KapsamHaber, Samsun’un sosyal dokusu, aidiyet duygusu ve memleket algısı üzerine önemli bir söyleşi gerçekleştirdi. SAMSUN Karadeniz Doğal Hayatı Koruma ve Su Sporları Derneği Başkanı ve Samsun Sevdalısı Bayram Uzunoğlu, Kurtuluş Mücadelesi’nin simge şehri olan Samsun’un tarihsel misyonuna dikkat çekerek, kökenlere bağlılığın bireysel tercih olmanın ötesinde şehirlerin gelişimine doğrudan etki ettiğini vurguladı. Uzunoğlu, Samsun’un hak ettiği değere ulaşabilmesi için aidiyet duygusunun güçlendirilmesi gerektiğini belirtti.
– Sayın Uzunoğlu, öncelikle röportajımıza şu temel soruyla başlayalım: Memleket dediğimiz şey, sadece doğduğumuz topraklar mıdır, yoksa yaşadığımız ve ait olduğumuz yer midir?
Memleket, sadece doğduğumuz yer değildir. Asıl mesele, hayatımızı sürdürdüğümüz, çocuklarımızı büyüttüğümüz ve geleceğimizi kurduğumuz şehirde kendimizi ne kadar “ait” hissettiğimizdir. İnsanlar kökenlerine bağlıdır, bu anlaşılabilir bir şeydir. Ancak bu bağlılık, yaşadıkları şehri ikinci plana atıyorsa sorun başlar.
Samsun’da sıkça karşılaştığımız bir durum var: Farklı şehirlerden gelip buraya yerleşmiş insanlar, hâlâ atalarının memleketini kendi kimliklerinin merkezi olarak görüyor. Futbol takım tercihlerinden, yatırımlarına kadar her şeyde bu köken bağlarının etkisini hissediyoruz. Bu durum, bireysel bir duygu meselesi olmaktan çıkıp toplumsal bir sorun haline geliyor.
– Yani insanların kökenlerine bağlı kalmaları, yaşadıkları şehri sahiplenmelerine engel oluyor diyorsunuz?
Evet, tam olarak öyle. Dedenizin memleketini “atların olduğu yer” diye tarif etmesi, aslında çok güçlü bir nostaljiyi temsil ediyor. Nesilden nesile aktarılan hikâyeler, gelenekler ve anılar, insanları kendi kökenlerine bağlamaya devam ediyor.
Ancak bu bağlılık somut kararlara yansıdığında, Samsun ikinci plana atılıyor. Örneğin, maddi durumu iyi olan bir kişi, Samsun’da yatırım yapmak yerine atalarının memleketinde konut yaptırıyor. Aynı şekilde, Samsun’da görev yapan bir bürokrat, şehrin ihtiyaçlarını ikinci plana atıp kendi kökeninin olduğu şehre hizmet götürmeye çalışabiliyor. Bu, Samsun için ciddi bir kayıptır.
– Sizce bu durum, Samsun’un kalkınmasını nasıl etkiliyor?
Samsun, sadece yerel yönetimlerin çabalarıyla gelişemez. Şehrin kalkınması, burada yaşayan insanların yatırımlarıyla, aidiyetleriyle mümkündür. Eğer insanlar yatırımlarını başka şehirlere yönlendiriyorsa, Samsun potansiyelini kaybeder.
Bu sadece ekonomik değil, aynı zamanda sosyal bir meseledir. Ortak bir şehir kimliği oluşturulamadığında, toplum parçalı bir hale gelir. Samsun’da doğan ve burada yaşayanların sahiplenmesi doğaldır, fakat buraya göç edenlerin de “bizim memleketimiz Samsun” diyebilmesi gerekir. Aksi halde şehir, sürekli ikinci plana itilir.
– Memleket meselesi sizce neden bu kadar güçlü bir etki yaratıyor?
Çünkü aidiyet duygusu çok derinlerde. İnsanlar sadece yaşadıkları şehirle değil, atalarının doğduğu topraklarla da bağ kuruyorlar. Bu bağ, bazen öylesine güçlü oluyor ki, kişi kendi yaşadığı şehre sırtını dönebiliyor.
Bir örnek vereyim: Samsun’da yaşayan bir kişi, çocuklarını burada büyütüyor ama onların tuttuğu futbol takımını bile kökenine göre belirliyor. Ya da bir iş insanı, yatırımını Samsun’a yapmak yerine memleketine yönlendiriyor. Bürokrasi ve siyaset dünyasında da benzer örnekler var. Samsun’da görev yapan bir milletvekili ya da bakan, şehre değil kendi kökeninin olduğu yere öncelik tanıyor. Bu, Samsun için ciddi bir haksızlıktır.
– Peki bu tabloyu değiştirmek için neler yapılmalı?
Her şeyden önce şunu kabul etmeliyiz: Samsun sadece burada doğanların değil, burada yaşayan herkesin memleketidir. Köken bağlarımızı inkâr etmiyoruz ama bu bağların, bugün yaşadığımız şehre olan sorumluluğumuzun önüne geçmesine izin veremeyiz.
Somut adımlar atılmalı. İnsanlar yatırımlarını Samsun’a yapmalı, çocuklarına Samsun sevgisi aşılamalı, yerel kültüre sahip çıkmalı. Bu şehirde yaşayanlar, kendilerini yabancı hissetmemeli. Samsun da herkesi kucaklayan bir kültürel zemin oluşturmalı.
Aidiyet sadece sözle olmaz, eylemle olur. “Burada yaşıyorsam, artık buralıyım” demek, yatırımla, katılımla ve sahiplenmeyle desteklenmeli.
– Samsun’un tarihi misyonundan da söz ettiniz. Sizce şehir bu kimliğini yeterince ortaya koyabiliyor mu?
Hayır, maalesef koyamıyor. Samsun, “kurtuluşun şehri” unvanını hak eden bir şehir. Bu, sadece tarihî bir slogan değil, çok büyük bir sorumluluk. Ancak bu değer yeterince işlenmemiş. Şehir, sanki büyük bir potansiyelin üzerinde oturan ama harekete geçemeyen bir dev gibi duruyor.
Samsun mutfağı, müziği, kültürel mirasıyla güçlü bir kimlik oluşturabilir. Örneğin, Samsun’a özgü yemeklerin patentlenmesi, sadece gastronomi değil, bir kimlik inşasıdır. Yeni bestelenmiş türküler, Samsun’un ruhunu yansıtmalı. Çünkü kültürel değerlerini korumak ve geliştirmek, bir şehrin kimliğini güçlendirir.
– Sizce Samsun’un hak ettiği değere ulaşması için nasıl bir vizyon gerekli?
Öncelikle ortak bir vizyon. Yerel yönetimler, iş insanları, sivil toplum kuruluşları ve halk birlikte hareket etmeli. Samsun’un kalkınması, sadece tek taraflı çabalarla olmaz. Kültürel ve ekonomik kalkınmayı aynı anda sağlayacak bir bakış açısı şart.
Bu şehir, sadece tarihî misyonuyla değil, geleceğe dönük yatırımlarıyla da öne çıkmalı. İnsanların “Samsun benim evim” diyebilmesi, bu vizyonun en önemli parçasıdır.
– Son söz olarak, Samsunlulara nasıl bir mesaj vermek istersiniz?
Benim çağrım net: Samsun, hepimizin evidir. Burada yaşıyorsak, burayı sahiplenmek zorundayız. Kökenlerimize saygı duyalım ama geleceğimizi yaşadığımız şehirde kuralım. Yatırımlarımızı buraya yapalım, çocuklarımızı Samsun sevgisiyle büyütelim.
Çünkü bir şehrin en büyük gücü, orada yaşayanların ortak bir aidiyet duygusu etrafında birleşmesidir. Samsun, tüm renkleriyle ve tüm farklılıklarıyla gerçek potansiyeline ancak böyle ulaşacaktır.
Söyleşi: kapsamhaber
Yorumlar
Kalan Karakter: