Bağımlılığın toplumda genellikle “iradesizlik” ya da “tercih” olarak algılandığını belirten Prof. Dr. Onur Noyan, bilimsel açıdan bunun doğru olmadığını ifade etti. Noyan’a göre bağımlılık, beynin ödül ve karar verme mekanizmalarında ortaya çıkan kalıcı değişimlerle kontrol kaybına yol açıyor ve tedavi gerektiren çok yönlü bir hastalık haline geliyor.
Prof. Dr. Noyan, “İlk kullanım çoğu zaman bilinçli bir tercih olabilir. Ancak süreç ilerledikçe beyindeki dopamin düzeylerindeki değişiklikler, kişinin doğal haz kaynaklarına ilgisini azaltır. Bu noktadan sonra madde, bireyin hayatının merkezine yerleşir. Prefrontal korteksteki zayıflama nedeniyle kişi zararlarını bilse bile madde kullanımını durduramaz” dedi.
Beyindeki Değişimler Kontrolü Zorlaştırıyor
Psikoaktif maddelerin beynin ödül sistemi üzerinde ciddi değişimlere neden olduğunu aktaran Noyan, bu süreci şöyle açıkladı:
“Dopaminin aşırı salınması kişiye yoğun bir haz duygusu verir. Zamanla bu sistem bozulur, kişi doğal yollarla mutlu olamaz hale gelir. Aynı zamanda prefrontal korteks zayıflar, amigdala ve hipokampus maddeyle ilgili anıları pekiştirir. Sonuçta birey maddeden başka hiçbir şeye ilgi duymaz. Bu nedenle bağımlılık bir alışkanlık değil, tedavi edilmesi gereken nörobiyolojik bir hastalıktır.”
Anlayışlı ve Profesyonel Yaklaşımın Önemi
Bağımlılığın bir hastalık olduğunun kabul edilmesinin, hem birey hem de ailesi için kritik olduğunu söyleyen Noyan, “Bağımlı kişi iyileşmek istese bile beyindeki değişimler nedeniyle tıbbi ve psikolojik destek olmadan bu süreci yönetmekte zorlanır. Toplumda sıkça kullanılan ‘istersen yaparsın’ gibi ifadeler kişide suçluluk ve yetersizlik duygusu yaratır. Oysa profesyonel, anlayışlı ve destekleyici bir yaklaşım, iyileşme sürecini hızlandırır ve aile içi ilişkileri güçlendirir” diye konuştu.
Bütüncül Bir Tedavi Gerekiyor
Bağımlılığın yalnızca bireysel tercihlerle değil; genetik, çevresel ve psikolojik etkenlerle şekillendiğini belirten Prof. Dr. Noyan, “Genetik yatkınlık bazı bireylerin maddelere karşı daha duyarlı olmasına neden olabilir. Aile içi çatışmalar, çocukluk travmaları, arkadaş çevresi ve maddeye kolay erişim gibi çevresel faktörler de riski artırır. Ayrıca depresyon ve anksiyete gibi psikiyatrik sorunlar da bireyin madde kullanımını bir baş etme yöntemi haline getirmesine yol açabilir” dedi.
Bu nedenle bağımlılıkla mücadelede tek boyutlu bir yaklaşım yerine genetik, çevresel ve psikolojik faktörleri kapsayan çok yönlü bir tedavi programının uygulanması gerektiğini vurguladı.
Ne Anlama Geliyor?
Prof. Dr. Onur Noyan’ın açıklamaları, bağımlılığın irade zayıflığı olarak değil, bilimsel temelleri olan bir hastalık olarak görülmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Bu bakış açısı, bağımlılıkla mücadelede şu sonuçlara işaret ediyor:
-
Toplumsal farkındalık: Bağımlı bireylerin damgalanması yerine, empati ve bilimsel bilginin öne çıkarılması gerekiyor.
-
Ailelerin rolü: Destekleyici ve sınırları net olan bir tutum, tedavi sürecinin başarısını artırıyor.
-
Kamu politikaları: Okullarda eğitim, kamu spotları ve medya aracılığıyla bilim temelli farkındalık kampanyaları büyük önem taşıyor.
-
Tedavi süreci: Düzenli profesyonel takip, kararlılık ve süreklilik, iyileşme motivasyonunun korunmasını ve nüks riskinin azaltılmasını sağlıyor.
Bağımlılığın yalnızca bireysel bir sorun değil, toplumsal ve sağlık sistemi boyutları olan bir mesele olduğunu vurgulayan uzmanlar, empatiye dayalı ve bilimsel yaklaşımların yaygınlaşmasının iyileşme oranlarını artıracağı görüşünde birleşiyor.
Yorumlar
Kalan Karakter: