Halistin Kukul: Davamız ve İnsan

M.Halistin Kukul, Devlet; kendisini birinci derecede meydana getiren ‘insan unsuru’na karşı tahakkümcü, acımasız hattâ kayıtsız kalamayacağını yazdı.

Kapsam 20.10.2022, 22:22 20.10.2022, 23:44
Halistin Kukul: Davamız ve İnsan

Şair ve Yazar M. Halistin Kukul, Kapsam Haber sitesindeki köşesinde 'Davamız ve İnsan" başlıklı makalesnde, "Bir memlekette, çocuk ağlayışı ve gülüşü yâni çocuk sesi; delikanlılık kükremesi ve şahlanışı duyulmuyor veya çok az ise, o memleket, o andan îtibâren ölmüş demektir. Askeri yâni ordusu yok demektir; ilim adamı yok demektir; doktoru, mühendisi, öğretmeni, hâkimi, mîmârı, s(ı)porcusu, işçisi… yok demektir." diye yazdı.

Devlet; kendisini birinci derecede meydana getiren ‘insan unsuru’na karşı tahakkümcü, acımasız hattâ kayıtsız kalamayacağını belirten Halistin Kukul, "Devlet’i idâre eden her ‘birim’; kendisini “hâkim” değil, ‘hâdim/hizmet eden’ mevkisinde görmelidir.  Sık sık duyarız: “Ey oğul, insanı yaşat ki, Devlet yaşasın!” Bu söz, Osmanlı-Türk Cihân Devleti’nin kurucusu Osman Gaazi’ye hitaben söylenmiştir. Söyleyen kişi ise, Osman Gaazi’nin hocası ve kayınbabası  Şeyh Edebâli (1206 - 1326)’dir. Demek ki; az önce ifade ettiğim gibi, “en güzel biçimde yaratılan” ve “en şerefli varlık olan insan”ın “yaşatılması, Devlet’in 'bekası'nı temin etmek bakımından en zarûrî faaliyettir." dedi.

M. Halistin Kukul, yeni yazısında davamız ve insan başlıklı yazısında günümüzde de çok tartışılan konulara ışık tutarak şunları söylüyor:

'insan yetiştirme dâvâmızda’ başarılı olmadığımız mânasına gelir

"Türk milleti olarak, târih boyunca, insan yetiştirme mes’elemize itinâ göstermişizdir. Ancak; ne zaman ‘insan yetiştirme dâvâmızda’ ihmâller  ve ihânetler başlamıştır;  çöküntü, sarsıntı, iç çekişme ve çatışmalı dönemlere girilmiştir ve Devlet de,  o derecede gerilemeye yüz tutmaya başlamış/yüz tutmuştur. Bu gerileme, şüphesiz ki, sâdece kendi iç dinamiklerimize göre değil; bilhassa başka devletlerle  mukayeseye girişilince, bâriz bir şekilde ortaya çıkmaktadır. Kendi gelişmişliğimizin veya ilerleyişimizin yegâne işâreti/belirtisi, başka devletlerle olan karşılaştırma’dır. Çünkü; ‘millî’den ‘cihâşümûl’e gidişin alâmetini orada müşâhede eder, kendimizi ona göre ayârlarız.

Bunun en önemli merkezlerinin başında da, o devletin ‘üniversiteleri’ gelir. Bu karşılaştırmayı üniversiteler seviyesinde yaptığımız zaman ise, maalesef çok gerilerde bulunduğumuzu görürüz. Bu da, “insan yetiştirme dâvâmızda’ başarılı olmadığımız mânasına gelir. Bugün; 129’u Devlet, 75’i Vakıf olmak üzere 204 üniversitemiz ve 4 de Vakıf Yüksek Okulumuz vardır. Bu üniversite ve yüksek okullarda sekiz milyon civarında ve ilk ve orta öğretim okullarında da yirmi milyona yakın öğrencimiz bulunmaktadır. Yâni, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, bugün, okullarındaki öğrenci sayısı otuz milyona yakındır. Dâvâmız; öncelikli olarak, bu otuz milyon çocuk ve gencimizin sıhhatli bir şekilde yetiştirilmesidir. Tabiîdir ki, bu sayının dışında kalanların da aynı hassasiyet ve ihtimamla elinden tutulması şarttır ve bu da, Devlet’in birinci vazifesidir. O hâlde; üniversitelerimizin dünya üniversiteleri arsındaki yeri/mevkisi nedir, ona bakalım: DAVAMIZ ve İNSAN

Kaynak: KAPSAMHABER
Yorumlar (0)