve çeşitli mahkumiyetler aldı. Son nüshası 15 Şubat 1961’de çıkan Serdengeçti’nin kapağında “Allahsıza, Vatansıza, Namussuza Ölüm” manşeti yer alıyordu.

Sekiz Defa Mahpus, Dokuzuncuda Mebus

Siyasete hevesli biri olmamasına rağmen 1954 seçimlerinde DP’li çevrelerin baskılarına dayanamayarak kendisini her fırsatta hakim karşısına çıkaran DP listesinden Antalya bölgesi milletvekili adayı olan Serdengeçti, seçilemedi. 15 Ekim 1961 Genel Seçimlerinde de AP listesinden Konya milletvekili adayı olan Serdengeçti, yıllar önce yazmış olduğu bir yazıdan dolayı cezaevine gönderildi. Savunması sırasında sorduğu “Ben o dediğiniz yazıyı yıllar önce yazmıştım. Üzerinden bunca sene geçti. Yeni mi suç oluyor bu yazım?” soru mahkeme heyetince “Biz senin o yazından ancak şimdi haberdar olduk” cevabını alan Serdengeçti, konulduğu Konya Cezaevi’nden ancak seçimler bittikten ve iş işten geçtikten sonra çıkabildi.

1965 Genel Seçimleri’nde bu kez Antalya bölgesinden ve AP listesinden milletvekili adayı olan Serdengeçti, Meclis’e girdi ama alışılmış milletvekillerinden değildi. Kılık kıyafetiyle derhal fark edilen Serdengeçti’nin Meclis’in kapısından geri çevrildiği, azarlandığı ve hatta hırpalandığı bile olmuştu. Yakın arkadaşı Abdurrahim Balcıoğlu’nun Serdengeçti’nin Meclis günlerine dair naklettiği şu hatıralar enteresandır:

“Kendisini çamaşırcı sanan bir polisin, Meclis koridorunda ne aradığını sormasıyla başlayan münakaşaya yetişen komiser, Osman Yüksel Bey’i tanıyıp selam verince iş değişiyor. Durumu anlayan polis memuru özür diliyor. “Ben çamaşırcı sanmıştım efendim” diye binbir dil döken memura, Serdengeçti’nin verdiği cevap enteresandır: “Üzülme be kardeşim, işine git. Belki de çamaşırcı bizden daha helal kazanıyordur.”

Çağırıldığı protokollerden çoğu zaman birer bahane bularak hep uzak kalmaya çalıştığı Osman Yüksel, Normal insanların bile rahatlıkla girip çıktıkları yerleri kendisi için lüks sayan Serdengeçti: “Ben, yalınayak, kravatsız, çileli insanların vekiliyim” diyerek reddetmiştir. O reddetmiştir de, insanları dış görünüşü ve kıyafeti ile yorumlayan kimseler onu reddetmemişler midir?

10 KASIM 1983 YILINDA ARAMIZDAN AYRILAN ÜLKÜCÜ İDEOLOGLARDAN OSMAN YÜKSEL SERDANGEÇTİ'Yİ RAHMETLE VE MİNNETLE ANIYORUZ...



Trenlerde milletvekillerine ayrılan yerde seyahat ederken, kondüktörün hışmına uğramıştır. Kimliğini bulmak için dağınık ceplerini karıştıran Serdengeçti’ye kondüktör, “Daha fazla beni uğraştırma. Doğru üçüncü mevkiye. Yallah!” diyerek bağırırken, kimliği gösteren Osman Bey, mahcup olan kondüktörden daha mahcuptur: “Adamı beklettik, boş yere üzdük” diye hayıflanmaktadır.”

Serdengeçti AP’den Niçin İhraç Edildi?

“Ben boynu yularlı, cebi Dolar’lı insanlardan değilim” diyerek Meclis’e girerken kravat takmayan Serdengeçti’nin bu tavrı günlerce gazetelerin manşetlerinde yer aldı. Bunun üzerine arkadaşları Meclis’e kravat takarak gelmesi hususunda baskı kurarak kendisine yemin ettirmişlerdi. Yeminini bozmak istemeyen Serdengeçti bir gün Meclis’e gerçekten de kravat takarak geldi; ancak, kravat boynuna değil, beline bağlanmıştı.

Sadece kılık kıyafeti ve kendine has yaşantısıyla değil “particilik anlayışı” dolayısıyla da şaşırtıcı bir simaydı Serdengeçti. Sözünü kimseden esirgemeyen Serdengeçti’nin Yeni İstanbul gazetesinde AP Genel Başkanı ve Başbakan Demirel’e yönelik eleştirilerini okuyan partili milletvekili arkadaşları “Serdengeçti varken muhalefete ne gerek var” diyerek serzenişte bulunuyorlardı. Demirel’e yönelik eleştirilerine devam edince AP Haysiyet Divanı’nın 4 Ocak 1967 tarihli toplantısında partisinden ihraç edilen Serdengeçti’nin ihraç gerekçeleri de ilginçti. Serdengeçti, “Meclis’e kravatsız gelmek, Atatürk ilke ve inkılaplarıyla bağdaşmayan tutum ve davranışlarda bulunmak ve Parti disiplinine aykırı hareket etmek” cürümlerini işlediği için AP’den ihraç edilmişti.

Aslında Serdengeçti’nin AP’den ihraç edilmesinin önemli gerekçelerinden biri de dönemin Diyanet İşleri Başkanı İbrahim Elmalı’nın görevden alınmasına gösterdiği tepkilerdi. Demirel’in bu tasarrufuna tepki gösteren CKMP’nin eleştirilerine destek veren Serdengeçti, daha 1944’teki Irkçılık-Turancılık davası sırasında tanıyıp sevdiği CKMP lideri Alparslan Türkeş ile daha yakın bir ilişki içerisine girdi.

Protestocu MTTB’lilere Ağıtlar’la Cevap Verdi

27 Ocak 1967’de İstanbul’da düzenlenen MTTB’nin “Bozkurtlar Gecesi”ne konuşmacı olarak davet edilen Serdengeçti, salonda bulunan bir grup tarafından “ırkçılık yapmakla” suçlandı. O dönemde CKMP’nin güçlenmesini istemeyen AP’nin kışkırtmasıyla gençlik arasında “Müslüman mısın, Türk müsün?” ya da “Milliyetçi misin, İslamcı mısın?” gibi bir ayrımcılık sokulmuştu. Konuşması sırasında bu propagandanın etkisinde kalan bir grup tarafından yuhalanan Serdengeçti, yarıda kestiği konuşmasını, 1947’de Konya Hapishanesi’nde yazdığı “Ağıtlar” şiirini okuyarak noktaladı. Serdengeçti’nin şiiri şöyle:

Yıllardır yıllardır hayaller kurdum,

Seni anam gibi aradım durdum… .

Ey benim sevgilim, Ey Anayurdum!…

Nerde benim, Oral-Altay dağlarım?

Akşam olur, sabah olur ağlarım.

Gövden bir yerde, başın bir yerde Senin halin

attı beni bu derde…

Söyle Turan sen nerdesin ben nerde?

Nerde benim, yaslı Tanrı dağlarım?

Akşam olur, sabah olur ağlarım.

Turan ellerinden haber gelmiyor!

Ya Rabbi derdimi kimse bilmiyor!

Dört asırdır Türk’ün yüzü gülmüyor!. .

Akşam olur, sabah olur ağlarım.

Nerde benim, Oral-Altay dağlarım?

Kimlere söylesem bilmem derdimi?

Acap dünya böyle zulüm gördü mü?

Bozkurt gitmiş, Ayı basmış yurdumu.

Bozkurdum der, öz yurdum der ağlarım,

Nerde benim, yaslı Tanrı dağlarım?

Koskoca bir âlem göçmüş yıkılmış

Türbelerin, camilerin yıkılmış

Meydanlara kara putlar dikilmiş!. .

Buhara der, Semerkant der, ağlarım,

Nerde benim, Oral-Altay dağlarım?

Sen ey Hazar, Engin Hazar, Türk Hazar.

Söyle bana sularında kim gezer?

Kâfir Moskof yine mezar mı kazar?

Seyhun gibi, Ceyhun gibi çağlarım,

Nerde benim, Oral-Altay dağlarım.

Moskof bayrağını çekmiş gemiler,

Yol alırken dalgaların iniler,

Her gelen haberde derdim yeniler!

Nerde benim, Oral-Altay dağlarım?

Akşam olur, sabah olur ağlarım.

Vatanlar, vatanlar esir vatanlar

Ey yüreği vatan için atanlar!

Toplanın elleri silah tutanlar!

Kıyam etsin ölülerim, sağlarım!

Nerde benim, yaslı Tanrı dağlarım?

Esen yellere bak, sevda yelidir,

Açan güllere bak, bayrak alıdır,

Senden ayrı düşen gönül delidir!

Nerde benim, Oral-Altay dağlarım?

Akşam olur, sabah olur ağlarım.

Duman olup dağlarına ağsam mı?

Yağmur olup bağlarına yağsam mı?

Yıldız olup göklerinde doğsam mı?

Ah çeker de yaşın yaşın ağlarım!

Nerde benim, Oral-Altay dağlarım?

Doğmuyor, doğmuyor aylar, yıldızlar!

Çalmıyor kırılmış kopuzlar sâzlar!

Karalar bağlamış gelinler kızlar!

Akşam olur sabah olur ağlarım,

Nerde benim, yaslı Tanrı dağlarım!

Allah Allah diyen ezanlar nerde?

Efeler, yiğitler, kızanlar nerde?

Taşkentler, Kırımlar, Kazanlar nerde?

Nerde benim, Oral-Altay dağlarım?

Akşam olur, sabah olur ağlarım.

Artık Dede Korkut öğüt vermiyor,

Gültekin’in bildirgeleri gelmiyor!

Ne söylesem olmuyor, ah olmuyor!. .

Nerde benim, Oral-Altaş dağlarım?

Akşam olur, sabah olur ağlarım.

Sürüler dağılmış yaylamaz olmuş,

Irmaklar kurumuş çağlamaz olmuş,

Nerde benim, Ora!-Altay dağlarım?

Akşam olur, sabah olur ağlarım.

Mağripten meşrıkı soranlar hani?

Çin’i Viyana’yı saranlar hani?

Üç kıt’ada dimdik duranlar hani?

Nerde benim, Oral-Altay dağlarım?

Akşam olur, sabah olur ağlarım.

Geçmiş günler birer hayal oldular,

Bedr-i tam idiler hilâl oldular,

Dün cevapken bugün sual oldular!

Nerde benim, Oral-Altay dağlarım?

Akşam olur, sabah olur ağlarım.

Kınaman dostlarım gözümde yaş var!

Şu kara bağrımda bir kara taş var!

Tam elliiki milyon esir kardaş var!

Nerde benim, yaslı Tanrı dağlarım?

Akşam olur, sabah olur ağlarım!..

Serdengeçti CKMP’ye Geçiyor

AP’ye yönelik eleştirilerini bu partiden ihracından sonra da devam ettiren Serdengeçti, Yeni İstanbul’daki köşesinde yayınladığı “Demirel Masan Mudur?” başlıklı yazısından dolayı Başbakan Demirel ve çevresindekilerin büyük tepkisiyle karşılandı. Milliyetçi çevrelerde büyük takdir toplayan yazısında Serdengeçti, Demirel’in masonluğunu belgelere dayandırıyordu. Her geçen gün biraz daha yakından tanıdığı CKMP’ye 1968’in Nisan ayında katılan Serdengeçti için Türkeş, “Serdengeçti gibi tavizsiz bir Türk milliyetçisi, iman ve gönül adamının CKMP’ye katılması partimize büyük bir güç ve kuvvet vermiştir” ifadelerini kullandı. Artık CKMP’li olan Serdengeçti, Türkeş’le birlikte Anadolu’ya karış karış dolaştı; 2 Haziran 1968 senato seçimleri öncesinde de partisi adına iki radyo konuşması yaptı.

8-9 Şubat 1969 tarihlerinde Adana’da gerçekleşen ve CKMP’nin MHP’ye dönüşümünü sağlayan Büyük Kurultay’da partinin adının MHP, ambleminin de “üç hilal” olmasını savunan Serdengeçti, “Biz Osmanlı torunlarıyız. Bize üç hilal yakışır” diyordu.

1969 genel seçimlerinde MHP listesinden Ordu milletvekili adayı olan Serdengeçti, milletvekili seçilemedi; ancak, aktif siyasete ve yazılarına devam etti. Bu arada Ülkücü gençlerin hemen her organizasyonuna katılarak seminerler ve konferanslar veren Serdengeçti, 21 Mart 1970 tarihinde Süleyman Özmen’in komünist militanlarca şehit edilmesi üzerine Milli Hareket Dergisi’nin 1970 yılının Nisan ayında 45. sayısında yayınlanan “Bir Şehidin Ardından” isimli şiirini yazdı. “Komünistler tarafından şehit edilen imanlı vatan evladı Süleyman Özmen’e…” ithafıyla yayınlanan şiirinde Serdengeçti, duygularını şöyle dile getiriyordu:

Ey kurşunlarla yerlere serilen

Al bayraklara sarılan yiğit!

Ey şehitoğlu şehit!

Ömrünün baharında,

Şehitler diyarında

Bir bahar sabahı

Zikrederken Allah ‘ı

Namertler sana,

Pusu kurdular…

Seni kahpece arkadan

Vurdular

Bir bahar sabahı…

Açmamıştı henüz yurt çiçekleri

Vatan gülleri.

Vurdular seni, vurdular

Moskof dölleri…

Namert kurşunlarla yerlere serilen

Ey al bayraklara sarılan yiğit!

Ey şehit oğlu şehit!

Her gün sosyal – itler

Ürüyorlar.

Rüyalarında Barzani’yi görüyorlar.

Kan döküyorlar

Vatan çocuklarının

Tırnaklarını söküyorlar.

Sıkılmış yumruk ar.

Sıkılmış dişler.

Evet bütün bu işler

Türkiye ‘de oluyor.

Türkiye’de Türkler

Öldürülüyor, ölüyor..

Nerde hükümet,

Nerde kanun,

Nerde adalet,

Rezalet, rezalet, rezalet.’..

Amma bu millet düşmanı tanırsa,

Bir şahlanırsa,

Bu sosyal – itleri,

Para ile satılmış parazitleri

Bir anda boğar…

Bu işler böyle gitmez kardaşım

Yarın ufuklardan, güneşler doğar!..

Ey cepleri rubleli,

Moskova kıbleli kızıl, rezil.

Nasıl olsa bu millet sizleri haklar

Alçaklar, haklar…

Sen rahat uyu yiğidim

Arslan şehidim.

Rahat uyu…

10 Kasım 1983’te Aramızdan Ayrıldı

Ülkü Ocakları’nın 8 Mayıs 1970’de Ankara’da düzenlediği “Dokuz Işık Yürüyüşü”ne katılan ve Tandoğan’da toplanan onbinlerce gence hitaben ateşli bir konuşma yapan Serdengeçti, yoğun fikri ve siyasi çalışmalarından dolayı bir süre sonra yatağa düştü. Ancak yazılarına ara vermedi. 1973 genel seçimleri sonrasında oluşan Meclis tablosuna göre kurulmaya çalışılan CHP-MSP Koalisyon Hükümeti’ne yönelik eleştirilerde bulunan Serdengeçti, Erbakan’ın liderliğindeki MSP’yi “selamet değil, felaket partisi” olarak nitelendiriyordu.

12 Eylül 1980 darbesini, şiddet ve terörün son bulması ve huzurun sağlanması açısından olumlu karşılayan Serdengeçti, askeri yönetimin MHP ve Ülkücülerle ilgili baskı ve zulümlerine de tepki gösterdi. Ülkücülerin idam edilmesi, cezaevlerine doldurulması ve işkencelerden geçirilmesini “Bir gün gelecek mazlumlar zalimlerden hesap soracaktır” cümlesiyle tenkit eden Serdengeçti, 10 Kasım 1983’te aramızdan ayrıldı. Cenazesi, Ankara Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi.

Gazete ve dergilerde çıkmış yüzlerce makalesi bulunan Serdengeçti’nin eserleri şunlardır: Mabetsiz Şehir, Bir Nesli Nasıl Mahvettiler, Bu Millet Neden Ağlar, Gülünç Hakikatlar, Ayasofya Davası, Türklüğün Perişan Hali, Mevlana ve Mehmet Akif, Kara Kitap, Radyo Konuşmaları, Müslüman Çocuğun Şiir Kitabı.

Ardından Yazılanlar

Ergun Kaftancı: Hayatını yazarak, kitap yayınlayarak ve eski kitapları satarak kazandı ve hep fukaralığı yaşadı. Bir dönem milletvekilliği yaptığı halde, yine de parası olmadı; çünkü eli açıktı, parayı cebinde tutmaz, düşman olana vermek için çırpınırdı; sonunda da verirdi.

Oktay Oğuzhan: Her sözü esprili idi. Hemen her şeyde mutlaka mizahi bir nokta bulur, ona göre, sözünü vurur geçerdi. “Gülünç Hakikatler” ismiyle neşrettiği iki ciltlik kitabı kendi nüktelerinin ancak bir bölümünü içine alır. Kırk defa mahpus, bir defa mebus olan, bir zamanların “kravatsız mebusu” neresinden bakarsanız bakın, hakikaten tam bir Serdengeçti idi.

Ahmet Taşgetiren: Osman Yüksel Bey, davanın en zor gününde, ortaya yüreğini koymuş bir yiğit insan. Davayı çile bilip yüklenmişlerden. Bizim neslimize, gururu onlar öğretti. Necip Fazıl Bey, Osman Yüksel Bey, Nurettin Topçu Bey. Topçu’dan ruh değerlerimizin yüceliğini, Necip Fazıl’dan izzet-i İslam’ı, Osman Yüksel’den sistem karşısında kalenderce pervasızlığı.

Ahmet Kabaklı: Bu inanmış Akseki’li, ortadaki kalantorluğu da, soldaki çiğ ve cahil züppeliği de, sağcı gibi görünen temkin ve riyayı da isyan pençeleriyle dağıtmıştır. Etrafında rezalet ve sahtelik metalarının çokluğu dolayısıyla devamlı tiksinmek, ders vermek, hizaya getirmek ve teşhir etmek zorunda kalan Osman Bey, hiciv yapmaktan eser vermeye pek az fırsat bulmuştur.

Hüseyin Üzmez: Osman Ağabey’in dalgınlığı yanında bir de kılıksızlığı meşhurdu. Ayağında daima Sümerbank ayakkabıları olurdu. “Hem ucuz, hem sağlam, hem de yüzde yüz Türk malı” derdi. Ayakkabılar, bir defa alındıktan sonra, bir daha hiç boyanmazdı. Gömlek çok defa yakasız olurdu. Bu kılığı ile Osman Ağabeyi kimse kendisine benzetemezdi. Tabii ki bu yüzden de epeyce komik olaylar olurdu.

Yavuz Bülent Bakiler: Osman Yüksel, zor devirlerin, zor şartların iptidai düşüncelerin ve değerlendirmelerin örsünde dövüle dövüle, ezile ezile fikir bayrağını dalgalandırmaya çalıştı. Kendi ifadesine göre “Büyük İslam ve insan davasının karasevdalılarından”dı.

Millibellek.com



Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner211