27 derece ile 35 derece sıcaklık arasında gidip gelen bir ülkede aynı anda bir evin içinde
bir odada kış gibi soğuk, salonda kavurucu yaz gibi sıcağı hissedeceğimi hiç düşünmemiştir.
Endonezlerde neden zaman kavramı “önce” dendiği zaman “sonra” olarak anlaşıldığını
iklimin sürekli sıcak ve adeta zamanın durduğu yer gibi benimsendiğini düşünüyorum. Bu
ülkede zaman ve zamana bağlı sorumluluk hissinin zayıflığı sıcaklığa bakış ile alakalı ciddi
bir yaşam sorunudur. İklim ve yemek iklim ve zaman hususlarını bir kenara bakarak Allah’ın
esirgemediği güneşin nimetlerinin bu ülkede bir zulüm ve eziyet aracı olması da aynı gözle
görülebilir. Ama sıcaklık kavramı derece olarak da ne kadar sıcak olsa bile 10 derece gibi bir
düşüşte adeta kış gibi hissedildiğini gece yarıları daha iyi anladım. Sineklerin imparatorluk
kurduğu kent Jakarta. Çünkü fosseptik çukurlarına biriktirilen insan dışkıları sinekler için
mükemmel beslenme ortamı bunun yanısıra atık su kanaletleri de açıkta akıyor. O da sinekler
ve fareler için çok iyi bir ortam. Böylece enfeksiyonist hastalıklar sıcağın altında ortalıkta
geziyor. Bir anda odada soğuktan derinin elektrik çarpmış gibi olduğunu hissediyorsun.
Klimalı odadan klimasız salona geçiyorsun. Orada da 10-15 derece fark edip yükselen
sıcaklık iki dakika sonra bunaltmaya başlıyor. Sabaha kadar klimadan esen rüzgarın altında 23
derece sıcaklıkta kendini soğuk bir bahar gecesinde üşüdüğünü hissedip yelek giyiyorsun.
Aynı yelekle odadan dışarı çıktığında ise bu sefer tam tersi oluyor.
Gece 3 ile sabah 10 arası hava gün içindeki en düşük sıcaklıkta seyretmektedir. İlk bir
ay yaşam tecrübesi sonunda şunu öğrendim ki bu ülkede mesai saatleri için en verimli
zamanın sabah fecir vakti ile kuşluk vakti arası olan 05. 00 -10. 00 arası bir 5 saatlik dilim daha
verimli olacaktır. Gün içinde hava saat sabah 10’dan sonra iyice kızışıyor ve öğleden sonra
veya akşama doğru artık yağmur ben geleceğim diyor ve güzel bir yağmur geliyor. Gerçi
geceleri de yağıyor ama çoğunlukla edindiğim izlenim öğleden sonra veya gece vakitleri
yağmur yağıyor.
Rüzgar kuvvetli esmiyor. İstanbul’a göre kıyaslarsak yok gibi. Ama arada hafif hafif
esiyor. Yönünü anlayamadım. Kanıma göre rüzgar burada nemi kırıyor ve dumanlı havayı
açıyor. Olumlu etkisi var. Rüzgar sabahları çok hafif esiyor bazen ve havanın ısısı da henüz
daha artmadığı için iyi oluyor. Çöp yakanlar genelde galiba sabah erken saatleri tercih ediyor.
Jakarta’ya adeta nefes veren o güzelim nazlı nazlı esen meltem rüzgarı böylece bir
cehenneme dönüşüyor. Hastalık taşıyor. Sabahları komşulardan 200-300 metrelik bir alanda
çöp yakan yok ise pencereleri açıp hava almak çok güzel oluyor. Sanırım ki benim meltem
rüagarı dediğim 10 bin kilometre boyunca Güney Asya’da esen muson rüzgarlarının en hafifi
olmalıdır. Ocak ayında etkili esiyor. Tabiiki yağmurla birlikte geliyor.
Burada 23 derece sıcakta üşüdüğümü söyleyebilirim. Neden böyle oluyor ki? Çünkü ısı
kavramları gerçekten çok farkediyor. Oda dışında 35 dereceye varan ısı. Kilima ile 23
dereceye oda içinde düşüyor. Bu arada odada ham nem de etkisini kaybediyor. Böylece
beden birden 12-13 derece aniden değişik ve düşük ortama girince alışamıyor. Ama rahat
ediyor beden.
Oraj tipi yağmur var sanırım. Sıcak hava kütlesinin soğuması ve büzüşmesi sonucu
oluşan yağmur. Rüzgar veya dağa çarpma olayı yok Türkiye’deki gibi. Buraya kadar her şey
normal ama bundan sonrası bir çevre sorunudur. Yağmur nemli havaya düşmeden önce hava
iyice ağırlaşıyor. Hava içindeki nem yoğunluğu ile birlikte; yakılan çöplerin virüs ve her türlü
hastalığı taşıyan dumanları, evlerin veya ev –dükkanların hemen önündeki sokak
satıcılarının köfte kızarttıkları yuvarlak kazandan çıkan yağ kokusu, kömür dumanları,
kanaletlerin çürük su kokuları, motosiklet egsozlarından çıkan duman, açıktan akan atık su
kanaletlerinden yukarı doğru adeta esen çürük pis su kokusu vesaire nem ile birleşince
yağmurdan bir iki dakika önce insan boğazına adeta bir virüz saldırısı oluyor. Mikroplar
boğaza yapış yapış ilişiyor. Yağmur 2 metre yukarıda rahmet olurken aşağı indiğinde
Endonez tabiri ile “musibet” oluyor. Boğaz ve ciğerlere işliyor. Burada Allah’ın yağmuru
insanlar sayesinde gökten rahmet olup yere 2 metre kala kadar yaklaşıyor ama yere iki metre
kala cehenneme dönüşüyor. İnsanlar Allah’a yan bakınca kainata da yan bakıyor.
(26.12.2011. Jakarta Kalimangso’da iki dakika kadar yağan (saat 08. 50 civarında) yağmurda
bunu hissettim ve boğazım yapış yapış oldu. Mikroplarla birlikte yaşadığıma karar verdim. 5
yıl Jakarta’da kalan bir Japon neden sumogguna machi (dumanlı kent) diye betimlediğini
çöp yakma olayını öğrenince çok daha iyi anladım.
Aslında Jakarta’da sıcaklık, yağmur, çok güzel. Yılda ilçesine göre 1.655 -2.550 mm. yani
bir metre kare toprağa 1.655 -2.550 kilogram arasında yağmur yağan Jakarta’da yağmurun ve
suyun ne kadar değerli ve hayati bir nimet olduğunu Türkiye gibi üçte biri kadar yılda 651 kg
yağmur yağan bir ülkeden gelenler çok iyi idrak edebilir. Ne Türkiye’de ne de Jakarta’da
güneşin ve yağmurun nimet olduğunu insana hissettiren bir kent yapılanması olduğunu
söylemek mümkün değildir. Ama mukayese edersek İstanbul bir kalem daha temizdir
diyebiliriz. Jakarta’da bazen açık havada güneş ve sıcak çok sevimli oluyor. İnsanlar güneşten
ve sudan faydalanmamak için ellerinden gelen her şeyi yapmışlar. Banyo tuvaletler bile dört
taraftan adeta kapalı. Yağmur çok yağınca hava daha da temiz oluyor. Tanrı insanlara
yağmur aracılığı ile zulmetmez. Ama Endonez Müslüman bunun bir “zulüm ve musibet”
olduğunu söylerken Tanrı’ya saygıda kusur ettiğini anlamıyor bile.
Geceleri en soğuk zaman sabaha karşı 3-4 sıraları oluyor. Hava iyice serinliyor. Bir de
muson-meltem esince pencereleri açıp eve hava almak ve rüzgarın verdiği hürriyeti hissetmek
çok hoş oluyor. Nemin yüzde seksenlerde olduğu yerde nemin verdiği ağırlık etkisini de
azaltıyor ama bazen bir sorun ortaya çıkıyor: Çöplerin toplanmadığı ve vatandaşın kendisinin
para vererek yok etmeye veya toplayıp bir yerlere attığı kentte çöp yakmak için de en ideal
zaman oluyor. Birden evin penceresinden içeri ham duman değil de çöp dumanları hastalık ve
virüs taşıyan çöp dumanları da doluşabiliyor. Beş on dakika kadar hemen pencereleri kapıları
kapatıp çocuğu da içeri almak gerekiyor. On dakika sonra yeniden pencereleri açıp o moral
bozukluğunu unutup varsa ve esiyorsa rüzgar ile Allah’a ve tabiata bağlanmak gerekiyor.
İnsanlar uyuyor o vakitte ve çöp yakıp para kazanmak için iyi bir vakit hastalık yaymak ve
tabiata küskünlüğü sürdürmek için de iyi bir fırsat oluyor, maalesef.
1.Ocak.2012 günü 4 aile 2 araba Jakarta’nın yaklaşık 170 km. güneyindeki Pelabuhan
Ratu
(Anlamı Kraliçe Limanı demek) balıkçı kentinin 5 km. kadar batısında Citepus köyü
sahillerinde piknik yapmaya gittik. Yolda Salak (2.211 m.) ve Halimun (.1764 m.) dedikleri
dağları da bulutların sıyrıldığı oranda temaşa edebildik. Ilık bir İstanbul Mayıs sabahı gibi bir
hava idi. Rakım 15 metreden koşmaya başlayıp yaklaşık 80 kilometre kadar yokuş çıkıp
rakım tahmini 700-800 lere kadar tırmandık. Ekvator kuşağı üzerindeki bir arazide
Karadeniz’in ılık sonbahar günlerini anımsatan ve serin havayı da iyice hissettiren taksi
içindeki kilimanın da etkisiyle sevinç doldu içimize. Ama sahile indiğimiz de ise bizi kuvvetli
muson rüzgarı bekliyordu. Tsunami uyarıları bile Endonezce yazılmıştı. Kapkara yağmur
bulutları doğu yönünde birikmişti. Sahile inene kadar Türkiye’deki sonbahar veya ilkbaharı
yaşarken sahilde bizi aşırı nem ve tam bir çevre felaketi bekliyordu. En az kuşluk vaktine
kadar 27 derece sıcakta yağmuru hissetmek ve beklemek hoş bir şey olabilirdi ama her yerde
kadın pedinden çocuk bezinden akla gelen her şeyin kumsala atıldığı bir yerde barbekücülerin
de çöp kokuları arasında kömür dumanıyla habire kızartmaya çalıştıkları etlerin, sıraya
dizilmiş gibi şarkıcı dilencilerin peşpeşe bungalowları işgal ettiği bir ortamda hevesimiz
kursağımızda kalmasın istedik. Yağmur öğle saat bir sıralarında bastırdı. Muson gitmişti.
Yerini güzel bir yağmur almıştı. Yağmurdan korkan Endonezlerin yağmurun altında nimetin
ne de hoş bir şey olduğunu hissedememelerini çok yadırgadım. Üzerlerine bir damla düşse
sanki felaket olmuş gibi çocuklar da bağırışıyordu. Bu insanlar tabiata küsmüş hiçbir şeye
aslında olumlu bakmayan her şeyde “Hayır” (Tak) “No” (Tidak) arayan bir kafa ile neden
hicri şeye NO diyemedikleri çelişkisini bir arda düşünmekten de kendimi alamadım. Hiçbir
şeye Hayır demeyeceksin her şeyde olumsuzluk arayacaksın. Bu Endpnezlerin Türklere
benzeyen karakteri idi sanırım. Limanın anlamı “Kraliçe Limanı” idi gerçekten harika bir
koydaydı çok hoştu kumsal genişti. Yeşil adeta ptoresk gibi idi. Elini dokundurmak istemzsin.
Kartpostal türünden pitoresk gibi bir yerde idik. Ama sidikli suların, çöplerin üzerinde 2 saat
kadar yine de yürüdüm. Zorladım kendimi. Kumsal neredeyse 300 metreye kadar ulaşıyordu
yer yer. Rüzgar ile yağmur ile Tanrı insanlara zulmeder mi? Yağmur dönüş yolunda da
devam etti. Cuaca buruk hava kötü diyen televizyon sipikerine içten içte kızdım. Bu
havanın neresi kötüydü. Hava güzel idi ama insanların kafaları kötüydü galiba. Bir köyden
geçerken Endonezce namazını kıldın mı diye pankartta yazıyordu ama caminin arkasındaki
fosseptik çukurunun ağzı açıktı. Ben de böyle bir camide namaz kılmak istemezdim.
Kılmadım da. Yolda iki kere abdest aldım ama namaz kılınan yerler pisti ve namaz kılmadım.
Hayata küsen müslümanlara önce havaya küsmüştü. Gerçi Endonezlerin müslümanı
Hristiyanı kafa yapısı olarak hiç farketmiyor sanırım. Önce beyinlerdeki urun temzilenmesi
gerekiyor. Havadan yağmurun güzel güzel yağmasının önüne geçemeyeceğimize göre yağmur
ve ardından gelen sele banjir musibah dememenin yolunu bulmalıydık. Evet bir günde
sonbahar, ilkbahar ve Endonezya yağmur mevsimini (musim hujan) yaşadım. İklimde
mutluydum. Cemiyette ise mutsuz. Çocuklar da böyleydi. Mutlu ama bungalowda mutsuz.
Ben ise arabanın içinde döneren mutsuzdum. Çünkü arka tarafımızda bir hanım vardı. Eşeğin
anırması gibi yüksek sesle geyirip duruyordu. Endonezya’da geyirmek (sendawa) ayıp
değildi. 8.11.2011 02. 55 , 29.12.2011,2.Ocak.2012. Tangerang Selatan, Pondok Aren)