2026 yılının ilk gününde, Türk edebiyatının yaşayan hafızalarından biriyle, şiire adanmış uzun bir ömrün eşiğinde buluştuk. İlk şiirini 1961 yılında, henüz Kara Harp Okulu öğrencisiyken yayımlayan; şiiri bir ‘hâl’, bir ‘şahlanış’ ve her şeyden önce bir ‘hürriyet alanı’ olarak gören OMÜ Emekli Öğretim Görevlisi, şair ve yazar M. Halistin Kukul ile yarım asrı aşan bir tecrübenin muhasebesini yaptık. Bu mülâkat; yalnızca bir şairin hatıraları değil, Türkçe’ye, şiire, estetiğe ve kültüre dair derinlikli bir düşünce yolculuğu sunuyor.

MÜLÂKAT: RAMAZAN ÇAĞLAR
2026 yılının ilk mülâkatını, ilk sohbetini veya ilk istişâresini, adına ne dersek diyelim; geride kalan sanata adanmış koskocaman 65 senenin ardından, OMÜ Em. Öğretim Görevlisi Şâir ve Yazar M. Halistin Kukul’la yapıyoruz!..
Aynı zamanda, yazarımız da olan M. HALİSTİN KUKUL ile, 19 yaşını sürdüğü 1961’den; 83 yaşını bitirip 84’de başladığı BUGÜN (1 OCAK 2026), bir sohbet yapmayı düşündük…
İlk şiirini, çok genç yaşta, bir KARA HARP OKULU öğrencisi olarak, 1961’de, “HARBİYE’NİN SESİ” dergisinde yayınladığına göre, demektir ki, şöyle veya böyle, şiirle muhabbeti, bundan da önceki yıllara uzanabiliyordu, diyebiliriz!..
Geçen zamanın muhasebesini yapmak elbette ki, öyle kolay, birkaç cümleyle geçiştirilecek bir şey değildir!..Çileler, sevinçler, sıkıntılar, darbeler, sürgünler, okuldan atılışlar, kucaklaşmalar, ameliyatlar ve daha nice hâdiseler, günleri, ayları yılları alıp götürmüş..
Hayat hikâyeleri ansiklopedilere, şiirleri ve nesirleri okul kitaplarına girmiş, bâzı şiirleri bestelenmiş, piyesleri okullarda sahnelenmiş, şiir yarışmalarında boy gösterip ödüller kazanmış, birçok millî ve milletlerarası sempozyumda tebliğ sunup konferanslar vermiş…koskocaman bir 83 yıl geride kalmış…
Hisar, Türk Edebiyatı, Çağrı, Defne, Erciyes,Töre, Millî Kültür, Türk Yurdu gibi, fikir ve edebiyat dergilerinde şiir ve makaleler yayınlamış; Tercüman, Hergün, Türkiye, Ortadoğu gibi gazetelerde değişik sosyo-kültürel meselelerimizi dile getiren yazılar yazmış; şiirden tiyatroya, hikâyeden, mektuba, denemeye, hâtıraya, araştırmaya ve destan türüne dâir eserleriyle onsekiz (18) kitabı kültür ve edebiyat dünyamıza kazandırmış olan M. Halistin Kukul’un, sayısı , 2000 (iki bin)’i bulan makalesi de bulunmaktadır.

Eserleri hakkında hazırlanmış dört lisans tezi mevcut…
Ve yine; yayına hazır bekleyen bir o kadar daha kitabı…
Tabiî ki, bu sohbetimizde bunların hepsini konuşmamız mümkün değil..
Fakat, elbette ki, “canalıcı” noktalara da temas edeceğiz!..
Okurlarımızı, edebiyat severleri, genç –yaşlı şâir ve edipleri, yarım asrın çok üzerindeki bir “tecrübe” ile muhatab kılmanın heyecanı ve bahtiyarlığıyla ilk sorumu, KUKUL Hoca’ma tevcih ediyorum:
ÇAĞLAR-Niçin şiir?
KUKUL-O yıllarda, yâni bu sözünü ettiğiniz 65 yılın başlangıcında veya biraz öncesinde, böyle bir soruyla muhatab olmuş olsaydım ne ‘düşünürdüm’, bilmiyorum…Esas olan o yıllar…
”Niçin şiir? “, sorusunun ilk muhatapları ve bu sorunun sorulması gereken zamanlar, birçokları gibi, benim de, ‘keşfedilmeyi ve teşvik edilmeyi’ beklediğimiz en hassas, en önemli ve zarurî yıllar, o yıllardı!..Elden tutma meselesi!..Birileri, birilerinin elinden tutmalı…Ancak; elden tutacak kişi, elbette ki, ehil olmalı!..
“Niçin şiir?” sorusu, muazzam bir havuzdan billûr billûr damlamak isteyen bir arzunun belirtisi olarak düşünüyorum…Çünkü, o havuzdan damlayacak her damla, ihtişamlı Türk millî kültürünün, edebiyat hânesine artı bir puan kazandıracak ve bir cephesini yeşertebilecek hamle olacaktı!..
Ne yazık ki, san’ata ve gençliğe bakıştaki ihmâller zinciri hâlen devam etmektedir!..Türk gencini ‘keşif, teşvik ve geliştirme’yi hedef alacak bir sistemi inşâ etmek zorundayız..
Öyleyse; bugüne gelerek bir cevap vermeye çalışayım: Demek ki, kendi gayret ve azmimle, kaabiliyetime, zekâma, aklıma, tasavvurlarıma, zevkime, becerime, hevesime, fikir ve heyecanlarıma tercüman olacak birinci söz san’atı buymuş ve ağırlıklı olarak bunda karar kılmış, sabitlenmişim!..
Ve demek ki; benim başımdakiler, elbette ki, başta ilgili hocalarım, bundan mahrum kalmışlar ve bırakınız teşviki, bir keşfin âcizliği içine gömülü olarak vazifelerini idrakten uzak kalmışlar.
Muhakkaktır ki, subay olma ülküsüyle yola çıkmış birinin böyle bir heyecanı duyması da mâkul görülmelidir ki, aradan geçen senelere rağmen aynı noktadayım!..
Bir doktor, bir mühendis, bir kaptan, bir iktisatçı..niçin şâir olmasın!..
ÇAĞLAR-Peki Hocam, bu çokça sevdiğiniz şiiri târif edebilir misiniz desem, nasıl bir tarif yaparsınız?
KUKUL- Bugüne kadar, birçok yazımda ve sohbetimde birçok şiir tarifi de yapmışım..Şiir târifi; tamamen, ‘o ânın havasıyla’ alâkalıdır. Kaç tane şiir tarifi vardır, o da bilinmez..Benim, belki beş, belki on târifim var..Meselâ..Şiir hürriyettir, demişim...Olabildiğince açılmak, ufukları geçmek, ummanlara karışmak…
Meselâ; UYANMAK ZAMANI adlı kitabımın son sayfasında “Şiir ve Şâir” başlıklı bölümde şöyle demiştim: “Şiir; gönlün, aşk denilen muazzam, muazzez, müzeyyen, mükemmel, mümtaz, feyizli, faziletli ve edebli vasıflarıyla göz kamaştıran ve akl-ı selîmle müşterek, esrarlı câzibesinin şahlanışıdır.”
Evet..Şiir, aynı zamanda bir şahlanıştır!..
ÇAĞLAR-Şiir yazmak, nasıl bir hâl’dir? Daha doğrusu, bir hâl midir, Hocam?
KUKUL-Bence güzel tespit!..Bir hâl’dir ve o hâlin izahıdır..Fakat nasıl?!..Bu; Niçin Şiir? Sorusuna bağlı olarak da düşünülebilir..Bunu, insanın ruh hâli tâyin eder…Kâh çılgınca, kâh dalgalı, kâh köpürerek-kükreyerek, kâh derin bir sükûnet içinde..Sükûnetin çılgınlığını bile şiirde bulmak mümkündür..Nasıl ki, kükreyişlerde durulma aranır, tıpkı öyle!
Sabaha kadar, bir kelimeyi yerleştirmekle meşgul olursunuz..Bu noktada, haklı olarak, “Çok mu hayâtî? Ameliyat mı yapıyorsunuz?” diyenler de çıkabilir. Ehh!..Her işin bir çilesi, bir sıkıntısı, bir doğumu, kurtuluşu vardır…Mâna, şekil ve âhenk uyacak…Okuyana haz verecek ve onu düşündürecek…Bir çeşit matematikle meşgulsünüz…Her şey, o kelimenin ucunda ise, evet!.
ÇAĞLAR-O hâlde, en mühim unsur dil yâni Türkçe oluyor, değil mi, Hocam?
KUKUL-Elbette ki, Türkçe!..Türkçe, bizim her şeyimizdir..Türkçe, gönül sesimizdir!..Onunla, ruh kökümüze ineriz…Kelimeleri harflerle; cümleleri, kelimelerle ve şiiri de mısralarla inşa ederiz!..
Her harfte, benliğimizden, kimliğimizden, hüviyetimizden, iç ve dış varlığımızdan, târihî hücrelerimizden birer zerre vardır…Onlarla fiziği deler; onlarla metafiziğe ulaşır, kabuktan sıyrılır, rahatlar ve huzur buluruz!.. Fakat, Türkçe, bugün ne hâldedir, onu da, sık sık dile getirmektedim..O ayrı mesele!..
ÇAĞLAR-Bugünki Türk şiirini birkaç cümleyle özetleyebilir misiniz?
KUKUL-Sâdece birkaç cümle…Zâten fazlasına şu anda lüzum da yok…Bugünki veya dünki…Dünki dedimse çok eski değil…Şöyle: Ekseriyet, aceleci ve benci!..Elbette ki, dünkilere göre bugünkiler daha cılız, dâvasız, meselesiz, dikkatsiz ve havaî!..
Birkaç sene önce yazdım: Bir feysbuk yazarlığı-şâirliği teşekkül etti..Aman Allah’ım!..Neler var, neler!..İşin bir cephesi, elbette, yazan kişi; öbür cephesi ise, daha vahim yâni okur!..Ustalık mı ararsınız, üstâdlık mı, pirlik mi? Belli ki, muhteşem Türk şiiri okunmamış…Muhteşem Türk şiiri bilinmiyor..Yazık ve günah!..Hakîkî şiire iftira!..
Ben, bunlara, ‘kelime yığını ‘ diyorum!..Ne şiire benziyor, ne hikâyeye, ne masala…
Harflerimiz vasıtasıyla, kelimelerimize ‘gönlü’ yerleştirmeliyiz!..Sathî, kaba, argo, müstehcen, dış cephe cilâlı değil; öz’e inen, kıvrak; ve insanı ve bununla birlikte bütün mevcudatı yeniden keşfetmeli/keşfettirmeliyiz!..
ÇAĞLAR-Değişik şiir görüşleri var. Sizin, bu husustaki çizginiz nedir, nerededir?
KUKUL-Bu konuda, “Poetikalar Çatışması” ve “Bir Türk Estetiği Var mıdır? “ başlıklı makalelerimde çok geniş izahlar yapmıştım. Sorunuz, tamamen ‘estetik/bediiyat/güzelduyu’ idrakiyle ilgili ve bu, Aristo’ya kadar gider.
Türk metafizik şiirin son zirvesi Necip Fâzıl’ın, “Sakarya Türküsü” başlıklı şiirinde, “Oluklar çift, birinden nur akar birinden kir” diye bir mısrası vardır. Yukarda, “Türkçe, gönül sesim” diye tavsif ettiğim husus, bunun ilk şıkkıdır. Aristo metafiziğinde, “mimesis” yâni tabiatın taklidi vardır. Tabii ki, bunu “kir” diye adlandıramayız, mecâzîdir. Ancak, biz, maddenin özüne inebilen, insan benliğinin derinliklerine nüfûz edebilen, asîl bir şiirin mensubuyuz ve öyle olmalıyız.
Biliyorsunuz, benim, birkaç sene önce “Yakın Plan Yayınları” arasında neşredilen bir şiir kitabım var: UYANMAK ZAMANI..432 sayfa..Bu kitap, burada size söylüyorum, 2100’lerin Türk gençliğinin kitabı olacaktır…Diyebilirim ki, tasavvur olarak da, fiili olarak da, poetikam onun içindedir..
Biz; bir kültürün içindeyiz..Adı da, Türk kültürüdür..Dilimiz Türkçe’yle, dinî değerlerimiz ve millî tarih şuûrumuzla, bir estetik vücûde getirme emelinde olmalıyız..Bu emelin hedefine ise, UYANMAK ZAMANI’yla ulaştığımı düşünüyorum..
Muhakkaktır ki; “ Sûret yapanların (yaratanların) en güzeli olan Allah, çok yücedir” (Mü’minun,14) ve “En güzel isimler Allah’ındır” (Araf, 180) âyetleri ve “Allah, güzeldir ve güzelliği sever” hadisi, rehberimizdir.

ÇAĞLAR- Çok değişik tarzlarda eserler yayınladınız. Nasıl çalışıyorsunuz?
KUKUL-Biz, yâni Türk Milleti, hem “Oku! Emriyle başlayan bir dinin mensubuyuz, deriz, okumayız veya çok az okuruz; ve yine biz, “Beşikten mezara kadar ..” deriz, emekli oluruz, ondan sonra da elimize kitap almayız!
Bilinmelidir ki, bu, ’sosyolojik bir vaka’dır. Bunu, iyi tespit ve tahlil etmek lâzımdır..Birçok tanıdığım emeklinin de, şiir yazamaya başladığına şahit oluyorum.Ne diyebilirim ki!? Kötü bir şey mi? Ne demek! Asla!..Fakat, zamansız!..Şiir, eğlence, -tâbiri hoş görün- angarya değildir!..
Bana gelince; gençlik dönemimden beri, bu, böyledir. Yâni elimden, kalem kâğıt hiç eksik olmamıştır. Bir gün olsun, kitaba uzak durmamışımdır. Mesâideyken de, akşamları, hani ‘boş’denilen zamanlarda, birbirlerini dinlendiren edebî çalışmalar yapardım/yaparım.
Bir tiyatro mevzusu yakalarım, onu kayda alırım, not ederim. Bu arada, bir şiir veya bir makale üzerinde çalışmam olur. Velhâsıl, pek durmam!..Yazılar, birbirlerini dinlendirir!..
Biz, bir şeyi bilmiyoruz: Zannediliyor ki, çok okumakla kafa/zihin yoruluyor, bitap düşüyor. Elbette yorulur ammâ iş, öyle değil..Ben, aklıma gelen şu veya bu tarzda bir düşüncesi kâğıda kaydedemez isem, asıl o zaman zihnim yoruluyor. Normal bir beyin, bunun için müsaittir..Yaşınız kaç olursa olsun, beyninizi (hastalık hâriç) kullanmayı bilmelisiniz!..Ona, yeni sahalar açmayı denemeli ve bunu da başarmalısınız!
ÇAĞLAR- Meselâ, bir gün oturup, “Şu anda keyfim yerinde bir şiir yazayım mı? Diyorsunuz?” Nasıl yâni?
KUKUL-Aziz kardeşim; bunun zamanı yoktur…Şiir yazmak, keyif işi değil; sıkıntı işi’dir!..Zaman ararsanız yâni herhangi bir zamanı beklerseniz, elinizdeki bütün zamanları / fırsatları / imkânları / değerleri kaybedebilirsiniz..
O, ne ise, aklınıza düşer..Bakınız; gece uykudasınız…Veya uykudayım..Rüyâdayım..Rüyâdasınız, neyse..Bir şiirimin bir yerine ait bir kelime aklıma gelir..Veya; bir şiire temel teşkil edecek bir mısra düşer..”Gelir” veya “düşer” kelimelerini iyi anlatmalıyım..Eğer, uykuma kıyıp o kelimeyi kayda geçemezsen, not alamaz isem, büyük bir hayal kırıklığı yaşayabilirim..Hâfızanıza güvenmelisiniz…Bu, ne demektir: Kalem ve kâğıt her zaman cebinde ve her zaman başucunda olmalıdır, demektir… Diyeceğim o ki; bir şâir, kalem ve kâğıt elde, nöbettedir!..
Böyle olmazsa, olmaz!..Olur denilirse, işte bu kadar olur!..
Kaldı ki, ben, çok seçiciyimdir. Çok muntazamcı, disiplinci, tertipçiyimdir. Noklamaya ve imlâya çok dikkat ederim. Şiir; gelişigüzelliği kabul etmez…Çünkü güzel, lekesiz olmalıdır!..
ÇAĞLAR-Bugünün şâirlerine tavsiyeniz nedir?
KUKUL-Çok söyledim…Ne kadar söylenirse söylensin, insanın ‘nefsi’ onu başka yönlere sevkediyor..Okumuyorlar…Acele ediyorlar…Bunu, benden başkası yazmadı /yazamaz sanıyorlar…İlk defa ben söyledim, ben yazdım gibi düşünüyorlar, havaya giriyorlar..Ondan sonra da, kendilerine “usta, üstâd veya pîr” diye hitap edenlere kanıyorlar..Tabiî ki, olmuyor…Ciddî bir edebiyat öğrenimimiz yok..Neredeyse kırk yıla yaklaştı, “Edebiyat Liseleri” açılmasını teklif etmiştim…Millî eğitimin bir çıkmazı, bu!..
Şâir namzetlerimiz ise, bir takım sözler kâğıda düştükten sonra, üzerinde düşünmüyorlar yâni aklı, gereğince kullanmıyorlar.. Aklı kullanmak, şiirde son hamledir!..
ÇAĞLAR-Verdiğiniz bilgilerden dolayı teşekkür ederim Hocam..Daha nice sağlıklı yıllar dilerim!
KUKUL-Teşekkür ederim. Allah, râzı olsun ve Türk milletini mes’ut ve bahtiyar etsin!..

Yorumlar
Kalan Karakter: