Ayşe isimli kadın dergisinin Şubat 1969 tarihli 2. sayısında, Doç. Dr. Yaşar Kutluay’ın kaleme aldığı "İslamiyetin Kadına Getirdikleri" başlıklı makaleyi yayınlıyoruz. Bu önemli yazıda, İslamiyet öncesi toplumlarda kadının durumu ile İslamiyet'in kadına sağladığı haklar karşılaştırmalı olarak ele alınıyor.
Kutluay, İslamiyet'in kadına kazandırdığı haklar arasında anneliğin kutsallığını, kadının aile içindeki ve toplumdaki saygın yerini ve kadınların ibadetlerine getirilen kolaylıkları vurguluyor. Makalede, İslamiyet’in kadını aile içinde temel direk olarak kabul ettiği ve anneliğe büyük değer verdiği ifade ediliyor.
Yazıda, İslamiyet öncesi semavi dinlerin kadına yönelik bakış açısı ve kadının toplumdaki konumu ele alınarak, bu dinlerin zamanla değişime uğramış metinlerinin, kadınların içtimai mevkini yeterince yansıtmadığı belirtiliyor. Kutluay, İslamiyet’in kadına verdiği değeri ve bu dinin getirdiği büyük değişiklikleri detaylı bir şekilde açıklayarak, kadının İslam’daki konumunu iki temel yönüyle ele alıyor: Önce bir ana, sonra bir kadın olarak.
İslamiyet’in kadına verdiği değeri gösteren hadislerden örnekler sunan Kutluay, İslam öncesi Arap cemiyetinde kız evlat sahibi olmanın utançla karşılandığını ve kadının bir mal olarak görüldüğünü vurguluyor. Buna karşın İslamiyet’in getirdiği reformlarla birlikte, kadının toplumdaki ve ailedeki rolü köklü bir değişime uğramış, kadının değeri ve saygınlığı ön plana çıkmıştır.
Doç. Dr. Yaşar Kutluay’ın bu makalesi, İslamiyet’in kadına sağladığı hakların ve toplumdaki yerinin önemini inceleyerek, okuyuculara 1969 yılında sunmuştur.
İSLAMİYETİN KADINA GETİRDİKLERİ
İslâmî öncesi semâvî dinlerden ve bu dinlerin çeşitli konulardaki görüşlerinden bahsederken bir zaruretle karşılaşırsınız: Bu, dinlerin halen elde mevcut bulunan metinlerine müracaat zaruretidir. Oysa İslâma göre bu mukaddes metinler, aradan geçen uzun zaman içinde çeşitli sebeplerin tesiri altında değişmiş ve değerini kaybetmiştir. Bu itibarla, gerçek Hıristiyanlığa yahut gerçek Musevîliğe göre bir konunun incelenmesi imkânından mahrum bulunuyoruz.
Elimizde mevcut metinlere göre, İslâm öncesi ilâhî üç esasında kadının içtimaî mevkiinden bahsi bile edilmez. Kadının cemiyette bir yeri yoktur. Esirler, köleler, sürüler, davarlar arasında, aynı kategori içinde; yani sahip olunan bir mal olarak kadından bahsedilmektedir.
İslâm öncesi arap cemiyetindeki durum da bundan farksızdır. Cemiyetin temeli, aile değil falandır. Kız evlat sahibi olmak utançla karşılanan bir durumdur.
İslâm’ın meydana getirdiği büyük değişikliklerden birisi kadın ve dolayısıyla aile anlayışındadır. Kadın, dinde iki yönüyle ele alınmaktadır: Önce ana, sonra da kadın olarak.
Ana olarak kadın âilenin direğidir. Çocuğun onun mutlak itaatte bulunması, sözünden çıkmaması, daima iyi, güzel ve yumuşak davranması, anasına karşı “öf bile dememesi” esastır. Ankebût, Ahkaf ve Lokman surelerinde geçen açık ifadeye göre, “Ana babaya isyan ancak onların Allah’a ortak koşmak hususunda ısrarlı bulunmaları halinde, caiz ve mümkündür.” Bunun dışında karşı gelmek büyük günahlardandır. “Ana’ya öf bile demek, kırk defa hacca gitmiş olmaktan sevap bakımından üstündür” hadîsi, İslâm'da ana hakkının yerini belirtmekte çok çarpıcıdır.
Ailede ananın en mühim mevkii Cenab-ı Hakk’ın iradesine uygun olarak yaratılmış olması ve Allah tarafından kendisine çocuk bakımında özel bir yaratılış verilmiş olmasındandır. Bunun en bariz örneklerinden biri ananın meme vermeye ve süt vermeye yaratılmış olmasıdır. Ananın yediği her şey, çocuğa sütle intikal eder. Çocuk ise, bir yandan ananın sütüyle büyür, diğer yandan da onun bütün zevklerini, hislerini ve arzu ettiklerini emer. Bu, ana ile çocuk arasındaki büyük yakınlığın sebebidir. Ananın, çocuğa en mühim varlık olarak kâinatta sahip bulunması bu ilâhî plânın eseridir.
İslâm'da kadının içtimaî hayatta en büyük vasfı, anadır.
Doç. Dr. Yaşar KUTLUAY
Yorumlar
Kalan Karakter: