KUKUL: “Kadın cinâyetleri, hem sosyo-kültürel bir ayıp ve hem de bir utanç hâlidir”
Son zamanlarda, sık sık tekrarlanarak gündeme gelen “kadın cinâyetleri”ni, Şâir ve Yazar M. Halistin Kukul’la konuştuk. Kukul; bugüne kadar bu hususta çok sayıda yazı kaleme almış bir düşünür olarak fikirlerini bizimle paylaştı. Arzediyoruz!..
ÇAĞLAR-Muhterem Hocam; nereden başlasam bilmiyorum. Toplumumuzu bu kadar inciten, bu kadar acı, üzüntü ve endişeye sevkeden, gerdiren ve yaygın ifadeyle, adına da “kadın cinâyetleri” denilen bu meseleye bakışınızı öğrenmek istiyorum.
KUKUL-Sorunuzda, iki hususa dikkat çekerek başlayayım. Biri “kadın”; diğeri ise, “cinâyetleri”dir. Bizim bakışımız, umûmî olarak ‘insana bakış’ olmalıdır. Bunda bile, kadın ve erkek diye maalesef ayrım mevcuttur. Ne kadar acı ve korku veren bir sosyal hâdise…İkincisi, niçin ‘cinâyet’ değil de, çoğul olarak “cinâyetleri” denmiştir/denilmektedir…Demek ki, bu fiilde, devamlılık sözkonusudur!...
ÇAĞLAR- Buna, biraz daha açıklık getirirseniz memnun olurum!?
KUKUL-Yâni; temelde, sosyolojik olarak, insana bakışımız yanlıştır. Kadın kimdir? Erkek kimdir? Nineler, analar, teyzeler, ablalar…dedeler, babalar, dayılar…değil mi? Bunların arasında, ilk günden başlayan bir yakınlık, bir muhabbet gerekmiyor mu? Demek ki; âileden başlamak üzere, maarif sistemimizde, cemiyet ve devlet hayatımızda “kadın, ikinci p(i)lâna’ itilmektedir. Elbette ki, bunu, herkes için söylemem yanlış olur..Umûmî olarak böyle…Bu, vahim bir anlayıştır. “Cinâyetleri”, kelimesinde ise, cinâyetteki yaygınlık ve çokluk ifadesi de sosyolji olarak ele alınmalıdır. Sadece bu yaygınlık ve çokluk değil, öyle ki, söylene söylene, alışılmış bir tâbir hâline de geldi..
ÇAĞLAR-Denilebilir ki, bunları zâten biliyoruz… Sizce önleme çareleri yetersiz midir?
KUKUL-Tespit ve teşhis önemlidir…Önemlidir, şayet çaresini düşünürsen…Doktora gidiyoruz; ilk önce bunlarla başlıyor…Demek ki, bu hususta, biz, hâlâ tespit ve teşhis yapamadık..Buradan, sorunuzun ikinci bölümüne geçeyim..Eğer, sağlıklı bir tespit ve teşhiş yapmış isek, ‘çâre”yi savsaklıyoruz demektir. Söyleyeyim:
Çâre aranmış gibi, görünüyor…Çoğu, kâğıt üzerinde…İşte, 2025, “Âile Yılı” ilân edildi..Daha önce de yazdım...Nasıl bir “âile” ve nasıl bir “yılı” arzulandı da nelere çâre bulundu? Sözlerin çoğu, yarım-ağız!..Bakınız, bu mesele, yâni bunları tespit ve çare aramak, hem dînî/İslâmî ve hem de hukukî olarak, milletler arası adâlet de esas alınarak tahakkuk ettirilmelidir. Bununla şunu demek istiyorum: Tespit ve teşhiş, çarenin yâni çözümün anahtarıdır…
İlk olarak; her seviyedeki kişi (kadın-erkek) eğitiminin ciddî ve ilmî bir şekilde ele alınması lâzımdır…İnsan yetiştirme dâvamız yeniden ele alınmalıdır…İkinci olarak da, cezâî müeyyideler yâni adâlet, muhakkak tahakkuk ettirilmelidir. Maalesef, ikisi de, vicdânları rahatlatıcı değildir.
ÇAĞLAR-Mevzuyu biraz daha açabilir misiniz? Çâreler bakımından?
KUKUL-Azîz Kardeşim; bu konuda, bugüne kadar çok yazı yazdım…Meselenin önemine, ciddiyetine dikkat çektim. İsterseniz, notlarımdan onları arzedeyim:
1. Kadına Değer Vermek ve Kadın Cinâyetleri, (Canik Belediyesi Geçmişten Günümüze Kadın Sempozyumu Bildirileri, Cilt:1, Samsun 2016, Sf. 285-287)
2. Kadın Cinâyetlerinin Arka P(i)lânı, wwwkapsamhaber.com-08 Mart 2016-18.14
3.Necip Fâzıl’ın Şiirlerinde Kadın, Canik Belediyesi Geçmişten Günümüzü Kadın Sempozyumu Bildirileri, Cilt: 1, Samsun 2016, Sf. 129-140)
4.İşte Îdâmlık Suç, wwwkapsamhaber.com-08 Temmuz 2017-15.10
5.Îdâm...Îdâm...Îdâm!.., wwwkapsamhaber.com-03 Temmuz 2018-13.29
6.Kadın Cinâyetleri, Haber Gazetesi, 06 Şubat 2019, Sf. 9
7.Yanlış Sevgi-Yanlış Kıskançlık, Samsunhabertv.com-15 Haziran 2020; Aydın Efesi Dergisi, Sayı: 57, Temmuz-Ağustos 2020, Sf. 3-4
8.Kadın, wwkapsamhaber.com-7 Mart 2020; Aydın Efesi Dergisi, Sayı: 58, Eylül-Ekim 2020
9.Kadın..Cinâyet ve İnsanlık, wwkapsamhaber.com-14 Mart 2021
10.Îdâm-Fâiz-Zinâ ve Kadın, wwwkapsamhaber.com-04 Ocak 2021-09.38
Muhakkaktır ki, birçok başka yazımda da, önemine binâen bundan söz etmişimdir.
Siz yâni Devlet, kadın-erkek/kız çocuğu-erkek çocuğu veya genci, onlara yeterli eğitimi veremiyorsunuz; önleyici tedbirlerde âciz kalıyorsunuz…Yâni; ilk p(i)lânda, kadını koruyamıyorsunuz ve bilâhare de caydırıcı unsurları yâni cezâî tedbirde âtıl kalıyorsunuz, ondan sonrada , kendinizde söz hakkı buluyorsunuz..
ÇAĞLAR-Şunu diyebilir miyim, Hocam; sanki, erkeklerimizi her türlü kötülüğe karşı koruyoruz da, kadınımız, bunda mahrum kalıyor, onu koruyamıyoruz!..
KUKUL-Elbette, hiçbirini koruyamıyoruz..İşin uyuşturucu tarafı da var…Gasp tarafı da..cinâyet tarafı da…Kadınlarımızı, gaddar/vahşî/gözüdönmüş erkeklerden de koruyamıyoruz…Islâh edemediğimiz bu kişileri, hukukî zeminde de saf dışı bırakmayı başaramadık/başaramıyoruz…
Ben, değil, rakamlar böyle söylüyor…Bunların hiçbiri gizli saklı değil…Ancak, yaygınağa lütfen bakın, kadın cinayetleriyle doludur..Adam, bir mâzeret uyduruyor ve ‘sevdiğim’ dediği bir gencecik kadını takır takır vuruyor veya bıçaklıyor..Ne vahşice bir hâl!....Dikkat buyurun, basit bir fiilden söz etmiyorum: Vuruyor veya bıçaklıyor hattâ balkondan atıyor!..Gencecik kadın veya kız, ağıtlar arasında defnediliyor..Acısı, belli bir süre ortalığı yakıyor, kasıp kavuruyor ve fakat ateş düştüğü yerde kalıyor…
Kaatil mi? O hâlâ yaşıyor..şu veya bu şekilde de, hapisten çıkıyor/çıkabiliyor!..Neticede yaşıyor, değil mi?
ÇAĞLAR-Îdâm mı gelsin diyorsunuz?
KUKUL- Ben demiyorum…Şâyet inanıyorsak, inandığımız /inandığımızı iddia ettiğimiz kitapda, Allahü teâla emrediyor…Buyrun: Bakara Sûresinin 178. ve 179. Âyetlerini beraberce okuyalım:
“Ey îman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı...Hem kısasta size bir hayat vardır”.
Şanlı Peygamberimiz de, bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Kim, kasten öldürürse, bunun hükmü kısastır”.
Burada, kadın falan da denmiyor, yâni hitap, doğrudan doğruya “insana”dır!..
Bu konuda, îdâm elbette getirilebilir, hattâ zârurîdir yegâne caydırıcı unsurdur. Bunun için olacak, CB Erdoğan, 2016 yılında, bir soru üzerine şöyle demiştir: “Benim vatandaşım haklı olarak “idam” diyor. Bunun kararını parlamento verir. Ha böyle bir karar gelirse onaylarım.”
Bu cümledeki, “…vatandaşım haklı olarak “idam” diyorsa” ifadesine dikkat etmek gerekir. Demek ki; sosyal vicdân/kamu vicdanı/beşerî vicdân tatmin olmamıştır. Hâlâ da devam etmektedir..
ÇAĞLAR-Mevcut şartlarda bu mümkün müdür?
KUKUL-Bakınız, bu keyfî bir şey değildir..Sosyo-kültürel bir mevzudur…Hukukî bir mevzudur. Adâleti sağlamanın bir yoludur…Bugün, dünyada Amerika Birleşik Devletleri dâhil yetmişdört ülkede idam cezası uygulanmaktadır. Tabiî ki, kime gerekiyorsa, ona!..
Düşünebiliyor musunuz, “Âile Yılı” ilân edilen 2025 yılının ilk altı aylık raporunda erkekler tarafından 136 kadın öldürüldü ve 145 Kadın da şüpheli şekilde ölü bulundu. Buna, geçen temmuz ayında öldürülen otuzun üzerinde kadının ölümünü de ilâve edersek, fecaat kendiliğinden ortaya çıkar…
Peki, yine soralım: Kaatiller nerede? Cevap: Hapishânede!..Yâni, yaşıyorlar!..
ÇAĞLAR-Sizce, bu cinâyetleri önlemenin çâresi yok mudur? Bu hususta ne düşünüyorsunuz?
KUKUL-İfade etmeye çalıştım…Önce, eğitim…Sosyo-kültürel mutabakat!..Sevgi, hürmet, sabır, hoşgörü…
Fakat, bunlar mümkün mü? Hayır!..Mevcut şartlarda mümkün değil..Çünkü, tahammülsüz bir cemiyet hâline geldik/getirildik…Çünkü, önlenmesi için hiçbir ‘caydırıcı’ tedbir alınmıyor..”Âile Yılı” demekle, iş, hâllolmuyor..Bakınız, kaç kadın öldürüldü…
Ben, size sorayım: Bu öldürülen kadınların cenâzesinde, siz, hiç milletvekili, belediye başkanı veya bakan gördünüz mü?
Peki; bu kişileri, çoklukla nerede gördük/gördünüz? diye bir soru daha sorayım... Cevabını da, müsaade edin, yine ben vereyim..Bu kişileri, zengin ve itibarlı kabul edilen kişilerin düğünlerinde, cenâzelerinde veya işyeri açılışında görebilirsiniz!..
Hem bizzat giderler, çelenk gönderirler, hem de çarpıcı, sitayişkâr cümleler kurarlar!..
ÇAĞLAR-Sözleriniz, birebir tespit olduğuna göre, son olarak ne dersiniz?
KUKUL- Son olarak değil, ‘son olmamak şartıyla’ derim ki; bu sebeple, sözü edilen ‘idam” cezasının da, kabulünü veya uygulanmasını mümkün görmüyorum.
Bakınız; sizin nezdinizde, kamuya bir soru sorarak sözlerimi bağlayayım:
19 yaşında iken, 11 Şubat 2015 tarihinde, Özgecan Arslan isimli bir genç kızımızın vahşice öldürülmesinden sonra ‘kaç yüzlerce’ kadın katledilmiş, bunlara mukabil, bir tane olsun, onları katleden cânilerden birinin hayatına son verildiğini duydunuz mu?
Bütün mesele; bu son cümlemde düğümlenmektedir, daha ne diyeyim!..
Ve; üzüntüyle ifade etmek zorundayım ki, kadınlarımızın bu durumdan kurtulmaları çok zor görünmektedir!..
Hulâsa; “Muhakkak ki, Allah, bir topluma/kavme/millete verdiği nimeti, onlar, kendilerindeki iyi hâli fenalığa çevirmedikçe bozmaz” (Er-Ra’d Sûresi, 11)
Mülakat: Ramazan Çağlar
Yorumlar
Kalan Karakter: