Röportaj; Vicdanıyla Aynı Boyda, Aynı Renkde, Ayni Çekide Adam!

Vicdanıyla aynı boyda, aynı renkde, ayni çekide adam Namig Delidağlı ile Sevinç Karib röportaj yaptı.

Kapsam 01.11.2020, 22:20 07.11.2020, 18:05
Röportaj; Vicdanıyla Aynı Boyda, Aynı Renkde, Ayni Çekide Adam!

Vicdanıyla aynı boyda, aynı renkde, ayni çekide adam Namig Delidağlı ile röportaj. Kapsamhaber'in  azerbaycanlı köşe yazarı, tanınmış şair ve gazeteci Namig Delidağlı'nın 50 yıl dönümü dolayısıyla Sevinç Karib röportaj yaptı.

Hayat bir savaş alanıdır derler. Kişi yaşam alanına atıldığında, kesin olarak kabul edilmeyen bu fikrin, aslında hayatın kolay olmadığını, kişinin hayalleri ve özlemleri uğruna çabalaması, gayret etmesi, engelleri aşması, direnmesi gerektiğini kanıtlayan bir ifade olduğunu anlar. Hayatı, amelleri ve inançları nasıl algıladığına bağlı olarak, yaşam biçimini, misyonunu, karakterini ve bütünlüğünü gösteren aynada iradesi ve vicdanıyla ortaya çıkan bir kişiyle yüzleşmek en sorumlu ve bence en manevi halidir insanın.

Kişiliğin oluşumunda önde gelen faktörlerden biri aynı boyda, aynı renkte, aynı ağırlıkta vicdanlı olmak ...

Bu sözde savaş alanı, çerçeveye uymayan, özgür bir ruha, açık eylemlere, değişmeyen inançlara sahip, insanlık misyonuyla insanlığın adına bir büyüklük duygusu katan insanların varlığıyla aydınlatılmış ve güzelleştirilmiştir.

Mesleğine ve vicdanına sadık "askerler" ile savaş alanında aynı siperde olmak aslında varoluşun ve yenilmezliğin garantisidir ...

Belki de görüşmecimi sunmakta zorlandığım için uzaktan başladım (özel bir sunuma ihtiyacı olmasa da). Hayır, yukarıda yazdıklarımın onunla hiçbir ilgisi yok kibi anlaşılmasın. Aksine, yazdıklarım, muhatabıma göre kurulan ve karakteri savaşan bir ruh gösteren bir adama gizli bir girişti.

Muhatabım özgür düşünceli, adil, ilkeli, pohpohlamadan uzak, görüşlerini tereddüt etmeden ifade edebilen bir adamdı. Silahı kılıçtan daha keskin bir kalemdir ve sözleri keskindir. Konunun "argümanını yenen", sözü yücelten, bu yolda taviz vermeyen, sorumlu, vicdanıyla aynı boyda, aynı renkte, aynı ağırlıkta bir kişidir karşıma oturup sohbete başlamamı bekleyen muhatabım.

Söz konusu olduğunda asi, sert, yumuşak huylu ve kırılgandır. Türk aşığıdır, milletine, köyüne, memleketine bağlılığı, söze ve sanatına sevgisi ölçülemez bir birimde birleşmiştir. Muhatabım  kalbi toprak hasretile inleyen binlerce kişiden biridi.

Onunla doğum gününde daha doğrusu 50. yıldönümünün arifesinde buluşduk.

Yıllardır gülümsemeyen gözlerimizin sevinç yağmuruyla güzelleştiği bir zamanda buluşmamız gerçekleşti. Ard-arda aldıımız zafer haberlerinin yaratdığı  karışık duygularla "Kelbecer en büyük yıldönüm hediyyem olar" diyen Namig Delidağlı ile sohbetimize başladık:

- Hoş geldiniz,  Namig bey! Diğerleri gibi, muhtemelen bu yıl için beklentileriniz vardı. Dünyayı korkutan salgın sizi planlarınızı ertelemeye nasıl zorladı?

- Bireyler olarak her birimiz toplumun bir üyesiyiz. Genel süreçlerin ve olayların her birimiz üzerinde olumsuz veya olumlu bir etkisi vardır. Tabii uygulayamadığım birçok plan ve hedeflerim vardı. Özellikle edebi etkinliklerimiz, toplantılarımız ve bayındırlık çalışmalarımızın çoğu ertelendi. Ve maalesef bu koronavirüs çok "uzun ömürlü" hale geldi. Ancak yıl sonunda, üzerimize doğan güneş çözülmemiş tüm sorunları ve ertelemek zorunda kaldığım tüm işleri unutturdu.

- Nehirlerdeki taşların sayısını hatırlıyorum,

Çöldeki kuşların sayısını hatırlıyorum

Unuttuysam soyadımı bile söylerdim

ülkem, unutulmaz bir paçavra taşı.

Bence bu ayetler aslında bir çeşit ateştir. Aynı zamanda memlekete sevgi ve bağlılığın tezahürü …

- Bu ayetlerde de biraz acıma da var. Benim için hem bir kavram olarak hem de doğup büyüdüğünüz bir yer olarak vatan, doğuşu ve bireyselliği ile ifade edilemeyecek bir yükseklikte duruyor. Nedense bozkırlardaki nehirleri, kayaları, kuşları, arıları, kelebekleri ve böcekleri daha  çok hatırlıyorum. Sanırım unutmadığım her şeyi yakında göreceğim …

- Umudumuza güvenip iyimser düşüncelerle sohbetimize devam edelim. Tüm karanlıkta ışık parlar. Bence yarına güveniyorsunuz:

...Senin iyileşmeyinin

bir yolu, bir çəmi var,

senin yaralarının bircəcə

melhemi var:

onun adı SAVAŞDI –

onun adı KALABE…

-Umutsuz yaşamak zordur. Sonraki umutlar ve inançlar bir insanı bugünden yarına aktarır. 28 yıldır herkes gibi umutla yaşıyorum. Açıkçası, cesaretimin kırıldığı ve endişelendiğim anlar oldu. Ancak işgal edilmiş topraklarımıza döneceğime her zaman inandım. Ve bugün inancımın sonucunu görüyorum.

BU SAVAŞ BAŞLADI, ZAFER YAKIN.

- Evet, o büyük ZAFER'e bir adım uzaktayız 27 Eylül'de başlayan başarılı, galip savaşlar bunu söylememize izin veriyor. 27 yıldır ülkeyi özleyen biri olarak, son olayların duygularınız ve genel olarak süreçle ilgili tutumunuz üzerindeki etkisini bilmek ilginç olacaktır.

- Bir aydan fazla süredir Azerbaycan'ın yeni ve şanlı  tarihinin günlüğü yazılıyor. Kutsal topraklarımız, pis ermeni haydutlardan arındırılıyor. Kişisel olaraq  bu benim hayatımın en şerefli dönemidi. Yıllardır bu günü bekliyorduk ve ne hoş bizlere ki şimdi bu kutsal savaşa şahit oluyoruz. Kayıplarımız var, şehit veriyoruz. Ama istediğimizi elde etmek için başka alternatifimiz yok. Millet olarak varlığımızı tasdik etmenin zamanıdır. Tarih boyunca, hain bir toplumun uygunsuz toprak iddialarına ve toprak hırslarına maruz kaldık. Hümanizmi ve insanlığı gösteren milletimiz, düşmanımızın yaptığı en korkunç eylemlerin kurbanı olmuştur. Bebeklerimizin gözleri çıkarıldı, kafaları kesildi, hamile kadınlarımızın karınları yırtıldı, henüz doğum yapmamış bebekleri süngü takılarak şenlik ateşine atıldı. Gence, Barda, Goranboy ve Tartar'da Hocalı'da işlenen zulümlerin devamını gördük. Masum fidanlarımız namussuz haydut ermeniler tarafından öldürüldü. Tüm bunları sıraladığımda, insan denen bu canlıların ne kadar acımasız, alçakgönüllü ve cahil olduklarını düşünmek beni dehşete düşürüyor. Yeni kurtulmuş topraklarımızı yayında izliyorum. İlahi, cennet yerlerimizi, evlerimizi, bu namussuz insanlar  ne hallere koydular ve orada ne tür zulümler yaptılar. Üst üste hiçbir taş kalmamış. Hiçbir hakkı ve yetkisi olmayan bu toplumun bize verdiği zarar, maddi ve manevi zararların sayısı dikkate alınmaz.

- Sağlık sorunlarınıza rağmen bu günlerde yaralı şehrin acısını hissetme isteğinizi bastıramadınız, Gence'de oldunuz, ermeni teröründen etkilenen diğer bölgeleri ziyaret ettiniz …

- Bazı savaş kanunları vardır. Siviller, çocuklar, kadınlar ve yaşlılar hedef alınmamalı ve üzerine ateş açılmamalıdır. Ancak vandal Ermeni toplumu bize karşı sadece toprak talep etmiyor. Çirkin niyetleri ulus olarak bizi yok etmek. Savaş alanında yenilgilerini gören hain düşman, sivillere roket atarak onlarca masum vatandaşımızı öldürdü.

Geçenlerde Goranboy, Mingachevir ve Ganja'yı ziyaret ettim. Gence'deki kanlı topluluğun işlediği zulüm beni dehşete düşürdü. Yasaklanmış ağır silahlardan çıkan ateş, eski Gence'mizin göğsüne çarptı. Birçok sivil öldürüldü ve yaralandı. Aralarında çocuklar var. Akrabalarını kaybeden ve çığın altında oyuncaklarını arayan bir çocuğu görünce şok oldum. Birkaç gün geçmesine rağmen, hâlâ bilincime kavuşmadım.

Dünya toplumunun tüm bunlara göz yumması kabul edilemez. Teröre "dur" demek yerine ne yazık ki Ermenistan’ı destekleyen, terörü devlet düzeyinde destekleyen ülkeler var. Ve bu savaşta vatandaşlar olarak her birimizin bir payı var, yapacak bir işi var. Yaşımız, pozisyonumuz veya sağlık durumumuz ne olursa olsun, her birimiz bu sıcak noktanın merkez üssünde hissetmeliyiz ve zamanı geldiğinde ön saflardan geçmeliyiz. Bu Vatanseverlik Savaşı evde, ocakta hissedilmeli.

- Muzaffer ordumuzun aşağılık düşmandan nasıl intikam aldığına şahit olduk. Çatışmalar devam ediyor ve şehitlerimizin kanı yerde kalmıyor. İnşallah, Kelbecer, Laçin ve Karabağımıza katılmak dileğiyle, sohbetimizi başka bir yöne çevirmek istiyorum. İşiniz adalet ve sürekli verimlilik gerektirir. Zamana ayak uydurmak ve adalet ilkelerine bağlı kalmak ne ölçüde mümkündür?

- Zamandan şikayet etmeyen kimseyi görmedim. Aynı zamanda herkesin üzerine düşer. Saatlerin bölündüğü zamanı kastediyorum. Ancak zamanı nasıl kullanacağınız herkesin yeteneklerine ve becerilerine bağlıdır. Doğru ve zamanında çalışabiliyorum. Vaat edilen yere zamanında gitmeyi, işimi zamanında bitirmeyi seviyorum ve kesinlikle yapıyorum. Şimdiye kadar böyle bir sorun yaşamadım. Hakkaniyet ilkesi ise mesleğimin ve inancımın gerektirdiği vicdanıma dayalı bir kriterdir. Ona sadakatsizlik vicdanından vazgeçmektir.

- Yönettiğiniz 5 yaşındaki Sumgayitfakt.Az, 4 yaşındaki Manevr.az ve 1 yaşındaki Delidag.az  siteleri kalabalıkdan en çok göze çarpan siteler sırasında yer aldı.  İşin  içinde olduğum için zorlukların farkındayım. Güç, enerji ve maddi şeyler gerektiren problemleri ve zorlukları çözmek size kalmıştır.

- Sorunun adını söylersen, bu isme sahipsen her zaman başın belada demektir. Arzudan arzu doğan kibi, problemden de bir problem çıkar. Bir sorunu çözülmüş hale getirirsen, diger bir sorun ortaya çıkır. Finansal sorunlarımız, hedeflerimize ulaşmamızı ve işimizi daha iyi inşa etmemizi engelliyor. İşimizle baş edebilmek için çalışan sayımızı çoğaltamıyoruz ve pek çok işi zamanında yapamıyoruz. "Her şey yoluna girecek"- diye umut eteğine sarıldık ... Yani tüm zorluklara rağmen deniyoruz, varız, yarın olmak için çabalıyoruz...

- İşleri halletme sürecini görmeyenler, her şeyin kolay olduğunu düşünürler. Muhtemelen olağanüstü bir geliriniz olduğunu düşünenler var?

- Bazı sitelerin sponsorları olduğunu duydum. Ama biz onunla karşılaşmadık. Kendi kendimizin “sponsoruyuz”. Bu nedenle kimseye rapor vermek zorunda değilim. Ne düşünüyorlar, düşünsünler …

- Okunabilir olmak ve reytingi korumak için ne yaparsınız? Bunun için özel bir programınız veya stratejiniz var mı?

- Bunun için özel bir şeye ihtiyac yok. Ama çalışmak ve işini bilmek yeterli. Stratejimiz verimlilik ve doğruluktur.

- Sitelerinizin daha okunaklı olmasını diler, ekibinize başarılar dilerim. İleride sitelerin genel yapısını, çalışma prensibini, tasarımını vb. değiştirmeyi planlıyor musunuz?

- Gelişimin yolu inovasyondan geçer. Bir süre önce sitelerimizin yaşından bahsettiniz: 5; 4; 1- Hala "çocukluklarını" "yaşıyorlar". Yıllar geçtikçe gerekirse tabii ki zamanın gereklerine ve isteklerine göre gerekli değişiklikleri yapacağız.

- Çalışmalarınızın bolluğuna ve ağırlığına rağmen, üç yıl önce "DELIDAG" Edebiyat Birliği'ni kurdunuz. Üstelik edebi ve sosyal derneklerin çoğunlukta olduğu bir zamanda. Amaç neydi? Sendikanın kısa sürede çok sayıda üye kazanması bir anlamda bir amaca ulaşmak olarak değerlendirilebilir mi?

-Bu bir yenilik değil. Yaptığım işin devamı niteliğindeydi. Amaç açık: söze hizmet etmek. Okurlara normal edebi örnekler vermek…Ayrıca bir zamanlar Kelbecer'de faaliyet gösteren "Deldağın Nağmeleri" Edebiyat Birliği'ni canlandırmak için. Ancak sadece Kelbecer edebi ortamının temsilcileri değil, tüm yetenekli yaratıcı insanlarımız da "Delidağ" sayfalarında yer aldı. Dediğiniz gibi hedefimize ulaştık. Yeterli üyemiz var. Resmi olmaktan çok uzağız, sadece kağıt üzerinde ya da gösteri için hareket etmiyoruz, faaliyetimiz göründü. İşimizi ismen değil pratikte yapıyoruz.

- Sizinle doğum gününüz,  daha doğrusu  yıldönümünüz arifesinde buluşuyoruz. Ömür Tanrıdandı, yaşamak sizdən. "Yaşadım, yaşıyorum" diye biliyormusunuz?

- Doğum günüm 29 Eylül'deydi. Ama bu yıl, bir jübile bilimi olduğu için, 1 Kasım'da, damgalı kağıdın köşesinde belirtilen zamanda yıldönümümü kutlayacağım. "Kutlayacağım" dediğimizde virüs elimizi kapattı. Yada salacam. Cephedeki başarılarımızın yanı sıra şehitlerimiz de var. Bir yıldönümünü veya herhangi bir kutlamayı kutlamanın zamanı değil. İnşallah zaferimizin ardından yıl dönümleri ve doğum günleri konusuna bakacağız. Konu yaşamaya gelince ne diyebilirim ki ... Uzun bir sohbetti, çok şükür…

- Önümüzdeki yıllarınızın güzel ve anlamlı geçmesi dileyile sizi kutluyor, sevgi dolu bir hayat, uzun ve sağlıklı bir yaşam diliyorum. Hayatınızınn geri kalanı da şiirlil ve Kelbecerli olsun.

- Kelbecerli olacağına inanıyorum ama şiirsel olacağına yok. Kelbecer bir masal dünyasıdı. Bundan sonra orda bir tek masallar uydurmaq gərək. İlahi, o günü görürsem, mutluyum ki…

Röportaj: Sevinç Karib (Sevinc Qərib)

Azerbaycan

Yorumlar (0)