İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 2 Eylül 2025 tarihli ara karar ile CHP İstanbul İl Başkanı ve kurullarının tedbiren görevden alındığını, yerine geçici bir kurulun atandığını hatırlattı.
“Mahkeme kararlarını yok saymak, halkı sokağa dökmeye çalışmak açıkça hukuka meydan okumaktır. Hiç kimse kanunların üstünde değildir” ifadelerini kullanan Yerlikaya, devletin hukuka aykırı girişimlere karşı kararlı şekilde hareket edeceğini söyledi.
“Sokağı provoke etmeye müsaade etmeyeceğiz”
Yerlikaya, özellikle sosyal medya üzerinden yapılan toplanma çağrılarına işaret ederek, kamu düzenini bozacak her türlü girişime karşı taviz verilmeyeceğini vurguladı:
“Sokak çağrıları yaparak, kamu düzeninin ve milletimizin huzurunun bozulmasına, sokakların provoke edilmesine asla müsaade etmeyeceğiz.”
Siyasi tansiyon yükseliyor
Mahkemenin aldığı karar sonrası CHP İstanbul İl Başkanlığı’na polis ablukası uygulanırken, CHP’li milletvekilleri “demokrasi nöbeti” başlatmış, örgütlere ve yurttaşlara “kayyıma geçit yok” çağrısı yapılmıştı.
İstanbul Valiliği de 7-10 Eylül tarihleri arasında kent genelinde miting, yürüyüş, oturma eylemi, çadır kurma ve stant açma gibi etkinlikleri yasaklamıştı.
Bakan Yerlikaya’nın bu çıkışıyla birlikte CHP’de başlayan kayyum krizinin siyasi gündemdeki tartışmaları daha da artırması bekleniyor.
Arka Plan: CHP’de Kayyum Krizi Nasıl Başladı?
CHP İstanbul İl Başkanlığı’nda yaşanan kriz, aslında uzun süredir parti içinde tartışmalara konu olan iç çekişmelerin yargıya taşınmasıyla başladı. İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesi, 2023 yılında yapılan il kongresindeki bazı usulsüzlük iddialarını inceleyerek 2 Eylül 2025’te tedbiren görevden alma kararı verdi. Bu karar, mevcut İl Başkanı Özgür Çelik’in ve yönetiminin yetkilerini askıya aldı.
Yerine geçici bir kurulun atanması, parti içi dengeleri sarstı. Geçici kurulda eski il başkanlarından Gürsel Tekin’in de yer alması, bu sürecin yalnızca bir hukuk meselesi değil, aynı zamanda bir siyasi hesaplaşma olarak da yorumlanmasına yol açtı.
Siyasi Etkiler ve Gerginlik
CHP yönetimi karara sert tepki göstererek, bunun iktidar eliyle yargı üzerinden kurulan bir “kayyım darbesi” olduğunu savundu. Partililer il binasında demokrasi nöbeti başlatırken, milletvekilleri de sık sık polis ablukasını ve gözaltıları gündeme taşıdı.
İstanbul Valiliği’nin aldığı eylem yasağı ise tartışmaları daha da büyüttü. Valilik, kamu düzenini gerekçe gösterirken, CHP’liler bu adımı “siyasi baskı” olarak değerlendirdi.
Neden Kritik?
Yerel seçimlere yaklaşık altı ay kala İstanbul gibi kritik bir ilde yaşanan bu kriz, sadece CHP’nin iç dengelerini değil, genel siyasi atmosferi de doğrudan etkiliyor. Parti tabanı “örgütün iradesi”nin çiğnendiğini savunurken, iktidar kanadı “hukukun gereği” vurgusunu öne çıkarıyor.
Bu nedenle yaşananlar, Türkiye siyasetinde sadece İstanbul özelinde değil, ulusal düzeyde de önümüzdeki dönemin en önemli gündem başlıklarından biri olacağa benziyor.