Endonezce, Türkçe mantığına çok ters gelen bir dildir. Ögelerin sıralamasından tutunuz da ifade ve meram tarzı, cümle siyak-sibak ilişkisi bakımından her iki lisan da birbirinden çok farklıdır. Ancak yaşam felsefesi ve İslam dininin lisanların özümsediği ölçüde benimsediği etkisi bakımından da benzerlikler vardır, diyebiliriz. Her iki lisan; Arapça’dan oldukça beslenmiş, gerek galatı meşhur ve gerekse ifadelerin kesreti istimal denen fazla kullanımın telâffuzu ve iklim etkisiyle aşınarak yerelleşmesi yolunu izlemiş olmaları bakımından da benzerlik göstermektedir. Endonezce Türk-Endonez ilişkileri geliştiği oranda Türkçe ile ülfeti artacak bir dil olarak Güney Doğu Asya adalarından Anadolu yaylalarına göz kırpmaktadır. Ataerkil zihniyetin baskın olduğu insanların ürettiği Türkçe ile anaerkil zihniyetin baskın olduğu insanların ürettiği Endonezce İslam dini ortak paydasında iyi bir alış-veriş ve kültürel değişim yapabilecek yetenekte gelecekteki araştırmacılarını beklemektedir.
Şiirsel ve ima eden anlam ile şakamsı içeren ifadeler Endonez mantığını iyi yansıtır. Aslında Endonez dil mantalitesini konuşmaya yeni başlayan çocuğun salt ve doğrudan algılaması ile benzeştirebiliriz. Çocukların küçük harfle değil de büyük harfle doğrudan bodoslama düşünmesi gibi anlarsak; hiç kuşkusuz daha iyi Endonezlerin kafasının içine elimizi sokmuş oluruz. Küçük harfle düşünmekten kastımız çocukların sessiz düşünmesi, büyük harfle düşünmekten kastımız da sesli düşünmesi ilk anda ne hissediyor ise onu doğaçlama ifade etmesidir. Nasılki çocuklar hiç dokunulmamış bir saflık, hamlık, çiğlik içinde ve ifadeyi en son noktasına varan bir psikoloji ile söylüyorlarsa aynı tarzları, saf, ham, işlenmemiş çocuksu ruhu Endonezce’de arayıp bulabileceğiz. Bu açıdan baktığımızda Endonezce’nin geleceği hakkında karamsar olanlara hayret etmemek elde değil. Böyle bir dil geleceğe iyimser bakmanın temel direği olabilir. Endonezya’daki bir çok etnik unsuru da birleştirmesi devasa ülkenin zengin ve engin kültürel zenginliği ve 350 ye yakın yerel dil mantalitesinin harmanlanacağı bir Endonezce zengin ve gelişmiş bir lisan olabilir. Yine bu açıdan baktığımızda Endonezce’nin verdiği adabı muaşaret mücadelesi ve çocuk ruhu arasındaki çelişkiyi de görebileceğiz. TIDAK ENAK BADAN: Bedenin lezzeti olmamak, beden kırıklığı deyimi ile Türkçedeki “bu adamın tadı tuzu yok” deyimi arasındaki benzerliği müşahede edeceğiz.
Şiirsel anlatım tarzını BUAH ifadesi içinde de buluruz: İfadeyi böylesi bir bakışla ele aldığımızda Endonez insanının hissiyatına ve bir anlık kapıldığı duygulara ne kadar önem verdiği hassas kişiliğini bulacaksınız. Sözcük “ÜRÜN, SEMERE, MEYVE, TANE” anlamında kullanılmaktadır. Türkçede olduğu gibi Endenezce’de de göreceli ifade tarzı (= benzetme, mecazi ifade, metafor) bol miktarda vardır. BUAH DADA ifadesini böyle anlayabiliriz. BUAH tane anlamında DADA ise göğüs anlamındadır. GÖĞÜS TANESİ mantalitesi bizi meme ifadesine götürecektir.
BUAH ifadesini de böylesi bir zihniyet içinde düşündüğümüzde Endonez insanının hissiyatına ve bir anlık kapıldığı duygulara ne kadar önem verdiği hassas kişiliğini bulacaksınız. Sözcük “ÜRÜN, SEMERE, MEYVE, TANE” anlamında kullanılmaktadır. Türkçede olduğu gibi Endenezce’de de göreceli ifade tarzı (= benzetme, mecazi ifade, metafor) bol miktarda vardır. BUAH DADA ifadesini böyle anlayabiliriz. BUAH tane anlamında DADA ise göğüs anlamındadır. GÖĞÜS TANESİ mantalitesi bizi meme ifadesine götürecektir.
Bu işleri biz yapmadığımız müddetçe İngilizler, Almanlar yapmakta ondan sonra da hayranlık ve eziklik duygusu bir tarafa sömürülmemiz için de ellerine haklı bir gerekçe vermekteyiz. Endonezce kabie dillerinden katkı alarak zenginleşebilir. Milli bir uzlaşı alanı olabilir. Bunun için Endonezce konuşanların gelecekte ülkelerindeki tüm lisanları kayıt kuyudata geçirip öncelikle Endonezya’ya ve insanlığa katkı yapacaklarını umuyoruz.
Endonezce’de BUAH sözcüğü ile birlikte kullanılan terimlerin (kavram, deyim, tabir) genel Endonez karakterini yansıttığını düşünüyoruz. Sıcak iklimin insanları hissiyatı ile düşündüklerinden Akdeniz ülkeleri ve Türkler gibi ifadeleri de mantıktan ziyade zevk ve keyfin yanısıra kalbe, hisse ve gönüle yönelik tasarımlar için de kullanmaktadırlar. “Bu çocuk lezzetli mi, tatlı mı?” “BAYI INI ENAK” diye kelimesi kelimesine tercüme ettiğimizde anlamını anlamanın güç olduğunu ama ” bu çocuk, bebek sevimli” diye anlamını tercüme ettiğimizde ise lezzet-sevimli eşleşmesini bir arada düşünüp mantaliteyi daha iyi kavradığımızı izah etmek isteriz. Benzeri kavramlar Endonez’de bol miktarda vardır. Örneğin TIDAK ENAK BADAN: Beden kırıklığı, hissiyatı iyi olmamak, morali bozuk olmak, ifadesini de aynı şekilde analiz edebiliriz.
Şiirsel ve ima eden anlam ile şakamsı hava içeren ifadeler Endonez mantığını iyi yansıtır. Aslında Endonez dil mantalitesini konuşmaya yeni başlayan çocuğun salt ve direk algılaması, küçük harfle değil de büyük harfle doğrudan bodoslama düşünmesi gibi anlarsak; hiç kuşkusuz daha iyi Endonezlerin kafasının içine elimizi sokmuş oluruz. Nasılki çocuklar hiç dokunulmamış bir saflık, çiğlik içinde ve ifadeyi en son noktasına varan bir haleti ruhiye ile söylüyorlarsa; saf, ham, işlenmemiş çocuksu ruhu Endonezce’de arayıp bulabileceğiz. Bu açıdan baktığımızda Endonezce’nin geleceği hakkında karamsar olanlara hayret etmemek elde değil. Böyle bir dil geleceğe iyimser bakmanın temel direği olabilir. Endonezya’daki bir çok etnik unsuru da birleştiren Endeonezce kabile dillerinden de katkı alarak zenginleşebilir. Milli bir uzlaşı alanı olmuş olan Endonezce’yi geliştirip ilerleterek hak ettiği seviyeye çıkartabiliriz. Endonezce’nin zenginliği buna çok müsaittir. 20 bin civarında ada sözcüğünün 350 yakın yere lisan içinde ne kadar zengin bir yer ismi olacağını düşününüz. Bunun için Endonezce konuşanların gelecekte ülkelerindeki tüm lisanları kayıt kuyudata geçirip öncelikle Endonezya’ya ve insanlığa katkı yapacaklarını umuyoruz. Endonezce bu açıdan bakıldığında oldukça zengin ve geniş bir alanda gelişme ve ilerleme gösterecek yetenekte olduğu kesin olan bir dil kümesinin halesi içinde sözcük dağarcığı ve sözcük üretim biçimlerinin zenginleşip artabileceğini göstermektedir. Ancak burada sorunu Endonezce’nin yayıldığı 5.200 X 2.000 kilometre ebadındaki geniş alanda aramamalıyız. Arayacağımız adres bellidir: Endonezce konuşan aydınların ana dillerine bakışlarındaki sakat zihniyeti gerek Türkiye ve gerekse Arap ülkelerinde uzun zamandır süre gelen hastalığa benzeştirebiliriz.
(18-26.Haziran.2012. Tangerang)