Recep Yazgan, 2. Dünya Savaşı sırasında altı milyon Yahudi’nin öldürüldüğü Holokost’un Yahudi toplumu üzerinde silinmez izler bıraktığını vurguluyor. Almanların birçok resmi belgeyi yok etmiş olmasına rağmen tarihçilerin bu trajediyi net biçimde ortaya koyduğunu belirten Yazgan, Yahudilerin yaşadıkları bu büyük yıkımın ardından “bir daha asla” diyerek intikam ve güvenlik arayışına yöneldiğini ifade ediyor.
Holokost’un ardından ortaya çıkan “Never Again” sloganı, yalnızca bir hatırlatma değil, toplumsal hafızayı diri tutan ve Yahudi kimliğini şekillendiren bir stratejiye dönüştü. Yazgan, Frankfurt Okulu düşünürlerinin psiko-sosyal çalışmaları ve Adorno’nun ünlü “Auschwitz’ten sonra şiir yazılamaz” sözüne dikkat çekerek, bu travmanın kültürden sanata, sinemadan siyasete kadar geniş bir etki alanı oluşturduğunu dile getiriyor.
Sinema ve Kültürde “Never Again”
Yazgan’a göre, “Never Again” doktrini yalnızca politik alanda değil, kültürel üretimde de kendini güçlü şekilde gösterdi. “Schindler’in Listesi”, “Piyanist” ve “Soysuzlar Çetesi” gibi filmler, Yahudi soykırımını unutturmamayı hedefleyen bilinçli çalışmalar olarak öne çıkıyor. Bu yapımlar, yalnızca bir sanat eseri değil, aynı zamanda toplumsal hafızayı diri tutan stratejik birer araç olarak değerlendiriliyor.
İntikamın Üç Kolu: Mahkemeler, Gizli Eylemler ve İsrail
Holokost sonrası Yahudilerin intikam yolculuğunu üç başlıkta ele alan Yazgan, Nürnberg Mahkemeleri’nde Nazi liderlerinin yargılanmasını, Nazi avcıları örgütü NAKAM’ın faaliyetlerini ve İsrail devletinin kuruluşunu bu sürecin temel unsurları olarak gösteriyor.
Nürnberg’de 24 sanıktan 12’sinin idam edildiğini, dünyanın farklı bölgelerinde yüzlerce SS subayının yargılandığını hatırlatan Yazgan, Holokost’tan sağ kurtulanların kurduğu NAKAM örgütünün Nazi subaylarını tek tek avladığını aktarıyor. Simon Wiesenthal gibi isimlerin Nazi avcılığında ön plana çıktığını, Josef Mengele ve Adolf Eichmann gibi isimlerin izini sürdüklerini hatırlatıyor.
MOSSAD’ın sahneye çıkışıyla birlikte intikam hedefli operasyonların kurumsal boyut kazandığını belirten Yazgan, bu noktada artık Yahudi diasporasının sadece geçmişin hesabını sormadığını, aynı zamanda dünyada gövde gösterisi yapan bir güç haline geldiğini vurguluyor.
İsrail’in Kuruluşu ve Yayılmacı Politika
Recep Yazgan, asıl intikamın İsrail’in 1948’de kurulmasıyla alındığını savunuyor. Holokost sonrası Yahudiler için bir güvenlik kalesi olarak tasarlanan İsrail’in, kısa süre içinde askeri kapasitesiyle bölgenin güçlü aktörüne dönüştüğünü belirtiyor.
Ancak Yazgan’a göre İsrail, sadece Yahudileri bir bayrak altında toplamakla yetinmedi; aynı zamanda yayılmacı ve işgalci bir strateji izleyerek Orta Doğu’nun kimyasını bozdu. Yahudi şeriatının askeri gücü olarak tanımladığı İsrail’in, Tevrat’ta vaat edilen “Arz-ı Mevud” hedefine ulaşana kadar bölgede savaş ve kaosu tırmandıracağını dile getiriyor.
Gazze ve Küresel Mücadele
Yazgan, yazısında Gazze’de yaşananlara da dikkat çekiyor. İsrail’in işgalci politikalarının yalnızca Müslümanların değil, Yahudileşmemiş Hıristiyanların güvenliği açısından da tehdit oluşturduğunu vurguluyor. Ona göre, insanlığın siyonist işgalden kurtulabilmesi ancak Gazze’nin küllerinden doğacak bir direnişle mümkün olabilir.
Milat Gazetesi yazarı, “Ortadoğu’da İsrail diye bir devlete yer yoktur” tespitine atıf yaparak, İsrail’in varlığının hem bölgesel hem de küresel güvenlik açısından tehdit olduğunu ifade ediyor.
Yazının Devamı
Recep Yazgan’ın kaleme aldığı “Siyonizm’in Küreselleşmesi; Never Again” başlıklı köşe yazısının tamamını okumak için:
Milat Gazetesi – Siyonizm’in Küreselleşmesi; Never Again
Yorumlar
Kalan Karakter: