T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü’nün desteğiyle Boğaziçi Kültür Sanat Vakfı tarafından bu yıl 13’üncüsü düzenlenen Boğaziçi Film Festivali, yalnızca gösterimlerle değil, dolu dolu söyleşilerle de sinemaseverleri bir araya getiriyor. Atlas Sineması’nda yapılan buluşmalarda, farklı coğrafyalardan gelen yönetmen, senarist ve oyuncular, sinemanın dönüştürücü gücünü ve hikâyelerinin arka planını paylaştı.
“The President’s Cake”: Irak sineması için yeni bir sayfa
Uluslararası Uzun Metraj Yarışması’nda yer alan The President’s Cake filminin kostüm tasarımcısı Tamara Abdul Rahman Bahjat-Nouri, savaş sonrası Irak sinemasının yeniden doğuşuna dikkat çekti. “Bu filmin, Irak’taki yönetmenlere ve yapımcılara yol açtığını düşünüyorum. Anlatacak çok hikâyemiz var.” diyen Nouri, filmdeki zorlukları şöyle anlattı:
“Irak’ta 90’larda hayat durdu. Moda, tarz, üretim neredeyse tamamen yok oldu. Kostümleri yeniden yaratmak zorundaydık. Saddam döneminin askerî kıyafetlerini bile sıfırdan üretmek gerekti.”
“Gölün Şarkısı”: Sessiz bir dünyanın hikâyesi
Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nda yer alan Gölün Şarkısı filminin senaristi İbrahim Metin Baltacı ve yönetmeni Tayfun Belet, filmlerinin izleyicide “sıkılma hissi” yaratmasının bilinçli bir tercih olduğunu söyledi. Baltacı, “Zamanın değerli olduğu ama kimsenin acele etmediği bir dünyayı anlatmak istedik.” derken Belet, “Beyşehir Gölü’nde rüzgâr sörfü yapan bir balıkçının hikâyesiyle başladık. Abartmadan, bağırmadan bir insan hikâyesi anlatmak istedik.” diye konuştu.
“Video Store 2001”: Geçmişe özlem, bugüne ayna
İspanyol yönetmen Guillermo Polo, Video Store 2001 filmiyle kaybolan video kaset kültürünü beyazperdeye taşıdı. “Eskiden komşumuzdan tuz isterdik, şimdi birbirimizi bile tanımıyoruz.” diyen Polo, filminde baba-kız ilişkisini merkeze alarak modern yalnızlığı anlattı. Yönetmen, “Yeni filmimde bu hikâyeyi genişleteceğim, kızın babasının mirasını yeniden keşfedişini anlatacağım.” ifadelerini kullandı.
“Ne Me Quitte Pas”: Unutulan bir soykırımın izinde
Kongo’da yaşanan trajediyi konu alan Ne Me Quitte Pas filminin yapımcısı Zico Judge, sömürgecilik tarihine dair çarpıcı sözler sarf etti:
“Batı eğitim sistemi, sömürgecilik tarihini saklıyor. Kongo’daki soykırımlar hakkında neredeyse hiçbir şey anlatılmıyor.”
Filmin, 1962’de Belçikalı bir asker ile Kongolu sevgilisinin imkânsız aşkını merkezine aldığını belirten Judge, “Pandemiye rağmen bu hikâyeyi anlatmak istedik, çünkü gerçekler unutuldukça tekrar eder.” dedi.
“There Will Come Soft Rains”: Sessizlikle anlatılan cesaret
Günün son söyleşisinde, iklim krizinin duygusal boyutlarını ele alan There Will Come Soft Rains filmi konuşuldu. Oyuncu Priya Davdra, filmde canlandırdığı Fatima karakterini “korkudan farkındalığa geçen bir insan” olarak tanımladı. “Mira babasının cesedini korumak istiyor, ben ise suskun bir kabullenişi temsil ediyorum. Film, hem aşk hem cesaret hem de iklim değişikliğini aynı sessizlikte anlatıyor.” dedi.
Kültürler arası köprü kuran festival
Irak’tan Kongo’ya, İspanya’dan Türkiye’ye uzanan hikâyeleri aynı çatı altında buluşturan Boğaziçi Film Festivali, sinemanın yalnızca bir sanat değil, bir diyalog aracı olduğunu bir kez daha kanıtladı. Her oturumda ortak bir tema dikkat çekti: İnsanlık, coğrafyadan bağımsız olarak aynı duygularla yeniden kendini anlatıyor.

Haber: Garabey | KapsamHaber Özel
Yorumlar
Kalan Karakter: