Toprağı, suyu, havası berbat edilen insanlık

İnsanoğlu, kendisine ikrâm edilen bu mekânda, lüzumlu olanları kullanmak, artırmak, geliştirmek ve faydalı işlere tevcih etmekle mükellef olduğunu belirten M.Halistin Kukul, Tabiatını ve târihini koruyamayanların tâlihlerine ağıt yakmaları beyhûde olduğunu söyledi.

Kapsam 26.01.2020, 12:51
Toprağı, suyu, havası berbat edilen insanlık

"TABİATI TAHRİP ETMEK" başlığı altında yazdığı makalede dünyayı yaşanmaz hale geldiğini belirten Kapsam Haber yazarı M.Halistin Kukul, “Cemadât” da, “nebatât” da, “hayvanat” da, “beşeriyet” de, bunlardan nefret derecesinde rahatsızdır. " dedi.

"Tahrip (veya tahrîb) etmek; bozmak, menfî yönde değiştirmek, harab etmek, vîrâneye çevirmek, kırıp dökmek, yakıp-yıkmak, perîşân etmek, imhâ etmek, aslını/özünü/kimyâsını altüst edip mevcut hâlini daha kötü ve istenmeyen bir vaziyete getirmek’tir." ifadelerini kullanan, Kukul, Tabiat; insanoğlunun irâdesiyle meydana gelmiş/getirilmiş bir varlık olmadığını belirten S. Ahmet Arvasî'nin “İnsanın Statüsü” başlıklı yazısından örnek vererek şunları söyledi:

“Eskiden beri, ilim ve fikir adamları, “yaratılmışlar âlemini”,âdeta hiyerarşik bir sistem içinde, tasnif etmişlerdir. Onlara göre, dünyamızda bulunan varlıkları, “cemadât”, “nebatât”, “hayvanat” ve “beşeriyet” diye üstüste duran basamaklar hâlinde etüd etmek mümkündür. Yani, mineraller ve cansızlar, en altta, onun üstünde bitkiler, onların üstünde bütün türleri ile hayvanlar ve en üstte de İinsanlar...”(Bknz. S. Ahmet Arvasî, Size Sesleniyorum-1, Model Yayınları, İstanbul 1989, Sf. 327)

Tabiatı ve geniş olarak kâinatı bütünüyle tanzim, insanoğlunun gücü dışında olduğunu, Bugüne kadar dünyaya gelmiş geçmiş milyarlarca insan, bunun aşılmazlığını gördüklerini ve kâinat sistemi karşısında âciz kaldıklarını belirten Kukul, zamanlarını, onu, incelemeye hasrettiklerini, bunun yanında, tabiatı bozmamak veya kısmen de, kendi arzusu istikametinde düzene sokmak, onun elinde olduğunu söyledi.

Medeniyetin en gelişmiş olduğu söylenilen çağda, hakîkatı görmekten çok uzak olduğumuzu anlatan Kukul, "Bu hakîkat ise, maalesef, çok acıdır. Hemen hemen her devletin bünyesinde bulunan çevre bakanlıkları, denizcilik bakanlıkları, tarım bakanlıkları, orman bakanlıkları, köycülük veya şehirciik bakanlıkları, bunca masraf, bunca zaman ve emek israfına rağmen, bu tahribatı önlemek cihetinde olumlu bir adım atamamışlardır, başarılı olamamışlardır, niçin?" diye sordu.

Yazar ve Şair M. Halistin Kukul yazısını şöyle devam ettirdi:

Kaz Dağları inim inlerken, Avustralya alev-alaz yanarken, Fatsa’nın ormanlıklarında yoldüzlerler dolaşıp önüne geleni altüst ederken, Sürmene Çamburnu  göz göre göre yakılırken ve meselâ,  Avustralya’yı sel, silip süpürürken, fabrika atıkları suları zehirlerken, bacalardan öldürücü dumanlar yükselirken... Çevre tahribatı hassasiyeti gözetilmiş midir, hiç sanmıyorum!..

Sokaklarımızda çöp bidonlarının bulunması, temizlikte bir numara olduğumuzu göstermez.  Çünkü, bidonların dışında bir o kadar daha çöp bulunmaktadır!..Elindeki köpeğe, kapınızın önünde def-i hâcet yaptıranların temizlik yanında, nezâketten de mahrûm olduklarını söylemem fazla bir şey olmaz.

Dünya, bomba seslerinden, hoparlörlerden, k(ı)lâksonlardan çıkan gürültülerden muzdariptir. YAZININ TAMAMI

Kaynak: KAPSAMHABER
Yorumlar (0)
açık