Deprem korkusu, yani tıp literatüründeki adıyla sismofobi, felaket sonrası yaşanan en yaygın psikolojik tepkilerden biri. Peki deprem sonrası neden bazı kişiler günlerce, hatta haftalarca diken üstünde yaşıyor? Neden bazılarımızın beyni “sürekli tehlike” moduna geçip uzun süre orada kalıyor? Bu durumun yaşam kalitemize etkileri neler ve nasıl başa çıkabiliriz? Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, deprem korkusunun doğası, belirtileri ve yönetim yöntemleri hakkında kapsamlı bilgiler verdi.
Korku Doğal, Ancak Yönetilmezse Zararlı
Prof. Dr. Tarhan’a göre korku, aslında yaşamı koruyan, hayatta kalmamızı sağlayan doğal bir mekanizma. Tanımlanmış ve anlamlı korkular faydalı; bizi tehlikelerden uzaklaştırır, dikkatli olmamızı sağlar. Ancak rasyonel olmayan, orantısız ve ölçüsüz korkular yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürür. Belirsizlik, çoğu sağlıksız korkunun temelinde yer alır.
Tarhan, “Anlamlı bir korku faydalıdır. Ancak anlamını yitiren, orantısız boyuta ulaşan korku, kişinin gündelik yaşamını, işlevselliğini bozar” diyerek deprem korkusunun doğru yönetilmediğinde nasıl kronik bir hâle gelebileceğine dikkat çekti.
Deprem Beyni ‘Sürekli Tehlike’ Moduna Alabilir
Deprem gibi ani ve yıkıcı bir olay, beynin “savaş, kaç ya da donakal” tepkisini harekete geçirir. Normalde tehlike geçtikten sonra parasempatik sinir sistemi devreye girer ve beden sakinleşir. Ancak bazı kişilerde bu mekanizma çalışmaz; beyin, günlerce hatta haftalarca “tehdit var” modunda kalır.
Bu durumun belirtileri arasında:
-
Uyku bozukluğu
-
Eve girememe
-
Sürekli deprem olacakmış hissi
-
Aşırı tetiktelik (hipervijilans)
-
Ani seslere karşı irkilme
-
Gece uyumaktan kaçınma
-
Sık sık deprem anını zihinde canlandırma (flashback)
Tarhan, bu belirtilerin birkaç gün içinde geçmesinin beklendiğini, ancak haftalarca sürdüğünde profesyonel destek alınması gerektiğini vurguladı.
Korkuyu ‘Minyatürize’ Etmek Gerek
Prof. Dr. Tarhan, yoğun korkunun doğal süreçte 6-8 hafta içinde azalması gerektiğini belirtiyor. Bu dönemde amaç, korkuyu yok saymak değil, “minyatürize” ederek yönetmek. Bazı kişiler korkuyu küçültmek yerine “mumyalaştırarak” sürekli canlı tutuyor. Bu da kaçınma davranışlarına, sosyal hayattan kopmaya ve psikolojik sorunların derinleşmesine neden olabiliyor.
“Korkuyu yok etmeye çalışmak yerine, yönetmeyi öğrenmek gerekir. Bu süreçte kişinin olaya yüklediği anlam, travmanın seyrini belirler. Travma sonrası büyüme dediğimiz süreçte kişi, olaydan dersler çıkararak hayatına devam eder” diyen Tarhan, korkunun dönüştürülebileceğine işaret etti.
Afet Eğitimi Panik Riskini Azaltıyor
Deprem anında ne yapılacağını bilmek, panik davranışını en aza indiriyor. Tarhan, Japonya’da 4-6 yaş grubuna verilen afet eğitimlerinin etkili olduğunu hatırlatarak şunları söyledi: “Deprem çantası hazırlamak önemli ama asıl mesele, o anda ne yapacağını bilmektir. 'Deprem konuşmayalım, çocuğun ruh sağlığı bozulur' demek yerine, çocuklarla deprem senaryoları konuşulmalı, evde pratik yapılmalı. Korku, doğal bir duygu. Tabii ki korkacağız. Ama zihinsel hazırlık çok önemli.”
Tarhan’a göre çoğu kayıp, doğrudan afetten değil, paniğin yol açtığı hatalı davranışlardan kaynaklanıyor.
Uzmanlar Arasında Bilgi Kirliliği Uyarısı
Deprem konusundaki farklı uzman yorumları, bazen toplumsal kafa karışıklığına yol açabiliyor. Tarhan, “Felaketleştirenler” ve “tehlike geçti” diyenler şeklinde iki uç söylemin bilgi kirliliğine neden olduğunu, bu nedenle karar vericilerin ortak bir plan üzerinde birleşmesi gerektiğini vurguladı.
Ayrıca İstanbul için “çılgın proje”nin kentsel dönüşüm olması gerektiğini belirten Tarhan, mevcut yapı stokunun büyük bölümünün riskli olduğunu ve bu konuda liderlik yapılması gerektiğini söyledi.
Beyin Sisi ve Uzun Süreli Stres İlişkisi
Tarhan, uzun süreli stresin beyinde kortizol salgısını artırarak “beyin sisi”ne yol açtığını anlattı. Bu durum, kişinin algı, dikkat ve karar verme mekanizmalarını yavaşlatıyor. “Kişinin beyni adeta yavaş çekimde çalışıyor” diyen Tarhan, tükenmişlik sendromu yaşayanların da benzer sorunlar yaşadığını belirtti.
Çocukluk Travmaları Korkuları Besliyor
Çocuklukta yaşanan olumsuz deneyimler, yetişkinlikteki korkuların kaynağı olabiliyor. Tarhan, bunun genetik değil, epigenetik olduğunu ve çevresel faktörlerle değişebileceğini vurguladı. Yani çocukluk travmalarının etkileri, doğru müdahalelerle hafifletilebilir.
Korkuyu Yönetmenin İki Temel Yolu
Tarhan, deprem korkusuyla başa çıkmak için iki temel yöntem öneriyor:
-
Pozitif Psikoloji:
Olayın hem tehdit hem fırsat boyutunu görmek, fırsata odaklanmak, gerçekleri kabul edip strateji geliştirmek. Bu yaklaşıma “radikal kabullenme” adı veriliyor. -
Dini Başa Çıkma:
Kişinin kendisini daha büyük bir anlamın, değerin parçası olarak görmesi, kontrol edemediği durumlarda manevi sığınağa yönelmesi.
Korkuyu Yok Saymak Çözüm Değil
Toplumun, büyük travmalardan bir süre sonra olayı unutma eğilimi gösterdiğini hatırlatan Tarhan, “Depremi her an olacak gibi yaşamaya insan alışamaz. Ancak tamamen yok saymak da doğru değil. Korkuyu minyatürize ederek toplumun devamlılığını sağlamak gerekir” dedi.

Deprem Sonrası Panik Anında Yapılacaklar
(Prof. Dr. Nevzat Tarhan’ın önerilerinden derlenmiştir)
-
Hemen derin nefes alın: Nefes kontrolü, kalp atışını yavaşlatır ve panik tepkisini azaltır.
-
Durum değerlendirmesi yapın: Nerede olduğunuzu, etrafınızdaki riskleri hızlıca gözlemleyin.
-
Güvenli bölgeye geçin: Masa altı, iç duvar dipleri veya kapı eşikleri (güçlü kolon altında) gibi korunaklı alanları tercih edin.
-
Kendinize komut verin: “Sakin ol, ne yapacağını biliyorsun” gibi telkinler stresi düşürür.
-
Baş ve boyun bölgesini koruyun: Düşen cisimlerden en çok etkilenen bölgelerdir.
-
Tehlike geçmeden hareket etmeyin: Artçı sarsıntılar devam edebilir, aceleci davranmayın.
-
Yakınlarınızla iletişim planınızı uygulayın: Önceden belirlediğiniz afet iletişim yöntemlerini devreye sokun.
Kaynak: Kapsamhaber
Yorumlar
Kalan Karakter: